Trump, Putin'i Ukrayna'daki savaşı sona erdirmeye zorlamak için yeni bir strateji mi benimsedi?

Görsel: AFP/Al Majalla
Görsel: AFP/Al Majalla
TT

Trump, Putin'i Ukrayna'daki savaşı sona erdirmeye zorlamak için yeni bir strateji mi benimsedi?

Görsel: AFP/Al Majalla
Görsel: AFP/Al Majalla

Samir İlyas

ABD Başkanı Donald Trump, başkan seçilmesinden neredeyse bir yıl sonra Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik savaşını sona erdirememesi üzerine, son haftalarda yaptığı açıklamalar ve attığı adımlarla Rusya'ya baskı uygulama yaklaşımında değişiklik sinyalleri verdi. Öte yandan nükleer silahlarla ilgili açıklamaların artmasıyla birlikte Moskova ve Washington, kendi nükleer silahlarının caydırıcı gücünü teyit etmek için füze testleri gerçekleştirdi, nükleer savaş başlıkları taşıyabilen belirli silah türlerini modernize etti ve tam ölçekli nükleer testlerin yeniden başlatılması olasılığının önünü açtı. Her iki tarafın da nükleer silahların konuştuğu bir üçüncü dünya savaşının patlak vermesi tehdidini önlemek için Ukrayna’daki savaşın çözülmesi gerekiyor. Ayrıca iki süper güç arasındaki son büyük stratejik denge ve silah kontrol anlaşması olan ve önümüzdeki şubat ayında sona erecek Yeni START Anlaşması’nın uzatılması da dahil olmak üzere çeşitli mutabakat ve anlaşmalara varmak için ‘gerilimi tırmandırarak azaltma’ ilkesini kullanması olasılığı da söz konusu.

İkinci kez Beyaz Saray'da başkanlık koltuğuna oturduğundan beri dikkat çekici bir değişiklik gösteren Trump, Rusya merkezli Rosneft ve Lukoil enerji şirketlerine yaptırım uygulama kararı aldı. Trump, 16 Ekim'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ‘çok verimli’ olarak nitelendirdiği bir telefon görüşmesinin ardından, 22 Ekim’de ‘Rusya ile Ukrayna arasındaki bu utanç verici savaşı sona erdirme olasılığını görüşmek’ üzere Budapeşte'de yapılması önerilen Rusya-ABD zirvesini iptal etme kararıyla gözlemcileri şaşırttı. Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşmede “Başkan Putin ile görüşmeyi iptal ettik. Bunun uygun olmadığını düşündüm” dedi. Görüşmede istenen hedefe ulaşacaklarına inanmadığını belirten Trump, bu yüzden görüşmeyi iptal ettiğini, ancak bunu gelecekte gerçekleştireceklerini vurguladı. Durma noktasına gelen müzakerelerden duyduğu hayal kırıklığını dile getiren Trump, “Açıkçası, tek söyleyebileceğim, Vladimir (Putin) ile her konuştuğumda iyi sohbetler yapıyoruz, ancak sonra hiçbir sonuç çıkmıyor” dedi.

Öyle görünüyor ki ABD, Rusya'yı müzakere masasına geri döndürmek için uygulanan ekonomik baskıya güveniyordu. Rus yetkililerin tekrarladığı talepler ve koşullar bu baskıdan daha ağır basıyordu. Bu talepler ve koşullar, Ukrayna'nın tamamen ‘teslim olması’ ve Avrupa'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ilk kez zorla siyasi haritasında bir değişikliği kabul etmesini gerektiriyordu. Yaşlı Kıta’ya ve dünyaya, Rusya'nın çıkarlarını dikkate alan ve NATO'nun genişlemesini engelleyen yeni bir güvenlik sistemi dayatacaktı. Trump yönetimi, eş zamanlı olarak başta Çin ve Hindistan olmak üzere Rusya üzerinde etkisi olan güçlerle, onları Rusya’dan petrol satın almayı sürdürmekten vazgeçirmek, Kremlin'i ateşkesi kabul etmeye zorlamak ve bazı tavizler sunmak amacıyla bir diyalog ve müzakere süreci başlattı.

Trump, Washington'da Orta Asya ülkelerinin liderleriyle yaptığı zirvede, Kremlin'in ‘arka bahçesi’ olarak görülen bu ülkelerle ekonomik ve yatırım iş birliğini güçlendirmeyi amaçladı.

