Kara büyülerden vampirlere: 2025'in en iyi korku filmleri

"Bana her gün Cadılar Bayramı" diyen korku meraklıları için yılın en iyilerini sıraladık

25 yaşındaki Sophie Thatcher, Kusursuz Arkadaş'ın yanı sıra Sapkın (Heretic) ve The Boogeyman gibi korku filmlerinde başrolde yer alarak türün yeni "çığlık kraliçesi" oldu bile (Warner Bros.)
25 yaşındaki Sophie Thatcher, Kusursuz Arkadaş'ın yanı sıra Sapkın (Heretic) ve The Boogeyman gibi korku filmlerinde başrolde yer alarak türün yeni "çığlık kraliçesi" oldu bile (Warner Bros.)
TT

Kara büyülerden vampirlere: 2025'in en iyi korku filmleri

25 yaşındaki Sophie Thatcher, Kusursuz Arkadaş'ın yanı sıra Sapkın (Heretic) ve The Boogeyman gibi korku filmlerinde başrolde yer alarak türün yeni "çığlık kraliçesi" oldu bile (Warner Bros.)
25 yaşındaki Sophie Thatcher, Kusursuz Arkadaş'ın yanı sıra Sapkın (Heretic) ve The Boogeyman gibi korku filmlerinde başrolde yer alarak türün yeni "çığlık kraliçesi" oldu bile (Warner Bros.)

Korkunun altın çağına hoş geldiniz! 2025, korku sineması için olağanüstü bir yıl oldu, hatta belki de son yılların en verimlisi...

Dünyadaki kaotik atmosferle birlikte, tür yeniden en yaratıcı haline büründü. Savaşların, krizlerin ve belirsizliklerin gölgesinde korku sineması yine en dürüst aynalardan biri oldu; tedirginliğimizi, arzularımızı ve karanlıkla kurduğumuz tuhaf bağı perdeye taşıdı.

Tarih boyunca korku, toplumsal kaygının en yaratıcı biçimlerinden biri olmuştur. 1980'lerin muhafazakar atmosferi "slasher" çılgınlığını tetiklemiş, 2000'lerin Testere (Saw) ve Otel (Hostel) gibi işkence serileri 11 Eylül sonrası travmalardan beslenmişti. Bugünse, insanlık yine huzursuz ve sinema, bu huzursuzluğu hem çığlığa hem de eşsiz bir büyüye dönüştürüyor.

2025'in korku takvimi, hem büyük stüdyo yapımlarının hem bağımsız keşiflerin damga vurduğu bir dönem olarak akıllarda kalacak. Zach Cregger'ın Silahlar'ı (Weapons), mizah ve şiddeti aynı bedende buluştururken; Robert Eggers, Nosferatu'yla ölüm ve arzunun sınırlarını silikleştirdi. Michael Shanks'in Birlikte'si (Together) ise karşılıklı bağımlılığı vücut bulmuş bir kabusa dönüştürerek yılın en rahatsız edici yapımlarından biri oldu.

Bu liste, 2025'in şimdiye dek bizi en çok sarsan, rahatsız eden ve büyüleyen korku filmlerini bir araya getiriyor. Ve evet, yılın en çok konuşulan hatta Google aramalarını şekillendiren yapımlarından Good Boy, Türkiye'de henüz vizyona girmediği için listede yer almıyor ama adından çokça söz ettireceğine hiç kuşkumuz yok.

Kısacası korku sineması bu yıl yalnızca dehşet değil, şaşırtıcı bir canlılık da taşıyor. Ve bu filmler sayesinde rahatlıkla söyleyebiliriz ki, korkmak hiç bu kadar güzel gözükmemişti! 

Huzurlarınızda Cadılar Bayramı'nı bahane ederek sıraladığımız, yılın en iyi korku filmleri... 

10. Çirkin Üvey Kardeş (Den stygge stesøsteren)

Küllerinden doğmak isteyen bir kızın hikayesi değil bu; bedeninin içinde yanarak güzelliğe ulaşmaya çalışan bir kadının kabusu. Norveçli yönetmen Emilie Blichfeldt, bu filmde masalları ters yüz ediyor ve "çirkin üvey kız kardeş"i, toplumsal güzellik takıntısının trajik kurbanına dönüştürüyor.

Lea Myren'in nefes kesici performansıyla Elvira, güzel olma uğruna kendi bedenine karşı savaş açıyor. Ve bu savaşın her saniyesi kan, acı ve gözyaşıyla dolu. Film, Külkedisi (Cinderella) efsanesini pembe tozundan arındırıp Cronenberg'vari bir beden korkusuna (body horror) dönüştürürken mizah duygusunu da hiç kaybetmiyor.

rfgt
24 yaşındaki Norveçli aktris Lea Myren, ilk oyunculuk deneyimini 8 yaşındayken yaşadı (Scanbox Entertainment)

İlk uzun metraj yönetmenlik denemesinde Blichfeldt'in kamerası, bir yandan kadın bedenine yönelen patriyarkal bakışı ifşa ederken, diğer yandan güzelliğin nasıl bir şiddet biçimine dönüşebildiğini gösteriyor. 

