Farklı bir Arap politikasına doğru

Milletler yalnızca geçmişleriyle yaşamazlar, bugünlerinden asla kaçmazlar ve baskılar ne olursa olsun geleceklerini unutmazlar

Güçlü milletler, dar sınırlar veya kısa vadeli hedeflerle sınırlı kalmayan net bir iradeyle inşa edilir (AFP)
Güçlü milletler, dar sınırlar veya kısa vadeli hedeflerle sınırlı kalmayan net bir iradeyle inşa edilir (AFP)
TT

Farklı bir Arap politikasına doğru

Güçlü milletler, dar sınırlar veya kısa vadeli hedeflerle sınırlı kalmayan net bir iradeyle inşa edilir (AFP)
Güçlü milletler, dar sınırlar veya kısa vadeli hedeflerle sınırlı kalmayan net bir iradeyle inşa edilir (AFP)

Mustafa Feki

Bilhassa bölgesel krizler ve Arap bölgesi üzerindeki uluslararası sorunların baskıları sırasında zaman zaman tekrarlanan bir hisse kapılıyorum. Her zaman zannediyorum ki -ve umarım bu sadece bir zandır- Arap politikaları en az bir asırdır, sonunu kimsenin bilmediği iniş çıkış döngülerine tabidir. Kuşkusuz, Filistin davası, genel olarak Arapların ve özel olarak Filistinlilerin geçmiş tüm acı dönemlerindeki ortak etkendir.

 

Siyonist hareketin Arap topraklarındaki emellerini çevreleyen sorunların, bölgenin geleceği ve halklarının gidişatı üzerinde derin izler bıraktığını itiraf edelim. Arap dünyasını İsrail'siz hayal edebilirsek, sanırım şimdi çok daha iyi bir konumda olurdu. Bu çatışma bölgeyi tüketti ve Filistin davası da Arap dünyasını kalkınma projeleri ve reform programları pahasına onlarca yıl boyunca meşgul etti. Bu durum geri kalmışlığın yerleşmesine, bilimsel araştırmaların gerilemesine ve hatta birçok modern eğitim sisteminin çökmesine yol açtı. Ülkeler ve halkları, kayıtsızlık ve mevcut durumun alternatifsiz en iyi seçenek olduğu yönündeki yaygın bir duyguya yenik düştü. Bu durum, sürekli bir gönüllü teslimiyete, tekrarlanan hatalara, fırsatların ve kaynakların heba edilmesine yol açtı.

Bu noktada, uluslararası koşulların da Araplara, Arapçılığa, İslam'a ve Müslümanlara karşı birleştiğini belirtmek gerekir. Fanatizm, radikalizm, başkalarını sindirme, gerçeği ve gerçekliği çarpıtan haksız etiketler altında birbirimizi korkutma gibi hastalıklarla boğuştuk. İslam bile şiddet, aşırılık ve ötekini reddetme dini olarak damgalandı. Nefretin yaygınlaştığı bir dönemde, kendimizi hiç beklemediğimiz durumlarla karşı karşıya bulduk ve bizi mevcut duruma ulaştıran bazı faktörleri inceleme hakkına sahibiz gibi görünüyor. Ama bunu yaparken çok geç olmadığını, nispeten geç varmamızın hiç varmamaktan kesinlikle daha iyi olduğunu bilmeliyiz. Bu bağlamdaki gözlemlerimizi şu noktalar üzerinden sunabiliriz: İlk olarak, Arap tarihiyle ilgili literatürde, Arapların geçmişe bakan, sürekli geçmişten bahseden ve ona tutunan, aynı zamanda gelecekten kaçan ve gelecek için coşku duymayan bir millet oldukları yönündeki meşhur ifade defalarca dile getirilmiştir.

Buna göre Araplar, bu nedenle bilimsel araştırmaları ve modern teknolojiyi terk ederek, bunun yerine geçmişin mitlerine ve saçmalıklarına tutunmuşlardır. Hamaset dolu şiirler ve mısralar okuyarak, geleceğe dair net bir vizyon olmaksızın geçip gitmiş bir geçmişi yüceltmişlerdir. Dahası Arapların birçok muhalifi de “Araplar sesten ibaret bir olgudur” şeklindeki ünlü sözü tekrarlamış, onların inisiyatif veya olumlu değişim arzusundan yoksun olduklarından bahsetmişlerdir. Kuşkusuz, umutsuzluğa sürükleyen, kadim ve modern Arap tarihine takılıp kalmamıza neden olan bu tür sloganlar, yüzyıllar boyunca süregelen vizyon eksikliğinin ve kafa karışıklığının doğal bir sonucudur.

