Trump döneminde Müslüman Kardeşler: İdeolojik akışkanlık ve hayatta kalma savaşı ikilemi

Müslüman Kardeşler, bazı Batılı kurumların bilgi eksikliği nedeniyle, uzun süredir ‘gri bölge’ olarak adlandırılabilecek bir durumdan yararlanıyor

Ürdün’ün başkenti Amman'da Gazze'ye destek için bir araya gelerek Ürdün ve Filistin bayraklarının yanı sıra Müslüman Kardeşler bayrakları taşıyan protestocular, 27 Ocak 2023 (AFP)
Ürdün’ün başkenti Amman'da Gazze'ye destek için bir araya gelerek Ürdün ve Filistin bayraklarının yanı sıra Müslüman Kardeşler bayrakları taşıyan protestocular, 27 Ocak 2023 (AFP)
TT

Trump döneminde Müslüman Kardeşler: İdeolojik akışkanlık ve hayatta kalma savaşı ikilemi

Ürdün’ün başkenti Amman'da Gazze'ye destek için bir araya gelerek Ürdün ve Filistin bayraklarının yanı sıra Müslüman Kardeşler bayrakları taşıyan protestocular, 27 Ocak 2023 (AFP)
Ürdün’ün başkenti Amman'da Gazze'ye destek için bir araya gelerek Ürdün ve Filistin bayraklarının yanı sıra Müslüman Kardeşler bayrakları taşıyan protestocular, 27 Ocak 2023 (AFP)

Abdullah Faysal Âl Rabih

ABD Başkanı Donald Trump’ın geçtiğimiz pazar günü Müslüman Kardeşler’in bazı ülkelerdeki yapılanmalarının ‘yabancı terör örgütleri’ listesine eklenmesini öngören bir başkanlık kararnamesini imzalaması yalnızca cezai bir bürokratik önlem ya da büyük uluslararası değişimlerin bağlamından kopuk bir siyasi tepki değil, aynı zamanda sosyolojik ve siyasi açıdan gri alanların ortadan kalkması olarak tanımlanabilecek tarihi bir dönüm noktasıydı. Kararname aynı zamanda, entelektüel teorileştirme ile fiziksel şiddet arasında ayrım yapan ve onlarca yıldır geçerli olan geleneksel ABD yaklaşımında köklü bir değişimi temsil ediyordu.

Washington bugün bu hukuki ve siyasi süreç aracılığıyla, siyasal İslamcı gruplarla ilişkisini yeniden tanımlamaya karar verdi. İhvan’ın literatürünü karakterize eden, haklar ve demokrasiye odaklanan Batı'ya yönelik söylem ile yönetim ve güçlerin ayrılığı kavramlarına odaklanan başka bir iç söylem arasındaki ikilemin ABD ulusal güvenlik standartları çerçevesinde artık kabul edilemez olduğu düşünülüyor.

Daha önce Al Majalla'da yayınlanan bazı makalelerde, İhvan’ın geleceği ve işleyiş mekanizmaları hakkında analitik sorular sormuştuk. İhvan üyelerinin duygusal ve psikolojik itici gücü olarak halifeliğe duyduğu nostaljik özlemi tartışmış, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında ABD seçimlerine bahis oynama sorununu çözümlemiş ve son olarak ‘Müslüman Kardeşler yeniden gizli faaliyetlere başlar mı? sorusunu sormuştuk.

Beyaz Saray'ın bu yeni hamlesi, bu ipleri birbirine bağlayan yeni ve belirleyici bilgiler sağlarken İhvan’ı faaliyetlerini radikal bir şekilde yeniden yapılandırmaya ve belki de bir başlangıç olarak gizli faaliyetlere geri dönmeye itebilecek zorlu varoluşsal seçimlerle karşı karşıya bırakıyor.

Gri bölgenin sosyolojisi ve Batı perspektifindeki değişimler

Bu kararın getirdiği değişimin boyutlarını anlamak için, öncelikle İhvan’ın son on yıllarda Batı'da faaliyet göstermesine olanak tanıyan ortamı incelememiz gerekiyor. Uzun süredir ‘gri bölge’ olarak adlandırılabilecek bir ortamdan yararlanan İhvan, Batılı bazı kurumların siyasal İslamcı hareketlerin doğası hakkında bilgi eksikliği nedeniyle kendisini ılımlı bir alternatif ve ‘cihatçı Selefizm’ ve El Kaide ve DEAŞ gibi terör örgütlerine karşı bir kalkan olarak sundu.