Trump, geçtiğimiz cuma günü Washington’da Orta Asya liderleriyle düzenlenen zirvede Kremlin'in ‘arka bahçesi’ olarak görülen ve geleneksel olarak Rusya ve Çin'in nüfuz alanı olarak kabul edilen bu ülkelerle ekonomik ve yatırım iş birliğini güçlendirmeye çalıştı. Trump, bu ülkelerin siyasi, güvenlik ve ekonomik ilişkilerini çeşitlendirme ihtiyacını ve terör korkularını ve birçoğuna karşı Ukrayna deneyiminin tekrarlanma olasılığını, ABD'yi on yıllardır ihmal ettiği bir bölgede yeniden kilit oyuncu haline getirmek için kullandı. Trump, Belarus’u ve Belarus lideri Alexander Lukaşenko’yu kazanmaya yönelik girişimlerde bulunduğuna dair dikkat çekici bir hamle ile Belarus'tan tutukluların serbest bırakılması için müzakerelere yardımcı olan John Cole'u Minsk'e özel temsilci olarak atadı. Trump, tutukluları serbest bıraktığı için ‘saygıdeğer’ Belarus Devlet Başkanı Lukaşenko’ya teşekkür etti. Öte yandan ABD Hazine Bakanlığı, birkaç gün önce, Belarus'un ulusal havayolu şirketi Belavia’ya uygulanan kısıtlamaları kaldırarak, Lukaşenko'nun kullandığı başkanlık uçağıyla ilgili işlemlerin yapılmasına izin verdi. Tüm bu adımlar, 2020 başkanlık seçimleri sonuçlarının manipüle edildiği ve protestocuların bastırıldığı suçlamalarının ardından Washington ve Brüksel'in Belarus'a uyguladığı yıllarca süren izolasyon ve yaptırımlardan sonra, Minsk'e kademeli olarak açılmanın devamı niteliğindeydi.

Uyarı ateşi

Rusya’nın küçük bir nükleer motorla sınırsız uçabilen ‘Burevestnik’ füzesinin ve yine nükleer motorla çalışan ‘Poseidon’ kruvazörünün test edildiğini duyurmasının ardından Trump, ekim ayı sonlarında sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı bir paylaşımda, ABD Savunma Bakanlığı’na ‘karşılıklı olarak’ nükleer testlere başlanması talimatı verdiğini duyurdu. Paylaşımında ayrıca bu sürecin ‘derhal’ başlaması gerektiği belirten Trump, kararın ‘diğer ülkeler tarafından yürütülen test programları çerçevesinde’ alındığını açıkladı.

Ukrayna, Rusya ile yapılacak herhangi bir görüşme veya müzakerenin savaşın baskısı altında yapılmaması ve sonuçlarının Rusya'nın lehine önceden belirlenmemesi gerektiğine inanıyor.

ABD, 5 Kasım'da nükleer savaş başlıkları taşıyabilen ‘Minuteman III’ adlı kıtalararası balistik füzenin testini gerçekleştirdi. Trump'ın kararlarının, ülkesinin olası bir gerilime hazır olduğu ve yanıt vermek yahut ilk saldırıyı gerçekleştirmek için birçok araca sahip olduğu mesajını verdiği açıktı. Bununla birlikte hem Rusya hem de ABD, yıkıcı bir silahlanma yarışına girmenin ilk tercihleri olmadığını ve dünyada yaygın yıkıma neden olabilecek sorunları çözmenin en iyi yolunun müzakereler olduğunu belirten mesajlar göndermeye devam etti.

Trump'ın son kararları Rusya'yı zorlu seçimlerle karşı karşıya getiriyor. ABD, askeri açıdan Ukrayna'ya Rusya'nın 2 bin 500 kilometre derinliğindeki hedefleri vurabilecek Tomahawk füzeleri tedarik etmesine karşı çıkmasına rağmen, gerekirse Rusya'ya karşı tırmanışa geçmeye ve acı verici bir şekilde yanıt vermeye hazır olduğunu da teyit ediyor. Siyasi açıdan ise Budapeşte’deki zirvenin iptal edilmesi, Trump'ın, Putin'in sözlerden eyleme geçmesini ve en azından mevcut savaş hattı boyunca ateşkes dahil olmak üzere, bir çözüme katkıda bulunacak tavizler vermesini istediğini gösteriyor. Ekonomik açıdan da Trump'ın yaptırımları Rusya ekonomisinin kalbine darbe vuruyor. Rusya’nın devlet kontrolündeki petrol devi Rosneft'in ülkenin en büyük petrol şirketi olduğunu ve Rus petrolünün yüzde 40'ını (2024'te günde 5,2 milyon varil) ürettiğini söylemek yeterli. Lukoil ise günde yaklaşık 1,6 milyon varil ile ikinci sırada geliyor.

sdfrgt
ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD'nin Alaska eyaletine bağlı Anchorage kentindeki Elmendorf-Richardson Ortak Üssü'nde bir araya geldi, 15 Ağustos 2025 (Reuters)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Marco Rubio arasındaki telefon görüşmesi, zirvenin ertelenmesinde belirleyici bir rol oynamış olabilir. Rubio, Moskova'nın ciddi tavizler vermek istemediğini sezmiş gibi görünüyor. Bu yüzden zirveyi iptal etmeyi önermiş ve Trump'ı, Kremlin'i tavrını yumuşatmaya zorlayabilecek bir ‘uyarı ateşi açma’ görevi görecek yaptırımlar uygulamaya teşvik etmiş olabilir.