Göz kamaştırıcı renk paletiyle mide bulandıran detaylar arasında gidip gelirken izleyicisini sarhoş eden film, "çirkinlik" ve "çekicilik" arasındaki sınırı bilinçli biçimde bulanıklaştırıyor. 109 dakikalık bu acımasız yolculuk, yer yer temposunu kaybetse de sarsıcılığını koruyor. Her sahne özenle kurgulanmış; tiksindirici olduğu kadar estetik, rahatsız edici olduğu kadar büyüleyici. Blichfeldt, kadının aynaya her baktığında hissettiği tiksintiyi seyircinin midesine kadar ulaştırmayı başarıyor. Finaldeyse Elvira'nın bedeni kadar kırılmış ruhu da masalın gerçek yüzünü açığa çıkarıyor: Güzellik arzusu bazen insanı içten içe kemiren en acımasız lanet.

IMDb: 7,0

9. Varlık (Presence)

Steven Soderbergh, ölümle yaşam arasındaki o ince çizgiyi bir kameranın merceğine sığdırıyor. 

Geçen yıl katilin gözünden anlatılan In a Violent Nature türün kalıplarını yıkmıştı. Bu yıl ise Ben Leonberg'in Good Boy'unda bir köpeğin, Soderbergh'in Varlık'ında ise bir hayaletin gözünden anlatılan hikayeler yeni evrenlere kapı aralıyor.    

Varlık, teknik açıdan ustaca çekilmiş, duygusal olarak da tuhaf biçimde dokunaklı bir film. Soderbergh'in kamerası, bu kez sadece izlemiyor; evin duvarlarında dolaşıyor, sırların arasına sızıyor, sessiz bir varlık gibi nefes alıyor.

frgt
2 milyon dolarlık düşük bir bütçeyle çekilen Varlık, gişede 11 milyon dolar kazandı (NEON)

Lucy Liu ve Chris Sullivan, anne-baba rollerinde filmin soğuk atmosferini çatlatan bir insanlık dokunuşu yaratıyor. Callina Liang'ın canlandırdığı genç kızsa, bu görünmeyen varlığın hem hedefi hem yankısı haline geliyor. David Koepp'in senaryosu, yüzeyde sade ama derinlerde kanayan bir yara gibi; hikaye açıldıkça acısı da büyüyor. Soderbergh'in kamera hareketlerindeki kesinlik, filmi bir deneme olmaktan çıkarıp neredeyse ruhani bir deneyime dönüştürüyor. Burada korku, ani çığlıklardan değil, sessizliğin içinde birinin sizi izlediğini hissettiğiniz o tanıdık ürpertiden doğuyor. 85 dakikalık bu kısa ama yoğun film, türün sınırlarını zorlayan bir hayalet hikayesi olarak öne çıkıyor.

Varlık, "korku"yu sadece bir duygu değil, aynı zamanda bir farkındalık biçimi olarak sunuyor. Ve perde kapandığında geriye şu soru kalıyor: Ya görünmeyen aslında bizsek?

IMDb: 6,1

8. Kusursuz Arkadaş (Companion)

Yılın en çarpıcı bilimkurgu-korkularından Kusursuz Arkadaş, insanla yapay zeka arasındaki sınırı ustalıkla tersyüz eden, feminist bir hayatta kalma hikayesi anlatıyor. Drew Hancock'un ilk uzun metrajı, parlak bir fikirle beslenen karanlık bir hiciv gibi işliyor: Sevgilisi tarafından "mükemmel kadın" şeklinde tasarlanmış bir yapay zekanın, özgürlüğünü ve iradesini geri alma mücadelesi.

Yellowjackets'tan tanıdığımız Sophie Thatcher, kırılgan ama tehlikeli bir karakterin dönüşümünü olağanüstü bir incelikle oynuyor. Iris'in, sevecen sevgilisi Josh'un aslında onu manipüle eden bir "yaratıcı" olduğunu keşfetmesiyle film, kadınların itaat etmeye zorlandığı kalıpları paramparça ediyor.

sdefr
Kariyerine çocuk oyuncu olarak tiyatro sahnesi ve dizilerde başlayan Sophie Thatcher, 2018 yapımı bilimkurgu Prospect'le beyazperdeye adım attı (Warner Bros.)

Klasik "katil robot" klişesini tersine çeviren Kusursuz Arkadaş, bu kez makineyi değil, onu kontrol eden erkeği korku unsuru haline getiriyor. Iris artık av değil, korku filmlerinin "son kızı" haline geliyor. Hancock, teknolojinin tehlikelerini anlatırken, patriyarkanın yapay zekaya bile nasıl hükmedebildiğini incelikle sergiliyor.

