İsrailliler ne istediklerini bilmiyor!

Liderliğin siyasi hesaplarla hareket ettiğine inanıyorlar, ancak yine de onların yürüttüğü savaşları destekliyorlar

 İsrail'i Lübnan'dan ayıran sınır boyunca devriye gezen İsrail güçleri, 24 Kasım 2025 (AFP)
İsrail'i Lübnan'dan ayıran sınır boyunca devriye gezen İsrail güçleri, 24 Kasım 2025 (AFP)
TT

İsrailliler ne istediklerini bilmiyor!

 İsrail'i Lübnan'dan ayıran sınır boyunca devriye gezen İsrail güçleri, 24 Kasım 2025 (AFP)
İsrail'i Lübnan'dan ayıran sınır boyunca devriye gezen İsrail güçleri, 24 Kasım 2025 (AFP)

Tel Aviv Üniversitesi Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün yaptığı kapsamlı bir kamuoyu araştırmasının perşembe akşamı yayımlanan sonuçları, İsrail kamuoyunun liderlerinin izlediği politikaları anlamakta zorlandığını ve bu politikalara çelişkili biçimde yaklaştığını ortaya koydu. Bulgular, kamuoyunun tam olarak ne istediğini bilmediğini düşündürüyor: Mevcut hükümetin düşmesini isteyen İsrailliler, aynı zamanda Binyamin Netanyahu’yu başbakanlık için en uygun isim olarak görüyor. Ayrıca siyasi liderliğin kararlarını stratejik çıkarlar yerine siyasi hesaplarla aldığına inanıyorlar; buna rağmen bu liderliğin yürüttüğü savaşları destekliyorlar.

Araştırmaya göre İsrail’deki Yahudi kamuoyunun yüzde 77’si için en büyük güvenlik endişesi Batı Şeria. Bunu yüzde 74 ile İran, yüzde 65 ile Gazze Şeridi ve yüzde 64 ile Lübnan izliyor.

Katılımcıların yüzde 37’si Suriye’yi, yaklaşık yüzde 28’i ise Yemen’i tehdit kaynağı olarak görüyor. Öte yandan yüzde 59, siyasi seviyedeki kararların mesleki değil siyasi saiklerle alındığını düşündüğünü belirtti. Yüzde 37,5 ise kararların mesleki gerekçelere dayandığını söyledi.

Tüm bu çelişkilere rağmen, katılımcıların yüzde 46,5’i İsrail’in Lübnan’a karşı savaş başlatmasını destekliyor. Bu görüşün gerekçesi olarak kuzeydeki güvenlik durumunun sınırlı bir savaşa geri dönmeyi gerektirdiği dile getiriliyor. Yüzde 12, daha sert bir savaşın ve hatta kara harekâtının gerekli olduğunu savunuyor. Yüzde 28,5 mevcut güvenlik durumunun halk için yeterli güvenliği sağladığını düşünüyor. Yüzde 13 ise bu konuda fikri olmadığını ifade ediyor.

 İsraillilerin çoğunluğu Netanyahu'nun hükümeti yönetmek için en uygun isim olduğuna inanıyor. (EPA)İsraillilerin çoğunluğu Netanyahu'nun hükümeti yönetmek için en uygun isim olduğuna inanıyor. (EPA)

Araştırmada, İsrail-Filistin çatışmasının ‘iki halk için iki devlet’ çözümüyle sona erdirilmesi fikrine katılımın düşük olduğu belirtildi. Katılımcıların yüzde 61’i bu çözümü reddederken, yüzde 31’i ‘belirli koşullar altında’ destekleyebileceğini söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki ‘ateşkes anlaşmasına’ ilişkin memnuniyet oranı da sınırlı kaldı. Katılımcıların yüzde 58’i anlaşmadan düşük ya da çok düşük memnuniyet duyarken, yüzde 37’si yüksek ya da çok yüksek memnuniyet ifade etti.

