Hızlı Destek Kuvvetleri, El Faşir'de ihlallerde bulunduklarından şüphelenilen çok sayıda savaşçısının tutuklandığını duyurdu

Sudan paramiliter örgütü HDK’nin Telegram hesabında 26 Ekim 2025'te paylaşılan bir videodan alınan karede, savaşçıların Darfur'daki El Faşir'e girdikten sonra sokaklarda silah taşıyıp kutlama yaptıkları görülüyor (AFP).
Sudan paramiliter örgütü HDK’nin Telegram hesabında 26 Ekim 2025'te paylaşılan bir videodan alınan karede, savaşçıların Darfur'daki El Faşir'e girdikten sonra sokaklarda silah taşıyıp kutlama yaptıkları görülüyor (AFP).
TT

Hızlı Destek Kuvvetleri, El Faşir'de ihlallerde bulunduklarından şüphelenilen çok sayıda savaşçısının tutuklandığını duyurdu

Sudan paramiliter örgütü HDK’nin Telegram hesabında 26 Ekim 2025'te paylaşılan bir videodan alınan karede, savaşçıların Darfur'daki El Faşir'e girdikten sonra sokaklarda silah taşıyıp kutlama yaptıkları görülüyor (AFP).
Sudan paramiliter örgütü HDK’nin Telegram hesabında 26 Ekim 2025'te paylaşılan bir videodan alınan karede, savaşçıların Darfur'daki El Faşir'e girdikten sonra sokaklarda silah taşıyıp kutlama yaptıkları görülüyor (AFP).

Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), pazar günü Sudan'ın batısındaki Darfur bölgesinde ordunun son kalesi olan el-Faşir şehrini ele geçirirken ihlallerde bulundukları şüphesiyle çok sayıda savaşçının tutuklandığını duyurdu.

HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) çarşamba günü yaptığı açıklamada, güçlerinin el-Faşir'i ele geçirmesinin ardından şehir sakinlerinin başına gelen ‘felaketten’ duyduğu üzüntüyü dile getirerek, ‘hesap verebilirlik komitelerinin’ kurulmasından bahsetti.

Bu açıklama, HDK’nin 18 aydan fazla bir süre kuşattıktan sonra kontrolünü ele geçirdiği şehirde yüzlerce sivilin öldürüldüğü ve ihlallerin yaşandığına dair haberlerin ardından yaygın bir kınama dalgası yaşanırken geldi.

xfg
El-Faşir'de hükümet güçleri ile HDK arasındaki çatışmalardan kaçarak sığınma kampına gelen çocuklar, 27 Ekim 2025 (AP)

HDK tarafından yapılan açıklamada, “Liderliğin talimatları doğrultusunda ve savaş zamanında geçerli olan yasa, davranış kuralları ve askeri disipline uygun olarak, güçlerimiz el-Faşir'in kurtarılması sırasında işlenen ihlallerle suçlanan bir dizi kişiyi tutukladı. Bunların başında Ebu Lulu olarak bilinen bir adam geliyor” ifadeleri yer aldı.

Açıklamada ayrıca, “İlgili hukuk komiteleri, bu kişileri adalete teslim etmek üzere soruşturmaya başladı” denildi.

Ebu Lulu, HDK'nin Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir'i ele geçirmesinin ardından TikTok'ta paylaşılan videolarda saha infazları gerçekleştirirken görüldü.

sdfr

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre TikTok'ta paylaşılan bir videoda, Ebu Lulu'nun silahsız erkekleri yakın mesafeden vurduğu görüldü. Başka bir videoda ise Ebu Lulu onlarca ceset ve yanmış arabanın yanında silahlı adamların arasında duruyordu.

HDK, Ebu Lulu'nun Kuzey Darfur'daki bir hapishanede parmaklıklar ardında olduğunu gösteren bir video yayınladı.

df
El-Faşir'de hükümet güçleri ile HDK arasındaki çatışmalardan kaçarak Darfur'daki bir sığınma kampına gelen aileler, 27 Ekim 2025 (AP)

HDK şehri ele geçirdiğinden beri el-Faşir ile tüm iletişim kesildi. Ancak kurtulan bazı kişiler, komşu Tavile kasabasına ulaştıklarında AFP’ye konuşarak, toplu katliamlar, çocukların ailelerinin gözleri önünde vurulması ve kaçmaya çalışan sivillerin dövülüp soyulması gibi olaylara tanık olduklarını anlattılar.