Karmaşıklıklar ve anlaşmazlıklar

Savaşı sona erdirmek için öncelikler konusunda Moskova ile Kiev arasında var olan derin görüş ayrılıkları, çözüm çabalarının başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açtı. Ukrayna siyasi bir çözüm için ön koşul olarak ateşkes anlaşmasına varılmasında ısrar ederken, Rusya sahada gerilimin azaltılması için kapsamlı bir anlaşma yapılması gerektiğini savunuyor. Kiev, Rusya ile yapılacak herhangi bir görüşme veya müzakerenin savaşın baskısı altında yapılmaması ve sonuçlarının Rusya'nın lehine önceden belirlenmemesi gerektiğine inanıyor. Öte yandan Moskova, kapsamlı bir barış anlaşması sağlanmadan önce ateşkesin, Rusya'nın taleplerini ve koşullarını karşılaması ve çatışmanın temel nedenlerini çözeceğini düşünüyor. Bu da Kiev'e askeri kapasitesini yeniden inşa etme ve savaşı uzatma fırsatı verebilir.

Rusya'nın inkarlarına rağmen, Putin'in toprak takası fikrini açık bir taahhüt olmaksızın, yalnızca bir müzakere taktiği olarak ortaya atmış olması ihtimali zayıf.

Avrupa, resmi tamamlamak için Putin'in zaferinin ve sınırları zorla değiştirmedeki başarısının, Kremlin'in Moldova, Estonya, Letonya ve Litvanya gibi diğer ülkelere askeri müdahale iştahını kabartacağından korkuyor.

Budapeşte'nin zirve yeri olarak seçilmesi, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın Kremlin ile yakın ilişkisi nedeniyle Kiev ve büyük Avrupa başkentlerinden eleştiri alsa da yer seçimi bir engel teşkil etmedi. Öyle ki Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, ilerlemedeki yavaşlık ve ağır insan kayıplarına rağmen, Donetsk, Zaporijya ve Harkiv bölgelerinde açıkça Moskova'nın lehine gelişen savaşı sona erdirmek için Budapeşte'de yapılması önerilen zirveye Trump ve Putin ile birlikte katılmaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Rusya’nın savaşın temel nedenlerini ele almaktaki ısrarcılığına rağmen, Trump'ın Budapeşte'de bir zirve düzenleme önerisini neye dayandırdığı tam olarak bilinmiyor. Zira Moskova'nın son dönemdeki tutumu değişmemişti.

rtr56y
ABD Hava Kuvvetleri, Kaliforniya'daki Vandenberg Hava Kuvvetleri Üssü'nde geliştirme amaçlı bir test sırasında patlamaya yol açmayan bir Minuteman III kıtalararası balistik füzesi fırlattı, 5 Şubat 2020 (AFP)

Washington Post, Wall Street Journal (WSJ) ve diğer bazı ABD gazeteleri tarafından aktarılan sızıntılar doğruysa, ayrıntılarla ve uzun tartışmalarla ilgilenmeyen Trump, daha önce Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un başına geldiği gibi Putin'in önerilerini yanlış anladı ve Rubio’nun zirve hazırlıklarına katılması, Rusya'nın gerçek tutumunu ortaya çıkardı. Batı basını, Putin’in Trump’a, Donetsk ve Luhansk'tan oluşan Donbas bölgesi üzerinde tam kontrol sağlaması karşılığında Zaporijya ve Herson bölgelerinin bir kısmını ilke olarak Ukrayna’ya devretmeye hazır olduğunu söylediğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu öneri, Putin'in Alaska’daki zirvede açıkladığı Rusya’nın taleplerinde bir geri adım ve ‘diplomatik olarak geliştirilebilecek olası esnekliğin’ bir göstergesiydi. Ancak Kremlin, bu sızıntıları derhal yalanladı ve çatışmanın temel nedenlerini ele alan bir anlaşmaya varıldıktan sonra ateşkes için sunduğu toprak talepleri ve öne sürdüğü koşulların geçerliliğini koruduğunu vurguladı.

