Rusya, Türkiye ve İsrail arasında Suriye’deki karmaşık nüfuz ağı

Tel Aviv, Moskova ile kapsamlı bir mutabakata sahip, çünkü ikisi de İran'ı istemiyor ve bu durum, iki taraf arasında sahada ve istihbarat açısından koordinasyonun en önemli unsurlarından biri

Beşşar Esed, Moskova’nın koruması, hava ve lojistik desteği karşılığında Rusya’ya uzun vadeli tavizler ve yatırım garantileri sundu (AFP)
Beşşar Esed, Moskova’nın koruması, hava ve lojistik desteği karşılığında Rusya’ya uzun vadeli tavizler ve yatırım garantileri sundu (AFP)
TT

Rusya, Türkiye ve İsrail arasında Suriye’deki karmaşık nüfuz ağı

Beşşar Esed, Moskova’nın koruması, hava ve lojistik desteği karşılığında Rusya’ya uzun vadeli tavizler ve yatırım garantileri sundu (AFP)
Beşşar Esed, Moskova’nın koruması, hava ve lojistik desteği karşılığında Rusya’ya uzun vadeli tavizler ve yatırım garantileri sundu (AFP)

Tarık Ali

Suriye’de 2024 yılı sonlarında Beşşar Esed rejiminin düşüşü, bölgedeki genel dengeyi etkilerken Suriye üzerinde uluslararası yankılar uyandırdı. Bu olay, güvenlik, askeri ve siyasi açıdan hızlı gelişmelerin yaşandığı bir bölgede sadece siyasi bir olay olmanın ötesine geçerken analistler bu olayı, oyunun kurallarını, sınırlarını ve hatta coğrafyasını yeniden şekillendirecek bir deprem olarak tanımladılar. Suriye, eski rejimin düşüşünün ardından ilk aşamada eklemlerini kontrol edecek merkezi bir sinir sistemi olmayan bir yapı gibi görünüyordu. Ülke çöktü ve krizleri iç içe geçti.

Sivil, güvenlik ve askeri kurumlarda boşluk oluşması ve üst düzey liderlerin ve yetkililerin kaçmasıyla başlayan derin kaos dönemine giren ülkede yerel ve yabancı muhalefet gruplarının ve radikal hareketlerin etkisi giderek ve hızla arttı.

Başlıca özellikler

Uluslararası alanda, İran’ın yanı sıra Rusya, Esad rejiminin en büyük yararlanıcısıydı. Moskova koruma, hava ve lojistik destek sağlarken, Esad uzun vadeli yatırım ayrıcalıkları ve garantiler sunarak Rusya'ya eski bir Sovyet hayali olan sıcak sularda sürdürülebilir bir dayanak noktası sağladı. Ancak Esed rejiminin düşüşüyle Kremlin'in hesapları altüst oldu, çünkü varlık nedeni ortadan kalkmıştı. Bu durum ilk aşamada açıkça görüldü.

İsrail ise yeni Suriye'yi sadece bir ön savunma hattı olarak değil, geniş bir alana yayılan stratejik bir nüfuz alanı olarak görmek istiyordu. Onlarca yıldır iktidarda olan bir rejimin düşüşü, bunun için mükemmel bir fırsat sunuyordu.

Rejimin düşüşünden sonraki 48 saat içinde İsrail, yaklaşık 500 hava saldırısı düzenleyerek eski ordunun cephaneliğini bombaladı ve askeri gözlemcilere ve medyaya göre Suriye'nin toplam askeri gücünün yüzde 80 ila 90'ını yok etti. İsrail, 2025 yılı boyunca saldırılarına devam etti, yaklaşık bin saldırı düzenledi. Böylece ağır silahlar, zırhlı araçlar, füzeler ve diğer teçhizat dahil olmak üzere eski mühimmatın geri kalanını neredeyse tamamen yok etti.

İsrail’in gerekçesi, Suriye'de İran'ın etkisinin geri dönmesi veya bu silahlardan yararlanacak başka iç direniş cephelerinin oluşması korkusuydu. Bundan dolayı yıllar içinde siyasi çatışma haritasını ve güç dengesini yeniden çizebilecek bir fraksiyon, hareket veya hatta merkezi bir orduyu yeniden oluşturabilecek her türlü çekirdeği yok etmek tercih edilirdi.

Lazkiye'den Tartus'a

Rusya'nın 2015 yılının sonlarında Beşşar Esed’i desteklemek için Suriye’deki savaşa müdahale etmesiyle, Ruslar Lazkiye kırsalındaki Hmeymim Hava Üssü'nde ve Tartus Deniz Üssü’nde konuşlandılar. Bunlara başka küçük sabit veya hareketli askeri noktalar da eklendi. Ancak rejimin düşmesiyle birlikte askeri üsler konusu, iç siyasi destek olmadan ayakta kalma yeteneklerinin bir sınaması haline geldi.