Ulusal güvenlik açısından ise görüşler bölündü. Katılımcıların yüzde 31’i İsrail’in ulusal güvenlik durumunu ‘iyi’, yüzde 23’ü ise ‘kötü’ olarak niteledi. Beş yıl içinde güvenlik durumunun iyileşeceğini düşünenlerin oranı yüzde 46 olurken, yüzde 19 bunun kötüleşeceğini öngördü. Ayrıca yüzde 73, İsrail’e yönelik dış tehditlerden dolayı çok yüksek seviyede kaygı duyduğunu, yüzde 27 ise kaygı hissetmediğini belirtti.

İç toplumsal gerilimlere dair endişe daha da yüksekti: Katılımcıların yüzde 86’sı ülkedeki sosyal gerilimlerden ciddi şekilde kaygı duyduğunu bildirdi. Yahudi kamuoyu, İsrail’in aynı anda hem önemli dış güvenlik tehditleriyle hem de derin bir iç krizle karşı karşıya olduğu, bu iki unsurun da ‘temel bir tehdit’ oluşturduğu görüşünde. Katılımcıların yüzde 33’ü kişisel güvenlik hissinin yüksek olduğunu belirtirken, yüzde 16’sı bu hissin düşük olduğunu söyledi.

Devlet kurumlarına güven oranlarında ise belirgin farklılıklar görüldü. Katılımcıların yüzde 83’ü İsrail ordusuna, yüzde 71’i iç istihbarat kurumu Şin-Bet’e, yüzde 73’ü Genelkurmay Başkanı’na ve yüzde 59’u Şin-Bet Başkanı’na yüksek güven duyduğunu ifade etti. Polis teşkilatına güven ise oldukça düşük çıktı: Katılımcıların yalnızca yüzde 34’ü polise güvendiğini söylerken, yüzde 65 düşük güven duyduğunu belirtti. Polis genel müfettişine güvenenlerin oranı yüzde 32’de kalırken, yüzde 58 bu makama düşük güven duyduğunu bildirdi.

Araştırma, Yahudi kamuoyunda İsrail vatandaşı Araplara yönelik yaygın ayrımcılık eğilimlerini de gözler önüne serdi. Katılımcıların yüzde 52’si Arap vatandaşların kamu kurumlarında aktif biçimde görev almasına karşı çıkarken, yalnızca yüzde 16’sı Arapların koalisyona ve hükümete katılımını destekledi. Yüzde 26 ise Arapların koalisyon dışında olmak kaydıyla kamu kurumlarında görev almasını uygun buldu.

Batı Şeria'nın Tubas kentinde düzenlenen askeri operasyona katılan İsrail askerleri, 26 Kasım 2025 (Reuters)Batı Şeria'nın Tubas kentinde düzenlenen askeri operasyona katılan İsrail askerleri, 26 Kasım 2025 (Reuters)

Hükümet

Araştırmada, devlet kurumlarına yönelik güven oranları da detaylandırıldı. Katılımcıların yüzde 42’si Yüksek Mahkeme’ye, yüzde 30’u hükümete, yüzde 34’ü ise Başbakan Binyamin Netanyahu’ya yüksek düzeyde güvendiğini belirtti. Savunma Bakanı Yisrael Katz’a güven duyanların oranı yüzde 29, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’e güvenenlerin oranı ise yüzde 27’de kaldı. Katılımcıların yüzde 45’i ultra-Ortodoksların büyük bölümünü askerlik hizmetinden muaf tutan yasa tasarısına karşı çıkarken, yüzde 43’ü tasarıyı destekledi.

Bu veriler ışığında kamuoyunun Netanyahu hükümetinin düşmesini istediği anlaşılıyor. Şarku’l Avsat’ın Maariv gazetesinin yayımladığı haftalık anketten aktardığına göre, bugün seçim yapılsa Netanyahu liderliğindeki koalisyon, oylarının dörtte birini kaybederek 68 sandalyeden 51’e düşüyor ve hükümet kurma çoğunluğunu sağlayamıyor.