Geçtiğimiz pazar gününden bu yana, HDK üyesi olduğu düşünülen kişilerin el-Faşir'de sahada infazlar gerçekleştirdiği videolar internette dolaşıyor.

vfgt
El-Faşir'de hükümet güçleri ile HDK arasındaki çatışmalardan kaçarak Darfur'daki bir sığınma kampına gelen yerinden edilmiş kişiler, bir yardım kuruluşuna ait tankerden temiz su alıyorlar, 27 Ekim 2025 (AP)

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Tom Fletcher, dün BM Güvenlik Konseyi'ne, HDK'nin el-Faşir'e girmesinden sonra ‘toplu infazlara dair güvenilir raporlar’ olduğunu söyledi.

HDK yetkililerinin soruşturma yürüttüklerini söylediklerini belirten Fletcher, Kuzey Darfur'dan gelen ‘korkunç haberler’ ışığında bu güçlerin taahhütlerini sorguladı.



Sudan’daki Müslüman Kardeşler bir yol ayrımında

Sudan İslami Hareketi Genel Sekreteri Ali Ahmed Karti (Facebook)
Sudan İslami Hareketi Genel Sekreteri Ali Ahmed Karti (Facebook)
TT

Sudan’daki Müslüman Kardeşler bir yol ayrımında

Sudan İslami Hareketi Genel Sekreteri Ali Ahmed Karti (Facebook)
Sudan İslami Hareketi Genel Sekreteri Ali Ahmed Karti (Facebook)

Sudan, savaşın dördüncü yılına girmesi ve askeri-siyasi ittifakların hızla değişmesiyle birlikte son derece karmaşık bir süreçten geçiyor. Sudan ordusunun safına katılan ve daha önce Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) bünyesinden ayrılan grupların yanı sıra, silahlı hareketlerin ortak güçleri, Sudan Kalkanı Kuvvetleri ve İslamcı akıma yakın oluşumların da aynı cephede yer almasıyla, HDK karşıtı kampta yeni bir güç dengesi haritası giderek belirginleşiyor. Bu tablo, kökenleri, hedefleri ve Sudan devletinin geleceğine ilişkin vizyonları farklı olan çok sayıda aktör arasında çıkarların geçici olarak kesiştiğine işaret ediyor.

Her ne kadar bugün söz konusu güçleri bir arada tutan en önemli unsur HDK’ye karşı mücadele olsa da, taraflar arasındaki siyasi ve askerî görüş ayrılıkları bu ittifakın geleceğine ilişkin ciddi soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Sudan’ın geçmiş tecrübeleri, savaş dönemlerinde kurulan ittifakların barış sürecinde mutlaka kalıcı ortaklıklara dönüşmediğini gösteriyor. Aksine, bu tür ittifaklar savaş sonrası dönemde nüfuz, iktidar paylaşımı ve yeni düzenlemeler konusunda ortaya çıkabilecek yeni çekişmelerin zemini haline gelebiliyor. Bu nedenle ortaya çıkan yeni güç dengelerinin dikkatle incelenmesi, aynı cephede yer alan unsurlar arasındaki ilişkilerin niteliğinin değerlendirilmesi ve önümüzdeki dönemde uzlaşı ya da çatışma ihtimallerinin analiz edilmesi büyük önem taşıyor.

GTHTY
14 Ağustos 2025 tarihinde ülkenin doğusundaki el-Gadarif şehrinin sokaklarında Sudan ordusu askerleri (AFP)

Son dönemde Sudan ordusu, farklı geçmişlere ve hedeflere sahip çeşitli güçlerin altında hareket ettiği temel askerî çatı haline geldi. Darfur kökenli silahlı hareketlere bağlı ortak güçler, sahadaki ağırlıkları ve savaş tecrübeleriyle dikkat çekerken, Sudan Kalkanı Kuvvetleri yükselen bir askerî ve kabilesel güç olarak öne çıkıyor. Buna karşılık, HDK saflarından ayrılan bazı isimler ve gruplar da yeni güç denkleminde kendilerine yer edinmeye ve etkilerini göstermeye çalışıyor.

Zorunluluk ittifakı

Bu bileşim, ‘zorunluluk ittifakı’ olarak nitelendirilebilecek bir yapı ortaya çıkardı. Bu çerçevede söz konusu güçleri bir araya getiren temel unsur HDK’ye karşı ortak mücadele olurken, bu durum taraflar arasında ortak bir siyasi projenin bulunduğu anlamına gelmiyor. Her aktörün, iktidarın geleceği ve nüfuz paylaşımına ilişkin kendine özgü hesapları bulunuyor.