Jack Quaid, toksik "iyi çocuk" tiplemesini rahatsız edici bir gerçeklikte oynarken film, pembe tonlara, steril mutfaklara ve uzaklaşan gülümsemelere gizlenmiş bir isyanı perdeye taşıyor. Gerilim yükseldikçe, her kan damlası bir uyanış anına dönüşüyor.

Kusursuz Arkadaş, yapay zekanın değil, kadının "fabrika ayarlarına" başkaldırısının hikayesi.

IMDb: 6,6

7. Birlikte (Together)

Birlikte, ilişkilerde karşılıklı bağımlılığın ne denli dehşet verici olabileceğini anlatan, türünün en tuhaf ve en dokunaklı filmlerinden biri. Gerçek hayatta da evli olan Dave Franco ve Alison Brie, ilişkilerini kurtarma umuduyla şehir hayatını bir kenara bırakarak kırsala taşınan bir çifti canlandırıyor. Ancak burada onları kelimenin tam anlamıyla bedensel bir birleşme kabusu bekliyor.

Michael Shanks'in ilk uzun metrajı, bağımlılığın ve yakınlığın sınırlarını grotesk bir dille sorguluyor. Film, çiftin birlikte kalma zorunluluğunu fiziksel bir lanete dönüştürerek, duygusal bağımlılığı tedirgin edici bir metafora dönüştürüyor. Franco ve Brie'nin kimyası, bu kabusun tam kalbinde hayat buluyor. Birbirlerine dokundukça daha da yok oluyorlar.

fr
Komedi dizisi Scrubs'ın son sezonunda oynadıktan sonra James Franco, Liseli Polisler'deki (21 Jump Street) yardımcı rolle sinema dünyasında büyük bir çıkış yaptı  (NEON)

Yer yer kahkahalarla izlenen sahneler zaman zaman da midesi güçlü olmayanları yoracak bir noktaya evriliyor. Film, rahatsız edici ama hipnotik ritmiyle izleyicinin elini hiç bırakmıyor. Shanks, mizahla iğrençliği aynı potada eriterek, hem tiksindirici hem tuhaf biçimde romantik bir deneyim sunuyor.

"Birlikte olma" mecburiyetini kanlı bir masala dönüştüren Birlikte, geçen yıl Cevher'le (The Substance) ikinci baharını yaşamaya başlayan beden korkusu türünün akıllara kazınacak örneklerinden.

IMDb: 6,7

6. Son Durak: Kan Bağı (Final Destination: Bloodlines)

Ölümle dansın hâlâ bu kadar etkileyici olabileceğini kim tahmin ederdi ki? Son Durak: Kan Bağı, serinin 6. filmi olmasına rağmen taze bir enerjiyle geldi. Zach Lipovsky ve Adam Stein'in yönettiği film, alışıldık felaket senaryosunu tersyüz ediyor: Bu kez ölümden kaçmaya çalışan rasgele bir grup değil, aynı aileden gelen kuşaklar. Hikaye, 1960'ların sonlarında bir restoranda çıkan yangınla açılıyor ve günümüze sıçrayarak ölümün yıllar boyu bir aileyi nasıl takip ettiğini anlatıyor.

cdfr
Son Durak: Kan Bağı, eleştirmenlerden genel olarak olumlu yorumlar aldı ve 315 milyon dolar hasılatla serinin en beğenilen ve en çok kazanan filmi oldu (Warner Bros. Pictures)

Film, zincirleme ölümlerin çılgın tasarımlarını korurken onlara duygusal bir derinlik katıyor. Her yeni ölüm sahnesi şaşırtıcı bir yaratıcılıkla çekilmiş. Seyirci ister istemez tebessüm, irkilme ve hayranlık arasında gidip geliyor. Ancak Kan Bağı'nı diğerlerinden ayıran şey, ölüm fikrini sadece bir korku unsuru değil, aynı zamanda kuşaklar arası bir travma metaforu olarak ele alması.

Genç bir kadının ailesini ölümden koruma çabası, kaderin döngüsünü kırma arzusuyla birleşiyor ve film, hem kanlı hem de şaşırtıcı biçimde duygusal bir finale ulaşıyor. Tony Todd'un seriye veda ettiği bu film, hem eski hayranlar hem de yeni izleyiciler için tatmin edici bir kapanış, belki de yeni bir başlangıç sunuyor.

Kısacası Son Durak: Kan Bağı, ölümün kaçınılmazlığı üzerine eğlenceli, acımasız ve şaşırtıcı derecede içten bir film.

IMDb: 6,7
 

5. 28 Yıl Sonra (28 Years Later)

Ölüm yine kapıyı çalıyor ama Danny Boyle bu kez kapıyı bambaşka bir yerden aralıyor. 28 Yıl Sonra, yalnızca bir devam filmi değil; kendi mirasıyla hesaplaşan ve korku sinemasını yeniden tanımlayan bir yeniden doğuş hikayesi.