Tarihi ve sosyolojik olarak, totaliter ideolojik hareketler varoluşsal baskılar ve yasal kuşatma ile karşı karşıya kaldıklarında, uyumlarını korumak için savunma mekanizmalarını harekete geçirirler

Bu varsayım, siyasal İslam'ı potansiyel bir işlevsel ortak olarak gören Batılı karar alma çevrelerini yıllarca yönlendirdi. Ancak, Trump yönetiminin mevcut yaklaşımı, bu hipotezin radikal bir şekilde revize edildiğini gösteriyor. Yeni önlemlerin dayandığı belgeler ve soruşturmalar, ABD güvenlik kurumları arasında Müslüman Kardeşler'in savunduğu fikirler ile şiddet yanlısı gruplar arasında ideolojik ve muhtemelen örgütsel bir bağlantı olduğu yönünde artan bir kanaate işaret ediyor. Buradaki değişim, İhvan’ı radikalizmin bir alternatifi olarak değil, geleneksel dindarlıktan sadakat, güçler ayrılığı ve yönetim gibi radikal fikirlerin benimsenmesine geçişi kolaylaştırabilecek bir ortamın parçası olarak görülmesinde yatıyor. Böylelikle, nesnel koşullar sağlandığında şiddete başvurmak için psikolojik ve entelektüel zemin hazırlanıyor.

Amerikan kurumları üzerine girilen bahsin düşüşü

Daha önce kaleme aldığımız “ABD’deki İslamcılar: Trump mı Harris mi?” başlıklı makalemizde, Amerikan sahnesinde büyük ölçüde kurumsal koruma üzerine bahse giren siyasal İslamcı hareketin benimsediği yoruma değinmiştik, İhvan’ın Batı'daki liderleri ve destekçileri arasında derin devlet sistemi ve Washington koridorlarındaki halkla ilişkiler ağının, Demokrat Parti ve araştırma merkezlerindeki akımlarla açık kanalların yanında herhangi bir başkan tarafından ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılmasını engelleyen yasal ve siyasi bir fren oluşturacağı yönünde bir inanç hakim olduğunu ifade etmiştik.

dwevf
ABD Başkanı Donald Trump, Washington’daki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde, 17 Kasım 2025 (AFP)

Ancak, Başkan Trump'ın son hamlesi bu hesapların yanlış olduğunu kanıtladı. İhvan, Batı kamuoyundaki, özellikle de ABD'deki değişimlerin boyutunu doğru bir şekilde kavrayamamış gibi görünüyor. Grup içindeki geleneksel anlaşmazlıkları aşan geniş bir kesim, siyasal İslam’ı artık sadece doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak değil, aynı zamanda liberal değerlere ve genel olarak toplumsal güvenliğe bir meydan okuma olarak görüyor. Bu bakış açısındaki değişim, konuyu dar kapsamlı terörle mücadeleden, anayasal kimlik ve değerlerin korunması gibi daha geniş bir bağlama taşıyor.

Ancak bu sınıflandırma, ABD'nin son dönemde yaşadığı gergin sosyo-politik iklimden ayrı olarak tutularak anlaşılamaz. Zira ülkede göçmenlere ve genel olarak Müslümanlara karşı yükselen nefret dalgasını görmezden gelmek mümkün değil. Bu nefret kendini, Michigan eyaletindeki Hamtramck ve Dearborn gibi şehirlerde ezan okunması konusuna medyada ve popülist kesimlerde gösterilen şiddetli itirazlar gibi çeşitli şekillerde gösteriyor. Bu düşmanca atmosfer, İhvan’a istemeden propaganda için bir can simidi sunarak, örgütsel yapısına yönelik cezai tedbirleri İslam ve Müslümanlara karşı topyekûn bir savaşın parçası olarak yeniden çerçeveleme fırsatı veriyor. Güvenlik ve kimlik konularını karıştıran bu anlatı, kendilerini tehdit altında hisseden Müslüman kesimlerde yankı bulabilir ve bu da İhvan’ı Müslüman toplumdan ayırma görevini zorlaştırabilir.