Rusya’nın inkârına rağmen, Putin'in herhangi bir net taahhüt olmaksızın, sadece bir müzakere taktiği olarak toprak takası fikrini gerçekten önermiş olabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Zaporijya ve Herson bölgelerinin devredilmesinin, Rusya’nın savaşının ana stratejik hedeflerinden biri olan, Moskova’nın 2014 yılında ilhak ettiği Kırım Yarımadası ile Rusya toprakları arasında bir kara koridoru oluşturma hedefiyle çelişeceği iyi biliniyor.

Budapeşte’deki zirvenin ertelenmesiyle, ABD’nin uzlaşı çabaları, Alaska zirvesini rayından çıkaran aynı çıkmazı aşmak için yapılan tüm girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, başlangıç noktasına geri döndü. Washington, coğrafi konum Alaska'dan Budapeşte'ye değişmiş olsa da eski hesaplamaların ve pozisyonların tekrarlandığı kapalı bir müzakere ortamıyla karşı karşıya kaldı.

Budapeşte’deki zirvenin yapılamayıp girişimin başarısız olması, diplomatik yolun güç dengelerinin esiri olmaya devam ettiğini ve gelecekteki herhangi bir anlaşmanın ancak tüm taraflar, savaşı sürdürmenin maliyetinin potansiyel kazançlarından daha ağır bastığını fark ettiğinde sonuç vereceğini ortaya koydu.

Füze testleri yapma ve Rosneft ile Lukoil'e yaptırım uygulama kararları, bu hamlenin pozisyonlarında gerçek bir değişiklik mi yoksa sadece siyasi koşulların dayattığı zorunlu bir yeniden konumlanma mı olduğu konusunda soru işaretleri yaratıyor. Budapeşte’deki zirvenin başarısızlığı ve ardından Washington’da yaşanan keskin iç eleştiriler sonrasında Trump, müzakere kanalları yoluyla bir atılım elde edemediği diplomatik başarısızlığını telafi etmek amacıyla, Moskova'ya karşı sert tutumunu gösteren ve Kremlin'e karşı hoşgörülü olduğu yönündeki suçlamaları önleyen pratik adımlarla siyasi dengesini yeniden sağlamaya çalıştı. Yaptırımlar uygulayarak da hem Amerikalılara hem de Avrupa’daki müttefiklerine, ABD’nin halen Rusya'yı caydırmak ve Ukrayna meselesinde inisiyatifi yeniden ele geçirmek için askeri, siyasi ve ekonomik araçları kullanma kapasitesine sahip olduğu mesajını vermek istedi.

dfrgt
Rusya tarafından Kiev’de füze ile hedef alınan bir gıda deposu, 25 Ekim 2024 (AFP)

Öte yandan Trump’ın son hamlelerinin, son birkaç haftadır sergilediği inişli çıkışlı tutumunun bir uzantısı olduğu ve uzlaşı arzusu ile kararlı görünme çabası arasında tereddüt ettiğini ortaya koyduğu da düşünülebilir. Dolayısıyla yaptırımlara başvurmasının stratejik bir değişiklikten çok, Avrupa'nın Trump'ın dayatmaya çalıştığı siyasi rotayı değiştirmeye çalıştığı bir senaryoda, çok taraflı çözüm seçeneğini yeniden canlandırarak ve istenen çözümü şekillendirmede Avrupa'nın rolünün merkezi önemini vurgulayarak, kendisini yeniden konumlandırmak için gerekli bir girişim olduğu anlaşılabilir bir durum.

Açık uçlu sonuçlar ve iç içe geçmiş olasılıklar

Ukrayna'da yaşanan gerilim, Trump ve Putin'in Alaska’da gerçekleştirdikleri zirveden bu yana tırmanmaya devam ediyor. Rusya ordusu ilerleme kaydederek daha fazla toprak işgal etmeyi başardı. Balistik füzeler ve İHA’larla Ukrayna'nın enerji sektörünün çoğunu tahrip ederek halkın günlük hayatını zorlaştırdı ve bazı tavizler verilerek savaşın sona erdirilmesini isteyenlerin sayısını artırdı. Bu durum Avrupa için de maliyeti artırıyor. Bir yandan Ukrayna'ya ekonomik ve askeri destek için ödenecek fatura yükselirken, diğer yandan Ukrayna, savaşın başlamasından bu yana kaçan milyonlarca insanın yanı sıra yüzbinlerce Ukraynalı için de güvenli bir sığınak olarak görülmeye başlıyor.

