BM’nin Gazze’de İstikrarı Destekleme Gücü istişareleri bir dönüm noktası olur mu?

Şarku'l Avsat'a konuşan bir kaynak, Arap ülkelerinin Washington'ın taslak karara verdiği desteğin, onun bunu uygulama yeteneğine sahip olmasına dayandığını söyledi

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cebaliye'de yıkılan binaların enkazı arasında dolaşan Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cebaliye'de yıkılan binaların enkazı arasında dolaşan Filistinliler (AFP)
TT

BM’nin Gazze’de İstikrarı Destekleme Gücü istişareleri bir dönüm noktası olur mu?

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cebaliye'de yıkılan binaların enkazı arasında dolaşan Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cebaliye'de yıkılan binaların enkazı arasında dolaşan Filistinliler (AFP)

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) Gazze Şeridi'ne istikrarı destekleme gücü konuşlandırılmasına ilişkin istişarelerinde, Rusya’nın benzer bir karar taslağı sunmasının ardından, Arap ve İslam dünyasının da ABD’nin sunduğu karar taslağına destek vermesiyle ilgili yeni bir gelişme yaşandı. Ancak bu taslak kararın Rusya yahut Çin’in kullanacağı bir veto oyu nedeniyle başarısızlığa uğramasından endişe ediliyor.

Bu desteğin ardından Mısır, pazartesi günü oylanması beklenen karar taslağı hakkında Filistin, Pakistan ve ABD ile görüşmeler gerçekleştirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, kararın Washington'ın önerisiyle Arap ve İslam ülkeleri arasında olası bir anlaşma sağlanması ve Rusya'nın desteğinin kazanılmasıyla ilerleme kaydedilmesi ihmali karşısında Moskova'nın Washington'ın herhangi bir nüfuz elde etmesini reddetmesi ve bu konuyu gelecekte Rusya-Ukrayna krizinde bir pazarlık kozu olarak kullanma hırsı nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanması olasılığı arasında sıkışıp kalacağını düşünüyor.

Gazze için varılan ateşkes anlaşmasının henüz başlamamış olan ikinci aşaması, Gazze'de uluslararası bir güvenlik gücünün kurulmasını, Hamas'ın silahsızlandırılmasını, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nden daha fazla çekilmesini ve Gazze Şeridi için bir yönetimin atanmasını öngörüyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklardan biri, Arap ve İslam ülkeleri kampının Washington'ın kararını sahada uygulayabileceğini ve İsrail'e bunu uygulaması için baskı yapabileceğini göz önünde bulundurarak, ABD tarafından sunulan karar taslağını destekleme eğiliminde olduğunu söyledi. Ancak aynı kaynağa göre eğer Moskova veto hakkını kullanırsa, çokuluslu güçler göndermek zorunda kalsa bile, ABD'nin yakında sahaya asker göndermeye kararlı olabileceğinin altını çizdi.

Mısır Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan iki açıklamaya göre Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, cumartesi günü Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Huseyin eş-Şeyh ile yaptığı telefon görüşmelerinde Gazze’de İstikrarı Destekleme Gücü konuşlandırılmasına ilişkin karar taslağını ele aldı.

ABD, Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya, Pakistan, Ürdün ve Türkiye cuma günü yaptıkları ortak açıklamada, uluslararası istikrar gücü oluşturulmasını öngören ABD’nin karar taslağına ‘ortak destek’ verdiklerini belirttiler ve tasarının ‘derhal’ kabul edilmesi yönündeki umutlarını dile getirdiler.

Diplomatik kaynaklar cuma günü Fransız Haber Ajansı AFP'ye yaptıkları açıklamalarda, bu adımın pazartesi günü BMGK’da yaklaşık bir hafta önce tartışmaya açılan karar taslağının oylanmasından önce atıldığını belirttiler.

cdfg
Gazze şehrinin kuzeyindeki enkazların arasında yürüyen Filistinli bir kız çocuğu (AFP)

Aynı kaynağa göre karar taslağı üye devletlere İsrail, Mısır ve yeni eğitilmiş Filistin polisiyle birlikte çalışarak sınır bölgelerinin güvenliğini sağlamak ve Gazze Şeridi'ni silahsızlandırmak için ‘geçici bir uluslararası istikrarı destekleme gücü’ oluşturma yetkisi veriyor. Bu karar taslağı önceki taslaklardan farklı olarak gelecekte bir Filistin devletinin kurulması olasılığına atıfta bulunuyor.

