Hamideti'nin Darfur altını üzerindeki tekeli savaşın körüklenmesine nasıl katkıda bulundu?

HDK, çatışmalar ve ötekileştirmelerin ortasında altının kontrolünü ele geçirdi

Silahlı grupların büyük miktarda ve hemen kâr elde etmelerini sağlayacak kaynaklara erişiminin olması, çoğu zaman onların siyasi çözüm isteklerini azaltıyor (AFP)
Silahlı grupların büyük miktarda ve hemen kâr elde etmelerini sağlayacak kaynaklara erişiminin olması, çoğu zaman onların siyasi çözüm isteklerini azaltıyor (AFP)
TT

Hamideti'nin Darfur altını üzerindeki tekeli savaşın körüklenmesine nasıl katkıda bulundu?

Silahlı grupların büyük miktarda ve hemen kâr elde etmelerini sağlayacak kaynaklara erişiminin olması, çoğu zaman onların siyasi çözüm isteklerini azaltıyor (AFP)
Silahlı grupların büyük miktarda ve hemen kâr elde etmelerini sağlayacak kaynaklara erişiminin olması, çoğu zaman onların siyasi çözüm isteklerini azaltıyor (AFP)

Cemal Abdulkadir el-Bedevi

Darfur petrol, uranyum, yeraltı kaynak suyu, hayvancılık ve altın başta olmak üzere diğer madenler gibi zengin kaynaklara sahip olmasına rağmen, çatışma ve kanlı anlaşmazlıkların ortasında kalmaya devam ediyor. Marjinalleşmenin doruğa ulaştığı bölgede sağlık, eğitim, yol ve elektrik gibi kentsel hizmetlerden yoksun bir göçebe yaşam hakim. Bu gerçeklik ve marjinalleşme ortamında, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) 2016 ve 2017 yılları arasında Darfur'un altınından kendi imparatorluğunu kurmak için ortaya çıktı ve bu altını faaliyetlerini ve askeri operasyonlarını finanse etmek için kullanıyor.

Kaynaklar ve çatışma

Kuzey Darfur'un yönetim şehri Faşir için yapılan savaş ve şiddetli çatışmalar devam ederken İngiltere’nin eski Dışişleri Bakanı David Lammy, geçtiğimiz ocak ayında Sudan’ın batı komşusu Çad sınırındaki bir Sudanlı mülteci kampını ziyaret ettiği sırada yaptığı açıklamada, “Faşir için verilen savaş sadece siyasi değil, aynı zamanda ekonomik bir savaştır” dedi. Bazı kurum ve kuruluşlar, Darfur'un muazzam maden kaynakları ve potansiyeline rağmen, çatışmanın ana nedeninin altın olduğunu belirtti. Ancak altın, çatışmanın ana itici gücü olmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler (BM) uzmanları, altın madenciliğinin ‘çatışmanın başlıca finansman kaynağı’ olduğunu belirterek, “Başkenti Faşir üzerinden Kuzey Darfur’un kontrolü, Libya ve Çad'a doğrudan bir geçiş yolu açarak altın kaçakçılığı ve silah ithalatını kolaylaştırıyor” dedi.

Peki altın kaynakları ve kaynakları üzerindeki rekabet Darfur'daki çatışmayı nasıl körükledi ve Sudan'daki savaşı nasıl körükledi?

Altın ve savaş finansmanı

Şarku’l Avsat Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Ekonomi ve siyaset uzmanı Ezheri Abdurrauf Osman, altının madenlerde çalışan silahlı gruplar ve militanlar için etkili bir doğrudan finansman kaynağı haline geldiğini ve altın satışından elde edilen gelirlerin anında ve önemli miktarda finansal kazanç sağladığını düşünüyor. Altının silah ve askeri teçhizat satın almak, üyelerinin maaşlarını ödemek ve askeri operasyonları finanse etmek için kullanılan hızlı likidite ve önemli miktarda nakit sağladığını ve madenleri kontrol edilmesi gereken stratejik bir hedef haline getirdiğini söyleyen Osman, “Altın ve minerallerin tek başına çatışmaya neden olduğunu kesin olarak söylemek zor olsa da silahlı gruplara kalmak ve genişlemek için ekonomik bir teşvik sağladıkları söylenebilir. Tehlike, sadece yasadışı gelir şüphesinden değil, aynı zamanda kaynak çıkarmanın yerel topluluklara fayda sağlamadan askeri kazançlara dönüştürülmesinden kaynaklanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

vfg
Sudan Maden Bakanlığı'nın açıklamasına göre ülkede iç savaşın başlamasının ardından HDK, başkent Hartum'daki hükümet altın rafinerisinden bir ton 273 kilogram altın ele geçirdi (sosyal medya)

HDK’nın uzun yıllar boyunca Kuzey Darfur'un altın zengini Cebel Amir bölgesindeki en büyük madenin ve ardından Songo madenlerinin kontrolünü silah gücüyle elinde tuttuğunu ve bu sayede Sudan'ın ekonomik döngüsü dışında bir keşif, ihracat, ticaret ve ithalat ağları imparatorluğu kurduğunu belirten Osman, “HDK, sahip olduğu imkanlarla, o dönemde ordunun himayesi altında faaliyetlerini sürdürdü. Silah anlaşmalarını finanse etti ve silah ithal etti. Bu silahlar ülkeye girdikten sonra kamplarına nakledildi” diye ekledi.