Budapeşte’deki zirvenin yapılamayıp girişimin başarısız olması, diplomatik yolun güç dengelerinin esiri olmaya devam ettiğini ve gelecekteki herhangi bir anlaşmanın ancak tüm taraflar savaşı sürdürmenin maliyetinin potansiyel kazançlarından daha ağır bastığını fark ettiğinde sonuç vereceğini ortaya koydu. Rusya ve ABD’nin oyalanarak zaman kaybetmedikleri, aksine siyasi, ekonomik ve askeri güçlerini toplayarak ve felaketin eşiğinde oynayarak birbirlerine baskı uygulamaya çalıştıkları açık. Durum ne kadar ciddi olursa olsun Trump'ın başkanlığı döneminde alıştığımız gibi, yeni sürprizlerin yaşanması ihtimali de var. Örneğin, sadece Ukrayna'daki sorunları değil, güvenlik ve Dünya'daki yaşamın devamı ile ilgili sorunları da çözmek için Putin ile yeni bir zirve önerisiyle gelebilir. Çünkü Trump, istenen çözümlerin kendisine gelecek yıl Nobel Barış Ödülü için reddedilmeyecek bir adaylık kartı kazandırmasını umuyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
TT

Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, ara seçimlerden bir gün sonra İran'a saldırı düzenlenebileceği konusunda Körfez'deki müttefiklerini uyardığı öne sürülüyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla ABD'li medya kuruluşu MSNOW'a konuşan Körfez ülkelerinden üç üst düzey yetkili, Washington'ın 4 Kasım'da İran'a askeri harekat düzenlenebileceği yönünde uyarıda bulunduğunu iddia ediyor.

Yetkililere göre olası askeri operasyonun "kısa ve yoğun bir saldırı dalgası" halinde düzenlenebileceği söylenmiş.

Diğer yandan kaynaklardan biri, bazı Körfez devletlerinin ABD'nin kendi ülkelerindeki üslerden saldırı düzenlemesine karşı çıkabileceğini söylüyor. İran ordusu ve desteklediği Şii milisler, ABD'nin saldırılarına misilleme olarak Körfez ülkelerindeki stratejik hedefleri vurmuştu.

Beyaz Saray'dan medya kuruluşuna gönderilen açıklamada "hassas askeri planlar hakkında yorum yapılamayacağı" belirtilirken, Trump'ın "İran'ın asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak için tüm seçenekleri masada tuttuğu" ifade edildi.

ABD Başkanı, 3 Kasım'da yapılacak ara seçimler öncesinde İran'a saldırı düzenlenmeyeceğini söylemişti. 30 Ekim'deki açıklamasında da İran'la savaşın "çok kısa süre içinde biteceğini" belirtmişti.

İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı savaşta Amerikan ordusu İran'a yönelik son askeri harekatı 1 Eylül'de düzenlemişti.

Wall Street Journal'ın 28 Ekim'deki haberinde de Körfez ülkelerinin, ABD'deki ara seçimler sonrasında İran'a saldırı düzenleyebileceği hakkında uyarıldığı aktarılmıştı. Muhtemel hedefler arasında İran'daki altyapı ve nükleer tesislerin yer aldığı yazılmıştı.

Washington, İran'ın nükleer programıyla ilgili müzakerelerin yeniden başlaması için Tahran'a baskıyı artırıyor.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, müzakerelerin yeniden başlatılması için İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'ye mektup göndermişti. Tahran yönetimiyse mektuba henüz yanıt vermedi.

İran yönetimi görüşmeler için ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ablukasını kaldırmasını, yaptırımları hafifletmesini ve dondurulmuş varlıkları serbest bırakmasını şart koşuyor.

Pew Araştırma Merkezi'nin 8 Ekim'de yayımladığı ankete göre Amerikalıların yaklaşık üçte ikisi (yüzde 65) Trump'ın İran savaşını yönetme biçimini onaylamıyor. Cumhuriyetçiler de petrol fiyatlarının fırlamasına yol açan savaşa karşı giderek daha olumsuz bir tutum sergiliyor.

Independent Türkçe, MSNOW, Wall Street Journal


Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
TT

Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)

ABD yönetimi Flavio Bolsonaro'yu ülkeye kabul etse de radikal sağcı siyasetçinin "meşru liderlik" iddiasını desteklemeyebilir.

Flavio Bolsonaro, Brezilya'da 25 Ekim'de düzenlenen devlet başkanlığını seçimini rakibi Luiz Inácio Lula da Silva karşısında kaybetmişti. Bunun ardından hakkındaki kara para aklama soruşturması kapsamında Bolsonaro'dan pasaportlarını teslim etmesi istenmişti. Radikal sağcı siyasetçi, soruşturma ve seyahat yasağına rağmen gizlice ABD'ye kaçmış, X'te paylaştığı mektupta kendisini "Brezilya'nın lideri" ilan etmişti.