Bu bağlamda, savaş sonrası dönemde İslamcı hareketin konumu da önemli bir tartışma başlığı olarak öne çıkıyor. Uzun yıllar boyunca Sudan devletinde siyasi, örgütsel ve güvenlik alanlarında önemli bir nüfuz odağı olan İslamcılar, artık geçmişte olduğu gibi tek başına belirleyici bir etki alanına sahip değil. Savaş süreci içinde yükselen yeni aktörler, zorunlu olarak İslamcı bir çizgiye mensup değil. Ayrıca bu aktörlerin bir kısmı, eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir döneminden bu yana İslamcı yapılarla süregelen siyasi rekabet ve çatışma geçmişine de sahip.

Bu tablo, dikkat çekici bir paradoksu ortaya koyuyor: Orduya desteğin genişlemesi ve aktör çeşitliliğinin artmasıyla birlikte, İslamcı hareketin bu ittifak içindeki göreli ağırlığı azalıyor. İslamcılar artık ne tek başına siyasi bir şemsiye sağlayan ne de tek başına askerî ya da toplumsal mobilizasyonu yönlendiren ana güç konumunda. Bunun yerine, her biri kendi çıkarları ve hesapları olan çok sayıda aktörün yer aldığı daha parçalı bir güç yapısının bileşenlerinden biri haline gelmiş durumdalar.

İslamcılar baskı altında

İslamcı hareket üzerindeki siyasi baskıların, hem iç hem de dış düzeyde giderek arttığına dair işaretler çoğalıyor. İslamcı çizgiye yakınlığıyla bilinen strateji uzmanı Abdulhadi Abdulbasit, mevcut dönemde İslamcı hareketin benzeri görülmemiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Abdulbasit’e göre, savaş sonrası düzenlemelerde İslamcıların dışlanmasına yönelik çağrılar artarken, aynı zamanda geçmiş iktidar dönemlerindeki rolleri ve bu dönemle bağlantılı iddialar nedeniyle hesap vermeleri yönündeki talepler de güçleniyor. Son aylarda, İslamcı hareketin önde gelen bazı isimlerine yönelik hukuki işlemler uygulanmış, bu isimler bir süre sonra serbest bırakılmıştı. Ancak eski iktidar partisi Ulusal Kongre Partisi yöneticilerinden en-Numan Abdulhalim halen gözaltında tutuluyor.

DFBGHJUK
İnternette dolaşan bir fotoğrafta, Yaser el-Ata’nın, orduyla birlikte savaşan İslamcı el-Bera bin Malik Tugayı’nın komutanıyla birlikte olduğu görülüyor.

Dış baskılar sonucu alındığı düşünülen bu önlemler, Sudan İslami Hareketi, Ulusal Kongre Partisi ve el-Bera bin Malik Tugayı’nın ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılmasıyla aynı zamana denk geldi.

Ayrıca, bölgesel ve uluslararası düzeyde İslamcıların gelecekteki herhangi bir siyasi süreçten dışlanmasını savunan görüşler de giderek görünürlük kazanıyor. Bu yaklaşım, başta ABD, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır’dan oluşan Dörtlü Mekanizma ile Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB), Afrika Birliği (AfB), Arap Birliği ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) gibi çok taraflı platformların açıklama ve istişarelerine de yansıyor.

Öte yandan, sivil siyasi güçler İslamcıların gerilemesini savaşın doğrudan sonucu olmaktan ziyade, demokratik geçiş sürecinin bir gerekliliği olarak değerlendiriyor. Sivil Demokratik Güçler İttifakı (Sumud) Sözcüsü Dr. Bekri el-Cak, Sudan Ordusu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın İslamcılardan uzaklaşma kapasitesine sahip olabileceğini, ancak asıl sorunun İslamcıların devletin çeşitli kurumlarındaki köklü etkisi olduğunu ifade etti. El-Cak’a göre, bu aktörlerin tamamen dışlanması, ancak geniş tabanlı bir siyasi ittifak ve kapsayıcı bir proje ile mümkün olabilir; bu da ülkenin bir sonraki aşamasını yönetebilecek ortak bir siyasi çerçeve gerektiriyor.