Bu konu şüphesiz Putin için büyük bir endişe kaynağıydı, ancak takip eden aylarda Moskova'da Suriye dışişleri ve savunma bakanları ile diğer üst düzey yetkililerin katıldığı beklenmedik Rusya-Suriye görüşmeleri gerçekleşti. Bu görüşmeler, eski anlaşmaların yürürlükte ve bağlayıcı olmaya devam edeceğini açıkça belirten Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ziyareti ile sonuçlandı.

frgt
Rusya donanmasının daha önce Tartus açıklarında gerçekleştirdiği geçit töreninden bir kare (sosyal medya)

Hmeymim Hava Üssü’nün en yoğun döneminde 107 adet savaş uçağı bulunuyordu. Ancak Ukrayna'daki savaşın başlamasından sonra, geride sadece birkaç uçak kaldı. Tartus Deniz Üssü ise bakım depoları, lojistik destek gemileri ve kuvvetlerinin bulunduğu bir liman olarak kaldı. Bütün bu yıllar boyunca, kıyı halkı Rusya'yı koruyucusu olarak gördü. Ancak rejimin düşüşü, Rusların artık onların koruyucuları olmadığını, aksine ayrıcalıklar ve soğuk bir bakış açısıyla ölçtükleri yeni çıkarlarının koruyucuları olduğunu açıkça ortaya koydu. Bunu, Rusya'nın geçtiğimiz mart ayında başlıca iki kalesi arasındaki kıyı şeridinde meydana gelen katliamları durdurmak için müdahale etmemesi de bunu kanıtladı. Rusya’nın endişesi, geçici bir yapı olsa bile, hayati önem taşıyan etkisini kaybetmemek oldu.

İsrail ve altın fırsat

Esed rejimiyle hiçbir zaman iyi ilişkiler içinde olmayan İsrail, son savaş sırasında Suriye topraklarındaki İran ve Hizbullah hedeflerini sık sık hedef aldı. Ancak, rejimin düşüşünün yarattığı kaos ve uluslararası acil bir vizyonun olmaması, İsrail'i herhangi bir gerekçe göstermeye veya uluslararası desteğe ihtiyaç duymadan, uygun gördüğü şekilde ulusal güvenliğini korumak amacıyla önceki savaştan kurtulan ne varsa yok etti.

Tel Aviv, İran veya Hizbullah hedefleri ya da bunlara bağlı gruplar değil, Suriye'de kalan tüm silahları yok etme fırsatını yakalamıştı ve bu kez ne istediğini biliyordu. İsrail Hava Kuvvetleri, Suriye'yi kuzeyden güneye tarayarak, havaalanları, hayati tesisler ve geçmişte rakipleri tarafından kullanılmış ve gelecekte de kullanılabilecek tedarik yolları dahil olmak üzere tüm potansiyel hedefleri vurdu.

Siyaset bilimi profesörü İsa Salih, “İsrail sözünü söyledi. Suriye'nin silah deposu yok oldu. Onunla karşı karşıya gelecek yeni bir ordu olmayacak. Savunma sistemlerini ve radar ağlarını yeniden kurmak imkansız. İran ve diğerleri tamamen sahneden çekildi. Suriye'nin hava sahası ve toprakları açığa çıkararak caydırıcılık sistemi bir kez ve sonsuza kadar yok edildi ve hangi otorite yönetirse yönetsin her şeyi sıfırdan yeniden inşa etmek zorunda kalacak” değerlendirmesinde bulundu.

Moskova ve Tel Aviv arasında

Güvenlik uzmanı emekli Tuğgeneral Zafer Trabulsi'ye göre rejimin çöküşü uluslararası tarafları hızla çıkarlarını aramaya itti ve Suriye meseleleri konusunda İsrail ile Rusya arasında daha güçlü iletişim kanalları oluşturdu. Bu da kalıcı bir güvenlik anlaşması haline geldi. Trabulsi, Türkiye ve diğer uluslararası tarafların da dahil olduğu, nüfuzun dağılımı ve paylaşımı konusunda çıkarların yakınlaştığı bir ortamda, sürtüşmelerin önlenmesi konusunun kaçınılmaz bir sonuç olduğunu da sözlerine ekledi. Bugün Moskova, hava sahasını koruma avantajı karşılığında, garantör olarak varlığıyla bölgeyi savaşa sürüklememeyi kapalı kanallardan taahhüt ediyor. İsrail de Rusya'yı kuzeybatı Suriye'de iki açıdan garantör olarak görüyor. Bunlardan birincisi, kıyıdaki Aleviler arasında İran'ın geri dönüşünü önlemek, ikincisi ise Türkiye'nin genişleme girişimlerini frenlemesi. Zira İsrail'in Rusya'dan kıyıda kalmasını doğrudan talep ettiği herkesçe biliniyor.

Bu gerçeklere göre denklem açık ortaya çıkıyor. Rusya'nın hava ve kara güvenliği hayati noktalarda korunurken, İsrail'in eli güney Suriye'ye uzanıyor ve Suriye'nin İsrail'in saldırılarını önlemek için Rusya'dan güneyde askeri polis konuşlandırmasını talep etmesine rağmen, iki taraf çatışmaya girmiyor. Suriye, Rusya'dan talep etmeye devam ettiği ve henüz çözüm bulunamayan bir konu bu.

Tuğgeneral Zafer, kıyı şeridinde yaşanan katliamlar sırasında İsrail'in, kıyı şeridinin askeri koruyucusu olarak Rusya’nın isyancı grupları kontrol altına almak için askeri müdahaleye gideceğini umduğunu ve Rusya'dan daha fazlasını beklediğini düşünüyor. Ancak Moskova, durumu yatıştırmaya ve çatışma veya müdahaleyi önlemeye karar verdi ve kaçan binlerce aileye Hmeymim Hava Üssü’nün kapılarını açmakla yetindi. O dönemde ve öncesindeki aylarda, sanki Rusya ‘çevremizde olanlarla hiçbir ilgimiz yok, önemli olan üslerimize ve çıkarlarımıza zarar gelmesini önlemek’ diyor gibi, Hmeymim Hava Üssü’nden eski rejimin üst rütbeli subaylarını ve üst düzey yetkililerini Moskova'ya kaçırmak için de çalıştı. Bu da bizi ‘ne olursa olsun, önemli olan Rusya’nın kendi çıkarlarına uygun gördüğü şekilde her iki ülkenin Suriye'deki hayati, ulusal ve stratejik güvenliğidir’ şeklindeki Rusya-İsrail anlaşmasına getiriyor.