Kontrol teşvikleri

Kaynakların devlet kurumları veya yerel yetkililer ve topluluklar aracılığıyla yönetilmesi yerine, askeri kontrol için verilen teşviklerin tüm gelirleri silahlı milislere aktardığını ve böylece belirli bölgeler üzerindeki askeri kontrolün öneminin arttığını ifade eden Osman, “Bu tür uygulamalar genellikle, devlet içindeki veya dışındaki kuruluşların, çıkar veya korku nedeniyle, bir şekilde bu silahlı örgütlerle iş birliği yapması ve onların şüpheli ve iç içe geçmiş çıkar ilişkileri içinde kamu kaynaklarını ve ulusal serveti ele geçirmelerine olanak sağlaması durumunda ortaya çıkar” şeklinde konuştu.

Başta altın madenleri olmak üzere ülkenin kaynaklarını silah zoruyla ele geçirme politikası gibi uygulamaların, resmi makamlara paralel ağlar tarafından yürütülen gölge ekonomi ve kaçakçılığın ortaya çıkmasına yol açtığını düşünen Osman, “Sınır ötesi kaçakçılık rotalarının bolluğu ve altın ticaretinin devlet çerçevesi dışında yapılmasına olanak tanıyan karaborsa ve gri pazarların varlığı bu duruma katkıda bulundu. Ayrıca, devam eden kaostan yararlanmak için bir aracılar, komisyoncular ve sınır ötesi savaş tüccarları sınıfı ortaya çıktı” değerlendirmesinde bulundu.

Çatışmaların ateşi

Ekonomi ve siyaset uzmanı Osman, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Anında ve önemli kazançlar sağlayan kaynakların mevcudiyeti, silahlı grupların siyasi çözüm arayışını genellikle azaltır, çünkü bu tür çözümler onları bu kazançlardan mahrum bırakır. Bu nedenle, çatışmanın sona ermesinden sonra ekonomik çıkarlarını garanti altına alan bir anlaşma söz konusu olmadığı sürece, uzlaşı arayışı onlar için cazibesini yitirir.”

Osman, Darfur'daki maden sahaları için yaşanan rekabetin, tarım ve otlak arazileri üzerindeki mevcut çatışmalara körükle gittiğini ve otlak rotalarının tarım veya maden sahalarıyla çakışması nedeniyle, tarım ve hayvancılıkla uğraşan etnik veya kabile toplulukları arasında silahlı çatışmalara dönüştüğünü belirtti.

Bununla kalmayıp kaynakların tekelleştirilmesi gibi faaliyetlerin sosyal dokudaki çatışmaları daha da şiddetlendirdiğinin altını çizen Osman, “Bu da yerinden edilme ve yerinden edilme çatışmalarına yol açarak geleneksel yapıları bozmuş, alanı daha kırılgan hale getirmiş ve şiddet ve intikamın yayılmasına neden olmuştur” diye konuştu.

Devam eden üretim

HDK'nın faaliyetlerinin çoğu, Sudan iç savaşının başından beri kontrolü altında bulunan eş-Şerif bölgesindeki Cebel Amir’de (Kuzey Darfur'un yönetim şehri Faşir'in 100 kilometre kuzeyinde) ve Güney Darfur eyaletindeki er-Radum bölgesindeki Songo madenlerinde keşif ve madencilik faaliyetlerine yoğunlaştırdı. HDK, bu faaliyetlerinin çoğunu geleneksel madencilik atıklarını yeniden öğütüp altını çıkarma ve değerlendirme alanında uzman çoklu faaliyet şirketi Al-Junaid Company aracılığıyla gerçekleştiriyor. Nihai ürünü, HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalo (Hamideti) ve akrabaları tarafından kontrol edilen, altın alım, satım ve ihracatı ile uğraşan HDK şirketlerinin ana merkezi olan Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ihraç ediliyor ve elde edilen gelir silah satın almak için kullanılıyor.

Altın araştırmacıları, 2023 yılının nisan ayı ortalarında savaşın mineral zengini bölgelerdeki madencilik faaliyetlerinde neden olduğu aksaklıklara rağmen, ülkenin batı, doğu ve kuzeyinde çatışan tarafların (Sudan ordusu ve HDK) kontrolündeki bölgelerde üretimin yüksek oranlarda devam ettiğini düşünüyor.