Özel düzenlemeye geri dönüşün kaçınılmazlığı olarak savunma dinamikleri

Fransa ve Ürdün'ün aldığı önlemleri daha önce analiz ettiğimizde, olası bir senaryo olarak gizli faaliyetlere dönüş hipotezini ortaya koymuştuk. Bugün, ABD’nin sınıflandırma konusunda hukuki ve mali ağırlığını ortaya koymasıyla, bu senaryo sadece bir olasılıktan, örgütün hayatta kalma içgüdüsünün dikte ettiği neredeyse kaçınılmaz bir yola dönüşüyor. Tarihi ve sosyolojik olarak, totaliter ideolojik hareketler varoluşsal baskılar ve yasal kuşatma ile karşı karşıya kaldıklarında, uyumlarını korumak için savunma mekanizmalarını harekete geçirirler.

Jeopolitik düzeyde, Trump'ın kararı Washington ile Ortadoğu'daki müttefikleri arasında görüşlerin önemli ölçüde yakınlaştığını yansıtıyor.

Şu an İhvan’ın literatürde ‘zorlukların hukuk bilimi’ olarak adlandırılan ve yeniden uyarlanabilir stratejilere başvurması bekleniyor. Bu stratejiler, gözetim ve güvenlik ihlallerinin olasılığını azaltmak için büyük, kamuya açık örgütsel yapılardan küçük hücreler veya kapalı aileler sistemine kademeli bir geçiş yoluyla yapısal daralma, sıkı denetime tabi olacak resmi finansal kanallardan ve kayıtlı derneklerden uzak alternatif finansman kaynakları arama ve gayri resmi ekonomiye güvenme veya kripto para birimleri kullanmayı içeriyor. Lider kadrosu, tereddütlü unsurları ayıklamak ve ideolojik olarak en sadık çekirdek kadroyu korumak için örgütsel filtreleme yöntemine de başvurabilir.

Uluslararasıcılık ve hukuki gerçeklik arasında kimlik krizi

Her zaman tarihe seçkin referanslarla duygusal çağrılarda bulunan ulusötesi kavramlara dayanan ve Müslümanların geçmişini tamamen pembe bir tablo olarak resmeden bir söylem benimseyen İhvan’ın İslam dini ve Müslümanların geçmişteki gücü ve ihtişamının en önemli nedeni olan ‘halifeliğe’ nostaljik bir anlatısı vardır. Bu anlatı, sömürgecilerin çizdiği sınırları tanımaz, ulusal aidiyetin ötesine geçen dini bağlara odaklanır. Batı'daki çokkültürlülük ve fikir özgürlüğü şemsiyesi altında ifade alanı bulan bu söylem, şimdi yeni bir hukuki gerçeklikle çarpışıyor. İhvan’ın ve bazı yapılanmalarının ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılması kararı, sınırların kaldırılması veya rejimlerin aforoz edilmesi gibi fikirlerin savunulmasını, salt siyasi görüş olmaktan çıkarıp, terörizmi destekleme veya kışkırtma suçunun delili olarak kullanılabilecek bir materyale dönüştürüyor.

rgthy
ABD’nin Michigan eyaletinin Dearborn şehrindeki Amerikan İslam Topluluğu Camii, 4 Şubat 2024 (Reuters)

Bu kimlik krizi sadece gerilemede değil, aynı zamanda diğer Müslüman gruplarla, bunların geçmişleri yahut ister İslamcı ister laik yönelimleri olsun, birleştirici bir çatı altında bir araya gelmek için kurulan siyasi ittifakların etrafındaki kafa karışıklığında da kendini gösteriyor. Bu çelişkinin belki de en belirgin tezahürü, Zahran Mamdani'nin New York Belediye Başkanlığı zaferinin İhvan tarafından memnuniyetle karşılanmasıydı. Buradaki sosyolojik paradoks dikkati çekti. Çünkü Müslüman Kardeşlerin ilkeleri Mamdani'nin Şii kökeninden kaynaklanan mezhepsel kimliğini ve aşırı sol ile kesişen ve muhafazakar siyasal İslam literatürüyle taban tabana zıt bir çelişki içinde olan sosyalist ideolojik kimliğini göz ardı ediyor.