Büyük çatışma

Moskova, ittifaklarına rağmen Tahran'ın Suriye'deki etkisinden sık sık endişe duydu. Rusya'nın 2020'den önce Astana ve Soçi'de gerilimi azaltma bölgelerini tanıması ve İran'ın tüm cepheleri yeniden açmak için defalarca girişimde bulunması da bunun kanıtıydı. Bu, iki ülkenin saha vizyonu ve stratejik hedeflerindeki farkın önemli bir parçasıydı. Bugün Moskova, kıyıdaki Aleviler için kurtarıcı olarak görünen İran'ın öngörülemez etkisinin genişlemesinden üslerini bir kez daha korumakla ilgileniyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail bu denklemde Rusya ile derin bir mutabakat içindedir; ikisi de İran'ı istemiyor. Bu, doğrudan bir çatışma olasılığının ortadan kaldırılması için iki tarafın sahada ve istihbarat alanında koordinasyonunun en önemli unsurlarından biriydi. Suriye’nin güneyi, İsrail'in alanı haline gelirken, kıyı şeridi Rusya'nın alanı haline geldi. Tüm bunların ortasında, siyasi çevrelerdeki Suriyeliler, Türkiye'nin kuzeyde, Rusya kıyı üçgeninde, İsrail ise yavaş yavaş güneye yayılıyor, ABD üsleri doğu ve güneydoğuda ve birçok ülkenin istihbarat servisleri artık dışarıdan değil içeriden önemli bir rol oynuyor.

Suriye'nin egemenliği

Avukat Yasin Maruf, uluslararası hukuka dayanan uzmanlık alanında Suriye’nin egemenliği kavramının nasıl yeniden tanımlanması gerektiğini sorgulayarak, şunları söyledi:

“Suriye, egemen bir devlet olarak, hala topraklarını savunma hakkına sahip mi? İç halk çatışmaları dışında, uluslararası hukuk, çoğu hükmünde meşru bir devletin kendini her türlü yolla savunma hakkına sahip olduğunu açıkça belirtiyor, ancak bugün durum çok karmaşık ve kafa karıştırıcı. Çok sayıda yerel, bölgesel ve uluslararası aktörün varlığı ve siyasi geçiş sürecinin kaosu, güvenlik ve askeri koruma anlaşmaları veya ortak antlaşmaların imzalanmasının bağlayıcı olmama olasılığını artırıyor, zira yeni yönetim geçici olarak kuruldu. Dolayısıyla geçici yasal çerçeve dışında uluslararası iş birliği arayışında gerekli yasama yetkisine sahip değil. Suriye, yeni otoritesiyle şu anda önemli ölçüde meşru ve medya desteğine sahip olsa da aynı zamanda ciddi ekonomik ve mali yaptırımlarla boğuşuyor. Tam egemenlik elde etme kriterlerindeki dengesizliğin unsurlarından biri de bu.

İçeriden bir bakış

Tartus Deniz Üssü yakınlarında yaşayan bir genç olan Ahmed el-Edib, birçok gece İHA’lar ve uçaksavar silahlarının seslerini duyduğunu söyledi. Halk arasında dolaşan söylentilere göre bu seslerin Tartus yakınlarında konuşlu yabancı bir grubun askeri tatbikatlarından kaynaklandığını vurgulayan Edib, “Rusya umursamıyor ve hiçbir şey yapmıyor. Artık askerlerini, nakliye araçlarını veya askeri araçlarını görmüyoruz. Oradalar, ama birdenbire ortadan kayboldular. Yine de, başka bir katliam olursa en yakın Rus üssüne kaçacağımızı her zaman düşünüyoruz” dedi.

dfrgtt56yhj
Tartus Deniz Üssü’ndeki Rusya Donanması unsurları (sosyal medya)

Rusya'nın varlığından uzak, İsrail'in varlığına daha yakın olan Şam'dan mühendis Miya Tuma, İsrail'in rastgele bombardımanlarından korktuklarını belirterek “Tel Aviv sadece yetkililerin konvoylarını bombalamıyor veya güneyi işgal etmiyor. Sık sık Şam'ın kırsalındaki kasabalara yaklaşıyor ve başkentin dış mahallelerini bombalıyor. Temmuz ayında Suveyda'da yaşanan olaylar sırasında, başkent merkezini bombalayarak Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay'ı hedef aldı. Üzerimizdeki psikolojik baskı korkunç ve dayanılmaz. Biz siviller bir araya gelip, aramızda tüm bu ülkeler olmadan yönetebileceğimiz bir tampon bölge talep etmeli miyiz?” ifadelerini kullandı.

İçerideki duruma dışarıdan etkiler

Rusya-İsrail ilişkileri, son aylarda Suriye bağlamında daha da netleşerek, sahada gözlemlenmesi ve takip edilmesi kolay bir mutabakat protokolü içinde daha etkili hale geldi. Rusya, Akdeniz'deki çıkarlarını, üslerini ve etkisini korumak amacıyla, hiçbir şekilde kara müdahalesi riski almadan kıyıları kontrol ediyor ve her hareketi yakından izliyor.