Adlarının gizli tutulması şartıyla Reuters'a konuşan ABD'li yetkililer, Trump yönetiminin, Bolsonaro'nun "Brezilya'nın meşru lideri olduğu" iddiasını desteklemeyi planlamadığını söylüyor.

Trump, Brezilya'daki seçimde taraf tutmadığını ancak sandıkta "hile yapılmış olabileceğini" öne sürmüş, Bolsonaro'yla ailesinin ABD'ye girişine izin verdiğini açıklamıştı.

Kaynaklar, Trump'ın Bolsonaro ve ailesinin ülkeye girişine izin verse de Lula yönetimiyle ikili ilişkileri iyi tutmak adına kendisine siyasi destek sağlamaya yanaşmayabileceğini söylüyor. Ancak Cumhuriyetçi liderin ileride fikrini değiştirebileceği aktarılıyor.

Bolsonaro'nun ülkeyi terk etmesiyle Brezilya'daki "siyasi itibarının zedelendiği" belirtiliyor. Kimliklerinin paylaşılmamasını isteyen bazı Brezilyalı yetkililer de Bolsonaro'nun ülkeden ayrılmasının Kongre'de muhalefetteki muhafazakarları zayıflatarak Lula'nın elini güçlendirdiğini ifade ediyor.

Arjantinli yetkililer, Flavio Bolsonaro, eşi ve iki kızının 27 Ekim'de ülkenin kuzeyine geçtiğini, ardından aynı gün özel bir uçakla Ekvador'a gittiğini aktarıyor. Bolsonaro ve ailesi daha sonra Ekvador üzerinden Miami'ye uçtu.

Kaynaklara göre Trump'ın danışmanlarından Jason Miller, yakın ilişkilere sahip olduğu Bolsonaro ailesinin Arjantin'den Ekvador'a geçişine yardımcı olmuş. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Bolsonaro'yu ülkeye kabul etmeyi önerdiği, Trump'ın da bunu onayladığı aktarılıyor.

Trump, Senatör Flavio Bolsonaro'ya kampanyasında açıkça destek vermese bile babası Jair Bolsonaro'yla yakın ilişkilere sahipti. Brezilya Yüksek Mahkemesi'nin Eylül 2025'te verdiği kararla Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerini kaybettikten sonra "demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik darbe planı kurmak suçundan" 27 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Trump ise süreci "cadı avı" diye nitelemişti.

Ayrıca Jair'in diğer oğlu Eduardo Bolsonaro da babasıyla ilgili hapis kararı açıklanmadan birkaç ay önce ABD'ye gitmişti. Daha sonra Eduardo, geçen yıl babası hakkında yürütülen darbe komplosu davasında Trump yönetiminin sürece müdahalesini istediği gerekçesiyle 4 yıl 2 ay hapis cezası almıştı. Cezası bu yıl haziranda açıklandıktan sonra kendisi bir daha Brezilya'ya dönmedi.

Diğer yandan Jair Bolsonaro da 2022 seçimlerini kaybettikten sonra, Lula'nın göreve başlamasından iki gün önce ABD'ye gitmiş ve yaklaşık üç ay sonra ülkesine dönmüştü.

Independent Türkçe, Reuters, Telegraph


Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
TT

Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)

Antoine el-Hac 

Sırbistan’da öğrenci hareketinin ezici seçim zaferinin ardından düzenlenen kutlamalar, yalnızca muhalefetin iktidar karşısındaki zaferinin ifadesi değildi. Bu kutlamalar, muhaliflere göre yetkilerin tek kişinin elinde toplandığı, kurumların rolünün gerilediği, medya özgürlüklerinin daraldığı, yolsuzluk ve kayırmacılığın yaygınlaştığı 14 yıllık yönetim döneminden kurtuluş anı olarak da görüldü. Aleksandar Vucic’in 25 Ekim’de gerçekleştirilen erken seçimlerde yenilgiyi kabul etmesiyle birlikte Sırbistan’ın yeni bir siyasi döneme girdiği izlenimi oluştu. Bu dönemin en belirgin mesajı ise köklü görünen yönetimlerin, toplumdaki hoşnutsuzluk tahammül sınırını aştığında yıkılabileceği oldu.

Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)
Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)

Ancak iktidarın devrilmesi, mutlaka alternatif bir demokratik sistemin inşa edileceği anlamına gelmiyor. Bu zaferi elde eden öğrenci hareketi, şimdi seçimlerin kendisinden daha zorlu bir sınavla karşı karşıya. Hareket, halk desteğini bağımsız kurumlara dönüştürebilecek, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis edebilecek ve kendisinden önceki siyasi güçlerin hatalarına düşmeden yolsuzlukla mücadele edebilecek mi?