ABD yaptırımları

ABD, savaşın başlamasının ikinci yılında (2024) Al-Junaid Company’ye yaptırımlar uyguladı. Ardından altın ticaretiyle uğraşan ve çoğu BAE'de kayıtlı olan HDK’nın 11iştirakini de yaptırımların kapsamına aldı.

ABD, altın HDK ve liderinin ana gelir kaynağı haline geldiğini iddia ederek bu şirketlere yaptırım uygulamayı haklı çıkardı.

Sudan Maden Bakanlığı'na göre HDK savaşın patlak vermesiyle başkent Hartum'daki devlet altın rafinerisinden bir ton 273 kilogram altın ele geçirdi.

Songo çatışmaları

2023 yılının mayıs ayında savaşın patlak vermesi ve Hartum'dan batı Sudan'daki Darfur'a yayılmasının ardından, ordu ile HDK arasındaki çatışmalar Güney Darfur eyaletindeki Songo madenlerine uzandı. Ancak HDK, altın madenlerini korumak için Sudan ordusu 21’inci Tümenini geri çekilmeye zorladı ve Güney Darfur'un yönetim şehri Nyala'nın kontrolünü ele geçirerek Songo bölgesindeki altın madenleri üzerindeki hakimiyetini sürdürdü.

HDK'nın en önemli gelir kaynaklarını kurutmak amacıyla, ordu uçakları Songo Dağı bölgesini defalarca bombaladı. Ordu ayrıca, altın madenciliği sektörünün yoğunlaştığı Kuzey Sudan'a HDK'nın girmesini engellemek için yoğun çaba sarf etti. Ordunun bu konuda başarılı olmasına rağmen, HDK'nın ülkenin kuzeyine yayılma tehdidi devam ediyor.

Araştırmacılara göre HDK altınlarını Darfur'dan Çad sınırını geçerek Güney Sudan üzerinden kaçırdıktan sonra Nyala şehrini ele geçirdi ve altınları meraklı gözlerden uzak bir şekilde ihraç etmek için bölgesel havaalanını hazırladı.

Bu durum, ordunun hava saldırıları düzenlemesine ve havaalanının birkaç kez hizmet dışı kalmasına neden oldu. Ancak HDK, her seferinde havaalanını yeniden kullanıma açmaya devam etti ve bazen Batı Kordofan'daki Bilila’da yer alan petrol sahalarındaki diğer ikincil pistleri kullanmak zorunda kaldı.

Üretimde bir sıçrama

Resmi istatistiklere göre altın ihracat gelirlerinin kaçakçılık ve kaçırılması nedeniyle oluşan açık yıllık 6 milyar dolardan fazla. Son dokuz ayda 7 milyar dolar değerinde 53 ton altın üretilirken, devlet hazinesine giren miktar 1 milyar doların altında kaldı ve 909 milyon dolar oldu.

Sudan Maden Kaynakları Şirketi'nin 2025 yılı Ocak-Eylül dönemine ait raporuna göre bu dönemde altın üretimi 53 tona ulaşırken, 2024 yılının tamamında 64 ton altın üretilmişti.

Savaşın başlamasından bu yana, HDK'nın kontrolündeki madenlerden çıkarılan tüm altın, Al-Junaid Company’de çalışan üst düzey mühendislerin bile haberi olmadan, tam bir gizlilik içinde yurtdışına kaçırıldı.

Araştırmacılar, HDK'nın savaş öncesi altın üretiminin yıllık 30 tonu aştığını ve bu sayede askeri operasyonlarını finanse edebildiğini tahmin ediyor. Bir önceki yıl (2024) ise kontrol ettikleri madenlerden elde ettiği altın gelirlerinden yaklaşık 1 milyar dolarlık önemli kazanç sağlayan HDK, bu gelirleri muhtemelen İHA’lar satın almak için kullandı.

Güney Sudan 2011 yılında Sudan’dan ayrılıp petrol kuyularının çoğunu da beraberinde götürdüğünden beri, altın Sudan devlet bütçesinin büyük ölçüde bağlı olduğu stratejik bir kaynağa dönüştü. Bazı tahminlere göre bu değerli metalin üretiminin yüzde 48 ila 60'ı kaçak olarak veya gayri resmi olarak satılıyor ve resmi kanallara girmiyor. Raporlar, 2014 ile 2024 yılları arasında devletin kaybının, küresel altın fiyat ortalamasına göre 23 ile 36,8 milyar dolar arasında olduğuna işaret ediyor.

İsviçre Kalkınma ve İşbirliği Ajansı’nın (SDC) kısa bir süre önce yaptığı bir araştırmaya göre 2012 ile 2022 yılları arasında Afrika'dan değeri yaklaşık 115 milyar dolar olan 2 bin 500 ton beyan edilmemiş altın kaçırıldı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.