İkincisi, ister Arap ister yabancı olsun, Batı sömürgeciliğinin etkilerini, durgunluktan ve ihtişam sanrılarından kurtulmak için gereken atılımlar ile ilgili düşünceler üzerindeki açık etkisini unutmamalıyız. Güçlü milletler, dar sınırlar veya kısa vadeli hedeflerle sınırlı kalmayan net bir iradeyle inşa edilir. Bu nedenle, Arap mirasımızın bir gurur kaynağı olduğunu her zaman hatırlamalıyız. Ancak bu, yapay zekâ, ileri bilimsel araştırmalar ve rasyonel düşünce çağıyla ilgilenmeden, sabah akşam kendisinden bahsederek sonsuza dek onu hatırlatmamız gerektiği anlamına gelmez.

Evet, biz Farabi, İbn-i Sina ve İbn-i Heysem'i gelecek için çabalayan, Orta Çağ'ın karanlığında, bazen bize düşmanlık besleyen, bazen de bizimle aynı fikirde olmayan Batı'nın yolunu aydınlatan o uzun Arap ve İslam aydınlar silsilesini yetiştiren milletiz. Arap-İslam medeniyeti hiçbir noktada durmadı; aksine, yükselen toplumların temel bir bileşeni haline gelerek diğerlerini geride bıraktı. Özellikle sömürgeciliğin çöküşünün, Hicaz'da Kral İbn Suud önderliğindeki ulusal kurtuluş hareketlerinin yükselişinin ve Arap Yarımadası'na yayılmasının ardından, Arap başkentleri ve şehirlerinin düşünce, bilim ve kültür alanlarında seçkin ve mükemmelliğin simgesi haline gelmesi için dayanışma ruhu ve güçlü bir milliyetçi duruşla hareket etmemizin, çağın ruhuna, bilimsel ve teknolojik ilerlemenin getirdiği çeşitli avantajlara doğru ilerlememizin zamanı geldi. Bu nedenle, sahip olduğumuz inançlara ve izlediğimiz fikirlere inanarak başımızı dik tutmalı ve diğer uluslarla kıyasıya rekabet etmeliyiz. Birçok Arap ülkesi, ham petrol ihracatının önünü açan ve ekonomik olarak sürdürülebilir miktarlarda petrolün bulunmasıyla, halklarının zenginlik mantığıyla yaşadığı bir refahı deneyimlemiştir.

Üçüncüsü, Doğu uzun bir uykudan uyandığında, Kuzey ve Batı'daki rakiplerinin, kabul görmüş Batılı unsurları reddettikleri için değil, her zaman ve her yerde olduğu gibi, insan bilmediği şeyin düşmanı olduğu için kovmaya çalıştıklarını keşfetti. İngilizler ve Fransızlar, başkalarının topraklarını ele geçirme konusunda uzmanlaşmış ve kamuoyunu etkilemeyi büyük ölçüde başarmışlardı. Zira o dönemde Batı, yaşamın ve ilerlemenin efendisiydi. Bu nedenle İngiltere Nil Havzası ülkelerinin kontrolünü ele geçirmiş, Fransa ise Mağrip ülkelerini tekeline almıştı. Körfez bölgesi ve Arap Yarımadası ise Suudi Arabistan devletiyle bağ kurma hevesinin kaynağı olmaya devam etti. Suudi Arabistan’a gelince, Filistin haklarına sıkı sıkıya bağlı kaldı, nihai çözümü Balfour Deklarasyonu’ndan, günümüzde ırkçı baskılara boyun eğenlere ve terörist sloganları benimseyenlere karşı kullanmaya çalıştığı hedeflerine bağladı.

