Trump ve küresel ticaret sistemine veda

Doğu Asya'da, özellikle Tayvan ve Güney Çin Denizi'nde askeri rekabet kızışıyor

Görsel: Ewan White (Al Majalla)
Görsel: Ewan White (Al Majalla)
TT

Trump ve küresel ticaret sistemine veda

Görsel: Ewan White (Al Majalla)
Görsel: Ewan White (Al Majalla)

Robert Ford

Çin, nadir toprak elementleri ve gelişmiş manyetik bileşenlerin ihracatını engelleyerek Avrupa’daki askeri teçhizat üreticilerini önemli ölçüde etkileyebilir ve böylece Avrupa'nın, Rusya'daki Çin müttefiklerine karşı savaşan Ukrayna'ya yardım etme çabalarını engelleyebilir.

Doğu Asya'daki mevcut askeri gerilimlerin ortasında ABD ile Çin arasında devam eden yoğun rekabet, ABD’nin yarattığı küresel ticaret sistemini zayıflatıyor. ABD, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra 1930’larda yaşanan ‘Büyük Buhran’ gibi bir başka ekonomik felaketin yaşanmasını önlemek için özellikle Avrupa, Asya ve Afrika ile açık ticaret kurallarını destekledi.

Bu ticaret açığının en büyük istisnası, ABD’nin petrol sahası ekipmanlarından uçaklara ve bilgi teknolojisine kadar yüksek teknolojili ürünleri içeren Sovyetler Birliği’ne uyguladığı ihracat kısıtlamalarıydı. Benzer şekilde, ABD onlarca yıldır Suriye ve İran gibi ülkelere, daha yakın zamanda ise Vladimir Putin liderliğindeki Rusya'ya ticaret ve yatırım akışını kısıtladı. Eski ABD Başkanı Joe Biden yönetimi ve ardından göreve gelen ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Çin'in ABD'ye ihracatındaki başarısı ve artan teknolojik ve askeri kapasitesine yanıt olarak Çin'e giderek daha sıkı kontroller ve daha yüksek gümrük vergileri uyguladı.

ABD ekonomisi, 2025 yılına kadar petrol ihraç eden ülkelerin baskısına karşı daha az savunmasız hale gelecek şekilde yenilikçi teknolojiler ve yeni enerji kaynakları geliştirdi.

Biden yönetimi, söz konusu ülkelerin ticari faaliyetlerine yaptırım uygulamak için Dünya Ticaret Örgütü'nden (DTÖ) izin almadı. Ulusal güvenliğini öne sürerek bu yaptırımları savundu. Trump, DTÖ’ye hiçbir zaman önem vermedi.

zxcdf
Görsel: Ewan White (Al Majalla)

Aynı zamanda Çin, DTÖ’de gelişmekte olan ülke statüsünü on yıllardır ticaret ve yatırımlara kısıtlamalar getirmek için kullanıyor ve belirli sektörlerin ve şirketlerin büyümesine yardımcı oluyor. Yabancı yatırımcıların ileri teknoloji ve hassas uzmanlıklarını Çinli şirketlerle paylaşmalarını talep etmesi, özellikle ABD ve Avrupa ülkelerini öfkelendirdi.

Amerikalılara iki darbe

Washington ve Pekin arasında ticaret konusundaki anlaşmazlıklar yirmi yıl önce başladıysa da Çin, 2025 yılında, ABD ekonomisinin Çin'in önlemleri karşısında ne kadar savunmasız olduğunu ortaya çıkararak Amerikalıları şaşırttı. Bunlardan ilki Çin’in Amerikan soya fasulyesi ithalatını durdurma kararıydı. Bu karar, Trump'ın siyasi tabanının temelini oluşturan eyaletlerdeki Amerikan çiftçilerini vurdu. Trump, çiftçilerin mali kayıplarını telafi etmek için devlet fonu ayıracaklarına söz verdi, ancak bu ödemeler ertelendi. Washington'da hükümetin bütçesi konusunda yaşanan katı siyasi görüş ayrılıkları nedeniyle ABD'deki çoğu federal hükümet dairesi kapatıldı.

Çin, Trump'a ‘Kafaya iki darbe acı verir’ şeklindeki bir Arap atasözünde olduğunu gibi iki darbenin üst üste gelmesinin acı verici olduğunu gösterdi.