Eski Mısır Dışişleri Bakanı ve Mısır Dışişleri Konseyi Başkanı Büyükelçi Muhammed Urabi, karar taslağının zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek bunun Gazze Şeridi’ndeki bölünmeyi sürdürmemesini umduğunu ifade etti. Urabi, ABD’nin karar taslağının Filistin devletinin kurulmasına yönelik siyasi bir yol izlemeyi içeren değişikliklerin ardından Arap ülkelerini üzerinde anlaşmaya varmaya ittiğini söyledi.

Filistinli siyasi analist Dr. Eymen er-Rakab, Filistin devletinin kurulması ile ilgili gelecekteki görüşmelere atıfta bulunmak da dahil olmak üzere Rusya’nın anlaşma ve değişiklik olasılığını öneren karar taslağı olmasına rağmen, Arap ve İslam ülkeleri kampının ABD’nin karar taslağını desteklemesinin, özellikle Rusya’nın buna karşı veto oyu kullanma olasılığı halen var olduğundan ihtiyatlı bir atılım olarak değerlendiriyor.

BMGK üyelerine perşembe günü dağıtılan ve AFP'nin cuma günü bir kopyasına ulaştığı ABD’nin karar taslağı metni bir barış konseyinin kurulması veya Gazze'ye uluslararası bir gücün derhal konuşlandırılmasını öngörmüyor. Rusya'nın karar taslağı ise, ‘ateşkesin sağlanmasına yol açan girişimi’ memnuniyetle karşılıyor.

Rusya’nın hazırladığı karar tasarısı, BM Genel Sekreteri'nden barış planının ‘hükümlerini uygulamak için seçenekleri belirlemesini’ ve Gazze'ye uluslararası bir istikrar gücü konuşlandırılması olasılığını da ele alan bir raporu gecikmeksizin sunmasını talep ediyor.

dfrg
İsrail’in Gazze şehrine düzenlediği hava saldırısında yıkılan bir evin enkazından çıkardıkları cesetleri taşıyan Filistinliler (AFP)

ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz, The Washington Post gazetesinde kaleme aldığı makalede, bu kararı desteklememenin, Hamas yönetiminin devam etmesi veya İsrail ile savaşın yeniden başlamasına oy vermek anlamına geleceğini ve bölgeyi ve halklarını kesintisiz bir çatışmaya mahkum edeceğini yazdı. Waltz, “Bu yoldan sapmak, ister siyasi oyunlar oynamak ister geçmişi canlandırmak isteyenler tarafından olsun, gerçek bir insani bedel ödetir” diye ekledi.

Engeller sadece Rusya'nın veto oyu kullanma olasılığından ibaret olmayabilir. İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth cuma günkü haberinde yeni karar taslağında İsrail'i en çok endişelendiren hususların, ‘Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkının’ önünü açan bir önsözün eklenmesi, BM’nin yardım dağıtımını denetleme rolünün genişletilmesi ve Gazze Şeridi’ni yönetmek için kurulacak ‘geçiş dönemi yönetim organının’ daha geniş kapsamlı yetkilerle donatılması olduğunu bildirdi.

BMGK’da bir karar taslağının onaylanması için en az dokuz ‘evet’ oyu ve Rusya, Çin, ABD, İngiltere veya Fransa'nın ‘veto’ oyu kullanmaması gerekiyor.

Rusya’nın karar taslağının Filistinlilerin isteklerine en uygun öneri olduğunu, ancak sonuçta İsrail'i bunu uygulamaya zorlayamayacağını düşünen Urabi, BM'nin yetki vermesini istemesine rağmen, Rusya'nın veto hakkını kullanabileceğini, Çin'in ABD ile olan uluslararası rekabeti çerçevesinde oylamada çekimser kalabileceğini ve ABD'nin çok uluslu güçleri konuşlandırmaya yönelebileceğini tahmin ediyor. Urabi’ye göre bu da BM’nin kararlarının uygulanmasını kabul etmemekten kaçınan İsrail'in isteğiyle uyumlu.

Dr. Rakab ise Rusya’nın bölgedeki ABD nüfuzunu veto etmekte ya da bunu Ukrayna krizinde gelecekteki bir pazarlık kozu olarak kullanmakta ısrar etmesi halinde, Washington'ın BMGK’nın onayı olmadan Gazze Şeridi’nde derhal çokuluslu güçler konuşlandırmaya yöneleceğini tahmin ediyor.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.