Boyle ve senarist Alex Garland, ilk filmin kaotik Londra manzaralarını bu kez ıssız bir ada köyüyle değiştiriyor. Artık hayatta kalma mücadelesi, zombilerden çok insanın kendi içindeki karanlığa karşı veriliyor. Aaron Taylor-Johnson'ın canlandırdığı genç baba, oğluyla birlikte yıkıma uğramış Britanya'nın kalbine doğru tehlikeli bir yolculuğa çıkıyor. Film, bir noktadan sonra kıyamet anlatısından folk-horror'a, oradan da kalp kırıcı bir dramaya dönüşüyor.

gt
28 Yıl Sonra'da, adı sık sık James Bond rolüyle yan yana Aaron Taylor-Johnson'a 14 yaşındaki Alfie Williams eşlik ediyor  (Sony Pictures Releasing)

Jodie Comer ve küçük Alfie Williams'ın anne-oğul hikayesi, zombilerden çok kayıpla, korkudan çok sevgiyle ilgili. Boyle, bir kez daha Anthony Dod Mantle'ın elindeki kamerasıyla hem yakın hem rahatsız edici bir gerçeklik yaratıyor. Filmin temposu, ilk yarıda izleyiciyi hop oturup hop kaldırırken; ikinci yarıda bir ağıtın ritmine bürünüyor.

Young Fathers'ın hipnotik müzikleri, karanlık mizahla iç burkan sessizlikler arasında yankılanıyor. Boyle ve Garland, zombilerden çok ölümün kendisini hayatın merkezine yerleştiriyor; o hep orada, gitmeye de hiç niyeti yok.
  
IMDb: 6,9

4. Nosferatu

Robert Eggers, korkunun köklerine dönüp onu yeniden yazıyor. Nosferatu'yla bu kez sinema tarihinin en eski kabuslarından birine, 1922 yapımı Murnau klasiğine kendi karanlık büyüsünü üflüyor. Film, gotik dehşetle erotizmi iç içe geçirerek insanın hem ölümü hem de arzuyu aynı anda isteme halini büyüleyici bir biçimde işliyor.

Lily-Rose Depp, genç gelin Ellen rolünde ölümle yaşam, teslimiyetle tutku arasındaki o ince çizgide dans ediyor. Bill Skarsgård'ın hayat verdiği Kont Orlok ise saf kötülükle baştan çıkarıcılığın aynı bedende vücut bulmuş hali. Eggers, The Lighthouse'ta yarattığı hipnotik atmosferi bu kez daha geniş bir ölçekte kuruyor: Her kare özenle resmedilmiş, her gölge bir çağrışım.

xsdf
Ellen rolü için Lily-Rose Depp'ten önce Robert Eggers'ın The Witch'te birlikte çalıştığı Anya Taylor-Joy düşünülüyordu (Universal Pictures)

Ama Nosferatu, sadece vampir mitinin bir yeniden anlatımı değil. Bram Stoker'ın kadın cinselliğini "susturulması gereken bir tehlike" olarak gören anlatısına karşı Eggers, Ellen karakteri üzerinden arzuyu bir direniş biçimine dönüştürüyor. Vampirle kadın arasında kurulan ilişki artık lanet değil, bir güç savaşı.

Eggers'ın kamerası, tıpkı bir hipnoz seansı gibi izleyiciyi film boyu hem büyülüyor hem de sersemletiyor. Nosferatu, karanlıkla arzunun aynı bedende nefes aldığı, hem korkutucu hem baştan çıkarıcı bir rüya gibi. Yılın en estetik, belki de en ürkütücü filmi.

IMDb: 7,1

3. Onu Geri Getir (Bring Her Back)

Onu Geri Getir, kayıpla başa çıkmanın ne kadar korkunç olabileceğini anlatan, karanlık ve derin bir kabus. Konuş Benimle'nin (Talk to Me) yaratıcıları Danny ve Michael Philippou, bu kez çığlık çığlığa bir korkudan çok, sessizce içe çöken bir dehşet yaratıyor.

Film, babalarını kaybettikten sonra ilgisiz bir koruyucu aile sisteminin eline düşen iki kardeşin, Andy ve görme engelli Piper'ın hikayesini anlatıyor. Sally Hawkins'in hayat verdiği Laura, dışarıdan ne kadar nazik görünse de evin havasında tekinsiz bir şeyler olduğu hemen hissediliyor. Laura'nın Piper'a takıntılı sevgisi ve Andy'ye yönelttiği sistemli manipülasyonlar, daha ilk dakikalardan itibaren tüyleri diken diken ediyor.

frgt
Jonah Wren Phillips, ilk oyunculuk deneyimini Netflix'in Sweet Tooth dizisinde yaşadı (Sony Pictures Releasing)

Hawkins burada hiç kuşkusuz kariyerinin en sarsıcı performanslarından birini sergiliyor; aynı Toni Collette'in Ayin'de (Hereditary) yaptığı gibi. Yavaş ilerleyen hikaye, mutfak bıçağı sahnesiyle izleyicisini fenalaşmanın eşiğine getiriyor; sabredenleri ise unutulmaz bir finalle ödüllendiriyor. O kanlı ve duygusal patlama, uzun süre hafızadan silinmiyor.