Bu memnuniyet, tek kriterin Cumhuriyetçi Parti ve Başkan Trump'ın değerleriyle çelişen bir siyasi müttefik arayışı olduğu, bu müttefikin İhvan’ın fikri temelleriyle uyumlu olmayan bir değer sistemini benimsemiş olsa bile, ideolojik akışkanlık durumunu ortaya koyuyor. Bu durum, hesaplı bir siyasi esneklikten ziyade, varoluşsal çıkmazın derinliğini yansıtan, karşıtla ittifak aşamasının bir göstergesidir. Bu yaklaşım, İhvan’ın pragmatik yönünü yansıtıyor. Zira İsrail ile yakın ilişkiler kuran Türkiye'yi yüceltirken, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkeleri İsrail ile ilişkileri nedeniyle eleştiriyor. İlkeler, pragmatizm lehine ortadan kalkıyor.

Yeni jeopolitik: Görüşlerin yakınlaştırılması

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre jeopolitik düzeyde, Trump'ın kararı Washington ile Ortadoğu'daki müttefikleri arasında görüşlerin önemli ölçüde yakınlaştığını yansıtıyor. Yıllardır, ABD ile Suudi Arabistan, Mısır ve BAE gibi Arap ülkelerinden bazı müttefikleri arasında terör tehdidinin tanımında bir uyuşmazlık vardı. Washington genellikle doğrudan şiddet uygulayan örgütlerle mücadeleye odaklanırken, müttefikleri bu şiddeti besleyen entelektüel ve siyasi kuluçka merkezlerinin hedef alınması gerektiğini düşünüyor.

Müslüman Kardeşler'i terör örgütü olarak sınıflandırma kararı, siyasal İslamcı hareketlerle mücadele tarihinde bir dönüm noktası oldu. Bu karar, yapıcı belirsizlik döneminin sonu ile netlik ve sınırların belirginleştiği bir dönemin başlangıcına işaret ediyor.

Trump tarafından imzalanan başkanlık kararnamesi, bahsi geçen Arap ülkelerinin bu boşluğu doldurmak ve terörle mücadelenin sadece askeri yapısını değil, ideolojik ve örgütsel yapısını da ortadan kaldırmayı gerektirdiği fikrine dayanan benimsediği yaklaşımın geçerliliğinin dolaylı olarak kabul edildiği anlamına geliyor. Bu yeni uyumun uluslararası arenada İhvan’a yönelik baskıyı artıracağına, liderlerinin sınır ötesi hareketlerini ve faaliyetlerini koordine etmelerini zorlaştıracağına ve etkin bir şekilde faaliyet gösterme kabiliyetini zayıflatacağına şüphe yok.

Peki sıradaki ne?

Sonuçları tahmin etmek açısından, bu değişimin potansiyel güvenlik etkilerinin dikkate alınması önemli. Örgütsel yapılar üzerindeki yoğun baskı ve kamusal siyasi eylem kanallarının engellenmesi, ideolojik olarak yüklü gençlik tabanları arasında stratejik bir hayal kırıklığı yaratabilir. Bu durum, Seyyid Kutub ve Mevdudi'nin yazılarından etkilenen bazı bireyleri, bireysel olarak şiddet içeren seçenekleri benimsemeye itebilir. Tehditlerin yapısında, örgütlü eylemlerden merkezi olmayan şiddete, yani yalnız kurt fenomenine doğru bir kayma görebiliriz. Örgütsel merkezileşme bozulduğunda, parçalar öngörülemeyen şekillerde dağılabilir.

Ancak bu tehlike, ciddiyetine rağmen, Amerikan karar alıcıları ve müttefiklerinin gözünde, totaliter örgütlerin kurumlar ve toplumlar içinde yayılmasına ve demokratik araçları içten içe zayıflatmak için kullanmasına izin vermekten uzun vadede daha az maliyetli olmaya devam ediyor.