Pekin, geçtiğimiz bahar, nadir toprak mineralleri ve bunlardan üretilen gelişmiş manyetik bileşenlerin ihracatını, bu mineralleri otomobiller ve F-35 gibi savaş uçakları, Cruz (seyir) füzeleri ve askeri insansız hava araçları (İHA) için gelişmiş elektronik sistemler kullanan yabancı şirketlerle kısıtladı.

sdefr
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Kore'deki Gimhae Hava Üssü'nde yaptıkları görüşmenin ardından tokalaşırken, 30 Ekim 2025 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Çin, dünyadaki nadir toprak minerallerinin yüzde 70'ini ve bu minerallerden üretilen gelişmiş manyetik bileşenlerin yüzde 90'ını üretiyor. Çin'in geçtiğimiz bahar, Amerikan otomobil şirketlerine bu manyetik bileşenlerin ihracatını tamamen askıya alması, bazı Amerikan fabrikalarının kapanmasına neden oldu. Bu fabrikalar Çin yeniden sınırlı ihracata izin verene kadar kapalı kalacak. Pekin, geçtiğimiz ekim ayında nadir toprak minerallerinin işlenmesinde ve bu minerallerden üretilen gelişmiş manyetik bileşenlerin üretiminde kullanılan Çin teknolojisinin ihracatını durdurmanın yanı sıra, gelişmiş manyetik bileşenlerin ihracatını da yeniden durdurabilecek yeni ve sıkı bir lisanslama sistemi duyurdu.

Çin'in yeni düzenlemeleri hem Rusya'ya hem de Çin'e ileri teknoloji satışını kısıtlayan ve çoğu zaman yasaklayan ABD’nin düzenlemelerine çok benziyor.

Bu mevcut kırılganlık durumu ABD’nin 1970'lerde ve 1980'lerin başlarında küresel petrol piyasasında yaşadığı şoklara karşı kırılganlığını hatırlatıyor. Ancak, o dönemde ABD ekonomisi yenilikçi teknolojiler ve yeni enerji kaynakları geliştirdi, böylece 2025 yılına kadar petrol ihraç eden ülkelerin baskısına karşı kırılganlığını en aza indirdi.

Biden yönetimi, Çin'in ilerlemesine yanıt olarak, yarı iletkenler, çipler, yenilenebilir enerji ve elektrikli araçlar gibi sektörlerde üretimi geliştirmek ve genişletmek için devlet sübvansiyonları alacak belirli sektörleri ve hatta belirli şirketleri seçti. Trump, yenilenebilir enerji ve elektrikli araçları listesinden çıkardı, ancak nadir toprak mineralleri pazarında faaliyet gösteren şirketleri listeye ekledi.

Çin ve Amerikan ekonomilerinin son 40 yılda tedarik zincirinde yakın bağlar kurdukları göz önüne alındığında, bu bağların tamamen koparılması daha da ciddi bir ekonomik felakete yol açacak.

Washington, bu sübvansiyonları Çin'den yapılan ithalatı tamamen ortadan kaldırmak için kullanıyor. Böylece Washington, DTÖ’nün temel kurallarını ihlal ediyor, ancak ulusal güvenlik gereği bu programın gerekli olduğunu savunarak bu duruma aldırış etmiyor.

Şu an ABD’de, askeri standartlara uygun mıknatıslar üreten bir fabrika da dahil olmak üzere, belirli türde nadir toprak elementlerinden üretim yapan iki fabrika bulunuyor. Daha fazla fabrika ve madencilik projesi ise geliştirme aşamasında. Ancak, üretimi ABD ekonomisinin ihtiyaç duyduğu düzeye çıkarmak zaman alacağından, Amerika hala Çin'den nadir toprak elementleri ve gelişmiş manyetik bileşenler ithal etmek zorunda. Ancak Çin'in mineral işleme ve manyetik bileşen üretim teknolojilerindeki mevcut üstünlüğü uzun sürmeyebilir. Çin'in nadir toprak minerallerden üretilen teknolojilerin ihracatını kısıtlamaya yönelik son hamleleri, onun bu son derece hassas sektörde, özellikle de askeri açıdan, ABD'nin stratejisini bozmayı düşündüğüne işaret ediyor. Bir bakıma, Çin’in yarı iletkenler ve çiplerdeki zayıflığı, ABD ve Avrupa’nın nadir toprak metalleri ve bunlardan üretilen manyetik bileşenlerdeki zayıflığını yansıtıyor. Bazı ekonomi analistleri, Washington ve Pekin arasında yapılacak müzakerelerde bir anlaşmaya varılmasını bekliyor. Pekin Washington'dan, Çin'e yüksek teknoloji ihracatı, özellikle de ileri yarı iletkenler, çipler ve üretim teknolojisi üzerindeki kısıtlamaların hafifletilmesini, Washington ise Çin'in nadir toprak elementleri ve ileri manyetik bileşenlerin ihracatı üzerindeki kısıtlamalarını hafifletmesini istiyor. Bu konuda Trump yönetiminin esnek davranma eğiliminde olduğuna dair birtakım işaretler var. Trump'ın bazı danışmanları, yüksek teknoloji şirketi Nvidia'nın CEO’sunun, ABD yapımı gelişmiş çiplerin Çin'e ihraç edilmesinin, Çin'in kendi güçlü yarı iletken endüstrisini kurmasına izin vermekten ziyade, Çin'i Amerikan yarı iletkenlerine bağımlı hale getireceği yönündeki teorisine katılıyor. Trump, geçtiğimiz ağustos ayında Nvidia'nın yapay zekada kullanılan gelişmiş çipleri ihraç etmesine izin vermeyi bizzat onayladı. Anlaşma, Trump'ın her zamanki şartıyla, Nvidia'nın bu çiplerin satışından elde ettiği kârı Washington ile paylaşması şartıyla yapıldı. Çin, nadir toprak elementleri ve gelişmiş manyetik bileşenlere yönelik kısıtlamalar konusunda taviz vermeyi reddederse, Trump gümrük vergilerini yüzde 100 veya daha fazla artırma tehdidini gerçeğe dönüştürebilir. Çin ve Amerikan ekonomilerinin son 40 yılda tedarik zincirinde yakın bağlar geliştirdiği göz önüne alındığında, bu bağların tamamen koparılmasının daha da ciddi bir ekonomik felakete yol açacağına şüphe yok.