DFGTHYU
Sudan’ın eski Başbakanı ve Sumud İttifakı lideri Abdullah Hamduk, Nairobi’de daha önceki toplantılarda Sudan siyasi güçlerinin liderleriyle bir araya geldi. (Sumud İttifakı)

Sudan Ulusal Kongre Partisi yöneticilerinden Şerif Muhammed Osman, İslamcı hareketin, Aralık 2018’de gerçekleşen halk devrimiyle birlikte Sudan halkının iradesiyle çöktüğünü ifade etti. Ayrıca uluslararası baskılar ve yaptırımların, ABD’nin İslamcı hareketi ‘terör bağlantılı listelere’ dahil etmesi gibi adımların, söz konusu yapının siyasi izolasyonunu daha da artıracağı görüşünü dile getirdi.

Osman, sivil güçlerin İslamcıları siyaseten dışlama yönünde ilerlediğini, bunun temel gerekçesinin ise Sudan’da istikrarın ve devletin yeniden inşasının ancak sivil ve barışçıl bir geçiş süreciyle mümkün olabileceği inancı olduğunu belirtti. Ona göre İslamcı hareketin ve ona bağlı siyasi yapıların etkisi giderek gerileme eğiliminde.

Bu çerçevede, orduya yakınlığıyla bilinen Demokratik Blok lideri Mubarak Ardol, Addis Ababa’da düzenlenen bir toplantı sırasında sivil Sudan güçleriyle, eski iktidar partisi Ulusal Kongre Partisi ile Sudan Kurucu İttifakı’nın gelecekteki herhangi bir siyasi düzenlemeden dışlanması konusunda sözlü bir mutabakata varıldığını ve bunun kendi sosyal medya hesabında da doğrulandığını açıkladı.

Bununla birlikte, İslamcı nüfuzun tamamen sona erdiğini söylemek için henüz erken olduğu değerlendiriliyor. Zira İslamcı hareket, hâlâ örgütsel ağlara, birikmiş siyasi deneyime ve devletin bazı kurumları ile toplumun belirli kesimleri içinde varlığa sahip. Ancak mevcut göstergeler, hareketin uzun yıllar boyunca sahip olduğu baskın konuma yeniden ulaşmasının önceki dönemlere kıyasla çok daha zor olduğunu ortaya koyuyor.


İran, Irak’taki nüfuzunu korumayı başarabilecek mi?

Irak’ın yeni Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat’ta İran’ın Irak Büyükelçisi Muhammed Kazım Al Sadık ile yaptığı görüşme sırasında (Hükümet medyası)
Irak’ın yeni Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat’ta İran’ın Irak Büyükelçisi Muhammed Kazım Al Sadık ile yaptığı görüşme sırasında (Hükümet medyası)
TT

İran, Irak’taki nüfuzunu korumayı başarabilecek mi?

Irak’ın yeni Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat’ta İran’ın Irak Büyükelçisi Muhammed Kazım Al Sadık ile yaptığı görüşme sırasında (Hükümet medyası)
Irak’ın yeni Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat’ta İran’ın Irak Büyükelçisi Muhammed Kazım Al Sadık ile yaptığı görüşme sırasında (Hükümet medyası)

Iraklı siyasetçiler, bu günlerde olası bir ABD-İran anlaşmasının ülke üzerindeki etkilerini ve bunun doğurabileceği ‘yan sonuçları’ yakından izliyor.

Gözlemcilerin bir kısmı, önümüzdeki dönemde Washington’ın nüfuzunun artabileceğini ve buna karşılık Tahran’ın etkisinin gerileyebileceğini savunurken, diğerleri ise İran’ın önümüzdeki aylar veya yıllar içinde yeni bir hâkimiyet döneminin temelini atabileceğini öne sürüyor.

Washington ile Tahran arasında imzalanan mutabakat zaptına ilişkin belirsizlik sürerken, özellikle de bölgedeki ‘vekil güçler ve müttefik yapılar’ konusundaki tutum netlik kazanmış değil. Bu nedenle iki ezeli rakipten gelen mesajlar, Irak’ın geleceğine dair tabloyu açıklığa kavuşturmaya yetmiyor. Ayrıca Irak’ın ilerleyen dönemde bu iki rakibin nüfuz alanlarından hangisinin içinde yer alacağı da belirsizliğini koruyor.