Müslüman Kardeşler'in bazı yapılarını ‘yabancı terör örgütü’ olarak tanıma kararı, siyasal İslamcı hareketlerle mücadele tarihinde bir dönüm noktası oldu. Bu karar, yapıcı belirsizlik döneminin sonu ile netlik ve sınırların belirginleştiği bir dönemin başlangıcına işaret ediyor. Bu dönemde, ulus devletlerin ulusötesi projeler karşısında egemenliklerini ve yasal standartlarını dayatma yetenekleri test edilecek.



Ukrayna: Rusya'dan elektrik şebekesine büyük saldırı

Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
TT

Ukrayna: Rusya'dan elektrik şebekesine büyük saldırı

Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)

Ukrayna elektrik şebekesi işletmecisi bugün yaptığı açıklamada, Rus güçlerinin Ukrayna'nın enerji altyapısına "geniş çaplı bir saldırı" başlattığını, bunun da ülke genelinde yaygın elektrik kesintilerine yol açtığını duyurdu.

Ukrinergo Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, "Düşmanın verdiği hasar nedeniyle çoğu bölgede acil elektrik kesintileri uygulanmıştır" ifadesini kullandı.

Bu arada, ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşıyla ilgili "çok iyi görüşmelerin" devam ettiğini söyledi ve ayrıntılara girmeden, bu görüşmelerin sonucunda "bir şeyler olabileceğini" ifade etti.


ABD ve Rusya nükleer müzakerelere başlıyor... Çin, Fransa ve Birleşik Krallık’ın da dahil edilmesi yönünde baskı var

(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
TT

ABD ve Rusya nükleer müzakerelere başlıyor... Çin, Fransa ve Birleşik Krallık’ın da dahil edilmesi yönünde baskı var

(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)

ABD ile Rusya, Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nın (New START) süresinin dolmasının ardından görüşmeler yapmaya hazır olduklarını açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump, nükleer silahlanma yarışında tehlikeli bir aşamaya girilmesini önleyecek yeni kısıtlamalar getirilmesi için Çin’in de sürece dahil edilmesi konusunda ısrarcı olurken, Rusya’nın Fransa ve Birleşik Krallık’ın da kapsama alınmasına yönelik çağrıları karşılık bulmadı.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, “ABD açısından kötü müzakere edilmiş ve açıkça ihlal edilen New START Anlaşması’nı uzatmak yerine, nükleer uzmanlarımız gelecekte uzun süre geçerli olacak, yeni, daha iyi ve modern bir anlaşma üzerinde çalışmalı” ifadesini kullandı. Trump, herhangi bir görüşmeden söz etmezken, yeni bir anlaşmanın Çin’i de içermesi gerektiğini vurguladı.

Trump ayrıca, “ABD dünyanın en güçlü ülkesidir” değerlendirmesinde bulunarak, ilk başkanlık döneminde nükleer silahlar da dahil olmak üzere orduyu tamamen yeniden inşa ettiğini belirtti. Donanmanın yeni savaş gemileriyle güçlendirildiğini ve Uzay Kuvvetleri’nin kurulduğunu hatırlatan Trump, “Pakistan ile Hindistan, İran ile İsrail, Rusya ile Ukrayna arasında nükleer savaşların önüne geçtim” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD ile Rusya arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşma olan New START’ın süresi, her iki ülkenin de yeni silah nesilleri geliştirdiği bir dönemde sona erdi. Bu süreçte Çin’in de nükleer başlıkların taşınmasına yönelik yeni yöntemler denediği biliniyor. Ukrayna’daki savaş nedeniyle yeni bir anlaşmaya ilişkin ABD-Rusya görüşmeleri askıya alınırken, 2010 tarihli New START Anlaşması, ABD ve Rusya’nın sahip olabileceği stratejik nükleer başlık sayısını taraf başına bin 550 ile, fırlatma platformu sayısını ise 700 ile sınırlamıştı.

