Lübnan, İsrail'in ateşli mesajlarının baskısı altında
Güney Lübnan'ın Nebatiye kentinde İsrail saldırılarında hayatını kaybeden 5 Hizbullah savaşçısı için dün düzenlenen cenaze töreninden (AP)
Lübnan, kendisini doğrudan müzakerelere ve hükümetini Hizbullah'ı silahsızlandırmaya zorlamayı amaçlayan bir dizi İsrail tehdidiyle karşı karşıya.
Sahadaki gerginliğin artmasıyla eş zamanlı olarak, Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz, Tel Aviv'den tehditkâr açıklamalar yaptı. Netanyahu, "Lübnan'ın bize karşı yeni bir cephe oluşturmasına izin vermeyeceğiz ve gerektiği gibi hareket edeceğiz" derken, Katz, ordunun Hizbullah'a yönelik saldırılarını yoğunlaştıracağı konusunda uyardı ve Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Başbakan Nevvaf Selam'ı sorumlu tuttu.
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Kahire'de Selam ile yaptığı görüşmede İsrail'in Güney Lübnan'da işgal ettiği beş noktadan çekilmesi talebini yinelerken, Beyrut'taki bir bakanlık kaynağı, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Mısır İstihbarat Şefi Tümgeneral Hasan Reşad'ın geçen hafta Lübnanlı yetkililerle yaptığı görüşmede, Mısır'ın Lübnan'a yardım etmeye hazır olduğunu ve "zaman kaybından kaynaklanan zararı" vurguladığını belirtti. Kaynağa göre Reşad, "devletin, ABD Başkanı Donald Trump'ı müdahale etmeye ve Gazze'de olduğu gibi İsrail'i güneyden çekilmeye zorlamaya teşvik edecek bir adım atması gerektiğini" tavsiye etti.
Lübnan Cumhurbaşkanı, Trablus’tan “silahın tek ordunun elinde toplanması” mesajı verdihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5333563-l%C3%BCbnan-cumhurba%C5%9Fkan%C4%B1-trablus%E2%80%99tan-%E2%80%9Csilah%C4%B1n-tek-ordunun-elinde-toplanmas%C4%B1%E2%80%9D
Lübnan Cumhurbaşkanı, Trablus’tan “silahın tek ordunun elinde toplanması” mesajı verdi
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün Trablus kentine gerçekleştirdiği ziyaret sırasında. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, silahların yalnızca ordunun kontrolünde olması ve meşru devlet kurumlarının otoritesinin ülkenin tamamında güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Avn, “Devletin zayıflatılması hiçbir kesime güç kazandırmaz” diyerek Lübnan’ın ancak bütün vatandaşlarının devlet çatısı altında birleşmesiyle ayağa kalkabileceğini ifade etti.
Yargının bağımsızlığının güvence altına alınması ve yolsuzlukla mücadele çağrısında bulunan Avn, kalkınmanın vatandaşların hakkı olduğunu belirtti. Trablus’taki ekonomik tesislerin faaliyete geçirilmesinin istihdam olanakları yaratmak ve kalkınmayı sağlamak için önemli bir başlangıç noktası oluşturduğunu kaydetti.
Avn, bu açıklamaları Lübnan’ın kuzeyindeki Trablus kentine gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yaptı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ziyaret, uzun yıllar sonra bir cumhurbaşkanının kente gerçekleştirdiği ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor. Program kapsamında hükümet binası, güvenlik merkezleri, Adalet Sarayı, Barolar Birliği, Trablus Limanı, Özel Ekonomik Bölge ve Reşid Kerami Uluslararası Fuar Merkezi ziyaret edildi. Kent yetkilileri ve önde gelen isimleriyle de bir araya gelen Avn, “Yoksunluk, dışlanma ve marjinalleştirilme dönemi geride kaldı” ifadelerini kullandı.
Silahların tek elde toplanması, devletin birliği ve yargı bağımsızlığı
Cumhurbaşkanı Avn milletvekilleri, dinî liderler ve kentin sosyal ve siyasi temsilcilerinin katıldığı Reşid Kerami Uluslararası Fuar Merkezi’ndeki geniş kapsamlı toplantıda bir konuşma yaptı. Kentin sokakları, cumhurbaşkanını karşılayan ve ulusal birlik mesajlarına destek veren pankart ve sloganlarla donatılmıştı.