İsrail ise çok daha fazla hareket özgürlüğüne sahip ve Golan Tepeleri ile Suriye'nin güneyinde yeni mevziler kuruyor. Serbestçe hareket eden İsrail, Suriye’nin orta ve güneyindeki havaalanlarını ve tesisleri bombalıyor. Bazen de kuzeyde Rusya’nın mevzilerinin yakınlarını ‘kendini tehdit altında hissettiğinde’ bombalıyor, ancak bunu sadece Rusya ile doğrudan ve önceden kurduğu koordinasyonla yapıyor. Independent Arabia'nın Hmeymim Hava Üssü içinden elde ettiği bilgilere göre bu saldırılar genellikle Suriyeli muhalif savaşçılar tarafından yönetilen noktalara yönelik oluyor.

Siyasi kaos dönemi

Günümüzde birçok siyasi ve askeri uzman, Suriye'nin kontrolü dışındaki bir siyasi kargaşa yaşadığı ve geçmişte hiçbir noktada bu durumu değiştiremediği konusunda hemfikir. Bu durum, ülkeyi, anlaşma veya anlaşmazlık olsun, etkileri ve çıkarları çakışan büyük güçlerin önemli bir sahnesi haline getirdi. Durum, diplomatik ve siyasi aşamaların ötesine geçerek hem ülke içinde hem de devletin inşası ve ülkenin kurumlarının gelecekteki yapısı çerçevesinde sivilleri de etkilemeye başladı. Bu durum, ülkenin bölünmesi, bazı kısımlarının ayrılması veya fiili bir federal sisteme geçilmesi olasılığını gündeme getirdi. Başta Ürdün ve Lübnan olmak üzere komşu ülkelere yönelik tehdit ve dolaylı olarak Mısır, Körfez ülkeleri ve genel olarak Batı'nın korkuları da cabası.

Suriye topraklarında çakışan denklemler arasında, DAEŞ, yabancı uyruklu savaşçılar ve diğerleri gibi radikal grupların faaliyet göstermesi için ideal bir fırsat sunan önemli bir alan yaratıldı. İç güçlerin ve yabancı güçlerin varlığının etkilerini yerel olarak birleştirerek, Suriye, kontrol ve gerçek egemenlik kavramları içinde genel inisiyatifi geri kazanma konusunda belirsizlik denizinde yüzen bir devlet haline geldi. Dolayısıyla genel karar, başka bir iç veya dış tarafın elinde değil, meşru bir sistem olarak kendisine geri dönüyor.



40 gün aradan sonra yeniden ibadete açılan Mescid-i Aksa’da binlerce kişi namaz kıldı

Kudüs’teki Kubbetu’s Sahra’nın önünde fotoğraf çekilen Filistinli kadınlar, 9 Nisan 2026 (AP)
Kudüs’teki Kubbetu’s Sahra’nın önünde fotoğraf çekilen Filistinli kadınlar, 9 Nisan 2026 (AP)
TT

40 gün aradan sonra yeniden ibadete açılan Mescid-i Aksa’da binlerce kişi namaz kıldı

Kudüs’teki Kubbetu’s Sahra’nın önünde fotoğraf çekilen Filistinli kadınlar, 9 Nisan 2026 (AP)
Kudüs’teki Kubbetu’s Sahra’nın önünde fotoğraf çekilen Filistinli kadınlar, 9 Nisan 2026 (AP)

Binlerce Filistinli, İran’a yönelik savaş nedeniyle 40 gündür kapalı olan Mescid-i Aksa’da bugün sabah namazını kıldı.

İsrail makamları, ABD ile birlikte İran’a yönelik başlatılan savaşın ardından 28 Şubat’tan itibaren dini mekânları kapatmıştı. Bu süreç, Ramazan ayına denk geldiği için Müslümanlar Mescid-i Aksa’da teravih namazı ve Ramazan Bayramı namazını kılamamıştı.

ds
Kudüs’teki Mescid-i Aksa külliyesi içinde bulunan Kubbetu’s Sahra önünde sabah namazını kılan Müslümanlar (AFP)

İsrail polisi dün akşam yaptığı açıklamada, Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler için kutsal kabul edilen mekânların, İran ile savaşta ateşkesin dün sabah yürürlüğe girmesinin ardından ‘ziyaretçilere ve ibadete’ yeniden açılacağını duyurdu.

Kudüs Valiliği ise bugün yaklaşık 3 bin kişinin sabah namazına katıldığını bildirdi.

rhb
Sabah namazını kıldıktan sonra Kudüs’teki Mescid-i Aksa külliyesi içinde bulunan Kubbetu’s Sahra önünde fotoğraf çekilen Filistinliler (AFP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, İsrail polisi Mescid-i Aksa girişlerinde yoğun şekilde konuşlandı. Polis ekipleri, Eski Şehir’deki Hıtta Kapısı’ndan avluya giren Müslümanların kimliklerini rastgele kontrol etti.

Avluda bulunanların duygusal anlar yaşadığı gözlendi; bazı kişiler gözyaşlarını tutamadı. Kıble Mescidi’nin girişinde bulunan bir kişi ise cemaate kâğıt mendil dağıttı.

sdvds
İran, İsrail ve ABD arasında ateşkes anlaşması imzalanmasının ardından Kudüs’ün Eski Şehir bölgesindeki Mescid-i Aksa külliyesi içinde bulunan Kıble Mescidi’nde temizlik yapan bir işçi (AP)

Kuzey Kudüs’teki Kafr Akab bölgesinden eşi ve kızıyla birlikte gelen Suzan Allam, uzun aranın ardından Mescid-i Aksa’yı ziyaret etmenin ‘bayram sevinci’ yaşattığını söyledi.