Dördüncüsü, Araplar arasında nifak tohumları eken ve dünya nezdinde imajlarını zedeleyenler, kardeşlerimizin tarih boyunca hissettiği dışlanmadan faydalananların ta kendisidir. Mısır artık kaynakları yabancılar tarafından yağmalanan ve halkının alın terinin açgözlü fırsatçılar tarafından sömürüldüğü sıradan bir yer değil. Nitekim, Araplar olarak, Arap dayanışmasının gerçek anlamını yeniden teyit etmeye ve ulusal kimliğimizi savunmaya acilen ihtiyacımız olduğu kesin. Son Şarm el-Şeyh konferansında, Arap devletlerinin fikir birliğinde olduklarını, Filistin haklarına daha bağlı hale geldiklerini, toprak bütünlüğüne daha kararlı bir şekilde tutunduklarını ve Batı'nın sınır tanımadığını ve hırslarının sonsuz olduğunu ima eden tüm baskılara, zorluklara ve entrikalara rağmen gelecek nesillerin haklarını koruma konusunda daha dikkatli olduklarını gözlemledik.

Kısacası, mevcut tüm Arap gerçekliklerinin adil bir değerlendirmesine dayalı gerçek bir halk değişimini hedeflemeliyiz. Bölge halklarının siyasi haritasına herhangi bir müdahalenin kabul edilemez bir ihlal ve temelde hatalı bir yaklaşım olduğuna inanıyoruz. Milletler, baskılara, hırslara ve zorluklara rağmen, yalnızca geçmişlerine takılıp kalmazlar, bugünlerinden asla kaçmazlar veya geleceklerini unutmazlar. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre kuşkusuz, bugünün Arapları dünün Araplarından farklıdır ve barışı ve onun adil ilkelerini takip etmenin, geleceği yönlendirmenin ve şekillendirmenin en iyi yolu olduğuna kesin bir şekilde ikna olmuşlardır.

Tüm Arapları ve komşu etnik grupları -Türkleri, Kürtleri ve Farsları- geleceğin, kısıtlamalara, koşullara ve hatta zorluklara bakılmaksızın, net ve birleşik fikirler, sarsılmaz bir kararlılık ve olumlu değişim ve ilerleme için gerçek bir arzu üzerine inşa edildiğini kabul etmeye çağırıyoruz. Kuşkusuz, bilimsel yöntemleri ve modern teknolojiyi benimsemek, tüm ülkeleri ile Araplar için olumlu dönüşümün temel garantisidir. Modern dünyada bilgiye, bilimsel araçlara ve aydınlanmaya yaygın erişim göz önüne alındığında, Arap gençliği ile gelişmiş ülkelerdeki akranları arasındaki uçurumun bugün çok az olduğunu kabul etmek yüreklendirici. Tüm Arap dünyasında Arap gençliği artık modern teknolojinin, çağdaş bilginin ve ileri bilimlerin anahtarlarına sahip. Körfez ülkelerinde ve Arap dünyasının hem doğu hem batısında, bunun sayısız örneğine bizzat tanık oldum. Bu örneklerin hepsi tüm engellere, zorluklara ve medeniyetimiz ile varoluşumuzun temellerinin olumsuz bir şekilde hedef alınmasına rağmen doğru yolda olduğumuzu teyit ediyor.



Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Afrika'da "hamile bluzu" tartışması

Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)
Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)
TT

Afrika'da "hamile bluzu" tartışması

Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)
Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)

Bu hafta Lusaka'da düzenlenen Gana-Zambiya İş Forumu'na Batı Afrika ülkesinin lideri John Dramani Mahama da katıldı. 

67 yaşındaki Gana Cumhurbaşkanı, Afrika'nın güneyindeki Zambiya'nın başkentine çarşamba günü ulaştığında üstünde "fugu" diye bilinen geleneksel bir kıyafet vardı. 

Üç günlük devlet ziyaretine panço benzeri bu kıyafetle başlayan Mahama'yı, Zambiya Devlet Başkanı Hakainde Hichilema ve beraberindeki yetkililer takım elbiseleriyle karşıladı.

Gana Cumhurbaşkanı, Zambiya'da yaşayan yurttaşlarıyla bir araya geldiğinde de üzerinde aynı kıyafet vardı

Haftanın bir gününü "Fugu Cuması" ilan ederek geleneksel kıyafetlerin giyilmesini teşvik eden Mahama, sosyal medyada alaycı yorumlara konu oldu. 

BBC'nin yorumunu aktardığı Zambiyalılardan Malama Mulenga, "hamile bluzu" derken Master G, meşhur Cazcı Kardeşler (Blues Brothers) filmine gönderme yaparak "Bluz kardeşlerimizi seviyoruz" ifadesini kullandı.