Cumhurbaşkanı Avn, Trablus’taki Reşid Kerami Uluslararası Fuar Merkezi’nde düzenlenen geniş katılımlı toplantıda. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Avn, güçlü ve birleşik bir devletin, “silahların tek bir ordu bünyesinde toplanması ve kalkınmanın yerinden yönetim anlayışıyla yürütülmesi; yani ülkenin her bölgesinde ve her vatandaş için kalkınmanın sağlanması” ilkelerine dayandığını söyledi. Devlet otoritesinin güçlendirilmesi, egemenliğinin korunması ve bağımsız karar alma yeteneğinin güvence altına alınmasının ortak ulusal sorumluluk olduğunu vurgulayan Avn, Anayasa’ya ve yasalara bağlı kalınması, meşru kurumların yetkilerinin esas alınması gerektiğini belirtti.
Geçmiş deneyimlerin “bölünmenin hiç kimseyi korumadığını” gösterdiğini ifade eden Avn, dar çıkarların yerine ulusal çıkarların gözetilmesi çağrısında bulundu. Birliğin uygulamada adaletin sağlanması ve haklarla yükümlülüklerde eşitliğin tesis edilmesi yoluyla güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Devletin herhangi bir grubun veya mezhebin mülkü olmadığını vurgulayan Avn, devletin bütün Lübnanlıların ortak başvuru mercii ve güvencesi olduğunu kaydetti.
Yargı konusunda güvenlik ile adaletin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirten Avn, yargının siyasi çekişmelerin üzerinde tutulması çağrısı yaptı. “Hâkim bir masumu mahkûm etmemeli, bir suçluyu da beraat ettirmemelidir” dedi. Güvenlik birimlerine de görevlerini vicdani olarak yerine getirme ve baskılara boyun eğmeme çağrısında bulunan Avn, yolsuzluk ve uyuşturucuyla mücadele ile istikrarın güçlendirilmesi yönündeki çalışmalarını takdir etti.
Hukuk herkese uygulanmalı
Avn, ziyaretine hükümet binasından başladı. Burada idari ve güvenlik yetkilileriyle bir toplantı gerçekleştiren cumhurbaşkanı, devletin Trablus’un yanında sürekli olarak durması gerektiğini belirterek, “Güvenlik olmadan kalkınma olmaz” dedi. Vatandaşların işlemlerinin kolaylaştırılması, onurlarının ve haklarının korunması çağrısında bulundu.
Devlet Güvenliği Müdürlüğünü ziyaretinde uyuşturucu ve yolsuzlukla mücadelede taviz verilmemesi ve baskılara boyun eğilmemesi gerektiğini vurgulayan Avn, imkânların sınırlı olmasına rağmen kurumun yürüttüğü çalışmalara övgüde bulundu.
Genel Güvenlik merkezinde idari hizmetlerin geliştirilmesini takdir eden Avn, “Vatandaşa hizmet kutsaldır” ifadesini kullandı. İç Güvenlik Güçleri karargâhında ise istikrarın korunması için görev yapan personelin çalışmalarına dikkat çekerek, “Lübnan halkı bize emanettir” dedi.
Adalet Sarayı’nda güvenlik ve yargı arasındaki ilişkinin önemini yineleyen Avn, hâkimlerin bağımsızlığının güvence altına alınması ve siyasi çekişmelerden uzak tutulması gerektiğini belirtti. Yolsuzlukla mücadelenin adil bir yargı sistemi ve kamu yönetiminin geliştirilmesiyle mümkün olacağını ifade etti.
Trablus Barolar Birliğini de ziyaret eden Avn, hukukun herkes için eşit biçimde uygulanması gerektiğini ve haklarla özgürlüklerin korunmasının ortak bir sorumluluk olduğunu vurguladı.
Liman ve ekonomik bölge: Büyüme ve istihdam fırsatları
Ekonomik başlıklar, Trablus Limanı, Özel Ekonomik Bölge ve Reşid Kerami Uluslararası Fuar Merkezi ziyaretin öne çıkan durakları oldu.