Kusurları giderme

ABD Dışişleri Bakanlığı Silahların Kontrolü ve Uluslararası Güvenlik Müsteşarı Thomas G. DiNanno, Cenevre’de düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Silahsızlanma Konferansı’nda yaptığı konuşmada, Başkan Donald Trump’ın yeni bir anlaşmaya yönelik tutumunu destekleyerek New START Anlaşması’nın ‘temel kusurlar’ barındırdığını söyledi. DiNanno, Rusya’nın tekrarlanan ihlalleri, küresel nükleer stokların artması ve New START Anlaşması’nın tasarım ve uygulanmasındaki eksikliklerin, ABD’ye ‘geçmiş bir dönemin değil, günümüz tehditlerinin ele alındığı yeni bir yapının oluşturulması için acil bir gereklilik’ yüklediğini ifade etti. Çin’in nükleer kapasitesine de dikkat çeken DiNanno, “Bugün geldiğimiz noktada Çin’in nükleer cephaneliği tamamen sınırsız, şeffaflıktan yoksun, bildirimsiz ve denetimsiz durumda” dedi. DiNanno, silahların kontrolünde yeni dönemin net bir odakla devam edebileceğini ancak bunun ‘müzakere masasında yalnızca Rusya’nın değil, daha fazla ülkenin yer almasını gerektirdiğini’ vurguladı.

Pentagon... ABD Savunma Bakanlığı (Reuters)Pentagon... ABD Savunma Bakanlığı (Reuters)

DiNanno, Pekin’i gizli nükleer denemeler yapmakla da suçladı. “ABD hükümetinin, Çin’in yüzlerce tonluk patlayıcı güce sahip denemelere yönelik hazırlıklar da dahil olmak üzere nükleer patlama testleri gerçekleştirdiğinden haberdar olduğunu açıklayabilirim” dedi. Çin ordusunun bu denemeleri, nükleer patlamaların üzerini örterek gizlemeye çalıştığını öne süren DiNanno, bunun söz konusu testlerin nükleer denemelerin yasaklanmasına ilişkin yükümlülükleri ihlal ettiğinin bilincinde olunduğunu gösterdiğini ifade etti.

Rusya'nın istekleri

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen yıldan bu yana Washington’un da aynı yönde adım atması halinde anlaşmada öngörülen sınırlara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu açıklamıştı. Ancak Trump bu Rus talebine yanıt vermedi. Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuri Uşakov, perşembe günü yaptığı açıklamada, Putin’in anlaşmanın süresinin dolmasını çarşamba günü Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile gerçekleştirdiği görüşmelerde ele aldığını belirterek, Moskova’nın ‘güvenlik durumunun dikkatli bir analizine dayanarak dengeli ve sorumlu bir şekilde hareket edeceğini’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı da yaptığı yazılı açıklamada, ‘mevcut koşullar altında New START Anlaşması taraflarının, anlaşma kapsamındaki temel hükümler de dahil olmak üzere, herhangi bir karşılıklı yükümlülük veya bildirimle bağlı olmadıklarının varsayıldığını ve atacakları bir sonraki adımları tamamen serbestçe belirleyebileceklerini’ bildirdi.

Yeni bir gelişme olarak Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rus ve ABD’li müzakerecilerin son Rusya-Ukrayna görüşmeleri kapsamında silahlanma konusunu da ele aldığını açıkladı. Peskov, “Tarafların sorumlu tutumlar benimsemesi ve bu meseleye ilişkin görüşmelere en kısa sürede başlanmasının gerekliliği konusunda bir anlayış var. Bu konu Abu Dabi’de de gündeme geldi” şeklinde konuştu.

Peskov, anlaşma sınırlarına en az altı ay süreyle uyulmasına yönelik gayriresmi bir mutabakat ihtimaline ilişkin raporun sorulması üzerine, “Bu tür hükümler yalnızca resmi olarak uzatılabilir. Bu alanda gayriresmi bir uzatmayı hayal etmek zor” yanıtını verdi. Peskov, Moskova’nın anlaşmanın perşembe günü sona ermesinden üzüntü duyduğunu ve bunu ‘olumsuz’ değerlendirdiğini de yineledi.

Çin’in reddi

Bu arada Çinli diplomat Chen Jian, ülkesinin silahsızlanma müzakerelerine katılması yönündeki ABD taleplerini açıkça reddetti. Çin’in nükleer cephaneliğinin hızlı büyümesine rağmen, ABD ve Rusya’ya kıyasla çok daha küçük olduğunu savunan Jian, konferansta yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Çin’in nükleer kapasitesi hiçbir şekilde ABD ya da Rusya’nın seviyesine yaklaşmamakta. Çin bu aşamada nükleer silahsızlanma müzakerelerine katılmayacak.”