Allam, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Kalplerimiz hüzünlüydü... Sabah saat dörtte uyandık, bugün bizim bayramımız, çok şükür” ifadelerini kullandı.

dcsd v
ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın başlamasından bu yana Mescid-i Aksa 40 gündür kapalıydı. (AFP)

Kendisini ‘Mescid-i Aksa’nın komşusu’ olarak tanımlayan genç Hamza el-Afgani ise mescidin ‘ilk evi’ olduğunu ve çocukluğunu burada geçirdiğini belirterek, yaşadığı sevincin ‘tarif edilemez’ olduğunu dile getirdi.

Eski Şehir’de yaşayan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir başka kadın ise Mescid-i Aksa’nın kapatılmasının Müslümanlar için çok zor olduğunu, kendilerini ‘adeta bir hapishanede gibi hissettiklerini’ söyledi. Kızıyla birlikte olan kadın, Mescid-i Aksa’nın yeniden kapatılmamasını temenni ederek buranın ‘Kudüs’ün ruhunu’ temsil ettiğini ifade etti.


Savaş sonrası Körfez-Arap ülkeleri ekonomik ilişkileri ve kartların yeniden dağıtılması

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)
TT

Savaş sonrası Körfez-Arap ülkeleri ekonomik ilişkileri ve kartların yeniden dağıtılması

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)

Amir Ziyab et-Temimi

Geçtiğimiz 1950'li yılların başlarından itibaren, petrol gelirlerinin artmasıyla birlikte Körfez ülkeleri, çeşitli alanlarda Arap ülkelerine yardım ve uygun koşullu krediler sunmayı başardılar. Bu yardımlar arasında, Arap Devletleri Birliği kararları uyarınca savaş çabalarına verilen destek ile bu ülkelerdeki kalkınma projelerini ve altyapı geliştirme çalışmalarını finanse etmek için verilen uygun koşullu krediler yer alıyor. 1970’li yıllarının ortalarında petrol fiyatlarının yükselmesiyle birlikte Körfez ülkeleri büyük mali fazlalar elde etmiş ve ekonomik destek daha da güçlendi. Bu ülkeler, başta gayrimenkul ve turizm sektörleri olmak üzere bir dizi Arap ülkesinde doğrudan yatırım şirketleri kurmaya yöneldi. Ayrıca petrol, enerji, deniz taşımacılığı ve tarım sektörlerinde uzmanlaşmış özel şirketler de kuruldu. Ancak desteğin en belirgin şekli, Arap ülkelerinin döviz rezervlerini güçlendirmek ve ithalat finansmanı ya da borç servisi gibi dış yükümlülüklerini yerine getirmelerine yardımcı olmak amacıyla merkez bankalarındaki mevduatlara odaklandı. Mevcut gelişmeler ışığında, savaşın sona ermesinden sonra Körfez ülkeleri diğer Arap ülkeleriyle ekonomik ilişkilerini nasıl şekillendirebilir?

Mısır Merkez Bankası'na göre Mısırlılar Temmuz 2025 ile Ocak 2026 arasındaki dönemde yaklaşık 25,6 milyar dolarlık havale yaptılar. Bu rakam, bir önceki yılın aynı döneminde 20 milyar dolardı. Bu havaleler, savaşın patlak vermesinden önce, bu yılın başlarında Mısır'ın döviz rezervlerinin 50 milyar doların üzerine çıkmasına katkıda bulundu. Bu havalelerin uzun zamandır Mısır ekonomisini desteklemek için hayati öneme sahip olduğu şüphe götürmez. Çünkü bunlar devletin dış yükümlülüklerini karşılamasına yardımcı oluyor ve birçok ailenin geçim ihtiyaçlarını karşılamasını sağlıyor.

 Sayılarının 500 binin üzerinde olduğu tahmin edilen Lübnanlılar da Körfez ülkelerinde çalışıyor. Bunların arasında, yüzlerce kuruluşa sahip binlerce yatırımcı ve iş adamı bulunuyor. Yatırımlarının hacmi on milyarlarca dolar olarak tahmin ediliyor. Lübnanlılar Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar ve Kuveyt'te yoğunlaşıyor. Suudi Arabistan'da 200 ila 300 bin, BAE’de yaklaşık 150 bin, Katar ve Kuveyt'te ise on binlerce Lübnanlı bulunuyor.

Körfez ülkelerinde çalışan Lübnanlıların yıllık para transferi yaklaşık 6 ila 7 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Yurtdışındaki Lübnanlıların para transferlerinin, özellikle ekonomik performansın gerilemesi ve imalat, turizm ve tarım gibi ana sektörlerin durması karşısında, Lübnan ekonomisinin en önemli gelir kaynaklarından biri olduğu bir sır değil.

Körfez ülkelerindeki Lübnanlılar, mesleki becerileri ve yüksek eğitim seviyeleri temelinde hayati öneme sahip sektörlerde çalışıyor. Lübnanlılar, Lübnan'daki siyasi ve güvenlik durumunun yansımaları da dahil olmak üzere, Körfez'de çalışan çok sayıda kişinin istikrarını etkileyen büyük zorluklarla karşı karşıya.