Eski sistemin yerini ne alacak?

Washington ve Pekin, ekim ayı sonlarında Güney Kore'de yapılan Trump-Şi zirvesinin ardından bu ay yapılacak görüşmelerde bir anlaşmaya vararak topyekûn bir ticaret savaşını önlese bile, endişeli bir ABD ve daha iddialı bir Çin’in on beş ya da yirmi yıl önceki ticaret ortamına geri döneceğini hayal etmesi zor. ABD artık çok daha iddialı bir küresel güç ve Çin de 1979 yılında iki ülke diplomatik ilişkiler kurduğunda olduğu gibi küçük, gelişmekte olan bir ülke değil.

Çinli şirketler, ABD ile ticaret ortamındaki kalıcı değişimi fark ederek, diğer yabancı pazarlara erişimlerini sürdürmek ve iyileştirmek için çaba sarf ediyorlar.

ABD Dış İlişkiler Konseyi Başkanı ve eski ABD Başkanı Barrack Obama'nın ulusal güvenlik danışman yardımcısı Michael Froman, ticaret politikasının diğer ülkelerin ekonomilerine zarar vermek için bir araç olarak kullanıldığı değerlendirmesinde bulunduktan sonra, ağustos ayında Foreign Affairs dergisinde, bildiğimiz küresel ticaret sisteminin sona erdiğini ve DTÖ’nün fiilen işlevini yitirdiğini yazdı. DTÖ tarafından yönetilen sistemin yerini neyin alacağı belirsiz, ancak Trump'ın ticaretin geleceğini nasıl gördüğüne dair bazı ipuçları var. ABD, ticaret kısıtlamalarıyla kendi topraklarına yeni yatırımları çekmeyi ve ülkede daha fazla iş yaratmak için bir teşvik olarak kullanmayı amaçlıyor. Bu yüzden Trump, Kuzey Amerika ticaret bloğunu ortadan kaldırmadı, ancak kapsamını sınırladı. Kanada ve Meksika'dan otomobil, çelik, alüminyum ve kereste gibi sektörlerdeki ithalata uyguladığı gümrük vergileri, ABD şirketlerinin ABD'deki faaliyetlerini korumak ve böylece daha fazla Amerikalı işçi istihdam etmelerini sağlamak amacıyla getirildi. ABD, Kanada ve Meksika arasındaki ticaret devam edecek, fakat bu daha düşük seviyelerde, tüketiciler için daha yüksek fiyatlar ve şirketler için daha düşük karlarla olacak. Trump, benzer şekilde Japonya, Güney Kore ve Birleşik Krallık gibi bazı diğer ülkelerle özel ikili ticaret anlaşmaları kabul edecek. Bunun yanında yabancı şirketleri ABD’ye yatırım yapmaya zorlamak için, Washington ile özel ikili anlaşmalar imzalayan ülkelerden yapılan ithalatın tamamına değil, bir kısmına uygulanan gümrük vergilerini azaltacak.

sdfrt
Elon Musk, Tesla'nın Şanghay'da yeni modelinin lansmanı sırasında sahneye çıktı (AFP)