Buna rağmen, kamuoyuna ‘başbakanlığa en uygun isim’ sorulduğunda Netanyahu’nun hâlâ en uygun lider olarak görüldüğü ortaya çıktı. Netanyahu, tüm muhalefet liderlerine karşı yapılan karşılaştırmalarda öne geçti. Neftali Bennett’e karşı 44’e 41, Yair Lapid’e karşı 47’ye 33, Avigdor Liberman’a karşı 46’ya 32 ve Gadi Eisenkot’a karşı 43’e 38 oranıyla üstün geldi.



Guterres, ABD ve Çin’e yapay zekâ konusunda diyaloğa başlama çağrısında bulundu

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 22 Eylül 2026'da New York'taki BM Genel Merkezi'nde düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda (AP)
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 22 Eylül 2026'da New York'taki BM Genel Merkezi'nde düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda (AP)
TT

Guterres, ABD ve Çin’e yapay zekâ konusunda diyaloğa başlama çağrısında bulundu

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 22 Eylül 2026'da New York'taki BM Genel Merkezi'nde düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda (AP)
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 22 Eylül 2026'da New York'taki BM Genel Merkezi'nde düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda (AP)

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, ABD ve Çin’e yapay zekâ teknolojisinin geleceği konusunda diyaloğa başlama çağrısında bulundu. Bu çağrı, yapay zekâ sektöründeki hızlı gelişmenin sınırlandırılması yönündeki taleplerin artması ve teknolojinin insanlık üzerindeki olası etkilerine ilişkin endişelerin yoğunlaşması üzerine yapıldı.

Guterres, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarının açılışında dün yaptığı konuşmada, “Yapay zekâ konusunda en büyük kapasiteye sahip hükümetler, insanlık karşısında en büyük sorumlulukları taşıyor” dedi. Bu ülkeler arasında “diyalog, iletişim, güven ve iş birliği kanallarının oluşturulması” gerektiğini vurguladı.

Guterres, “Soğuk Savaş’ın kritik bir döneminde iki stratejik rakip, ortak varoluşsal tehditlerin yönetilmesi gerektiğini fark etti” diyerek, o dönemde ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki iletişime atıfta bulundu.

Çin ve ABD hâlihazırda yapay zekâya ilişkin konularda bir iletişim kanalı oluşturulması amacıyla görüşmeler yürütüyor. Bu görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in perşembe günü Washington’da gerçekleştirmesi planlanan zirvenin öncesinde yapılıyor.

Görüşmeler, iki ülkenin de gelişmiş yapay zekâ sistemlerinin insanlığın varlığını tehdit edebileceğine yönelik endişelerinin arttığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu durum, iki ülke arasındaki teknolojik üstünlük yarışının kızışmasına rağmen iş birliği için nadir bir teşvik oluşturuyor.

“Süper güç” algısına karşı uyarı

Guterres, büyük güçlerin “güçlerinin göründüğü kadar sınırsız olmadığını” anlamaları gerektiğini belirterek, yalnızca askeri gücün barışı güvence altına almak için yeterli olmadığını ifade etti.

Şarku’l Avsat'ın AP’den aktardığına göre Guterres, Genel Kurul’da dünya liderlerine yaptığı son konuşmada “karşılıklı bağımlılık üzerine kurulmuş bir dünya” çağrısında bulundu.

“Dünyamızdaki bölünme hatları genişliyor” diyen Guterres, devam eden savaşların yanı sıra yükselen sıcaklıklar ve yapay zekâ gibi gelişmelere dikkat çekti.

Görev süresinin bu yıl sona ermesinin ardından da “barışın mümkün olduğuna ilişkin inancını savunmaya” devam edeceğini belirten Guterres, konuşmasıyla bu yıl dünyanın en büyük diplomatik buluşmasının ana bölümünü açtı.

FRG
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 22 Eylül 2026’da New York’taki BM Genel Merkezi’nde düzenlenen BM Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)

Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülkenin liderleri, Genel Kurul’da birbirlerine hitap ederek beklentilerini, planlarını ve şikâyetlerini dile getiriyor.