Avn, Trablus ve Beyrut limanlarının Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) kapsamındaki limanlar ağına katılmasını sağlayan gelişme dolayısıyla yetkilileri tebrik etti. Bu adımın Lübnan’ın ekonomik konumunu güçlendirmek için fırsat sunduğunu belirten Avn, bununla birlikte altyapının geliştirilmesi, yönetişimin iyileştirilmesi ve kurumsal performansın artırılması için somut adımlar atılması gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Avn, Trablus’taki Özel Ekonomik Bölge’yi ziyareti sırasında. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Avn, limanın, ekonomik bölgenin, fuar alanının, havalimanının ve demir yolu ağının bütünleşik bir plan çerçevesinde ele alınması gerektiğini vurguladı. Böylece mevcut potansiyelin üretken projelere ve özellikle gençler için istihdam olanaklarına dönüştürülebileceğini ifade etti.
Reşid Kerami Uluslararası Fuar Merkezi’nin yeniden faaliyete geçirilmesi için yürütülen çalışmaları takdir eden Avn, “Kalkınma yalnızca vaatlerden ibaret değildir; gerçek yatırımlar, daha verimli kurumlar ve gençler için iş olanakları gerektirir” dedi.
Trablus’un tarihine ve kentin geçmişte maruz kaldığı ihmal ve çatışmalara da değinen Avn, kentin ülkenin kıyısında kalmış bir bölge olmadığını; Lübnan’ın geçmişinde, bugününde ve geleceğinde temel bir ortak olduğunu söyledi. Devlet ile kent sakinleri arasındaki güveni güçlendirecek, onlara daha geniş ekonomik ve sosyal imkânlar sunacak somut adımlar atılması çağrısında bulundu.
Avn, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Lübnan tek bir ekiple, tek bir bölgeyle ya da tek bir mezheple ayağa kalkamaz. Lübnan, vatandaşları devlet projesi etrafında buluştuğunda ayağa kalkar.”
Cumhurbaşkanı, Trablus, kuzey bölgeleri ve Lübnan’ın tamamı için daha iyi bir gelecek oluşturma yönündeki kararlılığını yineledi.
Husilerin Haremeyn’i balistik füzelerle hedef almasına Körfez ve İslam dünyasından kınamahttps://turkish.aawsat.com/k%C3%B6rfez/suudi-arabistan/5333380-husilerin-haremeyn%E2%80%99i-balistik-f%C3%BCzelerle-hedef-almas%C4%B1na-k%C3%B6rfez-ve
Husilerin Haremeyn’i balistik füzelerle hedef almasına Körfez ve İslam dünyasından kınama
Cumartesi günü kutsal Mekke’deki Vadi el-Muğammas’a, önlenen iki balistik füzenin parçaları düştü (SPA)
Husilerin Mekke ve Medine’yi hedef almasına Körfez ülkeleri ve İslam dünyasından art arda kınama açıklamaları geldi. Açıklamalarda, İslam’ın kutsal mekânlarına yönelik saldırıların bu mekânların dokunulmazlığını ihlal ettiği ve sivillerin güvenliğini tehdit ettiği vurgulanırken, saldırıların durdurulması için uluslararası topluma kararlı tutum alma çağrısı yapıldı.
معالي الأمين العام لمجلس التعاون @jasemalbudaiwi: الاعتداء الحوثي الإرهابي على المملكة تصعيد إجرامي سافر، وتعريض مكة المكرمة لمخاطر هذه الاعتداءات يمثل تجاوزاً بالغ الخطورة واستفزازا لمشاعر المسلمين في أنحاء العالم، ولا يمكن تبريره أو التساهل معه تحت أي ذريعة. https://t.co/SASFgekwld #مجلس_التعاون #المملكة_العربية_السعودية
Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını en sert ifadelerle kınadı. Mekke’nin bu saldırıların oluşturduğu risklere maruz bırakılmasının son derece tehlikeli bir eylem olduğunu ve bölgenin güvenliği ile istikrarını tehdit ettiğini belirten el-Budeyvi, Suudi Arabistan’ın güvenliğinin Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı. El-Budeyvi, Körfez ülkelerinin Suudi Arabistan’ın yanında tek bir saf hâlinde durduğunu ve ülkenin topraklarını korumak, vatandaşları ile ülkede yaşayanların güvenliğini sağlamak amacıyla aldığı tedbirleri desteklediğini ifade etti.