Novi Sad trajedisinden ulusal ayaklanmaya

Hikâye, iki yıl önce, 1 Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonunda beton bir sundurmanın çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başladı. Öğrenciler ve protestocular açısından bu trajedi, sıradan bir kaza değildi; yolsuzluk, denetim eksikliği ve hesap verebilirlik sorunlarının daha derin bir boyutunu ortaya koyuyordu.

Protestocular, ilk günden itibaren istasyonun yenileme çalışmalarına ilişkin belgelerin açıklanmasını, sorumluların belirlenmesini ve olaya karışanların hesap vermesini talep etti. Ancak bu taleplere yeterli karşılık verilmediği gibi felaketten sorumlu kişiler hakkında da herhangi bir mahkûmiyet kararı çıkmadı.

Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)
Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)

Zamanla protestolar, belirli bir olayda adaletin sağlanması talebinin ötesine geçerek halk desteğini kaybeden siyasi sisteme karşı geniş kapsamlı bir harekete dönüştü. Farklı toplumsal kesimlerden ve bölgelerden vatandaşlar da harekete katıldı. Seferberlik, başkent Belgrad’da zaman zaman yaklaşık 200 bin kişinin katıldığı mitinglere kadar ulaştı ve Vucic yönetimine karşı gelişen en dikkat çekici halk hareketlerinden biri haline geldi.

Korku engelini aşmak

Bu dönüşümün en önemli yansımalarından biri, toplumun itirazlarını dile getirme kapasitesini yeniden kazanması oldu. Protestocuların anlatımına göre, vatandaşların yolsuzluk ve kayırmacılıkla günlük hayatın hemen her alanında, kamu hizmetlerinden iş fırsatlarına kadar karşılaştığı bir ülkede hareket, korkunun aşılması ve kamusal yaşama katılım açısından farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren ortak bir platforma dönüştü.

Eylemler başkentle veya büyük şehirlerle sınırlı kalmadı, ülkenin dört bir yanına yayıldı. Öğrenciler, Avrupa ile bağlarını ve farklı bir siyasi gelecek tasavvurlarını simgeleyen dikkat çekici girişimlere imza attı. Bu kapsamda bisikletlerle Strazburg’a gittiler ve Brüksel’e doğru bir bayrak yarışı düzenlediler.

Bununla birlikte hareket, düzenlediği mitinglerde Avrupa bayraklarına yer vermedi. Bu durum, öğrencilerin Avrupa Birliği’ne (AB) katılım konusundaki tutumlarına ilişkin soru işaretlerine yol açtı. Analizlerden birinde bu tutum, Sırbistan’ı ziyaret eden ve hükümete desteklerini dile getiren Avrupalı liderlerin yaklaşımlarının protestocular arasında yarattığı hayal kırıklığıyla açıklanıyor.Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu nedenle öğrenciler, dışarıdan müdahale beklemek yerine devlet kurumlarını yeniden inşa etmeye ve yolsuzlukla mücadeleye odaklanarak önceliği iç meselelere vermeyi tercih etti.

Avrupa’dan öğrencilerin taleplerini destekleyen ilk açıklama ise ancak 2025 baharında geldi. AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos, AB’nin öğrencilerin taleplerini paylaştığını duyurdu.

Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)
Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)

Tabandan tepeye demokrasi

Hareketin başarısı, geleneksel bir liderliğin ya da dikey bir yönetim hiyerarşisine ve seçim teşkilatına sahip siyasi partinin çalışmasının sonucu değildi. Öğrenciler, farklı görüşlerden kişilerin katıldığı uzun genel toplantılar ve müzakereler aracılığıyla yatay bir örgütlenme modeli benimsedi. Kapsamlı bir eleme sürecinin ardından hareket, parlamento seçimleri için 250 adaydan oluşan bir liste sundu.

Bu, çok sayıda gözlemcinin açık ve merkezi bir liderliği bulunmayan hareketin etkili bir seçim gücüne dönüşüp dönüşemeyeceğini sorguladığı bir dönemde, doğrudan ve katılımcı demokrasi açısından alışılmadık bir sınavdı. Ancak sonuç belirleyici oldu: Öğrenci hareketinin listesi oyların yaklaşık yüzde 53’ünü alırken Vucic’in siyasi cephesi yüzde 39’da kaldı. Otuz yılı aşkın süredir en yüksek katılım oranının görüldüğü seçimlerde öğrenci hareketi, parlamentoda fiilî çoğunluğu elde etti.