Gana Dışişleri Bakanı Samuel Okudzeto Ablakwa bu kıyafetin sosyal medyada ses getirmesinin gençlerin kültürel miraslarına sahip çıkmaya niyetli olduğunun göstergesi olduğunu savundu. 

45 yaşındaki siyasetçi, fuguyu bir kıyafetten ibaret görmediklerini, Afrika kimliği, onuru ve mirasının bir sembolü olarak saydıklarını söyledi:

Sosyal medyada bu elbiseyi merak eden gençlere: Bu kıyafeti 6 Mart 1957'de ülkenin bağımsızlığını ilan eden, Gana'nın kurucusu Osagyefo Kwame Nkrumah giyiyordu.

63 yaşındaki Zambiya lideri de mevkidaşının kıyafet tercihini destekledi. Hichilema cuma günü yaptığı açıklamada Mahama'nın kendisine bir adet fugu hediye ettiğini hatırlattı. Ancak daha fazlasını almaya niyetli olduğunu da sözlerine ekledi: 

Sosyal medyadaki yorumlardan sonra Gana'dan daha fazla fugu isteyeceğiz.

Independent Türkçe, BBC, News Ghana


David Beckham'dan arasının açık olduğu oğlu Brooklyn'e gönderme

Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)
Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)
TT

David Beckham'dan arasının açık olduğu oğlu Brooklyn'e gönderme

Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)
Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)

David Beckham, Brooklyn'in ailesiyle barışma planı olmadığını açıklamasından sadece birkaç hafta sonra, en büyük oğlu hakkında düşük profilli bir gönderme paylaşmış gibi görünüyor.

26 yaşındaki Brooklyn, ocak ayında Instagram'da yayımladığı bomba etkisi yaratan açıklamada, babası David ve annesi Victoria'yı, oyuncu ve mirasyedi eşi Nicola Peltz Beckham'la ilişkisini "durmaksızın sabote etmeye" çalışmakla suçlamıştı.

"Tüm hayatım boyunca, ebeveynlerim basında ailemiz hakkındaki anlatıları kontrol etti" iddiasında bulunmuştu.

Yapmacık sosyal medya paylaşımları, aile etkinlikleri ve sahte ilişkiler, içine doğduğum hayatın değişmez bir parçası oldu.

Beckham ailesi henüz Brooklyn'in açıklamasına doğrudan yorumda bulunmadı ancak 50 yaşındaki eski futbolcu, son sosyal medya paylaşımında oğluna ince bir gönderme yaptı.

İngiltere milli takımının eski kaptanı, kariyeri boyunca kullandığı kramponların "arşivinin" fotoğrafını paylaştı; bazılarının üzerinde Brooklyn'in adı yazılmıştı.

Kramponların çoğunda Brooklyn'in küçük kardeşleri 23 yaşındaki Romeo, 20 yaşındaki Cruz ve 14 yaşındaki Harper'ın da adları yazıyordu.

sdfv
David Beckham, kişiselleştirilmiş krampon "arşivinin" fotoğrafını paylaştı (Instagram/Davidbeckham)

David, futbol kariyerine 1992'de Manchester United'da başlamış, 2003'te Real Madrid'e transfer olmuş ve daha sonra LA Galaxy'de oynamak için Atlantik'in ötesine geçmişti.

Bu hafta, Brooklyn'in babasına adanmış bir dövmesini kapattırdığı iddia edildi.

Gelecek vaat eden aşçı Brooklyn'in kolunda daha önce "Baba" kelimesi yazılmış bir çapa dövmesi vardı.

Ancak Brooklyn'in yakın zamanda çekilen bir fotoğrafında, yazının soyut şekillerle kapatıldığı anlaşılıyordu.

Brooklyn'in kayınpederi milyarder Nelson Peltz, yakın zamanda bir soru-cevap etkinliğinde aile dramasına değinerek, izleyicilere "uzun ve mutlu bir evlilikleri olmasını" umduğunu söyledi.

"Kızım ve Beckham ailesi bambaşka bir konu ve bugün burada bunun hakkında konuşmayacağız" dedi.

Şunu söyleyeyim, kızım harika, damadım Brooklyn harika ve onların uzun ve mutlu bir evlilik geçirmesini çok istiyorum.

Independent Türkçe