ABD’nin tutumu

Washington’ın, ABD terör listesinde yer alan grupların yönetime dahil edilmemesi konusunda Bağdat’a yönelik uyarıları sürüyor. Diğer yandan ABD’nin Irak Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Joshua Harris, ABD ile İran arasında imzalanan anlaşmanın ardından başlayacak sürece ve bunun Irak’a yansımalarına ilişkin net bir değerlendirmede bulunmadı. ABD’nin Arapça yayın yapan Al Hurra adlı televizyon kanalı tarafından yöneltilen, “Tahran ile Washington arasındaki anlaşma Irak’taki durumu etkileyecek mi? Bu anlaşma silahlı grupların etkisini azaltacak mı yoksa nüfuzlarını artıracak mı?” sorusuna Harris, “Bu aşamada en önemli şey, Iraklıların çıkarlarını her şeyin önünde tutan bir hükümet görmek. ABD her zaman Amerikalıları ve onların çıkarlarını önceliklendirir” yanıtını verdi.

Harris ayrıca, Washington ile Bağdat arasındaki karşılıklı faydaya dayalı ortaklığın temelinin, devletin milis gruplar sorunuyla mücadele etmesi ve silahların yalnızca devletin elinde toplanmasını sağlaması olduğunu belirtti. “Temel mesele bu” diyen Harris, “Bu ortaklığın tam anlamıyla hayata geçirilebilmesi için aşılması gereken eşik, silahların devlet tekelinde toplanmasıdır” ifadesini kullandı.

İran’ın Irak’taki güçlü nüfuzu

Buna karşılık, İran’ın bölgedeki diplomatik ve siyasi hareketliliğinin, geçtiğimiz şubat ayı sonunda patlak veren savaş öncesindeki olağan seyrine dönmeye başladığı görülüyor. İran’a yakın medya kuruluşları, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin yakında Bağdat’ı ziyaret etmeyi planladığını ve burada Iraklı yetkililerle İsviçre’de gerçekleştirilen görüşmelerin sonuçlarını ve eski İran Dini Lideri Ali Hamaney için düzenlenecek cenaze törenine ilişkin hazırlıkları ele alacağını aktardı.

Daha önce Tahran Belediye Başkanı Ali Rıza Zakani, eski dini liderin naaşının gelecek temmuz ayının başında Irak’a nakledileceğini ve bunun defin öncesindeki cenaze törenleri kapsamında gerçekleştirileceğini açıklamıştı.

Naaşın nakledilip nakledilmeyeceğine ilişkin belirsizlik sürse de, gözlemciler söz konusu açıklamanın İran’ın Irak sahasındaki güçlü etkisini ve nüfuzunu ortaya koyduğunu değerlendiriyor.

İran’ın Irak Büyükelçisi

İran yanlısı grupların savaş sırasında Tahran lehine sürece dahil olmalarının yol açtığı güvenlik sorunlarına rağmen, İran’ın Irak Büyükelçisi Muhammed Kazım Al Sadık, bir basın kuruluşuna verdiği röportajda, ülkesinin ‘hiçbir taraftan müdahalede bulunmasını talep etmediğini, çünkü buna ihtiyaç duymadığını’ söyledi. Al Sadık’ın bu açıklaması, savaş sırasında İran’ın yanında yer alan silahlı grupların kendi inisiyatifleriyle hareket ettiği mesajı olarak değerlendirildi.

Silahlı gruplara yakın bir kaynak ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Al Sadık’ın ‘grupların gönüllü inisiyatifi’ yönündeki sözlerinin, İran’ın Irak’ta stratejik üstünlük sağlamasını mümkün kılan temel farkı ortaya koyduğunu ifade etti.

Peki ya silahların kontrolü?

Silahların yalnızca devletin kontrolünde toplanması dosyasına ilişkin olarak ise Washington’ın en azından şu aşamada sert tutumunu koruduğu görülüyor. Buna karşılık Al Sadık, “Bu, Irak’ın iç meselesidir. Irak hükümetinin bu konuda alacağı her karara saygı duyarız” ifadelerini kullandı.

Ancak Al Sadık, ülkesinin silahlı grupların silahsızlandırılmasına karşı yaklaşımına işaret ederek, ‘Irak’taki silahlı grupların silahlarını muhafaza etmek istemelerine yol açan nedenlere dikkat edilmesi gerektiğini’ belirtti. Ayrıca bu grupların ‘seslerinin duyulması ve kaygıları ile endişelerine karşılık verilmesi gerektiğini’ vurguladı.