Vucic’in iktidardan düşmesi, Macaristan’da Peter Magyar’ın Viktor Orban karşısında kazandığı zaferin ardından geldi. Bu sonuç, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının mümkün olduğunu ortaya koydu. Vucic’in geniş çaplı bir çatışmaya yönelmek veya yenilgiyi reddetmek yerine seçim sonuçlarını kabul etmesi de iktidarın daha sorunsuz devredilmesine imkân sağladı.

Bununla birlikte Sırbistan deneyimi, Slobodan Milosevic’in devrildiği 2000 yılından çıkarılması gereken dersleri de yeniden gündeme getiriyor. O dönemde değişimden yararlanan siyasi güçlerin tamamı yolsuzluktan arınmış bir sistem kurmayı başaramamış, bunlardan bazıları skandallara ve iktidarı tekelleştirme girişimlerine sürüklenmişti.

En zorlu mücadele şimdi başlıyor

Yeni hükümet, Vucic’e bağlı nüfuz ağlarının resmi ve gayriresmi kurumlarda varlığını sürdürdüğü bir devleti devralacak. Sırp İlerleme Partisi, seçimleri kaybetmesine rağmen 250 sandalyeli parlamentoda 105 sandalye elde etti. Yargı ve medyanın reforme edilmesi, organize suçla mücadele edilmesi ve kökleşmiş çıkar ağlarının dağıtılması ise yalnızca hızlı kararlar alınmasıyla mümkün olmayacak.

Novi Sad faciasına ilişkin kapsamlı soruşturma, yeni hükümetin muhtemelen ilk siyasi ve ahlaki sınavı olacak. Bu davada hesap verebilirlik, yalnızca sorumluların cezalandırılmasını değil, hukukun herkes için geçerli olduğunun ve seçim vaatlerinin somut sonuçlara dönüştürülebileceğinin gösterilmesini de gerektiriyor.

Yugoslavya’nın dağılmasından bu yana büyük ölçüde yabancı yatırımlara bağımlı olan ekonomi de önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. İktidarın, aralarında Rio Tinto şirketinin gerçekleştirmeyi planladığı lityum madenciliği projesinin de bulunduğu ve tartışmalara yol açan projeleri yürüten yabancı şirketlerle ilişkileri bulunuyor. Öğrenci hareketi, ekonomik çıkarlarla siyasi nüfuzun iç içe geçmesine imkân tanıyan yapının ele alınabilmesi için siyasi sistemin değiştirilmesini şart görüyor.

Dış politikada ise dönüşüm kolay olmayacak. Zira hareketin tabanında AB yanlılarının yanı sıra Rusya’ya sempati duyanlar ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) karşı çıkanlar da bulunuyor. Bu nedenle uzun süredir büyük güçler arasında denge kurmaya dayanan Sırp dış politikasında hızlı bir değişim beklenmiyor. Sırbistan’dan ayrılarak 2008 yılında tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova meselesi kırmızı çizgi olmayı sürdürürken askerî tarafsızlık politikası da NATO ile yakınlaşmanın önünde engel teşkil etmeye devam edecek.

AB ile yakınlaşma ise ilerleme kaydedilmesi en muhtemel alan olabilir. Özellikle hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü ve yolsuzlukla mücadele gibi konuların, Brüksel’in üyelik sürecine ilişkin şartlarıyla örtüşmesi bu ihtimali güçlendiriyor.

Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)
Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)

Bir dönemin sonu mu yoksa yeni bir sınavın başlangıcı mı?

Sırbistan deneyimi, seçim koşullarının eşit olmadığı durumlarda bile tabandan tavana doğru bir değişimin mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu deneyim, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının, yıllar boyunca iktidarın merkezileştirilmesinin ve kurumların zayıflatılmasının etkilerini kendiliğinden ortadan kaldırmadığını da gösteriyor.

Kurtuluş coşkusu ile yönetmenin zorlukları arasında, Sırbistan’ın geleceğine ilişkin asıl mücadele şimdi başlıyor: Bu seçimler yeni bir otoriter yönetim döneminin sonu mu olacak, yoksa hâlâ istikrarlı bir demokrasi arayışındaki ülkenin tarihinde yalnızca yeni bir bölüm mü açacak?

Hassas Balkanlar bölgesinde yer alan bu ülkenin uzun süredir Rusya’yı desteklediğini ve Rusya’nın önce Macaristan’da, şimdi de Sırbistan’da bir müttefikini kaybettiğini belirtmek gerekiyor. Kremlin çevrelerinin, Vucic’i devirmek amacıyla protesto hareketini destekleyen dış güçleri suçladığını yakında görürsek bu şaşırtıcı olmayacaktır.