ABD/İsrail-İran Savaşı, Körfez ülkelerine ağır mali yükler getirdi. Petrol, elektrik ve su tesislerinin yanı sıra altyapıya da yayılan yıkım, onarım ve yeniden yapılandırma çalışmalarının yürütülmesi için büyük bütçe tahsisatlarına yol açıyor.

Buna karşın, yarım asrı aşkın bir süredir Lübnan’da yaşayan Körfez ülkeleri vatandaşları da var. Bunlar, bu ülkede konut ve gayrimenkuller edinmiş, birçok projeye yatırım yapmış ve Lübnan bankalarına para yatırmış kişiler.

Savaş sonrası mali ve savunma yükümlülükleri

Şüphesiz ki savaş, Körfez ülkelerine ağır mali yükümlülükler getirdi. Petrol, elektrik ve su tesislerinin yanı sıra altyapıya da uzanan yıkım, onarım ve yeniden yapılandırma çalışmalarının yürütülmesi için büyük bütçelerin ayrılmasını gerektirecek.

Örneğin, Katar'daki doğal gaz tesisleri, üretimi ve ihracatı durduran büyük hasarlara uğradı ve tahminlere göre bu tesislerin yeniden faaliyete geçmesi ve gelir elde etmesi üç ila beş yıl sürebilir. Kuveyt'teki petrol rafinerileri de İran saldırıları nedeniyle hasar gördü; buna havaalanı ve limanda meydana gelen hasarlar da eklenince hava ve deniz ulaşımı aksadı. Sivil kurumların uğradığı hasarlardan bahsetmeye bile gerek yok.

frvfr
İran'ın BAE’nin Fuceyra kentindeki bir tesisi hedef almasının ardından, bir işçi bisiklet sürerken arkasında yükselen dumanlar, 14 Mart 2026 (AP)

Aynı durum Suudi Arabistan ve BAE için de geçerli. Bu ülkelerin petrol ve sivil tesisleri ile altyapıları hasar görürken, Bahreyn ise insan ve ekonomik kayıpların boyutunu artıran şiddetli saldırılarla karşı karşıya kaldı. Böylece, İran ile sıkı bağları olan Umman dahil Körfez ülkeleri, hasarları telafi etmek ve zarar gören çeşitli tesislerde çalışmaları yeniden başlatmak için en az 200 milyar dolar olarak tahmin edilen devasa mali kaynaklar ayırmak zorunda.

Körfez ülkeleri, başta Mısır Merkez Bankası olmak üzere merkez bankalarına para yatırarak Arap ülkelerine mali yardım sağlamaya devam ediyordu.

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve bunun sonucunda tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar nedeniyle, bu ülkelerin petrol ve gaz gelirlerinde düşüş ve mal ithalatı maliyetlerinde artış yaşayacağına şüphe yok.

Bunun yanında, askeri kapasitelerin geliştirilmesi, savunma sistemlerinin güçlendirilmesi ve silahların askeri teknoloji gelişmelerine uygun olarak modernize edilmesi için savunma harcamalarının artırılması da gerekecek.

Körfez-Arap ekonomik ilişkileri gerileme mi yaşıyor?

Savaşın etkilerinin, Körfez ülkelerinin, savaş nedeniyle ekonomileri zarar gören ve zaten karmaşık ekonomik koşullar, dış borçların hizmet maliyetindeki artış ve ulusal para birimlerinin değer kaybı ile boğuşan bir dizi Arap ülkesine destek sağlama kapasitesini etkilemesi bekleniyor.

wefre
Kahire'de düzenlenen Arap Birliği Dışişleri Bakanları Toplantısı, 10 Eylül 2024 (AFP)

Körfez ülkelerinden gelen petrol arzındaki kesinti birçok Arap ülkesini etkiledi. Mısır da bu durumdan nasibini aldı ve elektrik tüketimini kısıtlamak ve yakıt fiyatlarını artırmak zorunda kaldı. Ayrıca, savaşın etkisiyle ziyaretçi sayısının azalması nedeniyle Mısır turizm sektörü de ek baskılarla karşı karşıya. Bu veriler çerçevesinde Körfez ülkeleri, karşılaştıkları yeni mali baskılar ve bazı Körfez ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan, BAE ve Kuveyt'in İran'ın saldırılarına karşı bazı Arap ülkelerinin tutumlarından duyduğu hoşnutsuzluk nedeniyle, kısa vadede Mısır, Lübnan, Suriye ve Yemen'e mali destek sağlayamayacak gibi görünüyor.

Körfez ülkeleri, merkez bankalarına para yatırarak Arap ülkelerine mali yardım sağlamaya devam ediyordu. Bunların en önemlisi, Körfez ülkelerinden gelen mevduatlara sahip olan Mısır Merkez Bankası'ydı. Bu mevduatlar, Kuveyt'ten 4 milyar dolar, Suudi Arabistan'dan 5,3 milyar dolar, Katar'dan 4 milyar dolar ve BAE’den 12 milyar dolar olarak dağılıyordu.

Körfez ülkelerinin yatırımları sadece devlet mevduatlarıyla sınırlı kalmayıp, doğrudan yatırımları, finansal piyasalara yapılan yatırımları ve hazine tahvillerinin satın alınmasını da kapsıyor.