Trump küresel ticaret sisteminden çok az fayda gördüğünü düşünürken, Çin ihracatının mümkün olduğunca çok pazara girebilmesi için bu sistemin korunmasını destekliyor. Pekin, kamuoyuna yaptığı açıklamalarda düzenli olarak DTÖ'ye desteğini dile getiriyor. Çin, geçtiğimiz eylül ayında, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul toplantıları sırasında DTÖ tarafından uygulanan bazı standart ticaret uygulamalarından muaf tutulmasını sağlayan gelişmekte olan ülke statüsünden gönüllü olarak vazgeçeceğini açıkladı. DTÖ Genel Direktörü, Çin'in bu açıklamasını, DTÖ’nün reformu açısından önemli bir adım olarak nitelendirdi.

Çinli şirketler, ABD ile ticaret ortamındaki kalıcı değişimi fark ederek, diğer yabancı pazarlara erişimlerini sürdürmek ve iyileştirmek için çaba gösteriyorlar ve bu konuda bir miktar başarı elde ettiklerine dair birtakım işaretler var. Reuters, Çin'in dünya çapındaki ihracatının, ABD'ye yapılan ihracattaki düşüşe rağmen, 2025 yılının ağustos ayında 2024 yılının aynı ayına göre yüzde 8 arttığını bildirdi.

Bazı gözlemciler, Pekin'in nadir toprak mineralleri ihracatındaki kısıtlamaları hafifletmek için yapılan anlaşmanın bir parçası olarak ABD'nin Tayvan'a verdiği desteğin azaltılmasını talep edebileceğini düşünüyor.

Çin, çelikten telekomünikasyona ve yenilenebilir enerjiye kadar birçok sektörde şirketler kurmak için büyük miktarlarda para harcadı. Buna karşın Çin ekonomisinde her şey yolunda gitmiyor. Elektrikli otomobiller ve çelik gibi sektörlerde çok fazla şirket ve çok büyük üretim kapasitesi var, bu da iç tüketicilerin hala emlak piyasasının çöküşünden mustarip olduğu bir dönemde iç pazarda şiddetli rekabete yol açıyor. Çinli şirketler ayrıca yeni işçi almıyor. Ürünlerini yurtdışında satan Çinli şirketler, düşük ve haksız fiyatlarla satış yapmak için devlet sübvansiyonlarından yararlandıkları suçlamasıyla karşı karşıya. Sonuç olarak, Çin Kuzey Amerika veya Avrupa'da çok az açık pazar bulacak.

Şi Cinping yönetimindeki Çin, ekonominin yönetiminde hükümetin rolünü azaltma yönünde herhangi bir işaret göstermiyor. Şi'nin stratejisi, bir yandan Çin'in özellikle yarı iletkenler ve çipler gibi hayati sektörlerde üretim kapasitesini artırırken diğer yandan büyük ülkelerin önemli bir ithalat kaynağı olmaya devam etmesini sağlamak ve böylece Çin'in ticaret kısıtlamaları nedeniyle ekonomisinin bozulmasına karşı savunmasız bırakmamayı amaçlıyor. Ancak, çip sektörü de dahil olmak üzere bu sektörlerin bazıları hala verimsiz ve rekabet gücü düşük, bu da Çin için bir zorluk oluşturuyor. Bundan dolayı Pekin, ileri teknoloji ihracatına yönelik kısıtlamaları hafifletmesi için ABD'ye baskı yapmaya devam edecek.

Düşmana zarar vermek için ticaretin bir silah haline gelmesi ve bu silahın giderek daha fazla kullanılması, Doğu Asya'da, özellikle Tayvan ve Güney Çin Denizi'nde Çin ile ABD arasında artan askeri rekabetin ortasında gerçekleşiyor. Bazı gözlemciler, Pekin'in nadir toprak mineralleri ihracatına getirilen kısıtlamaları hafifletmek için yapılan anlaşma çerçevesinde ABD'nin Tayvan'a verdiği desteğin azaltılmasını talep edebileceğini düşünüyor. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü, geçtiğimiz yaz Çin'in Doğu Asya'da ABD'nin askeri üstünlüğünü zayıflattığı ve Tayvan'ı savunmak için ABD'nin mevcut stratejisinin ‘felaketle sonuçlanacak bir yenilgi’ riskini taşıdığı uyarısında bulunan bir analiz yayınladı.