Yapay zekâ, bu yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarında öne çıkan başlıca konulardan biri. New York’taki toplantılar başlamadan önce 20’den fazla ülkenin lideri, gelişmiş yapay zekâ sistemlerinin güvenliğini sağlamak için bağlayıcı önlemler alınması çağrısında bulundu. Liderler, bu teknolojinin gelişiminin onu kontrol etmek için mevcut kapasiteyi aşabileceği uyarısında bulundu.

Çin ve ABD, söz konusu çağrıyı imzalayan ülkeler arasında yer almadı. Trump ise yapay zekâ güvenliğine yönelik düzenlemelere sert biçimde karşı çıkarak, cumartesi günü yaptığı açıklamada, “haksız” olarak nitelendirdiği endişeler nedeniyle bu sektörün “yok edilmesine” izin vermeyeceğini söyledi.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ise temmuz ayında yaptığı açıklamada, yapay zekânın tek bir ülkenin hâkimiyetinde olmaması gerektiğini belirterek, teknolojinin geliştirilmesinde uluslararası iş birliği çağrısında bulundu.


Washington, Sudan’da “meşru” bir yönetimin bulunmamasını kınadı

Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan (solda) ve “Hızlı Destek Kuvvetleri” Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo, bilinen adıyla Hamideti (Arşiv)
Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan (solda) ve “Hızlı Destek Kuvvetleri” Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo, bilinen adıyla Hamideti (Arşiv)
TT

Washington, Sudan’da “meşru” bir yönetimin bulunmamasını kınadı

Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan (solda) ve “Hızlı Destek Kuvvetleri” Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo, bilinen adıyla Hamideti (Arşiv)
Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan (solda) ve “Hızlı Destek Kuvvetleri” Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo, bilinen adıyla Hamideti (Arşiv)

ABD, Sudan’da “meşru” bir yönetimin bulunmamasını eleştirdi. Washington, ülkedeki savaşın sona erdirilmesi konusunda rakip iki askeri gücün de ciddi bir taahhütte bulunmadığını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott dün yaptığı açıklamada, “Ne Sudan Silahlı Kuvvetleri ne Hızlı Destek Kuvvetleri ne de bunların liderleri Sudan’da meşru ve anayasal bir otoriteyi temsil ediyor; zira yalnızca silah gücüyle yönetiyorlar” dedi.

Pigott açıklamasında, “Savaşan iki grubun liderlerinin tutumu, onları ülkeyi yönetmeye ehil olmaktan çıkarıyor” ifadelerini kullandı.


İran havacılık sektörüne yönelik yeni ABD yaptırımları yürürlüğe girdi

Irak'ın Erbil kentindeki İranlı Mahan Air şirketinin ofisinde çalışan bir personel (Reuters)
Irak'ın Erbil kentindeki İranlı Mahan Air şirketinin ofisinde çalışan bir personel (Reuters)
TT

İran havacılık sektörüne yönelik yeni ABD yaptırımları yürürlüğe girdi

Irak'ın Erbil kentindeki İranlı Mahan Air şirketinin ofisinde çalışan bir personel (Reuters)
Irak'ın Erbil kentindeki İranlı Mahan Air şirketinin ofisinde çalışan bir personel (Reuters)

İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı ABD yaptırımları bugün yürürlüğe girdi. Washington, İran'a ait bütün hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurmayı ve bu şirketlerle iş yapan kuruluşları cezalandırmayı taahhüt etti.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'in pazartesi günü açıkladığı yeni yaptırımlar, İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi tedbirin devamı niteliğinde. Söz konusu adımlar, askeri operasyonların çıkmaza girmesiyle birlikte ABD'nin İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma çabaları kapsamında atıldı.

İran'ın Tesnim ve ISNA haber ajansları, İran Sivil Havacılık Kurumu'na dayandırdıkları haberlerde, Bağdat ve Maskat havalimanlarının gece yarısından itibaren İran uçuşlarını “kabul etmeyeceğini” bildirdi.