BAE, bu mevduatın 11 milyar dolarlık bir kısmını, Mısır'ın kuzeyinde toplam değeri 35 milyar dolar olarak tahmin edilen uzun vadeli bir gayrimenkul projesi olan Ras el-Hikme Projesi’ne doğrudan yatırım olarak aktardı. Körfez ülkeleri bu parayı geri almak konusunda birçok zorlukla karşı karşıya bulunurken, projenin kendisi de beklenen getiriyi sağlayamayabilir.

dfrbg
Beyrut’taki Lübnan Merkez Bankası binası, 4 Nisan 2025 (Reuters)

Ayrıca, Lübnan Merkez Bankası'nda Körfez ülkelerine ait mevduatlar bulunuyor. Suriye gibi diğer Arap ülkelerindeki bankalar ve finans kurumlarındaki fonlar da özellikle Körfez ülkelerinden gelen devlet fonlarını barındırıyor. Körfez ülkelerinin yatırımları sadece devlet mevduatlarıyla sınırlı kalmayıp, doğrudan yatırımları, finansal piyasalara yapılan yatırımları ve hazine tahvillerinin satın alınmasını da kapsıyor.  Aynı zamanda bu paranın tamamının veya bir kısmının geri alınmasının mümkün olup olmadığı ve bu yatırımların kayda değer bir getiri sağlayıp sağlamadığı sorusu halen cevap bekliyor.

Mali ve ekonomik zorluklar ve yeniden yapılanma

Körfez ülkeleri, Arap ülkeleriyle ekonomik iş birliği stratejilerini yeniden gözden geçirmek, yatırımları rasyonelleştirmek, yeni alternatifler değerlendirmek ve yatırılan fonların tamamını veya bir kısmını geri kazanmak için uygun yollar bulmak zorunda kalabilir.

Arap ülkelerinin ekonomileri, istenen ekonomik sonuçları elde etme kapasitelerini sınırlayan yapısal dengesizliklerle boğuşmaya devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Körfez ülkeleri, önümüzdeki yıllarda enerji ekonomileriyle ilgili zorluklarla karşılaşacaklarına şüphe yok. Özellikle de mevcut savaşın yakıt tedariki ve deniz taşımacılığının aksamasına ilişkin endişeleri göz önüne alındığında, bu durum tüketici ülkeleri alternatif enerji kaynakları geliştirmeye ve fosil yakıtlara olan bağımlılıklarını azaltmaya itebilir.

Tüm bu zorluklar, Körfez ülkelerini farklı ekonomik seçeneklere yönlendirmeli ve Arap ülkelerine yönelik cömert destek ve finansman politikalarının gözden geçirilmesine, hatta belki de ekonomik yapılarının yeniden değerlendirilmesine yol açmalı. Bu da Körfez ülkelerinin gelecekte yabancı işgücüne, özellikle de vasıfsız işgücüne olan ihtiyaçları konusunda soru işaretlerinin ortaya çıkmasına sebep oluyor.


Suriye hükümeti cumartesi günü SDG mensuplarından oluşan üçüncü grubu serbest bırakacak

Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanı Hind Kabavat, Suriye’nin doğu ve kuzeyindeki saha gezisi kapsamında Haseke vilayetini ziyaret etti. (Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı)
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanı Hind Kabavat, Suriye’nin doğu ve kuzeyindeki saha gezisi kapsamında Haseke vilayetini ziyaret etti. (Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı)
TT

Suriye hükümeti cumartesi günü SDG mensuplarından oluşan üçüncü grubu serbest bırakacak

Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanı Hind Kabavat, Suriye’nin doğu ve kuzeyindeki saha gezisi kapsamında Haseke vilayetini ziyaret etti. (Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı)
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanı Hind Kabavat, Suriye’nin doğu ve kuzeyindeki saha gezisi kapsamında Haseke vilayetini ziyaret etti. (Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı)

Haseke Valiliği Enformasyon Müdürlüğü, Haseke vilayetinde yeni bir tutuklu grubunun serbest bırakılması için hazırlıkların sürdüğünü ve bu adımın, tutuklular dosyasını çözmeye yönelik çabalar kapsamında önümüzdeki cumartesi günü hayata geçirilmesinin planlandığını açıkladı.

Kürt medya kaynakları, söz konusu grubun üçüncü aşamayı oluşturduğunu ve yaklaşık 300 tutukluyu kapsadığını bildirdi. Serbest bırakma sürecinin, Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında 29 Ocak’ta imzalanan anlaşmanın uygulanması çerçevesinde gerçekleştiği, tarafların anlaşma maddelerini hayata geçirmeyi sürdürdüğü ifade edildi.

rb
Haseke Valisi Nureddin Ahmed, 11 Mart’ta cezaevlerindeki mahkûm ve tutukluların aileleriyle bir araya geldi. (Haseke Valiliği Enformasyon Müdürlüğü)

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY) Dış İlişkiler Komitesi Eşbaşkanı İlham Ahmed, Haseke’de Sosyal İşler ve Çalışma Bakanı Hind Kabavat’ın da katıldığı bir toplantıda, tutuklular dosyasının hâlâ zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın Hawar Haber Ajansı’ndan (ANHA) aktardığına göre Ahmed, yaklaşık 300 tutuklunun serbest bırakılacağına dair sözler verildiğini ancak bu sözlerin henüz yerine getirilmediğini ifade ederek, dosyanın takibinin kolektif bir ahlaki sorumluluk olduğunu ve konunun önümüzdeki toplantılarda yeniden gündeme getirileceğini söyledi.