Rusya'nın BM Cenevre Ofisi Daimî Temsilcisi Gennady Gatilov ise yeni nükleer görüşmelerin Fransa ve Birleşik Krallık gibi nükleer silaha sahip diğer ülkeleri de kapsaması gerektiğinde ısrar etti. Gatilov, “Bir nükleer ittifak olduğunu ilan eden NATO’da ABD’nin askeri müttefikleri olan Birleşik Krallık ve Fransa’nın da sürece katılması halinde Rusya bu süreçte yer alacaktır” dedi.

Öte yandan Avrupalı liderler, uzun süredir müttefik ülkelere ABD tarafından sağlanan nükleer şemsiye yerine, Washington’dan bağımsız nükleer güçler oluşturulmasını tartışıyor. Japonya, Güney Kore ve Türkiye de nükleer silaha sahip olmayan ancak bu yönde politika değişikliğini gündemine alan diğer ülkeler arasında yer alıyor.

Ayrıca Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore resmi olarak nükleer silaha sahip ülkeler olarak bilinirken, İsrail’in de geniş bir nükleer cephaneliğe sahip olduğuna yaygın biçimde inanılıyor.


Trump, Hindistan’ın Rus petrolü alımını durdurma sözü vermesinin ardından Hindistan’a uyguladığı ‘cezai’ gümrük vergilerini iptal etti

Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)
Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)
TT

Trump, Hindistan’ın Rus petrolü alımını durdurma sözü vermesinin ardından Hindistan’a uyguladığı ‘cezai’ gümrük vergilerini iptal etti

Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)
Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump dün, Yeni Delhi’nin Rusya’dan petrol almaya devam etmesi nedeniyle daha önce Hindistan menşeli ürünlere uygulanan yüzde 25’lik ek gümrük vergilerini kaldırma kararı aldı. Karar, iki ülke arasında bu hafta varılan ticaret anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle birlikte alındı.

Trump’ın imzaladığı başkanlık kararnamesine göre Hindistan, Rus petrolünü doğrudan ya da dolaylı yollarla ithal etmeyi durdurmayı taahhüt etti.

Kararnamede ayrıca, Yeni Delhi’nin ABD’den enerji ürünleri satın almayı ve ‘önümüzdeki on yıl boyunca savunma iş birliğinin genişletilmesine yönelik ABD ile bir çerçeveye bağlı kalmayı’ kabul ettiği belirtildi.

Yüzde 25 oranındaki ek ABD gümrük vergilerinin, bugün ABD doğu saatiyle sabah 12.01 itibarıyla kaldırılacağı bildirildi.

Karar, Trump’ın birkaç gün önce Hindistan ile bir ticaret anlaşmasına varıldığını açıklamasının ardından geldi. Anlaşma, Hindistan ürünlerine uygulanan gümrük vergilerinin düşürülmesini, buna karşılık Başbakan Narendra Modi’nin Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’dan petrol alımını durdurma taahhüdünü içeriyor.

Anlaşma kapsamında Washington, Hindistan ürünlerine uygulanan gümrük vergilerini yüzde 25’ten yüzde 18’e indirmeyi kabul etti.

Beyaz Saray tarafından yayımlanan ortak açıklamada, Hindistan’ın önümüzdeki beş yıl içinde ABD’den enerji ürünleri, uçaklar, değerli metaller, teknoloji ürünleri ve kömür olmak üzere toplam 500 milyar dolar tutarında alım yapmayı planladığı ifade edildi.

Söz konusu anlaşma, Trump’ın Rus petrolü alımlarının sona erdirilmesini Ukrayna’daki savaşı finanse eden bir unsur olarak görmesi nedeniyle, Washington ile Yeni Delhi arasında aylardır süren gerilimi de azaltıyor.

Anlaşmayla birlikte Trump ile Modi arasındaki yakın ilişkilerin yeniden canlandığına dikkat çekilirken, ABD Başkanı daha önce Modi’yi ‘en yakın dostlarından biri’ olarak nitelendirmişti.