معالي رئيس الشؤون الدينية: تكرار استهداف مليشيا الحوثي الإرهابية لمكة المكرمة والمدينة المنورة يؤكد إجرامها ونواياها الخبيثة تجاه المسلمين ومقدساتهم. https://t.co/sYs3y8TBvG https://t.co/IZhnksvRx9
— رئاسة الشؤون الدينية بالمسجد الحرام والمسجد النبوي (@PRAGOVSA) October 24, 2026
Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi Din İşleri Başkanı, aynı zamanda Mescid-i Haram İmamı ve Hatibi olan Şeyh Dr. Abdurrahman es-Südeys de Husilerin Mekke ve Medine’yi hedef almaya devam etmesini kınadı. Südeys, saldırıların tekrarlanmasının, Husilerin saldırgan tutumunu ve iki kutsal mescidin dokunulmazlığına ve Müslümanlar nezdindeki konumuna yönelik kayıtsızlığını ortaya koyduğunu belirtti.
Kutsal mekânların, sivillerin ve tesislerin hedef alınmasının dinen haram, insani açıdan ise kınanması gereken bir suç olduğunu vurgulayan Südeys, bu saldırıların uluslararası sözleşmelere ve teamüllere de aykırı olduğunu kaydetti. Südeys ayrıca, Suudi Arabistan’ın iki kutsal mescidi korumak, güvenliklerini sağlamak ve ziyaretçilerin emniyetini temin etmek için yürüttüğü çalışmaları takdir etti.
Dünya İslam Birliği de Husilerin Mekke ve Medine’yi hedef almasını sert bir dille kınadı. Birlik, saldırılar sırasında füzelerin bazı parçalarının ve hava savunma müdahaleleri sonucu oluşan şarapnellerin Mekke bölgesi ile Cidde, Taif ve Rabığ vilayetlerindeki bazı noktalara düştüğünü bildirdi.
Dünya İslam Birliği Genel Sekreteri ve Müslüman Âlimler Heyeti Başkanı Şeyh Dr. Muhammed bin Abdülkerim el-İsa, kutsal mekânların hedef alınmasının 2 milyardan fazla Müslümanın duygularını ciddi biçimde provoke ettiğini, dinî değerlere ve insani ilkelere aykırı olduğunu ifade etti. El-İsa, Suudi Arabistan’ın saldırıları caydırmak, kutsal mekânların dokunulmazlığını korumak ve sivillerin hayatını güvence altına almak amacıyla aldığı tedbirlere tam destek verdiklerini yineledi.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri İsmail Veled eş-Şeyh Ahmed de Husilerin Mekke ve Medine’nin yanı sıra Taif ve Cidde vilayetlerine yönelik saldırılarını kınadı. Saldırıların sürmesinin ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunan eş-Şeyh Ahmed, İslam ülkelerine Husileri caydırmak ve bu uygulamalara son vermek amacıyla ortak hareket etme ve kararlı bir tutum sergileme çağrısında bulundu.
الأمين العام يدين اعتداءات ميليشيات الحوثي الإرهابية على مكة المكرمة والمدينة المنورة وانتهاك حرمة أقدس البقاع الإسلامية #منظمة_التعاون_الإسلامي #مكة_المكرمة #المدينة_المنورة #الحرمين_الشريفين https://t.co/ljlcVQfeQL
Eş-Şeyh Ahmed, teşkilatın Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için aldığı tüm tedbirleri desteklediğini belirtti. İslam’ın kutsal mekânlarının dokunulmazlığının ihlal edilmesinin bütün İslam ümmetine yönelik bir saldırı anlamına geldiğini vurgulayan eş-Şeyh Ahmed, sorumluların hesap vermesini sağlamak için uluslararası toplumun acilen harekete geçmesi gerektiğini kaydetti.
Öte yandan, iki balistik füzenin hava savunma sistemleri tarafından engellenmesinin ardından füze parçalarının Mekke bölgesindeki Vadi el-Muğammas’a düştüğü, önleme operasyonları sırasında oluşan şarapnel parçalarının da Cidde, Taif ve Rabığ vilayetlerindeki bazı noktalara isabet ettiği bildirildi.
21 Ekim 2026 tarihinde Cenevre’de düzenlenen Sudan konulu istişare toplantısından (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Londra:Aydarus Abdulaziz
TT
Londra:Aydarus Abdulaziz
TT
Sudan... Ateşkes İHA’larla yarışıyor
21 Ekim 2026 tarihinde Cenevre’de düzenlenen Sudan konulu istişare toplantısından (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Uluslararası toplantı salonları ile Sudan semalarındaki yarış hız kazanıyor. Savaşı sona erdirecek bir yolun önünü açmak amacıyla ateşkes sağlamaya çalışan arabuluculuk girişimlerine karşılık, insansız hava araçları (İHA) bombardımanın kapsamını genişletiyor ve sivillerin ödediği bedeli ağırlaştırıyor.