Bu gelişmeler, Haseke kırsalındaki Til Birak beldesinden bazı ailelerin, Irak makamları nezdinde girişimde bulunulması için Suriye hükümetine acil çağrı yaptığı bir dönemde yaşandı. Aileler, Musul’daki çocuk cezaevinde terör suçlamasıyla tutulan oğullarının serbest bırakılmasını talep etti. Aileler, oğullarının iş bulmak amacıyla Irak’a gittiğini ve burada gözaltına alındığını belirtti. Öte yandan Haseke Valiliği Enformasyon Müdürlüğü daha önce, Til Birak beldesinde düzenlenen bir gösteride protestocuların, SDG cezaevlerinden Irak’taki cezaevlerine nakledilen yakınlarının geri getirilmesi için Suriye hükümetine çağrıda bulunduğunu bildirmişti.

rffrgbrf
Suriye hükümetinin, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Haseke’den çekilmesinin ardından kontrolü ele geçirdiği el-Hol Kampı’ndaki bir grup tutuklu (Reuters)

ABD güçleri, Suriye ordusunun ocak ve şubat aylarında ülkenin doğu bölgelerinde ilerleme kaydetmesiyle birlikte, Haseke’de SDG’nin kontrolündeki cezaevlerinden Irak’taki cezaevlerine 5 bin 700’den fazla DEAŞ mensubunu sevk etti.

Öte yandan, entegrasyon anlaşmasının uygulanmasının takibi kapsamında, Suriye Enerji Bakanlığı dün Haseke kırsalındaki Resulayn kentinde bulunan Allouk Su İstasyonu’nu resmen devraldı. Haseke Valiliği Enformasyon Müdürlüğü, bakanlık ekiplerinin anlaşmanın uygulanmasını izlemekle görevli başkanlık ekibinin gözetiminde tesise giriş yaptığını, değerlendirme çalışmalarının başlatıldığını ve kısa süre içinde rehabilitasyon ile işletme planlarının hazırlanacağını bildirdi.

Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanı Hind Kabavat da dün Haseke’yi ziyaret ederek bir dizi temasta bulundu. Kabavat, programına Haseke Valisi Nureddin Ahmed ile yaptığı görüşmeyle başladı. Toplantıya, Haseke Valiliği Siyasi İşler Dairesi Müdürü Abbas Hüseyin, Afrin seçim bölgesini temsilen Halk Meclisi üyesi Zenkin Abdo ve bakanlık heyeti de katıldı. Görüşmede vilayetin hizmet alanındaki durumu ele alındı.

Toplantılarda ayrıca mevcut kurumların etkinleştirilmesi ve Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı bünyesine entegre edilmesine yönelik adımlar değerlendirildi. Bu kapsamda hizmet seviyesinin artırılması ve ihtiyaçların karşılanmasının yanı sıra, ilgili kurumlar ile kuruluşlar arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesine yönelik mekanizmalar da ele alındı. Açıklamaya göre, bu adımların bölgede istikrar ve sürdürülebilir kalkınma çabalarına katkı sağlaması hedefleniyor.

Kabavat ile Kürt siyasetçi İlham Ahmed arasında, kadın örgütleri, insan hakları savunucuları ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda, entegrasyon süreci ve kadınların rolü ele alındı. Toplantıda söz alan Ahmed, ‘özgünlükleri koruyan entegrasyon ile erimeye yol açan entegrasyon arasında ayrım yapılması’ gerektiğini vurguladı. Kadınlara karar alma mekanizmalarında temel bir rol verilmesinin hayati önem taşıdığını belirten Ahmed, bunun göz ardı edilemeyecek bir adım olduğunu ifade etti. Ahmed, benimsenen mekanizmaya göre her kurumdan biri erkek, ikisi kadın olmak üzere üç adayın gösterildiğini ve bu adaylar arasından liyakat ve eğitim durumuna göre seçim yapıldığını belirterek, bu çerçevede sürdürülen entegrasyon sürecinin kadınların ve hak savunucularının adalet sürecindeki varlığını güçlendirdiğini ve kurumsal hayattaki rollerini pekiştirdiğini söyledi.

Kabavat, Haseke Kültür Merkezi’nde sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle yaptığı bir diğer toplantıda ise iş birliğinin geliştirilmesi ve bu kuruluşların sosyal hizmetlerin sunumuna katkısının artırılması konularını görüştü. Toplantıda, ihtiyaç sahibi kesimlere sağlanan desteğin iyileştirilmesine yönelik öneriler ele alındı.

dfvfv
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanı Hind Kabavat, salı günü Deyrizor vilayetine yaptığı ziyaret sırasında, yıkılan mahallelerin durumu hakkında bilgilendirildi ve ailelerin koşullarını inceledi. (Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı)

Kabavat salı günü Deyrizor vilayetinde saha incelemelerinde bulunarak yıkıma uğramış mahalleleri ziyaret etti. Ziyaret kapsamında yerinden edilmiş ve zarar görmüş ailelerin durumunu yerinde inceleyen Kabavat, vatandaşların yaşam ve hizmet ihtiyaçlarını dinledi.

Kabavat ayrıca, görme engellilere hizmet veren Nur Merkezi’ni ziyaret ederek, merkezde sunulan hizmetlerin niteliğini inceledi ve yararlanıcıların ihtiyaçlarına ilişkin bilgi aldı. Bu ziyaretin, bakanlığın sosyal koruma ağını güçlendirme ve desteğe ihtiyaç duyan kesimlere yönelik hizmetleri geliştirme planı kapsamında gerçekleştirildiği belirtildi.