Silahlı gruplara yakın bir kaynak ise İran’ın son yirmi yılda Irak’tan ne istediğini çok iyi bildiğini ve bu konuda tutarlı bir strateji izlediğini savundu. Kaynak, buna karşılık ABD’nin Irak politikasında zaman zaman kararsız ve tutarsız bir görüntü sergilediğini, bu durumun ABD-İran anlaşmasının imzalanmasının ardından da devam edeceğini düşündüğünü söyledi.

dferre
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026 tarihinde Bağdat’ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Hükümet medyası)

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak, İran’ın anlaşma sonrasında daha farklı bir yöntem izlemesinin muhtemel olduğunu belirterek, bunun kamuoyuna açık şekilde yürütülmeyeceğini ve Washington’ı rahatsız etmeyecek bir çerçevede şekilleneceğini, ancak Tahran’ın Irak’taki geleneksel nüfuzunu korumayı sürdüreceğini ifade etti.

Kaynağa göre Tahran, kendisine yakın siyasi figürler ve partiler aracılığıyla Irak siyasetindeki etkisini sürdürmeye devam edecek.

Petrol kâğıdı

Buna karşılık, Irak’ta İran nüfuzuna karşı çıkan birçok siyasi çevre, ABD Başkanı Donald Trump liderliğindeki Amerikan yönetiminin bu etki alanını sınırlandırma konusunda kararlı ve yeterli kapasiteye sahip olduğuna inanıyor. Söz konusu çevreler, bunun gerek İran’a yönelik giderek artan baskılar gerekse Irak’taki karar alma mekanizmalarına uygulanan yoğun Amerikan baskısı yoluyla gerçekleştirilebileceğini savunuyor.

Bu kesimlere göre, ekonomik yaptırım tehdidinin gündemde tutulması dahi özellikle Şii siyasi liderleri ve partileri, İran nüfuzunun Irak’ta sürmesinin ve daha da genişlemesinin doğurabileceği riskleri yeniden değerlendirmeye sevk etmek için yeterli olabilir.

Bilindiği üzere, Irak’ın petrol gelirleri satışın ardından önce FED nezdindeki hesaplara aktarılıyor, ardından bu kaynaklar yeniden Irak bankacılık sistemine yönlendiriliyor.


Irak, zimmete geçirilen paraları “toprak altında” yakaladı

Irak’taki yargı kurumları tarafından dağıtılan, Irak Merkez Bankası mührüyle mühürlenmiş kutu ve torbaların içinde ele geçirilen nakit paraların fotoğrafı
Irak’taki yargı kurumları tarafından dağıtılan, Irak Merkez Bankası mührüyle mühürlenmiş kutu ve torbaların içinde ele geçirilen nakit paraların fotoğrafı
TT

Irak, zimmete geçirilen paraları “toprak altında” yakaladı

Irak’taki yargı kurumları tarafından dağıtılan, Irak Merkez Bankası mührüyle mühürlenmiş kutu ve torbaların içinde ele geçirilen nakit paraların fotoğrafı
Irak’taki yargı kurumları tarafından dağıtılan, Irak Merkez Bankası mührüyle mühürlenmiş kutu ve torbaların içinde ele geçirilen nakit paraların fotoğrafı

Irak’taki yargı kurumları, Petrol Bakanlığı’ndan bir yetkili ve çeşitli sorumluların zimmetlerine para geçirdikleri suçlamasıyla yargılandığı davaya ait toprak altında saklanmış milyonlarca doları ele geçirdiğini duyurdu.

Irak mahkemesinin yayımladığı fotoğraflar, kolluk kuvvetlerinin ‘milyonlarca dolara ulaşmak için toprağı 4 metre derinliğe kadar kazmak zorunda kaldığını’ ortaya koydu.

Yolsuzlukla Mücadele Ağır Ceza Mahkemesi'nin soruşturma hâkimi, tutuklanan Petrol Bakanlığı yetkilisi Adnan el-Cumeyli'nin davasındaki gelişmelere ilişkin açıklamasında eski Selahaddin Valisi Raid el-Cuburi'nin de gözaltına alındığını bildirdi.

Hâkim, yetkililerin salı günü ‘çeşitli kişilere ait evlerde gizlenmiş 67 milyar dinardan fazla (yaklaşık 65 milyon dolar) ile 1 milyon dolar’ ele geçirdiğini açıkladı.

Hâkim ayrıca tutarın bir bölümünün 4 metre derinlikte toprak altına saklandığını ve özel iş makineleriyle yapılan kazı sonucunda bulunduğunu belirterek davada el konulan toplam tutarın 98 milyar dinarı (yaklaşık 95 milyon dolar) ve 11 milyon doları aştığını vurguladı.