Ancak Tesnim, dün akşam yayımladığı haberde, İstanbul seferleri de dahil olmak üzere diğer uluslararası uçuşların hâlen planlandığı şekilde gerçekleştirileceğini ve şu aşamada herhangi bir sorun yaşanmadığını belirtti.

Sivil Havacılık Kurumu sözcüsü, iki ajansa yaptığı açıklamada, Bağdat'a yapılması planlanan uçuşların Necef Havalimanı'na yönlendirilmesi için görüşmeler yürütüldüğünü söyledi. Şarku’l Avsat’ın ISNA'adan aktardığına göre Umman'la da benzer görüşmeler yapılıyor.

Irak hükümeti, ABD yaptırımları kapsamında uygulayacağı tedbirleri resmen açıklamazken, aralarında üst düzey bir hükümet yetkilisinin de bulunduğu çeşitli kaynaklar, Bağdat'ın ABD kısıtlamalarına uyacağını AFP'ye doğruladı. Irak, İran hava yolu şirketleri için önemli bir destinasyon konumunda bulunuyor.

Irak'taki seyahat acentelerinin yetkilileri, hava yolu seferlerinin yerine kara ulaşımının devreye sokulması seçeneğini değerlendirdiklerini belirtti. Iraklı hava yolu şirketleri, şubat sonunda Ortadoğu'da savaşın başlamasından bu yana İran'a uçuş düzenlemiyor.

Necef'teki seyahat acentelerinden birinde çalışan Haydar eş-Şemma, “Necef'te faaliyet gösteren seyahat ve turizm şirketlerinin işlerinin büyük bölümünü, Necef Havalimanı üzerinden İran'daki çeşitli havalimanlarına seyahat eden yolcular için uçak bileti rezervasyonları oluşturuyor” dedi.

ABD yönetimi, bu ayın başında İran havacılık sektörünü kara listeye almış ve İran hava yolu şirketleriyle iş yapan bütün kuruluşlara yaptırım uygulanacağı uyarısında bulunmuştu.

ABD Hazine Bakanı Bessent, CNBC'ye verdiği röportajda, İran hava yolu şirketlerinin 23 Eylül Çarşamba günü (bugün) itibarıyla faaliyetlerini durduracağını belirterek, “Bu uçaklar iniş yaparsa kimse onlara yakıt sağlayamayacak, iniş hizmeti veremeyecek veya biletlerini satamayacak. Aksi takdirde dolar sisteminin dışında bırakılacaklar” ifadelerini kullandı.

İran'ın ulusal hava yolu şirketi Iran Air ise dün yaptığı açıklamada, komşu ülkelerden uçuşlarının yasaklandığına ilişkin herhangi bir bildirim almadığını duyurdu.

İran'da 27 hava yolu şirketi bulunuyor ve bunların çoğu iç hatlarda faaliyet gösteriyor. Ulusal şirket Iran Air ile özel hava yolu şirketi Mahan Air, başta komşu ülkeler olmak üzere Rusya ve Çin'e düzenlenen uluslararası uçuşlarda öne çıkıyor.

Gürcistan, pazartesi gününden itibaren İran'a ve İran'dan gerçekleştirilen tüm hava yolu seferlerini yasaklarken, Mahan Air de Ankara'nın talebi üzerine Türkiye'ye uçuşlarını askıya aldığını açıkladı.

Yeni kısıtlamaların, İranlıların yurt dışına seyahat etme veya ülkelerine geri dönme imkanlarını daha da zorlaştırması bekleniyor.

İran, şubat sonunda başlayan ABD-İsrail savaşı sonrasında hava sahasını tamamen kapatmıştı. Çatışmaların yoğunluğunun azalmasının ardından hava trafiği kısmen yeniden başlarken, uluslararası uçuşları yalnızca İranlı hava yolu şirketleri gerçekleştiriyor.