ABD’nin etkili isimlerden Asya uzmanı ve eski hükümet yetkilisi Kurt M. Campbell, geçtiğimiz eylül ayında Foreign Affairs dergisinde yayınlanan bir makalede, Çin ve ABD arasında ikili askeri iletişimin olmaması nedeniyle, askeri birlikler arasında küçük, istenmeyen bir olayın hızla büyük bir çatışmaya dönüşme riskinin arttığını yazdı.

Öte yandan ticaret kısıtlamalarının jeopolitik boyutu da var. Nadir toprak mineralleri ve manyetik bileşenlerin ihracatını engelleyerek Çin, askeri teçhizat üreten Avrupalı şirketleri etkileyebilir ve Avrupa'nın Rusya'daki Çin müttefiklerine karşı Ukrayna'ya yardım etme çabalarını engelleyebilir. Küresel ticarette ve tedarik zincirlerinde yaşanan gerilimler, ekonomik ve askeri rekabeti kontrol altına almak için gerekli olan diplomatik ortama da zarar veriyor.



Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
TT

Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, ara seçimlerden bir gün sonra İran'a saldırı düzenlenebileceği konusunda Körfez'deki müttefiklerini uyardığı öne sürülüyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla ABD'li medya kuruluşu MSNOW'a konuşan Körfez ülkelerinden üç üst düzey yetkili, Washington'ın 4 Kasım'da İran'a askeri harekat düzenlenebileceği yönünde uyarıda bulunduğunu iddia ediyor.

Yetkililere göre olası askeri operasyonun "kısa ve yoğun bir saldırı dalgası" halinde düzenlenebileceği söylenmiş.

Diğer yandan kaynaklardan biri, bazı Körfez devletlerinin ABD'nin kendi ülkelerindeki üslerden saldırı düzenlemesine karşı çıkabileceğini söylüyor. İran ordusu ve desteklediği Şii milisler, ABD'nin saldırılarına misilleme olarak Körfez ülkelerindeki stratejik hedefleri vurmuştu.

Beyaz Saray'dan medya kuruluşuna gönderilen açıklamada "hassas askeri planlar hakkında yorum yapılamayacağı" belirtilirken, Trump'ın "İran'ın asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak için tüm seçenekleri masada tuttuğu" ifade edildi.

ABD Başkanı, 3 Kasım'da yapılacak ara seçimler öncesinde İran'a saldırı düzenlenmeyeceğini söylemişti. 30 Ekim'deki açıklamasında da İran'la savaşın "çok kısa süre içinde biteceğini" belirtmişti.

İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı savaşta Amerikan ordusu İran'a yönelik son askeri harekatı 1 Eylül'de düzenlemişti.

Wall Street Journal'ın 28 Ekim'deki haberinde de Körfez ülkelerinin, ABD'deki ara seçimler sonrasında İran'a saldırı düzenleyebileceği hakkında uyarıldığı aktarılmıştı. Muhtemel hedefler arasında İran'daki altyapı ve nükleer tesislerin yer aldığı yazılmıştı.

Washington, İran'ın nükleer programıyla ilgili müzakerelerin yeniden başlaması için Tahran'a baskıyı artırıyor.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, müzakerelerin yeniden başlatılması için İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'ye mektup göndermişti. Tahran yönetimiyse mektuba henüz yanıt vermedi.

İran yönetimi görüşmeler için ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ablukasını kaldırmasını, yaptırımları hafifletmesini ve dondurulmuş varlıkları serbest bırakmasını şart koşuyor.

Pew Araştırma Merkezi'nin 8 Ekim'de yayımladığı ankete göre Amerikalıların yaklaşık üçte ikisi (yüzde 65) Trump'ın İran savaşını yönetme biçimini onaylamıyor. Cumhuriyetçiler de petrol fiyatlarının fırlamasına yol açan savaşa karşı giderek daha olumsuz bir tutum sergiliyor.

Independent Türkçe, MSNOW, Wall Street Journal


Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
TT

Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)

ABD yönetimi Flavio Bolsonaro'yu ülkeye kabul etse de radikal sağcı siyasetçinin "meşru liderlik" iddiasını desteklemeyebilir.

Flavio Bolsonaro, Brezilya'da 25 Ekim'de düzenlenen devlet başkanlığını seçimini rakibi Luiz Inácio Lula da Silva karşısında kaybetmişti. Bunun ardından hakkındaki kara para aklama soruşturması kapsamında Bolsonaro'dan pasaportlarını teslim etmesi istenmişti. Radikal sağcı siyasetçi, soruşturma ve seyahat yasağına rağmen gizlice ABD'ye kaçmış, X'te paylaştığı mektupta kendisini "Brezilya'nın lideri" ilan etmişti.