ABD ve müttefikleri barış çabalarını birleştirmeye çalışırken, savaşın tarafları sahadaki mücadeleye bel bağlıyor. Bu sırada çatışmanın bölgesel ölçekte yayılabileceği yönündeki uyarılar da artıyor. Peki, hangi senaryo gerçeğe daha yakın: Diplomasinin sağlamayı başaracağı bir ateşkes mi, yoksa cepheleri genişleyen ve yeni yöntemlerle sürdürülen bir savaş mı?
21 Ekim’de Cenevre’de düzenlenen Sudan konulu altıncı istişare toplantısı, kriz etrafındaki diplomatik seferberliğin boyutlarını gözler önüne serdi. Toplantıya Dörtlü ve Beşli mekanizmaların yanı sıra büyük güçler, komşu ülkeler ve barış girişimlerine destek veren taraflar katıldı. Toplantı sona erdi, ancak katılımcıların bu uzlaşıyı, savaşan tarafların ve onları destekleyenlerin tutumlarını değiştirecek somut adımlara dönüştürme kapasitesine ilişkin soru işaretleri varlığını koruyor.
The members of the Quad (Egypt, KSA, UAE, and the U.S.) had highly productive meetings in Geneva on how we can continue to work together towards urgently bringing an end to Sudan’s conflict through a humanitarian truce and path to permanent ceasefire, ensuring humanitarian assistance can reach those in need, and supporting the Quintet’s critical efforts to facilitate inclusive dialogue in Sudan. The Quad agreed that there is no military solution to Sudan’s conflict and that we must all use the collective and individual access, tools, and leverage that we have to engage Sudan’s warring parties and other actors to achieve a negotiated end to the fighting that can complement an inclusive Sudanese-led and Sudanese-owned dialogue and transition to civilian rule.
— U.S. Senior Advisor for Arab and African Affairs (@US_SrAdvisorAF) October 23, 2026
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, toplantının ardından X hesabından yaptığı paylaşımda ABD’nin mesajını özetledi. Boulos, “Sudan’daki savaş sona ermeli… Çatışmanın askerî bir çözümü yok” ifadelerini kullanırken, savaşın sürmesinin siviller üzerindeki yıkıcı maliyeti artıracağı ve bölgedeki istikrarsızlığın daha geniş alanlara yayılacağı uyarısında bulundu. Boulos, Washington’ın Birleşmiş Milletler (BM), Afrika Birliği (AfB), Avrupa Birliği (AB), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Arap Birliği’nden oluşan Beşli Mekanizma’nın, Sudanlıların sahiplenip yöneteceği kapsamlı ve güvenilir bir siyasi süreci kolaylaştırma çabalarına verdiği desteğin, ABD, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır’dan oluşan Dörtlü Mekanizma bünyesinde yürüttüğü çalışmalarla tamamlandığını belirtti. Bu çalışmaların, kalıcı bir ateşkese zemin hazırlayacak insani bir ateşkes sağlanmasını amaçladığını kaydetti. Söz konusu yaklaşım, çatışmaların durdurulması ile siyasi çözüm arasında bağlantı kurma ve her iki sürecin birbirinden bağımsız ilerlemesini önleme çabasını ortaya koyuyor. Ancak arabulucuların ortak bir tutum belirlemesiyle savaşan taraflardan taahhütler alınması arasındaki büyük uçurumu da gözler önüne seriyor. Diplomatik yakınlaşma henüz uygulama takvimi ve denetim mekanizması içeren ilan edilmiş bir anlaşmaya dönüşmüş değil. Bu durum, sahada kesin sonuç alma arayışları ve silah akışının sürmesi karşısında daha da belirginleşiyor.
Cenevre’deki girişim, Paris, Londra ve Berlin’de düzenlenen konferansların yanı sıra New York’ta BM ve BM Güvenlik Konseyi bünyesinde gerçekleştirilen toplantılar ile bölgesel istişareler de dahil olmak üzere birikimli çabaların devamı niteliğini taşıyor. Bu girişimlerin işlevleri insani seferberlikten tutumların eşgüdümüne ve diyaloğun kolaylaştırılmasına kadar farklılık gösterse de hepsi, çöküşü durdurma ve Sudan’ın birliğini koruyacak siyasi bir çözümün önünü açma hedefinde birleşiyor.