Onu Geri Getir, doğaüstü öğelerle süslenmiş olsa da aslında ihmalin ve kontrol saplantısının hikayesi. Philippou kardeşler, ebeveyn sevgisinin sınırlarını, koruma içgüdüsünün nasıl bir şiddet biçimine dönüşebileceğini anlatıyor. Her karenin altına sinmiş hüzün, filmin korkusunu daha yapışkan, daha kalıcı kılıyor. Ve 104 dakikanın sonunda film bitiyor ama duygusu uzun süre sizden ayrılmıyor.

IMDb: 7,2

2. Günahkârlar (Sinners)

Ryan Coogler'ın Günahkârlar'ı, korku sinemasının hem kalbini hem ritmini yeniden tanımlıyor. Creed ve Black Panther'la hem sektörün hem de izleyicinin güvenini kazanan yönetmen, bu kez o krediyi riskli ama büyüleyici bir işe yatırıyor: 1930'ların Mississippi'sinde geçen müzikal bir vampir hikayesi. Michael B. Jordan, kasabalarına dönüp kendi müzik mekanlarını açmak isteyen ikiz kardeşleri canlandırıyor. Ancak geceyi özgürlükle doldurmak isterken, İrlandalı bir vampirin gölgesi kasabanın üzerine kabus misali çöküyor.

sdf
Günahkârlar, geçmişlerinden kaçmaya çalışan ikiz kardeşlerin, memleketlerine dönüşlerinde karşılaştığı karanlıkla yüzleşmelerini konu ediniyor (Warner Bros) (Warner Bros.)

Coogler, müzikle korkunun ritmini birleştirirken, ırkçılık ve sömürü temalarını da derinlemesine işliyor. Film, blues'un ruhunu emmek isteyen beyaz vampirleri, Afro-Amerikan müziğin sömürüsüne dair çarpıcı bir alegoriye dönüştürüyor. Michael B. Jordan, oynadığı iki farklı karakterle muazzam bir enerji yaratırken, Jack O'Connell'ın canlandırdığı vampir, soğuk bakışlarıyla (ve tabii dişleriyle) delip geçiyor.

İtalyan korku sineması efsanesi Lucio Fulci'nin gotik şiddetiyle, Robert Rodriguez'in çılgın kült filmi Günbatımından Şafağa'nın (From Dusk Till Dawn) deliliğini aynı potada eriten Günahkârlar, kan, ter ve müzikle yanan bir ayin gibi. Çifte Oscarlı genç dahi Ludwig Göransson'un tedirgin edici müzikleri eşliğinde film hem baş döndürücü hem ruhani bir deneyime dönüşüyor.

Özetle Günahkârlar, sadece vampirlerle değil, kültürünü korumak için de mücadele eden bir halkın ruhunu enfes biçimde anlatıyor. Sadece bu yılın değil, tüm zamanların en iyilerinden olmaya aday...

IMDb: 7,6

1. Silahlar (Weapons)

Zach Cregger, Barbarian'la başlayan tuhaf evrenini bu kez kasaba ölçeğinde büyütüyor. Silahlar, küçük bir Amerikan kasabasında gecenin tam 02.17'sinde evlerinden çıkan bir grup çocuğun ortadan kaybolmasıyla başlıyor ve izleyiciyi daha ilk dakikadan huzursuz bir rüyaya hapsediyor. 

Cregger, gizem, trajedi ve kara mizah arasında ipte yürür gibi ustaca geziniyor; her adımda duygusal zemin daha da çatırdıyor, mayınlar bir bir patladıkça tedirginlik üst seviyeye çıkıyor. Julia Garner kaybolan çocukların öğretmeni, Josh Brolin çaresiz bir baba, Alden Ehrenreich ise gerçeğin peşine düşen yerel bir polis. Ama film, kayıplardan çok kasabanın içindeki sessiz çürümeyle ilgileniyor: Suçluluk, korku ve inkarın birbirine karıştığı, "normal" görünen bir cehennemle.

dfrgt
31 yaşındaki Julia Garner, Netflix'in ödüllü suç draması Ozark'taki Ruth Langmore rolüyle çıkış yapmıştı (Warner Bros.)

Cregger, şiddeti hem mizahın hem de umutsuzluğun aynasında gösteriyor; her sahne izleyiciyi tehdit eder gibi geriyor ama tetiğin ne zaman çekileceğini asla bilemiyorsunuz. Film, Rosemary'nin Bebeği (Rosemary's Baby) ve Hanging Rock'ta Piknik (Picnic at Hanging Rock) gibi 1970'lerin klasik korkularına saygı duruşunda bulunurken, aynı zamanda türün kurallarını baştan yazıyor. Buradaki dehşet, yaratıklardan ya da lanetlerden değil, insanların birbirine olan inancını kaybetmesinden doğuyor.