Adlarının gizli tutulması şartıyla Reuters'a konuşan ABD'li yetkililer, Trump yönetiminin, Bolsonaro'nun "Brezilya'nın meşru lideri olduğu" iddiasını desteklemeyi planlamadığını söylüyor.

Trump, Brezilya'daki seçimde taraf tutmadığını ancak sandıkta "hile yapılmış olabileceğini" öne sürmüş, Bolsonaro'yla ailesinin ABD'ye girişine izin verdiğini açıklamıştı.

Kaynaklar, Trump'ın Bolsonaro ve ailesinin ülkeye girişine izin verse de Lula yönetimiyle ikili ilişkileri iyi tutmak adına kendisine siyasi destek sağlamaya yanaşmayabileceğini söylüyor. Ancak Cumhuriyetçi liderin ileride fikrini değiştirebileceği aktarılıyor.

Bolsonaro'nun ülkeyi terk etmesiyle Brezilya'daki "siyasi itibarının zedelendiği" belirtiliyor. Kimliklerinin paylaşılmamasını isteyen bazı Brezilyalı yetkililer de Bolsonaro'nun ülkeden ayrılmasının Kongre'de muhalefetteki muhafazakarları zayıflatarak Lula'nın elini güçlendirdiğini ifade ediyor.

Arjantinli yetkililer, Flavio Bolsonaro, eşi ve iki kızının 27 Ekim'de ülkenin kuzeyine geçtiğini, ardından aynı gün özel bir uçakla Ekvador'a gittiğini aktarıyor. Bolsonaro ve ailesi daha sonra Ekvador üzerinden Miami'ye uçtu.

Kaynaklara göre Trump'ın danışmanlarından Jason Miller, yakın ilişkilere sahip olduğu Bolsonaro ailesinin Arjantin'den Ekvador'a geçişine yardımcı olmuş. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Bolsonaro'yu ülkeye kabul etmeyi önerdiği, Trump'ın da bunu onayladığı aktarılıyor.

Trump, Senatör Flavio Bolsonaro'ya kampanyasında açıkça destek vermese bile babası Jair Bolsonaro'yla yakın ilişkilere sahipti. Brezilya Yüksek Mahkemesi'nin Eylül 2025'te verdiği kararla Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerini kaybettikten sonra "demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik darbe planı kurmak suçundan" 27 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Trump ise süreci "cadı avı" diye nitelemişti.

Ayrıca Jair'in diğer oğlu Eduardo Bolsonaro da babasıyla ilgili hapis kararı açıklanmadan birkaç ay önce ABD'ye gitmişti. Daha sonra Eduardo, geçen yıl babası hakkında yürütülen darbe komplosu davasında Trump yönetiminin sürece müdahalesini istediği gerekçesiyle 4 yıl 2 ay hapis cezası almıştı. Cezası bu yıl haziranda açıklandıktan sonra kendisi bir daha Brezilya'ya dönmedi.

Diğer yandan Jair Bolsonaro da 2022 seçimlerini kaybettikten sonra, Lula'nın göreve başlamasından iki gün önce ABD'ye gitmiş ve yaklaşık üç ay sonra ülkesine dönmüştü.

Independent Türkçe, Reuters, Telegraph


Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
TT

Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)

Antoine el-Hac 

Sırbistan’da öğrenci hareketinin ezici seçim zaferinin ardından düzenlenen kutlamalar, yalnızca muhalefetin iktidar karşısındaki zaferinin ifadesi değildi. Bu kutlamalar, muhaliflere göre yetkilerin tek kişinin elinde toplandığı, kurumların rolünün gerilediği, medya özgürlüklerinin daraldığı, yolsuzluk ve kayırmacılığın yaygınlaştığı 14 yıllık yönetim döneminden kurtuluş anı olarak da görüldü. Aleksandar Vucic’in 25 Ekim’de gerçekleştirilen erken seçimlerde yenilgiyi kabul etmesiyle birlikte Sırbistan’ın yeni bir siyasi döneme girdiği izlenimi oluştu. Bu dönemin en belirgin mesajı ise köklü görünen yönetimlerin, toplumdaki hoşnutsuzluk tahammül sınırını aştığında yıkılabileceği oldu.

Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)
Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)

Ancak iktidarın devrilmesi, mutlaka alternatif bir demokratik sistemin inşa edileceği anlamına gelmiyor. Bu zaferi elde eden öğrenci hareketi, şimdi seçimlerin kendisinden daha zorlu bir sınavla karşı karşıya. Hareket, halk desteğini bağımsız kurumlara dönüştürebilecek, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis edebilecek ve kendisinden önceki siyasi güçlerin hatalarına düşmeden yolsuzlukla mücadele edebilecek mi?

Novi Sad trajedisinden ulusal ayaklanmaya

Hikâye, iki yıl önce, 1 Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonunda beton bir sundurmanın çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başladı. Öğrenciler ve protestocular açısından bu trajedi, sıradan bir kaza değildi; yolsuzluk, denetim eksikliği ve hesap verebilirlik sorunlarının daha derin bir boyutunu ortaya koyuyordu.

Protestocular, ilk günden itibaren istasyonun yenileme çalışmalarına ilişkin belgelerin açıklanmasını, sorumluların belirlenmesini ve olaya karışanların hesap vermesini talep etti. Ancak bu taleplere yeterli karşılık verilmediği gibi felaketten sorumlu kişiler hakkında da herhangi bir mahkûmiyet kararı çıkmadı.

Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)
Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)

Zamanla protestolar, belirli bir olayda adaletin sağlanması talebinin ötesine geçerek halk desteğini kaybeden siyasi sisteme karşı geniş kapsamlı bir harekete dönüştü. Farklı toplumsal kesimlerden ve bölgelerden vatandaşlar da harekete katıldı. Seferberlik, başkent Belgrad’da zaman zaman yaklaşık 200 bin kişinin katıldığı mitinglere kadar ulaştı ve Vucic yönetimine karşı gelişen en dikkat çekici halk hareketlerinden biri haline geldi.

Korku engelini aşmak

Bu dönüşümün en önemli yansımalarından biri, toplumun itirazlarını dile getirme kapasitesini yeniden kazanması oldu. Protestocuların anlatımına göre, vatandaşların yolsuzluk ve kayırmacılıkla günlük hayatın hemen her alanında, kamu hizmetlerinden iş fırsatlarına kadar karşılaştığı bir ülkede hareket, korkunun aşılması ve kamusal yaşama katılım açısından farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren ortak bir platforma dönüştü.

Eylemler başkentle veya büyük şehirlerle sınırlı kalmadı, ülkenin dört bir yanına yayıldı. Öğrenciler, Avrupa ile bağlarını ve farklı bir siyasi gelecek tasavvurlarını simgeleyen dikkat çekici girişimlere imza attı. Bu kapsamda bisikletlerle Strazburg’a gittiler ve Brüksel’e doğru bir bayrak yarışı düzenlediler.

Bununla birlikte hareket, düzenlediği mitinglerde Avrupa bayraklarına yer vermedi. Bu durum, öğrencilerin Avrupa Birliği’ne (AB) katılım konusundaki tutumlarına ilişkin soru işaretlerine yol açtı. Analizlerden birinde bu tutum, Sırbistan’ı ziyaret eden ve hükümete desteklerini dile getiren Avrupalı liderlerin yaklaşımlarının protestocular arasında yarattığı hayal kırıklığıyla açıklanıyor.Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu nedenle öğrenciler, dışarıdan müdahale beklemek yerine devlet kurumlarını yeniden inşa etmeye ve yolsuzlukla mücadeleye odaklanarak önceliği iç meselelere vermeyi tercih etti.

Avrupa’dan öğrencilerin taleplerini destekleyen ilk açıklama ise ancak 2025 baharında geldi. AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos, AB’nin öğrencilerin taleplerini paylaştığını duyurdu.

Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)
Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)

Tabandan tepeye demokrasi

Hareketin başarısı, geleneksel bir liderliğin ya da dikey bir yönetim hiyerarşisine ve seçim teşkilatına sahip siyasi partinin çalışmasının sonucu değildi. Öğrenciler, farklı görüşlerden kişilerin katıldığı uzun genel toplantılar ve müzakereler aracılığıyla yatay bir örgütlenme modeli benimsedi. Kapsamlı bir eleme sürecinin ardından hareket, parlamento seçimleri için 250 adaydan oluşan bir liste sundu.

Bu, çok sayıda gözlemcinin açık ve merkezi bir liderliği bulunmayan hareketin etkili bir seçim gücüne dönüşüp dönüşemeyeceğini sorguladığı bir dönemde, doğrudan ve katılımcı demokrasi açısından alışılmadık bir sınavdı. Ancak sonuç belirleyici oldu: Öğrenci hareketinin listesi oyların yaklaşık yüzde 53’ünü alırken Vucic’in siyasi cephesi yüzde 39’da kaldı. Otuz yılı aşkın süredir en yüksek katılım oranının görüldüğü seçimlerde öğrenci hareketi, parlamentoda fiilî çoğunluğu elde etti.

Vucic’in iktidardan düşmesi, Macaristan’da Peter Magyar’ın Viktor Orban karşısında kazandığı zaferin ardından geldi. Bu sonuç, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının mümkün olduğunu ortaya koydu. Vucic’in geniş çaplı bir çatışmaya yönelmek veya yenilgiyi reddetmek yerine seçim sonuçlarını kabul etmesi de iktidarın daha sorunsuz devredilmesine imkân sağladı.

Bununla birlikte Sırbistan deneyimi, Slobodan Milosevic’in devrildiği 2000 yılından çıkarılması gereken dersleri de yeniden gündeme getiriyor. O dönemde değişimden yararlanan siyasi güçlerin tamamı yolsuzluktan arınmış bir sistem kurmayı başaramamış, bunlardan bazıları skandallara ve iktidarı tekelleştirme girişimlerine sürüklenmişti.

En zorlu mücadele şimdi başlıyor

Yeni hükümet, Vucic’e bağlı nüfuz ağlarının resmi ve gayriresmi kurumlarda varlığını sürdürdüğü bir devleti devralacak. Sırp İlerleme Partisi, seçimleri kaybetmesine rağmen 250 sandalyeli parlamentoda 105 sandalye elde etti. Yargı ve medyanın reforme edilmesi, organize suçla mücadele edilmesi ve kökleşmiş çıkar ağlarının dağıtılması ise yalnızca hızlı kararlar alınmasıyla mümkün olmayacak.

Novi Sad faciasına ilişkin kapsamlı soruşturma, yeni hükümetin muhtemelen ilk siyasi ve ahlaki sınavı olacak. Bu davada hesap verebilirlik, yalnızca sorumluların cezalandırılmasını değil, hukukun herkes için geçerli olduğunun ve seçim vaatlerinin somut sonuçlara dönüştürülebileceğinin gösterilmesini de gerektiriyor.

Yugoslavya’nın dağılmasından bu yana büyük ölçüde yabancı yatırımlara bağımlı olan ekonomi de önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. İktidarın, aralarında Rio Tinto şirketinin gerçekleştirmeyi planladığı lityum madenciliği projesinin de bulunduğu ve tartışmalara yol açan projeleri yürüten yabancı şirketlerle ilişkileri bulunuyor. Öğrenci hareketi, ekonomik çıkarlarla siyasi nüfuzun iç içe geçmesine imkân tanıyan yapının ele alınabilmesi için siyasi sistemin değiştirilmesini şart görüyor.

Dış politikada ise dönüşüm kolay olmayacak. Zira hareketin tabanında AB yanlılarının yanı sıra Rusya’ya sempati duyanlar ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) karşı çıkanlar da bulunuyor. Bu nedenle uzun süredir büyük güçler arasında denge kurmaya dayanan Sırp dış politikasında hızlı bir değişim beklenmiyor. Sırbistan’dan ayrılarak 2008 yılında tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova meselesi kırmızı çizgi olmayı sürdürürken askerî tarafsızlık politikası da NATO ile yakınlaşmanın önünde engel teşkil etmeye devam edecek.

AB ile yakınlaşma ise ilerleme kaydedilmesi en muhtemel alan olabilir. Özellikle hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü ve yolsuzlukla mücadele gibi konuların, Brüksel’in üyelik sürecine ilişkin şartlarıyla örtüşmesi bu ihtimali güçlendiriyor.

Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)
Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)

Bir dönemin sonu mu yoksa yeni bir sınavın başlangıcı mı?

Sırbistan deneyimi, seçim koşullarının eşit olmadığı durumlarda bile tabandan tavana doğru bir değişimin mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu deneyim, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının, yıllar boyunca iktidarın merkezileştirilmesinin ve kurumların zayıflatılmasının etkilerini kendiliğinden ortadan kaldırmadığını da gösteriyor.

Kurtuluş coşkusu ile yönetmenin zorlukları arasında, Sırbistan’ın geleceğine ilişkin asıl mücadele şimdi başlıyor: Bu seçimler yeni bir otoriter yönetim döneminin sonu mu olacak, yoksa hâlâ istikrarlı bir demokrasi arayışındaki ülkenin tarihinde yalnızca yeni bir bölüm mü açacak?

Hassas Balkanlar bölgesinde yer alan bu ülkenin uzun süredir Rusya’yı desteklediğini ve Rusya’nın önce Macaristan’da, şimdi de Sırbistan’da bir müttefikini kaybettiğini belirtmek gerekiyor. Kremlin çevrelerinin, Vucic’i devirmek amacıyla protesto hareketini destekleyen dış güçleri suçladığını yakında görürsek bu şaşırtıcı olmayacaktır.