Saha önceliğini koruyor
Sahadaki diğer gelişmeler ise Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan’ın açıklamalarının da gösterdiği üzere, askerî zafer elde etme hedefinin sürdüğünü ortaya koyuyor. Burhan, Vadi Halfa’da yaptığı son konuşmada Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile müzakereyi reddettiğini yineleyerek, askerî operasyonların sürdürülmesi karşısında bu güçlerin silahsızlandırılması ve teslim olması şartını öne sürdü.
Sudan’ın BM Daimî Temsilcisi el-Haris İdris ise BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada barışı hükümeti açısından stratejik bir seçenek olarak nitelendirdi. Ancak ateşkesin başarılı olmasını, HDK’nin sivil tesisler ve halkın evleri üzerindeki kontrolünün sona erdirilmesine bağladı. Ayrıca paralı askerlerin ülkeden çıkarılmasını, HDK’ye silah ve finansman desteğinin kesilmesini istedi. İdris, bu düzenlemelerin ateşkesin yeniden silahlanmak amacıyla kullanılmasını ve ülkenin bölünmesini önlemeyi hedeflediğini belirtti. HDK’nin gerilimi azaltmaya yönelik önerileri desteklediğini açıklaması, bu önerileri uygulamaya hazır olduğunu kanıtlamaya yetmiyor. Nitekim daha önce de bu tür destek açıklamaları, askerî operasyonların sürmesiyle aynı döneme denk gelmişti. Bu nedenle bağlılığın ölçütü, güçlerin sahadaki davranışları, sivillerin korunması, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve denetlenebilir düzenlemelerin kabul edilmesi olacak. Taraflar arasındaki bu görüş ayrılığı, ateşkes girişimlerinin neden sonuçsuz kaldığını da anlamaya yardımcı oluyor. Temel anlaşmazlık, ateşkesin işlevine ilişkin: Ateşkes, siyasi bir çözümün ve karşılıklı tavizlerin başlangıcı mı olacak, yoksa taraflardan her biri bunu kendi kazanımlarını pekiştirmek ya da rakibini zayıflatmak için bir adım olarak mı kullanacak?
Nairobi Bildirisi güçlerinin önde gelen isimlerinden Vecdi Salih, mevcut askerî tırmanışın ve kentlere yönelik İHA saldırılarının yoğunlaşmasının, tarafların ateşkes öncesinde mevzilerini güçlendirme ve kontrol alanlarını genişletme çabasını yansıttığını belirtti. Salih’e göre taraflar, ateşkes düzenlemelerinin sahada fiilen mevcut olan askerî güç dengelerine dayanacağı varsayımıyla hareket ediyor. Bu taktiklerin ateşkesin kabul edilmesini geciktirebileceğini söyleyen Salih, her iki tarafın da askerî konumunu iyileştirene kadar gerilimin azaltılması ve çatışmaların durdurulması konusunda anlaşmayı ertelemeye çalıştığını ifade etti. Sahadaki güç dengelerinin istikrarsız olduğunu ve taraflardan birinin lehine değişebileceğini de sözlerine ekledi.
Salih, savaşın sona erdirilmesi ve sivillerin korunması açısından ateşkesin insani bir zorunluluk olduğunu vurguladı. Savaşa karşı çıkan sivil güçlerin, Nisan 2023’te çatışmaların başlamasından bu yana ateşkes çağrısı yaptığını hatırlatan Salih, bu güçlerin savaşı uzatmaya yönelik taktiklere bel bağlamadığını söyledi. Salih ayrıca, uluslararası çabaların, savaşan taraflar üzerinde baskı kurarak ateşkese ulaşılmasına katkıda bulunabileceği görüşünü dile getirdi.
Sumud İttifakı’nın önde gelen isimlerinden Şerif de askerî tırmanış ile insani yardımların ulaştırılmasını sağlayacak ve siyasi sürecin önünü açacak bir ateşkes için yürütülen bölgesel ve uluslararası girişimler arasında bağlantı kurdu. İHA saldırılarının yoğunlaştırılmasının, anlaşmaya varılmadan önce sahada yeni bir durum yaratmayı amaçladığını belirten Şerif, özellikle sivil bölgelerin ve insani yardım konvoylarının hedef alınması nedeniyle bu saldırıların sahadaki askerî durumu iyileştireceği görüşüne katılmadığını ifade etti. Uluslararası baskının yüksek bir seviyeye ulaştığını belirten Şerif, Sudan genelinde silah ambargosunun genişletilmesi ve İHA’ları da kapsaması konusundaki 60 günlük süreyi, bölgesel ve uluslararası güçler ile savaşın tarafları arasında yürütülen düzenlemeler ve istişarelerle ilişkilendirdi.