Her karakter kendi suçluluğunun içinde kaybolurken, hikaye küçük anlarla çözülüyor: Bir rüya, bir not veya bir silah gölgesi... Derken film tüm gizemini bir anda değil, yavaş yavaş, zehir gibi yayıyor. Sonlara doğru her şey kontrolden çıkıyor ve Cregger'ın sineması, tam anlamıyla bir delilik senfonisine dönüşüyor. Absürtle trajediyi aynı sahnede buluşturan yönetmen, seyirciyi hem güldürüp hem nefesini kesmeyi başarıyor.

Silahlar yılın en sarsıcı filmlerinden biri çünkü korkunun kaynağı olarak insanın kendisini işaret ediyor ve bunu yaparken eğlenmeyi de unutmuyor.

IMDb: 7,5



Pasifik bölgesinde "lüks otomobil" diplomasisi

Çin, Hongqi markasına ait sedan tipi bir otomobilin anahtarlarını Fiji Devlet Başkanı Ratu Naiqama Tawakecolati Lalabalavu'ya küçük bir törenle verdi (Fiji Hükümeti/Facebook)
Çin, Hongqi markasına ait sedan tipi bir otomobilin anahtarlarını Fiji Devlet Başkanı Ratu Naiqama Tawakecolati Lalabalavu'ya küçük bir törenle verdi (Fiji Hükümeti/Facebook)
TT

Pasifik bölgesinde "lüks otomobil" diplomasisi

Çin, Hongqi markasına ait sedan tipi bir otomobilin anahtarlarını Fiji Devlet Başkanı Ratu Naiqama Tawakecolati Lalabalavu'ya küçük bir törenle verdi (Fiji Hükümeti/Facebook)
Çin, Hongqi markasına ait sedan tipi bir otomobilin anahtarlarını Fiji Devlet Başkanı Ratu Naiqama Tawakecolati Lalabalavu'ya küçük bir törenle verdi (Fiji Hükümeti/Facebook)

Ocak ayında Fiji'nin başkenti Suva'daki hükümet binasında düzenlenen törende siyah bir lüks otomobil Fiji Devlet Başkanı Ratu Naiqama Tawakecolati Lalabalavu'ya hediye edildi. 

Pekin yönetimi, Hongqi marka otomobilin Çin lideri Şi Cinping tarafından askeri törenlerde kullanılan modelini Pasifik bölgesindeki ada ülkesine verdi. 

2024'ten beri görevini sürdüren 72 yaşındaki Fiji lideri, "güzel limuzin" için Çin'e teşekkür ettiğini açıkladı. 

vdvdfe
Fiji liderine verilen Hongqi H9, Suva'daki hükümet binasının önünde tutuluyor (Fiji Hükümeti/Facebook)

Merkezi ABD'nin başkenti Washington'da bulunan düşünce kuruluşu Stimson Merkezi'nin Çin Programı Direktörü Yun Sun, bu olayın Pekin'in "prestij diplomasisine" güzel bir örnek oluşturduğunu söylüyor:

Bunlar maddi olmaktan çok sembolik eylemler. Çin'in liderlerle iyi kişisel ilişkiler geliştirmeyi amaçlayan yardım programının bir parçası.

Guardian, Pasifik bölgesindeki ülkelerin ambülanstan okul otobüslerine pek çok aracı diplomaside kullandığını bildiriyor. 

Coğrafi mesafe nedeniye yeni araçlara uygun fiyatlara ulaşmakta zorlanan bölge ülkelerinin yönetimlerinin bu hediyelere büyük önem verdiği Birleşik Krallık merkezli gazetenin haberinde vurgulanıyor.

Çin dışında Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya ve ABD gibi ülkelerin araç bağışladığı, Pekin yönetimininse lüks otomobillerle öne çıktığı ifade ediliyor. 

Çin'in altyapı projeleri ve kalkınma yardımlarıyla da Pasifik ülkelerinin gönlünü kazandığına dikkat çekiliyor. 

Pekin'in amaçlarından biri, bu ülkelerin Tayvan yönetimiyle ilişkilerini kesmesi. 7 yıl önce bölgede 6 müttefike sahip olan Tayvan, bunlardan yalnızca üçünü elinde tutabildi. 

Pasifik uzmanı Blake Johnson, Fiji'de de benzer bir durumun yaşandığını hatırlatarak "Bölgedeki hediye törenlerinin çoğunda Tek Çin politikasına destek verildiği ifade ediliyor" dedi.

Diğer yandan Pekin'in artan nüfuzu, başta Avustralya olmak üzere Pasifik'te etkili olan ülkeleri rahatsız ediyor. 

Altta kalmak istemeyen Avustralya da bölgedeki ülkelere otomobil, güvenlik anlaşması ve altyapı desteği veriyor. 

Independent Türkçe, Guardian, RNZ


NASA, Mars'ta yaşama dair en güçlü kanıtlardan birini buldu

10 yıldan uzun süredir Kızıl Gezegen'de olan Curiosity, Mars'ın geçmişte yaşamı barındıracak koşulları sağlayıp sağlamadığını araştırıyor (NASA)
10 yıldan uzun süredir Kızıl Gezegen'de olan Curiosity, Mars'ın geçmişte yaşamı barındıracak koşulları sağlayıp sağlamadığını araştırıyor (NASA)
TT

NASA, Mars'ta yaşama dair en güçlü kanıtlardan birini buldu

10 yıldan uzun süredir Kızıl Gezegen'de olan Curiosity, Mars'ın geçmişte yaşamı barındıracak koşulları sağlayıp sağlamadığını araştırıyor (NASA)
10 yıldan uzun süredir Kızıl Gezegen'de olan Curiosity, Mars'ın geçmişte yaşamı barındıracak koşulları sağlayıp sağlamadığını araştırıyor (NASA)

Bilim insanları NASA'nın Mars'ta bulduğu organik moleküllerin yaşam dışında bir süreçle açıklanamayacağını söylüyor.

Mars keşif aracı Curiosity geçen yıl martta, Gale Krateri'ndeki Cumberland çamurtaşında gezegende bugüne kadar görülen en büyük organik molekülleri saptamıştı.

Uzun zincirli alkanlar diye bilinen bu moleküller Dünya'da yaşam sonucu ortaya çıksa da kimyasal reaksiyonlarla da üretilebiliyorlar.

Ancak Mars'taki 3,7 milyar yıllık bu moleküllerin hangi süreçle meydana geldiğini, tek başına Curiosity'nin verileriyle belirlemek mümkün olmamıştı.

NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nden Dr. Alexander Pavlov ve ekibi moleküllerin, Kızıl Gezegen'e çarpan göktaşları gibi, biyolojik olmayan yollarla ortaya çıkma ihtimalini değerlendirdi.

Araştırmacılar işe, örneklerin eskiden ne kadar uzun zincirli alkana sahip olduğunu tespit ederek başladı. 

Gale Krateri'nde yapılan önceki incelemeler, çamurtaşının yaklaşık 3,6 milyar yıl boyunca gömülü olduğunu ve 80 milyon yıl önce yüzeye çıktığını göstermişti.

Bu alkanlar yüzeyde maruz kaldıkları kozmik radyasyon nedeniyle yavaş yavaş yok oluyor. Bu nedenle ekip, laboratuvar radyasyon deneylerini, matematiksel modellemeyi ve Curiosity verilerini birleştirerek çamurtaşının 80 milyon yıl önce ne kadar organik madde barındırdığını hesapladı.

Bulguları hakemli dergi Astrobiology'de yayımlanan çalışmaya göre bu dönemdeki organik madde miktarı, yaşam dışında bilinen bir süreçle açıklanamayacak kadar fazla.

Bilim insanları belirli koşullar altında hidrokarbon üretebilen hidrotermal süreçleri de inceledi. Laboratuvar deneyleri uzun zincirli organik moleküllerin hidrotermal yolla oluşabileceğini gösteriyor ancak Cumberland çamurtaşı analizi, bu tür reaksiyonlarda görülen yüksek sıcaklıklara maruz kalmadığına işaret ediyor.

Öte yandan araştırmacılar Mars'ta bir zamanlar yaşam olduğunun henüz kesin bir şekilde söylenemeyeceğini de vurguluyor.

Kızıl Gezegen'in bir zamanlar canlı organizmalara ev sahipliği yaptığına dair çalışmalar giderek artarken en güçlü kanıt NASA'nın Perseverance aracı tarafından bulunmuştu.

Jezero Krateri'nde keşfedilen "leopar desenli" kayalardaki bu izlere, mikropların yol açmış olabileceği düşünülüyor. Eylül 2025'te keşfi duyuran bilim insanları, bulguları "bugüne kadar Mars'ta bulunan en açık yaşam belirtisi" diye tanımlasa da bunun doğrulanması için örneklerin Dünya'ya getirilip incelenmesi gerekiyor.

Yeni çalışmanın da Perseverance'tan sonraki en güçlü kanıtı sunduğu söylenebilir. Ancak araştırmacılar makalenin sonuç bölümünde şöyle yazıyor:

Astrobiyoloji alanındaki yerleşik normlara göre, Dünya dışında yaşamın kesin olarak tespit edilebilmesi için birden fazla kanıta ihtiyaç var.

Independent Türkçe, IFLScience, Sci.News, NASA, Astrobiology, BBC Türkçe


Psikologlar araştırdı: İlk buluşmadan sonra mesajı ne zaman atmalı?

Uzmanlar karşı tarafın mesaj atmadan birkaç gün beklemesinin, sadece bir arkadaş tavsiyesine uymasından kaynaklabileceğini belirtiyor (Unsplash)
Uzmanlar karşı tarafın mesaj atmadan birkaç gün beklemesinin, sadece bir arkadaş tavsiyesine uymasından kaynaklabileceğini belirtiyor (Unsplash)
TT

Psikologlar araştırdı: İlk buluşmadan sonra mesajı ne zaman atmalı?

Uzmanlar karşı tarafın mesaj atmadan birkaç gün beklemesinin, sadece bir arkadaş tavsiyesine uymasından kaynaklabileceğini belirtiyor (Unsplash)
Uzmanlar karşı tarafın mesaj atmadan birkaç gün beklemesinin, sadece bir arkadaş tavsiyesine uymasından kaynaklabileceğini belirtiyor (Unsplash)

Araştırmacılar, ilk buluşma sonrası mesajlaşmada "ideal bekleme süresini" masaya yatırdı.  Bulgular, en iyi sonucun dengeyi yakalamaktan geçtiğini gösteriyor.

Modern flörtte pek çok belirsizliğin merkezinde mesajlaşma var. Geç yanıt verme veya "görüldü atma" gibi davranışlar ilgisizliğin habercisi kabul edilirken, gündelik sohbetlerdeki basit mesajlar bile incelikle hazırlanıyor.

Keyifli geçen bir ilk buluşmadan sonra karşı tarafla ne zaman iletişime geçmenin "doğru" olacağı da uzun zamandır tartışılan bir konu. Bazıları üç gün sonra mesaj atmanın bir kural olduğunu bile söylüyor.

Bu konu, üzerine pek kafa yormayı gerektirmeyen bir mesele gibi görünebilir. Ancak yeni tanışan insanlar birbirleri hakkında fazla bilgiye sahip olmadığından küçük ipuçlarına bel bağlamak zorunda kalabiliyor.

Fazla erken veya geç atılan bir mesajın da ilişkinin daha başlamadan bitmesine yol açacağından korkuluyor.

Almanya'daki Lüneburg Leuphana Üniversitesi'nden araştırmacılar, farklı senaryolar deneyerek bu soruya yanıt aradı.

Hakemli dergi Journal of Social and Personal Relationships'te yayımlanan araştırmada 500'den fazla katılımcıdan, bir İtalyan restoranında hoş bir ilk buluşma geçirdiklerini hayal etmeleri istendi.

Ardından katılımcılara, buluştukları kişinin ayrıldıktan hemen sonra, ertesi sabah veya iki gün sonra kendilerine mesaj attığı söylendi.

Daha sonra o kişiyle bir ilişki kurma isteklerini, hissettikleri uyumu ve onu tekrar görmeye ne kadar hevesli olduklarını 1'den 9'a kadar değişen bir ölçekte bildirdiler; 1 "hiç" ve 9 "çok" anlamına geliyordu.

Ertesi sabah atılan mesaj üç ölçütte de en yüksek puanları getirdi. Bunu, hemen mesaj atılması izledi; iki gün beklemekse en kötü sonucu verdi.

Örneğin ertesi sabah mesaj aldığı söylenen katılımcılar, ilişkiyi sürdürme niyetinde 9 üzerinden ortalama 6,15, hemen mesaj alanlar 5,80 ve iki gün bekleyenler 5,50 puanlık bir istek bildirdi.

Hissedilen uyum ve tekrar görüşme isteğinde de benzer sonuçlar görüldü.

Kadınların ortalama olarak mesajın zamanlamasına daha çok önem verdiği belirlendi. Öte yandan erkekler zamanlamadan daha az etkilense de ertesi gün mesaj almak en iyi sonucu ortaya çıkardı.

Psikologlar çok erken mesaj atmanın kişiyi fazla muhtaç gösterebileceği için ters tepebileceğini söylüyor. Ayrıca karşı tarafta baskı uyandırabilir veya "Bana bu kadar kolay ilgi gösteriyorsa, herkese gösterebilir ve aslında ben özel değilim" gibi düşünceler doğurabilir.

Uzmanlar birkaç gün beklemenin de karşı tarafta şüphe uyandırabileceğini ifade ediyor. 

Bu davranış, bizden hoşlanan insanlardan hoşlanmaya daha meyilli olduğumuz ilkesini devre dışı bırakıyor. İlgi zamanında karşılık bulmadığında, çekicilik kaybolabiliyor.

Bilim insanları güvenilirliğe de dikkat çekiyor. İki gün bekleyenler diğer gruplara göre daha az güven uyandırıyor ve uzun bir ilişki kurmak isteyenler için de güven önemli bir yere sahip.

Bir gün beklemek bir yandan merak ve heyecan yaratırken, diğer yandan ilgiyi söndürmediği için en iyi sonucu veriyor gibi görünüyor. 

Bu yüzden 24 saat içinde mesaj atmak, güzel geçen bir buluşmanın uzun soluklu bir ilişkiye dönüşmesinin ilk anahtarı olabilir.

Independent Türkçe, Psychology Today, Times, Journal of Social and Personal Relationships