İHA’ların çizdiği coğrafya
Bu arada savaşın anlamı da değişiyor. Artık savaş yalnızca kontrolün el değiştirdiği kentlerle sınırlı değil; İHA’lar, bombardımanın çatışma hatlarından uzaktaki bölgelere taşınmasına imkân sağlıyor. AB’nin Afrika Boynuzu Özel Temsilcisi Annette Weber, bu dönüşümü “İHA savaşı, çatışmanın coğrafyasını genişletiyor” sözleriyle tanımladı. Hartum, Kordofan, Darfur ve Abyei’de son dönemde düzenlenen saldırılar, çok sayıda can kaybına yol açan bu savaş yönteminin insani bedelini gözler önüne seriyor. Özellikle İHA’ların Güney Sudan sınırındaki hassas bölgelere ve Etiyopya ile Çad sınırlarına yakın diğer alanlara ulaşmasının ardından, savaşın bölgesel ölçekte yayılabileceğine ilişkin endişeler artıyor.
Abyei’de bir kamyonun İHA’yla vurulması sonucu onlarca kişi hayatını kaybetti. (BM – Facebook)
BM Güvenlik Konseyi’ndeki görüşmeler, bu risklere ilişkin farkındalığın giderek arttığını ortaya koyarken, tehlikeleri kontrol altına alacak önlemler konusunda uzlaşmaya varmanın zorluğunu da gözler önüne seriyor. BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, 16 Ekim’deki oturumda tırmanma ihtimalini silah akışının sürmesi ve savaşçıların silah altına alınmasıyla ilişkilendirdi. DiCarlo, çatışmanın iki tarafının da siyasi çözüm konusunda güvenilir bir bağlılık göstermediğini ve dış desteğin kendilerine güç kullanarak daha fazla kazanım elde etme imkânı sunduğuna inandığını belirtti.
Bu açıdan bakıldığında, ateşkes ihtimali yalnızca savaşan tarafların tutumlarının birbirine yaklaştırılmasına bağlı değil; aynı zamanda onlara savaşı sürdürme kapasitesi sağlayan aktörlerin etkilenmesini de gerektiriyor. Birleşik Krallık’ın BM Daimî Temsilci Yardımcısı Kate Foster’ın da vurguladığı nokta buydu. Foster, İHA’ların kapasitesindeki artışı, bu araçların satın alınmasını, finansmanını, naklini ve bakımını üstlenen Sudan dışındaki ağlarla ilişkilendirdi.
Ancak bu yaklaşım, BM Güvenlik Konseyi içindeki görüş ayrılıklarıyla karşı karşıya. ABD’nin BM Daimî Temsilcisi Jeffrey Bartos ile Fransa’nın BM Daimî Temsilcisi Jerome Bonnafont silah ambargosunun genişletilmesi çağrısında bulunurken Rusya, yaptırımların coğrafi kapsamının genişletilmesine karşı çıktı. Moskova, mevcut kısıtlamaların yeterli olduğunu ve kapsamın genişletilmesinin Sudan hükümetine zarar verebileceğini savundu. Böylece savaşı sona erdirme konusunda uzlaşmaya varmak, tarafları çatışmaları durdurmaya yöneltecek araçlar üzerinde anlaşmaktan daha kolay görünmeye devam ediyor.
Bu görüş ayrılığı, arabuluculuk çabalarını gerçek bir sınavla karşı karşıya bırakıyor: Arabulucular, ateşkesin uygulanabilirliğini güvence altına alabilecek ve savaşın sürdürülmesini daha maliyetli hâle getirecek bir baskı oluşturabilecek mi? Bu kısır döngünün kırılması, her iki tarafın ve destekçilerinin hesaplarını değiştirecek, yeni bir askerî harekâttan kazanım elde etme beklentisini ortadan kaldıracak bir baskıyı gerektiriyor. Aksi takdirde siviller ateşkesi beklerken bedel ödemeye devam edecek, İHA’lar ise sahadaki gerçekliği şekillendirmekte arabulucuların önüne geçecek.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة