Suriye güneyi kaynarken İranlı milisler bu durumu nasıl kullanıyor?

İsrail'in davranışları daha tehlikeli bir hal alıyor

İsrail'in Suriye'nin güneyinde ilhak ettiği Golan Tepeleri sınırına yakın Kuneytra şehrindeki bir gözlem noktasında nöbet tutan Birleşmiş Milletler Ayrılık Gözlem Gücü (UNDOF) mensubu bir asker, 21 Eylül 2025 (AFP)
İsrail'in Suriye'nin güneyinde ilhak ettiği Golan Tepeleri sınırına yakın Kuneytra şehrindeki bir gözlem noktasında nöbet tutan Birleşmiş Milletler Ayrılık Gözlem Gücü (UNDOF) mensubu bir asker, 21 Eylül 2025 (AFP)
TT

Suriye güneyi kaynarken İranlı milisler bu durumu nasıl kullanıyor?

İsrail'in Suriye'nin güneyinde ilhak ettiği Golan Tepeleri sınırına yakın Kuneytra şehrindeki bir gözlem noktasında nöbet tutan Birleşmiş Milletler Ayrılık Gözlem Gücü (UNDOF) mensubu bir asker, 21 Eylül 2025 (AFP)
İsrail'in Suriye'nin güneyinde ilhak ettiği Golan Tepeleri sınırına yakın Kuneytra şehrindeki bir gözlem noktasında nöbet tutan Birleşmiş Milletler Ayrılık Gözlem Gücü (UNDOF) mensubu bir asker, 21 Eylül 2025 (AFP)

Subhi Franjieh

İsrail'in 28 Kasım Cuma günü sabaha karşı Şam kırsalındaki Beyt Cin köyüne düzenlediği saldırı, geçtiğimiz aralık ayında eski Suriye rejiminin düşmesinden bu yana İsrail'in Suriye'ye yaptığı müdahaleler açısından bir dönüm noktası ve eşi benzeri görülmemiş bir an oldu. Saldırı, İsrail ordusunun Suriye İslami Direniş Cephesi-Uli'l el-Bas adlı örgüte üye olduğunu iddia ettiği kişileri tutuklamaya çalışmasıyla, bölgedeki genç erkeklerle İsrail ordusu arasında çatışma patlak verdi. İsrail, çatışmaya bölgede hava saldırıları düzenleyerek yanıt verdi. Kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere 13 kişiyi öldürdü, 25 kişiyi de yaraladı.

Çatışma, İsrail'in Suriye topraklarına yaptığı saldırılara karşı Suriyeliler arasında artan halk öfkesinin bir göstergesi olarak dikkati çeken bir gelişme olurken, Washington'ı son günlerde Suriye ve İsrail ile bazı görüşmeler başlatmaya itti. Bu görüşmeler, ABD'nin özel temsilcisi Thomas Barrack'ın Şam'a giderek Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile görüşmesiyle sonuçlandı.

Güney Suriye ile ilgili iç, bölgesel ve uluslararası karmaşıklıklar arttıkça, İran'ın vekilleri, Suriye rejiminin düşüşünden sonra ortaya çıkan, merkezini Suriye'nin güneyine kuran ve burada faaliyet gösteren Uli'l el-Bas’ın üye kazanma girişimleri ve destek yoluyla istikrarsızlıktan yararlanmak için daha fazla çaba sarf ediyorlar.

Örgüt ve İran'ın sınır ötesi milislerine yakın medya kuruluşları, İsrail'in Suriye'ye müdahalesini, Suriye'deki genel havayı değiştirmeye ve Uli'l el-Bas’a üye toplamaya çalışmak için bahane olarak kullanıyor. Al-Majalla'nın elde ettiği bilgilere göre Uli'l el-Bas son aylarda eleman kazanma çabalarını ve silah temin etme girişimlerini yoğunlaştırdı. İşe alım çabaları, esas olarak İranlı milislerin eski üyeleri ile Beşşar Esed rejimi döneminde Suriye'de İran veya Rusya tarafından desteklenen Filistinli grupların üyelerini hedef alıyor. Tüm bunlar, İsrail'in Suriye'nin güneyinde yerini sağlamlaştırırken, önemli bir rol oynadığı kaosu istismar ederek yapılıyor.

Eski Suriye rejiminin düşmesinden bu yana Suriye'nin güneyi, bölgedeki resmi muhalefet güçlerinin yeni Suriye Savunma Bakanlığı'na katıldıklarını açıklamalarıyla başlayan birçok dönüşüm geçirdi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırıları yeni boyutlara ulaşarak Suriye'nin öfkesini kışkırttı. Bunun sonucunda Beyt Cin'de meydana gelen çatışma ve Suriye'nin Kuneytra vilayetinde bazı bölgelerde meydana gelen çatışmalarda görüldü.

İsrail devriyeleri bazen bazı köylerde geçici askeri kontrol noktaları kurarak yoldan geçenleri arıyor ve kimlik belgelerini istiyor. Bu durum, son birkaç gün içinde ve kasım ayı boyunca birden fazla bölgede, özellikle de es-Semadaniye eş-Şarkiyye yakınlarındaki bölgelerde, Kuneytra kırsalındaki Ruveyhina köyünde, güneydeki Ma'riya köyünde, Rafid beldesinde ve Rasm el-Katta'da yaşandı. Yermuk Havzası'ndaki Cemle ve Saysun beldeleri çevresindeki tarım alanları, Tel Ahmer çevresi ve diğer bölgeler de İsrail topçuları tarafından bombalandı. A Majalla, bölgede gerçekleştirilen saldırıların niteliğini tespit edemedi. Bazı durumlarda, bu güçler bu bölgelerdeki Suriyelileri tutukluyor veya bölge ve belirli kişiler hakkında bilgi karşılığında sivillere yardım sağlamak için çaresiz girişimlerde bulunuyor.

grbth
İşgal altındaki Golan Tepeleri'ndeki Dürzi köyü Mecdel Şems yakınlarında Suriye sınırındaki çit boyunca devriye gezen İsrail askerleri, 23 Temmuz 2025 (AFP)

Bu saldırı, tutuklama ve hedef gösterme eylemlerinin yanı sıra, İsrail, Şam ile Suveyda'daki gruplar arasında müzakereleri ve bir anlaşmaya varma olasılığını zorlaştırmada da önemli bir rol oynuyor. Bu durum, İsrail'in Suriye'deki Dürzileri korumak bahanesiyle doğrudan ve siyasi müdahalesi yoluyla gerçekleşiyor. İsrail, bu durumu karmaşıklaştırarak, Suriye hükümetinin işgal altındaki Golan Tepeleri'ni İsrail toprağı olarak tanımasını ve diğer şartları içeren bir ‘barış anlaşmasının’ yanı sıra başka kazanımlar da elde etmeye çalışıyor. Ancak Suriye hükümeti, böyle bir anlaşmanın Suriye Arap Cumhuriyeti'nin güvenliğini ve toprak bütünlüğünü zedeleyeceğini düşünüyor.

Karmaşık bir siyasi ve askeri tablo

Eski Suriye rejiminin düşüşünden bu yana, ülkenin güneyi birçok dönüşüm geçirdi. Bu değişikliklerin ilki, güneydeki resmi muhalefet güçlerinin, Tümgeneral Murhaf Ebu Kasra liderliğindeki yeni Suriye Savunma Bakanlığı'na katıldıklarını açıklamalarıydı. Bunu, güneydeki güvenlik güçlerinin yeniden yapılandırılması ve 4. Tümen ve İran destekli milisleri tarafından yürütülen uyuşturucu üretimi ve kaçakçılığıyla mücadele operasyonlarının yoğunlaştırılması izledi. Bu çabalar ve dönüşümler keskin kavşaklar yaşadı. Bunların başında Suveyda'daki gerginlikler ve Suriye'deki Dürzilerin ruhani lideri Şeyh Hikmet el-Hicri ile bazı askeri grupların Suriye hükümetini tanımayı reddetmesi oldu. Bu gelişme, geçtiğimiz temmuz ayında iki taraf arasında kanlı çatışmalara yol açtı. İsrail ordusu, Suriye'deki Dürzileri korumak bahanesiyle Suriye'nin başkenti Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve Genelkurmay binası çevresini bombaladı.

İsrail, arabuluculuğu kabul etmeye -en azından şimdilik- hiç istekli görünmüyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu buna 19 Kasım Çarşamba günü Suriye'deki tampon bölgeyi ziyaret ederek karşılık verdi.

Suriye'nin güneyi geçtiğimiz temmuz ayından bu yana birkaç karmaşık iç faktörle boğuşuyor. Suriye hükümeti, bölgede kontrolü sağlamak için tüm güçlerini ve kapasitesini kullanamıyor ve Suveyda'daki gruplar daha organize hale gelerek askeri konseye sorun yaratıyor. Bir yandan İsrail güçleri, yeni bölgelere ilerleyip tutuklamalar yapıyor, diğer taraftan DEAŞ Yermuk Havzası bölgesinde nüfuzunu yeniden kazanmaya çalışırken İran bağlantılı milisler, direniş bahanesiyle bölgedeki ağlarını yeniden kurmaya ve örgütlemeye çabalıyor.

Suriye hükümeti ile İsrail tarafı arasında, Türkiye ve ABD'nin koordinasyonunda Suriye toprakları dışında birkaç toplantı gerçekleştirildi ve birçok Arap arabulucu güney sorununu çözmek için devreye girdi. Suriye hükümeti, Suriye ile İsrail arasındaki güvenlik anlaşmasını yeniden yürürlüğe koymaya açık olsa da İsrail tarafı, yarattığı gerçeklik göz önüne alındığında, bir güvenlik anlaşmasına ilgi duymuyor ve barış anlaşması ve Suriye'nin Golan Tepeleri'ni İsrail toprağı olarak tanıması da dahil olmak üzere diğer hükümler gibi daha büyük kazanımlar peşinde. Suriye hükümeti, İsrail ile bir güvenlik anlaşması imzalamaya hazır olduğunu ve Suriye'nin İsrail dahil bölgedeki hiçbir ülkeyi tehdit etmek için bir platform olmayacağını defalarca teyit etmiş olduğundan, bunu kabul etmeye istekli görünmüyor. İsrail ile ilişkilerini daha ileriye götürme niyeti olduğuna dair bir sinyal de vermedi.

vfghy
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Şam'da ortak basın toplantısı düzenledi, 16 Eylül 2025 (AFP)

Arap ve bölgesel arabuluculuk çabaları ve ABD'nin Suriye hükümetine güney sorununu çözmek için İsrail'e baskı yapma sözü vermesiyle birlikte, Rusya da siyasi boşluğu ve mevcut çıkmazı fırsat bilerek bu mücadeleye katıldı ve iki taraf arasındaki gerilimi azaltmak için potansiyel bir arabulucu olarak kendini önerdi. Rusya’nın öne sürdüğü öneriler arasında güney Suriye’de gözlem noktaları kurulması ve güney Suriye’de devriye gezileri düzenlenmesi yer alıyordu. Son günlerde Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Yunus Bek Yevkurov başkanlığındaki bir Rus askeri ve güvenlik heyeti 16 Kasım Pazar günü Şam'ı ziyaret etti ve Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra ile Suriye’nin güneyi dosyası ve Suriye-Rusya ortak periyodik görüşmeleri Dera ile kuzey ve güney kırsal bölgeleri, Maalaka beldesinin güneyindeki Safra Kışlası, Ebu Derviş Şirketi ve Cemle, Kuveya ve Ma'riya beldeleri dahil genel olarak Yermuk Havzası Kuneytra'nın çeşitli bölgelerinde gerçekleşti.

Suriye hükümeti güneyde yeni bir gerçeklik yaratmak ve İsrail'in çözülmesini istediği sorunları çözmek için uluslararası baskıyı artırmak istedi.

İsrail, arabuluculuğu kabul etmeye -en azından şimdilik- hiç istekli görünmüyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu buna 19 Kasım Çarşamba günü Suriye'deki tampon bölgeyi ziyaret ederek karşılık verdi.

Netanyahu, ziyareti sırasında İsrailli askerlere şöyle seslendi:

“Burada savunma ve saldırı yeteneklerimize, Dürzi müttefiklerimizi korumaya ve her şeyden önce İsrail’i ve Golan Tepeleri'nin karşısındaki kuzey sınırlarını korumaya büyük önem veriyoruz.”

Ziyaret, İsrail Yayın Kurumu'nun İsrail ile Suriye arasında güvenlik anlaşması müzakerelerinin çıkmaza girdiğini ve İsrail tarafının herhangi bir çekilmeden önce ‘kapsamlı bir barış anlaşmasının’ imzalanmasında ısrar ettiğini, ‘güvenlik anlaşması’ ile yetinmeyi reddettiğini duyurmasıyla aynı zamana denk geldi. Suriye hükümeti ise Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir açıklamayla ziyareti kınadı ve bunu ‘Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) ilgili kararlarına aykırı bir fiili durum dayatma girişimi’ olarak nitelendirerek ‘İsrail işgalinin tüm Suriye topraklarından çekilmesini’ talep etti. Suriye, İsrail'in güneydeki eylemlerinin ‘geçersiz ve uluslararası hukuk açısından hiçbir hukuki geçerliliği olmadığını’ belirtti.

Suriye'nin güneyindeki karmaşık durumun ortasında, Suriye'deki Uli'l el-Bas, mevcut durumu istismar etmek için askere alma çabalarını yoğunlaştırıyor ve Suriye hükümetini şeytanlaştıran söylemler yayıyor.

Beyt Cin köyünde meydana gelen son olay, İsrail'in güney Suriye'deki davranışlarının giderek daha tehlikeli hale geldiğini ve devam etmesi halinde kontrolden çıkarak halkın öfkesini tetikleyebileceğini gösteriyor. İsrail merkezli haber sitesi Walla’ya göre burada yaşanan şiddetli çatışmada ilk kez İsrail ordusu kayıplar verdi. Walla, İsrail ordusunun Beyt Cin'de yaşananları bir pusu olarak değerlendirdiğini ve üst düzey İsrail ordusu yetkililerinin operasyonun gerçekleşmeden önce sızıntı olasılığını araştırdığını bildirdi. Suriye Dışişleri Bakanlığı, bu saldırıyı ‘Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik ciddi bir ihlal’ olarak nitelendirerek kınadı. Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilci Yardımcısı Necat Ruşdi de bu saldırıyı ‘Suriye'nin toprak bütünlüğü ve egemenliğine yönelik ciddi ve kabul edilemez bir ihlal’ olarak nitelendirdi ve kınadı. BMGK, 2 Aralık Salı günü, İsrail'in Suriye'ye yaptığı ve sivillerin ölümüne ve yaralanmasına neden olan son saldırıyı kınayan Arap ülkeleri arasında, İsrail'in Suriye'nin Golan Tepeleri'nden 4 Haziran 1967 sınırına kadar tamamen çekilmesini talep eden bir karar aldı.

Washington ise Beyt Cin'deki tehlikeli gelişmelerin ardından hızlı hareket etti. ABD'nin Şam Büyükelçisi Barrack, 1 Aralık Pazartesi günü Suriye'nin başkentini ziyaret etti. Burada Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile bir araya gelerek Suriye ile İsrail arasındaki ilişkiler ve gerginliğin azaltılması gibi çeşitli konuları görüştü. Aynı gün, ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu telefonla bir görüşme gerçekleştirdi. Trump görüşmede, Suriye ile İsrail arasındaki gerginliğin azaltılması gerektiğini vurguladı. Washington artık İsrail'in Suriye politikasının oluşturduğu tehlikenin farkında. Basında yer alan haberlere göre ABD çevrelerinde Beyt Cin'de yaşananların başka bölgelerde de tekrarlanabileceği ve Washington'ın Suriye'deki çıkarları için daha tehlikeli boyutlara ulaşabileceği endişesi hakim. Beyt Cin'de yaşananların tekrarlanması, güneyde ciddi güvenlik açıkları yaratarak istikrarı tehdit edebilir, Suriye hükümetinin ve uluslararası toplumun Suriye'de istikrarı sağlama çabalarını engelleyebilir ve İran'a bölgedeki güvenlik kırılganlığı içinde hareket etme fırsatı verebilir.

sxdfrgt
Şam'ın merkezinde bayraklar ve pankartlarla Beşşar Esed rejiminin düşüşünü kutlayan Suriyeliler, 28 Kasım 2025 (AFP)

Washington’ın Suriye’deki istikrara verdiği destek, ABD, Suriye, Arap ve bölge ülkeleri için birçok bölgesel ve uluslararası kazanım sağlıyor ve İran'ın kayıplarını derinleştiriyor. ABD Başkanı Trump'ın sosyal medya platformu Truth Social'daki paylaşımı da bunun yansıtıyordu. Söz konusu paylaşımda Trump, “İsrail'in Suriye ile güçlü ve samimi bir diyalog sürdürmesi ve Suriye'nin müreffeh bir ülkeye dönüşmesini engelleyecek hiçbir şeyin olmaması çok önemli” ifadelerini kullandı.

Trump, ABD'nin Suriye'de elde edilen sonuçlardan memnun olduğunu vurguladı. Bu açıklama, İsrail'in Suriye'deki baskısı ve askeri politikaları karşısında Suriye hükümetini destekleyen bir tutum olarak görülebilir.

ABD'nin Netanyahu üzerindeki baskısı, İsrail Başbakanı’nın 2 Aralık Salı günü yaralı İsrailli askerleri ziyaret ettiği sırada yaptığı açıklamada açıkça ortaya çıktı. Netanyahu, Tel Aviv'in Şam'dan Hermon (Şeyh) Dağı'nın girişleri ve zirvesi dahil olmak üzere tampon bölgeye kadar uzanan, askerden arındırılmış bir tampon bölge oluşturulmasını beklediğini söyledi. İsrail Başbakanı, ‘iyi niyetle’ Suriye ve İsrail'in bir anlaşmaya varabileceğini, ancak ‘her durumda ilkelerimize bağlı kalacağımızı’ da ekledi. Netanyahu'nun açıklamasından saatler sonra, helikopterleri Beyt Cin hava sahasına girdi.

Örgüte üye kazanma ve yeniden konumlandırma

Suriye'nin güneyindeki karmaşık durum devam ederken Uli'l el-Bas mevcut durumu kendi lehine kullanmak için eleman kazanma çabalarını yoğunlaştırırken ağları ve hücreleri aracılığıyla Suriye hükümetini şeytanlaştıran söylemler yayıyor. Uli'l el-Bas Sözcüsü Ebu el-Kasım, 8 Kasım'da yaptığı bir açıklamada, İsrail'e ve ‘Suriye'yi başkalarına teslim eden ve daha fazla ihlal ve bölünmeye yol açan ilişkiler kuran’ Suriye hükümeti üyelerine direnme bahanesiyle sivillerin sempatisini kazanmak ve onları saflarına çekmek için bu çabaları sürdürdüklerini belirtti.

Suveyda ise Suveydalı gruplar ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimi kullanan birçok silah ve uyuşturucu kaçakçısının saklandığı bir yer olması nedeniyle kritik bir faktör olmaya devam ediyor.

Al-Majalla'nın edindiği bilgilere göre Uli'l el-Bas, Esed rejiminin düşmesinden önce Suriye'nin güneyinde İran destekli milisler ve Hizbullah ile bağlantılı olan el-Hadi Tugayı, 313. Tugay ve diğer grupların eski liderlerini ve üyelerini kendi saflarına çekmeye çalışıyor.

Onlara aylık maaş ödeneceğini vaat ediyor ve Uli'l el-Bas’ın ‘Suriye hükümeti değil, İsrail'e direnecek olan grup olduğu’ gerekçesiyle onlarla tekrar çalışmaya ikna etmeye çabalıyor. Güneydeki birkaç yerel kaynak, Uli'l el-Bas'ın faaliyet gösterdiği bölgelerin, Suriye'nin güneyinde, Dera'nın doğusunda, Suriye-İsrail sınırına yakın bölgeler ve el-Lecat bölgesinde el-Hadi Tugayı ve 313. Tugay'ın eski etki alanları olduğunu söyledi. Bunun yanında Uli'l el-Bas, Filistinliler arasından İran yanlısı milis grupların eski üyelerini kendi saflarına çekmeye çalışıyor ve bu kişilerin, davanın İsrail ile yüzleşmekle ilgili olması nedeniyle duygusal olarak etkilenebileceklerine inanıyor.

Öte yandan Suriye hükümeti, iç güvenlik kanadı aracılığıyla güneyde birkaç değişiklik yaptı ve Esed rejiminin düşüşünden önce bölgedeki İran destekli milislerin faaliyetleri ile liderleri ve takipçileri hakkında bilgi sahibi olan yeni liderleri dosyayı yönetmek üzere atadı. Hükümet ayrıca, İsrail'in müdahaleleri sonucunda güneydeki sınırlı imkanlarıyla bu grubu çökertmek üzere harekete geçti. Geçtiğimiz kasım ayında, grubun liderlerinden birini tutuklayan Suriye hükümeti, grubun planlarını ve dağıtım ağını ortaya çıkarmak için soruşturmalar halen devam ediyor. İç güvenlik güçleri, Yine güvenlik operasyonları kapsamında ekim ayı sonlarında Dera kırsalındaki İzra beldesi yakınlarındaki Karfa beldesinde düzenlenen bir operasyonda Hizbullah’a bağlı bir lideri tutukladı.

cdfgt
Suveyda’nın batısındaki Bedevi kabilelerinden iki silahlı unsur, 19 Temmuz 2025 (AFP)

Öte yandan bir-iki tutuklamanın örgütü çökertmek için yeterli olması pek olası görünmüyor. Bunun birkaç nedeni var. Bunların başında ise DAEŞ gibi İran destekli grupların hızlı bir şekilde uyum sağlayıp yeniden konumlanabilme yeteneklerine sahip olmaları geliyor. Ayrıca, güneydeki güvenlik durumu ve yaşanan karmaşıklıklar, Suriye hükümetinin bu örgütün ve bölgedeki destekçilerinin peşine düşme kabiliyetini sınırlıyor. Bunun yanında Suveyda, Suveydalı gruplar ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimi kullanarak birçok silah ve uyuşturucu kaçakçısının saklandığı bir yer olması nedeniyle kritik bir faktör olmaya devam ediyor. Uli'l el-Bas, bu kişilerden silah satın alabilir ve onlar aracılığıyla bölgedeki operasyonları için bir tedarik zinciri bulabilir. Kuneytra ve Dera kırsalındaki birden fazla sivil kaynak, dergiye sivillerin genellikle İran'la bağlantılı milislerin varlığına karşı çıktıklarını söyledi. Bu milislerin ‘büyük tehlike oluşturduğuna’ inandıklarını ifade eden kaynaklara göre bu gruplar tarafından yürütülen herhangi bir operasyon, İsrail'e bombalama veya daha geniş çaplı saldırılar yoluyla güneyi hedef almak için bahane verebilir. Bu toplumsal reddedilme, Suriye hükümeti için bir fırsat olmakla birlikte, güneydeki karmaşık durum ve Suriye hükümetinin bölgedeki sınırlı hareket kabiliyeti, bu havayı değerlendirmek için engel teşkil ediyor. Hakim olan atmosferde bir değişiklik olması olası görünmese de İsrail'in saldırıları ve müdahalelerinin, İsrail’e öfkeli bazı sivillerin algılarını değiştireceği ihtimali göz ardı edilemez.

Uli'l el-Bas, Suriye rejiminin düşüşünden sonra birkaç aşamada kuruldu.

Dürzileri korumak ve güneydeki düşman gruplarla savaşmak iddiasında olan İsrail, onlara saldırılar ve tutuklamalar yoluyla genişleme, yeniden konumlanma ve nüfuzlarını geri kazanma fırsatı yaratıyor. İsrail'in bu davranışının yansımaları, Suriye'de istikrarı sağlama yönündeki uluslararası çabalar için yeni ve daha tehlikeli bir hal alıyor ve Trump'ın Ortadoğu'daki savaşları sona erdirme ve barış planını uygulama hedeflerini tehdit ediyor. Suriye'nin güneyinde İran ve Hizbullah’a bağlı hücrelerin varlığı bir sorun olsa da İsrail'in askeri müdahalesi ve güney bölgesini izole etme girişimleri başka bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. İsrail'in davranışı bu hücrelere daha fazla fırsat tanıyor ve onlarla mücadeleye veya İran’ın Suriye’deki nüfuzunun kalıntılarını sona erdirmeye yardımcı olmuyor.

Uli'l el-Bas hakkında ne biliyoruz?

Suriye İslami Direniş Cephesi-Uli’l el-Bas, Suriye rejiminin düşüşünden sonra birkaç aşamada kuruldu. Ocak ayında, direnişi sürdürmeyi hedeflediğini iddia eden ‘Güney Kurtuluş Cephesi’ adlı bir örgütün kurulduğu duyuruldu. Bunu şubat ayı başlarında Suriye'de bir direniş cephesi olarak Uli'l el-Bas'ın kurulması izledi ve aynı ay içinde, Suriye'nin güneyinde iki liderinin öldürüldüğü duyuruldu.

Örgüt, geçtiğimiz mart ayında, Suriye İslami Direniş Cephesi-Uli’l el-Bas olarak tanındı ve İran haber ağlarının yanı sıra İran destekli milislere bağlı medya kuruluşları tarafından memnuniyetle karşılandı. Uli’l el-Bas, Suriye hükümetini ve Batı ve Washington'a açılımını şeytanlaştırmak için medyada oldukça aktif bir rol oynadı.

Uli'l el-Bas, 11 Mayıs'ta bir açıklama yayınladı. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“İsrail işgalci varlığıyla meşruiyet iddiasında bulunan bir hükümetin yürüttüğü gizli veya açık görüşmeleri en şiddetli şekilde reddediyor ve kınıyoruz.”

Cumhurbaşkanı Şara’nın Başkan Trump ile 15 Mayıs’taki görüşmesinden bir gün sonra Uli'l el-Bas, ‘ABD yönetimi ve müttefikleri tarafından teşvik edilen, kuşatma altındaki Suriye halkına uygulanan haksız yaptırımları kısmen kaldırmak ve karşılığında Siyonist işgalci varlıkla ilişkilerin normalleşmesini amaçlayan şüpheli anlaşmayı’ kınayan bir başka açıklama yayınladı.

rgt
Şam kırsalındaki Yebrud'da iç güvenlik güçleri, Lübnan'a mayın kaçırma girişimini engellerken olaya karışan dört kişiyi tutukladı (SANA)

Uli'l el-Bas, temmuz ayında, Dera'nın Neva bölgesinde İsrail'in düzenlediği bir operasyonda örgüt liderlerinden Muhammed Bedran'ın öldürülmesiyle büyük bir darbe aldı.

Uli'l el-Bas’ın açıklamalarına göre 1973 yılında Suriye'nin Cable bölgesinde doğan Uli'l el-Bas'ın üst düzey liderlerinden Tuğgeneral Muhammed Bedran Ebu Ali’nin ölümü, örgütün yapısını ve işleyişini etkilemiş gibi görünüyor. Zira bu gelişme, Uli’l el-Bas’ı bir konferans düzenlemeye ve idari yapısını yeniden yapılandırmaya itti.

Temmuz ayında düzenlenen konferansta yapılan açıklamaya göre Uli'l el-Bas lideri Ebu Cihad Rıza el-Huseyin Muhammed Bedran’ın yerine yardımcılığı görevine Tuğgeneral Munzir Vennus’u getirdi. Örgütte, askeri kanadın liderliğine Tuğgeneral Ahmed Cadallah, Siyasi Büro Başkanlığına Dr. Tarık Hammad, Güvenlik ve İstihbarat Bürosu Başkanlığına Tuğgeneral Ebu Mucahid, Seferberlik ve Örgütlenme Departmanı Başkanlığına Albay Haşim Ebu Şuayb, Halkla İlişkiler Genel Sekreterliğine ise Dr. Abbas el-Ahmad getirildi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

 



Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
TT

Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)

Suriye'nin eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam'ın anılarında para ve iktidar ilişkilerine ilişkin en dikkat çekici anlatımlardan biri, dönemin Suriye devlet rezervinin, kitapta yer alan bilgilere göre 12 milyar dolar tutarında olmasına rağmen devlet kurumlarının adına değil, eski Devlet Başkanı Hafız Esad'ın şahsi adına kayıtlı olduğu yönünde.

Haddam'ın kaleme aldığı, Al Majalla (Mecelle) Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Hamidi tarafından yayına hazırlanan ve Suudi Araştırma ve Medya Grubu'na (SRMG) bağlı Raf Yayınevi tarafından eylül ayı başında yayımlanacak anılarında şu ifadeler yer alıyor:

“Hiç kimsenin, bu büyüklükteki bir meblağın devlet başkanının şahsi adına yatırılmasını düşünmesi mümkün değildi. Bu, onun değil, Suriye devletinin parasıydı.”

Haddam'ın anlatımına göre mesele bununla sınırlı kalmadı ve yurtdışında Esad'ın adına açılmış hesaptan bir miktar paranın çekildiğini bildiren belgenin cumhurbaşkanına ulaşmasıyla bir iç krize dönüştü.

grthyju
Kitabın kapağı

Hafız Esad duruma şaşırarak bankadan para transfer talimatının kendisine gönderilmesini istedi. Birkaç gün sonra talimatın bir kopyası ulaştı. İmzanın incelenmesi üzerine belgenin sahte olduğu ortaya çıktı. Bankaya, 65 milyon doların hangi hesaba aktarıldığı sorulduğunda, paranın dönemin Başbakanı Mahmud Zubi'ye ait bir hesaba gönderildiği belirlendi.

Haddam, Hafız Esad'ın öfkelendiğini ve güvenlik teşkilatlarından birinin başkanından Zubi'yi çağırmasını ve parayı geri vermemesi halinde idam edileceği konusunda kendisini uyarmasını istediğini anlatıyor. Para da bunun üzerine bankaya geri yatırıldı.

Anılarda bu olay, Zubi'nin siyasi kariyeri ve görev süresiyle bağlantılı olarak ele alınıyor. Zubi, Kasım 1987'den Mart 2000'e kadar başbakanlık görevinde kalmış ve 1918'de kurulan Suriye devletinden bu yana en uzun süre görev yapan başbakan olmuştu.

cs
Hafız Esad ve yanında merhum Başbakan Mahmud Zubi (AFP)

Haddam, Zubi hakkında sert bir portre çizerek onun sadece yolsuzluğun kolaylaştırılmasına değil, bizzat uygulanmasına da sürüklendiğini belirtiyor. Zubi'nin, güven ilişkilerini Basil Esad ve Muhammed Mahluf'un çevresine kadar genişlettiğini anlatan Haddam, kendisinin ise 1989'dan itibaren Hafız Esad'ın önünde yolsuzluk dosyalarını gündeme getirdiğini söylüyor. Ancak Esad'ın buna, “Bu bilgileri nereden getiriyorsun? Gerçek, söylediğinden farklı” şeklinde yanıt verdiğini aktarıyor.

Haddam, Zubi'nin sonunu da içeriden anlatıyor. Mayıs 2000'in ortalarında, ölüm belirtilerinin belirginleştiği Hafız Esad, iktidardaki Baas Partisi liderliğinin bazı üyelerini evine çağırdı ve onlara, “Mahmud Zubi bana ihanet etti. Onu soruşturun ve hesap sorun” dedi. Ancak suçlamanın ne olduğunu açıklamadı.

Zubi partiden ihraç edildi ve hakkında soruşturma açılmasına karar verildi. Karar kendisine bildirildiğinde, “Ben ne yaptım?” diye tekrarlamaya başladı. Ardından Haddam'a, “Beni soruşturmaya çağırırlarsa intihar ederim” dedi.

24 Mayıs 2000'de Şam Emniyet Müdürü, iki subayla birlikte Zubi'yi soruşturmaya götürmek üzere evine geldi. Zubi, evinin ikinci katına çıktı ve başına ateş ederek intihar etti.

Haddam, sahtecilik olayı ve devlet rezervine ilişkin bilgiyi intiharın ardından “kısa süre içinde” öğrendiğini yazıyor.

Anılarda Zubi dönemine ilişkin başka dosyalara da yer veriliyor. Bunların başında, 1990'ların başında Airbus uçaklarının satın alınmasına ilişkin sözleşme geliyor.

Haddam'ın aktardığına göre başbakanın başkanlığında bir komite kuruldu. Ancak Ulaştırma Bakanı, Fransız şirketiyle komisyon almak amacıyla temasa geçmesinin ardından komiteden çıkarıldı. Hükümet, belgelenmiş itirazlara rağmen sözleşmeyi onayladı. Bunun, Zubi'nin hükümet üyelerine cumhurbaşkanının sözleşmeye onay verdiği izlenimini vermesinin ardından gerçekleştiği belirtiliyor.

dbrfgb
Hafız Esad ve solunda Abdülhalim Haddam, 1999 (Getty)

Haddam, Zubi'nin intiharından birkaç gün sonra Başbakan Yardımcısı Selim Yasin ile Ulaştırma Bakanı Müfid Abdülkerim'in gözaltına alınmasını ise dikkat çekici bir çelişki olarak kaydediyor. Söz konusu iki isim, Airbus sözleşmesine itiraz etmişti. Haddam'a göre, haksız yere gözaltına alınan Yasin ve Abdülkerim, 15'er yıl hapis cezasına ve uçakların değerini aşan bir para cezasına çarptırıldı.

Haddam aynı bağlamda, dönemin Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin, cumhurbaşkanının onayıyla görevlendirdiği uzmanların hazırladığı bir ekonomik reform çalışmasından da söz ediyor. Üç milyon dolara mal olan çalışmayı, hükümet ve parti liderliği üyeleri arasında “kendisinden başka hiç kimsenin okumadığını” belirtiyor.

Söz konusu banka belgelerinin bağımsız olarak doğrulanması mümkün olmadı. Dolayısıyla olayla ilgili anlatım, sahibinin sorumluluğunda bulunuyor. Olayın ayrıntıları, Zubi'nin başbakanlığı dönemindeki gelişmeler ve bu döneme eşlik eden yolsuzluk dosyaları, kitabın “Mahmud Zubi'nin intiharı” başlıklı bölümünde yer alıyor.


Kaddafi yandaşlarının Fatih Devrimi kutlamalarının öncesinde silahlı tehditler

(foto altı) Libya’nın Beni Velid kentinde Eylül 2025’te düzenlenen Fatih Devrimi kutlamalarından (Sosyal medyadaki güvenilir sayfalar)
(foto altı) Libya’nın Beni Velid kentinde Eylül 2025’te düzenlenen Fatih Devrimi kutlamalarından (Sosyal medyadaki güvenilir sayfalar)
TT

Kaddafi yandaşlarının Fatih Devrimi kutlamalarının öncesinde silahlı tehditler

(foto altı) Libya’nın Beni Velid kentinde Eylül 2025’te düzenlenen Fatih Devrimi kutlamalarından (Sosyal medyadaki güvenilir sayfalar)
(foto altı) Libya’nın Beni Velid kentinde Eylül 2025’te düzenlenen Fatih Devrimi kutlamalarından (Sosyal medyadaki güvenilir sayfalar)

Merhum lider Muammer Kaddafi’nin ülkeyi 40 yılı aşkın süre yönetmesini sağlayan 1 Eylül Fatih Devrimi’nin (1969) 57’nci yıl dönümü yaklaşırken, ülkede endişe ve bekleyiş hâkim. Bu süreçte ‘tehdit ve uyarı, hazırlık seviyesinin yükseltilmesi ve olağanüstü hâl ilanı’ söylemleri öne çıkıyor.

Alışılmadık bir şekilde Libya Devrimcileri Operasyon Odası, ‘Nafusa Dağları, sahil bölgesi ve orta kesimdeki tüm devrimci taburları ve birlikleri’ olağanüstü hâl ilan ederek tam teyakkuz durumuna geçmeye çağırdı. Operasyon Odası, bu uygulamanın 24 Ağustos Pazartesi gününden başlayarak gelecek 10 Kasım’a kadar sürmesini istedi.

defrgthy
Muammer Kaddafi (EPA)

Operasyon Odası, bu yığınağın gerekçesini ‘ülkenin istikrarını hedef alan şüpheli hareketlilik ve güvenlik tehditlerinin tespit edilmesi, sivillerin korunması ve ülke güvenliğinin muhafaza edilmesi’ olarak açıkladı.

Oda tarafından pazartesi akşamı yayımlanan açıklamada, ‘başkentte sabotaj eylemleri, kaos çıkarma girişimleri ve kamu düzenini bozma çabaları yoluyla güvenliği istikrarsızlaştırmaya çalışan dış kaynaklı bir gündem ve eski rejim kalıntılarının bulunduğuna dair kesin bilgiler’ elde edildiği belirtildi.

17 Şubat Devrimi’ne yakın sayfalar tarafından yayımlanan açıklamada Oda, kendisine bağlı ‘tüm saha birliklerine en üst düzeyde teyakkuz seviyesine geçmeleri, tabur ve birlikler arasında derhal koordinasyon sağlamaları, kritik noktalar ile sınır kapıları ve stratejik yolların güvenliğini sağlamaları’ çağrısında bulundu.

Libya’da her yıl 1 Eylül’de, çeşitli kentlerde Kaddafi yanlıları tarafından Fatih Devrimi’nin yıl dönümü dolayısıyla kutlamalar düzenleniyor. 2011’de Kaddafi rejimini deviren ve Cemahiriye olarak bilinen yönetim dönemine son veren 17 Şubat Devrimi yanlılarıyla Kaddafi destekçileri arasında bu kutlamalar sırasında alışılmadık sözlü atışmalar ve tartışmalar yaşanabiliyor.

Oda ayrıca, ‘şüpheli unsurların kontrol altına alınması için gerekli önlemlerin alınması, güvenlik devriyelerinin yoğunlaştırılması ve kamu kurumları ile kritik tesislerin tavizsiz şekilde korunması’ talimatını verdi. Eski rejim yanlıları ise bu adımı, beklenen Fatih Devrimi yıl dönümü kutlamalarını engellemeye yönelik ‘güvenlik tehdidi’ olarak değerlendirdi.

Operasyon Odası, açıklamasının sonunda tüm birliklerinden ‘bu talimata derhal uymalarını ve bağlı kalmalarını, durum sona erip istikrar yeniden sağlanana kadar ulusal sorumluluk bilinciyle hareket etmelerini’ istedi.

fgrthyju
Libya’da Eylül 2025’te Fatih Devrimi’nin yıldönümü vesilesiyle düzenlenen kutlamalardan (Sosyal medyadaki güvenilir sayfalar)

Libyalı siyaset araştırmacısı ve yazar Mustafa el-Fituri, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, söz konusu güvenlik biriminin attığı adımın ‘eski rejim yanlısı olarak sınıflandırılan muhalifleri korkutma girişiminden’ ibaret olduğunu savundu. Fituri, Libyalıların ‘kendilerini devrimci olarak tanımlayanların her konuda başarısız olduklarını gördüğünü ve bu kişilerin vatandaşları korkutmak istediğini’ söyledi.

Eski rejim yanlısı olan Fituri, kendilerini ‘devrimci’ olarak adlandıranların bu yıl kutlamaların daha büyük, daha kapsamlı ve katılım açısından daha geniş olacağı yönünde bir kanaate sahip olduklarını belirterek, “Bu nedenle vatandaşları korkutmak istiyorlar. Yaklaşık iki haftadır bu tehditlere zemin hazırlıyorlardı” dedi.

Fituri, “Halkın ezici çoğunluğu ekonomik, siyasi, sosyal ve psikolojik açıdan son derece kötü durumda. Bunun nedeni yaşadıkları krizler ve özellikle ekmek başta olmak üzere hayat pahalılığının artması. Elektrik krizi de dahil olmak üzere çeşitli sorunlarla karşı karşıyalar” ifadelerini kullandı.

Libya Devrimcileri Operasyon Odası, 17 Şubat Devrimi’nin ardından 2013 yılında Trablus’ta kurulan silahlı bir yapılanma. Yapılanma, dönemin Genel Ulusal Kongre Başkanı Nuri Ebu Sehmeyn’in kararıyla, başkentin ve giriş-çıkışlarının güvenliğini sağlamak amacıyla oluşturuldu. Kararda, operasyon odasının resmen ordunun başkomutanına bağlı bir güç olması ve Batı Libya’daki Savunma ve İçişleri bakanlıkları ile Genelkurmay Başkanlığıyla koordinasyon içinde çalışması öngörülüyordu.

cdfvrgthyj
Libya’nın Beni Velid kentinde Eylül 2025’te düzenlenen Fatih Devrimi kutlamalarından 

‘Büyük Libya Arap Sosyalist Halk Cemahiriyesi’ başlığıyla yayımlanan bir açıklamada eski rejim yanlıları, ‘güvenlik ve istikrarı sarsabilecek, ülkeyi kaos ve iç çatışmaya sürükleyebilecek her türlü hareket, silahlı operasyon veya medya üzerinden kışkırtma girişimine karşı’ sert biçimde uyarıda bulundu. Açıklamada, ‘güvenliğin ve vatandaşların korunmasının kimsenin tekelinde olmadığı, bunun yalnızca meşru devlet kurumlarının, başta silahlı kuvvetler, polis ve düzenli güvenlik birimleri olmak üzere, sorumluluğunda bulunduğu’ vurgulandı.

Cemahiriye adına yayımlanan ve eski rejim yanlısı medya kuruluşları ile platformlar tarafından dolaşıma sokulan açıklamada, Libya Devrimcileri Operasyon Odası tarafından yayımlanan ve ‘tehditler, askeri hazırlık seviyesinin yükseltilmesi ve olağanüstü hâl ilanını’ içeren bildiri şaşkınlıkla karşılandı ve reddedildi. Açıklamada, söz konusu adımın ‘ülkenin ve vatandaşların güvenliğine yönelik doğrudan tehdit oluşturan, tehlikeli ve kabul edilemez bir girişim olduğu ve meşruiyet ile hukuk çerçevesinin dışında zor kullanarak yeni bir fiili durum yaratma çabası’ niteliği taşıdığı belirtildi.

Cemahiriye açıklamasında, devletin dışında tehdit, seferberlik veya olağanüstü hal ilanı içeren her türlü çağrı ve bildirinin kesinlikle reddedildiği vurgulanarak, bunların ‘toplumsal barışı ve ülkenin birliğini tehdit eden, kabul edilemez ve kınanması gereken eylemler’ olduğu belirtildi. Açıklamada ayrıca, ‘bu kışkırtıcı bildirilerin arkasında bulunan tarafların derhal ortaya çıkarılması ve ülkenin güvenliğini tehdit ettiği veya fitne çıkarmaya teşvik ettiği kanıtlanan herkesin hesap vermesi’ talep edildi.

Eski rejim yanlıları, ‘tüm Libya’daki vatanseverleri dayanışma göstermeye ve meşru devlet kurumları etrafında kenetlenmeye, kaos çıkarma ve istikrarı bozma girişimlerini reddetmeye, Libya’yı bölmeyi veya yeniden çatışma sarmalına sürüklemeyi amaçlayan her türlü projeye karşı koymaya’ çağırdı. Açıklamada, “Libya odalar ve bildirilerle değil, hukuk, seçilmiş ve meşru kurumlar ile özgür Libya halkının iradesiyle yönetilecektir” ifadesine yer verildi.

Libya’daki eski rejim yanlıları, başta ‘Cemahiriye rejimi yanlıları’ ve ‘Yeşiller’ olmak üzere çeşitli isimlerle anılıyor. Bu kesim, Libya içinde ve dışında Muammer Kaddafi’ye bağlı veya onun yönetimine sempati duyanların yanı sıra oğlu Seyfülislam Kaddafi’yi destekleyenlerden oluşuyor. Söz konusu hareket, tek bir çatı altında birleşmiş yapılardan oluşmuyor; eski rejimin mirasına ve siyasi anlayışına farklı düzeylerde destek veren siyasi ve sosyal aktörlerin yanı sıra askeri geçmişe sahip kişi ve grupları da bünyesinde barındırıyor. Bu çevrelerin benimsediği görüşler arasında Yeşil Kitap’ta ortaya konulan fikirler ve Cemahiriye sistemi de bulunuyor.

Söz konusu yıl dönümünde, 2011’de Kaddafi’yi deviren 17 Şubat Devrimi yanlıları ile onu onlarca yıl önce iktidara taşıyan 1 Eylül Fatih Devrimi’nin destekçileri arasında genellikle sözlü atışmalar ve sosyal medya üzerinden sert eleştiri kampanyaları yaşanıyor.

57 yıl önce Libya, Kral Muhammed İdris es-Senusi’nin yönetimi altındaydı. Kaddafi ise Libya ordusundaki Hür Subaylar Hareketi’ne öncülük ederek Eylül 1969’un başından itibaren yaklaşık 42 yıl boyunca ülkeyi yönetti.


Kahire, Libya'da doğu ve batı kampları arasındaki uçurumu kapatabilecek mi?

Mısır, Libya'nın birliğini ve toprak bütünlüğünü korumanın zorunlu olduğuna inanıyor. Krizin tek çözüm yolu olarak gördüğü kurumların birleştirilmesi ve meclis ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi yönündeki çalışmalarını sürdürüyor (AFP)
Mısır, Libya'nın birliğini ve toprak bütünlüğünü korumanın zorunlu olduğuna inanıyor. Krizin tek çözüm yolu olarak gördüğü kurumların birleştirilmesi ve meclis ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi yönündeki çalışmalarını sürdürüyor (AFP)
TT

Kahire, Libya'da doğu ve batı kampları arasındaki uçurumu kapatabilecek mi?

Mısır, Libya'nın birliğini ve toprak bütünlüğünü korumanın zorunlu olduğuna inanıyor. Krizin tek çözüm yolu olarak gördüğü kurumların birleştirilmesi ve meclis ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi yönündeki çalışmalarını sürdürüyor (AFP)
Mısır, Libya'nın birliğini ve toprak bütünlüğünü korumanın zorunlu olduğuna inanıyor. Krizin tek çözüm yolu olarak gördüğü kurumların birleştirilmesi ve meclis ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi yönündeki çalışmalarını sürdürüyor (AFP)

Ahmed Abdulhekim

Kahire, Libya’da yıllardır süren bölünmüşlük halini sona erdirmek ve devlet kurumlarının birleşmesinin önünü açacak siyasi bir süreci başlatmak amacıyla doğu ve batı kampları arasındaki görüşleri yakınlaştırmak ve iki taraf arasındaki uçurumu kapatmak için krize yönelik çabalarını ve siyasi hareketliliğini yoğunlaştırıyor.

Libyalı tarafları siyasi bir çözüme teşvik etmeyi amaçlayan bölgesel ve uluslararası çabalarla eş zamanlı olarak yürütülen Kahire'nin girişimleri Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, Trablus merkezli Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile görüşmesinden üç hafta bile geçmeden Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter ile gerçekleştirdiği temaslarla son günlerde kendini gösterdi. Gözlemcilere ve siyasetçilere göre bu hareketlilik, Kahire'nin seçimlerin yapılmasına ve devlet kurumlarının birleştirilmesine yol açacak siyasi bir süreci hızlandırmak amacıyla Libya'daki bölünmüşlüğün her iki tarafıyla da iletişimi sürdürdüğünü yansıtıyor.

“Mısır'ın yoğun çabalarına rağmen, Kahire'nin Libya krizinde bir dönüm noktası yaratma kapasitesi konusunda gözlemcilerin görüşleri farklılık gösteriyor. Çünkü bu kriz artık tamamen bir iç çatışma olmaktan çıkıp yerel güçlerin çıkarlarının bölgesel ve uluslararası hesaplarla iç içe geçtiği bir hal almış durumda. Öte yandan devletin yapısı, iktidar ve servetin dağılımı, seçimler, güvenlik ve askeri düzenlemelerin geleceği konularındaki anlaşmazlıklar nihai bir çözüm üretmeye yönelik her türlü girişimi sekteye uğratmaya devam ederken bu durum, Mısır'ın Libyalı taraflarla olan ilişkileri üzerinden bölünmeyi fiilen sona erdirecek siyasi bir anlaşmaya ne ölçüde önayak olabileceği veya Libya sahnesindeki karmaşıklıkların bunun gerçekleşmesinin önünde bir engel olarak kalmaya devam edip etmeyeceği sorularını gündeme getiriyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Mısır, birbirine rakip iki hükümet ile güvenlik, askeri ve mali kurumların bulunduğu Libya'daki bölünmüşlük halinin devam etmesinin, yalnızca kapsamlı bir siyasi çözüme ulaşma ihtimalini tehdit etmekle kalmadığına, aynı zamanda Libya'yı bölgesel ve uluslararası çekişmelere açık bir saha olarak tuttuğuna, ülkenin birlik ve istikrarını tehlikeye attığına ve başta Mısır olmak üzere kaosun yansımalarının komşu ülkelere sıçrama riskini artırdığına inanıyor.

Mısır’ın yoğun çabaları

Son haftalarda Libya krizi, ülkeyi yıllardır süregelen siyasi ve kurumsal bölünmeyi sona erdirecek bir çözüme ulaştırmayı hedefleyen bölgesel ve uluslararası çabalarla eş zamanlı olarak yeniden Mısır'ın öncelikli gündem maddelerinden biri haline geldi. Zira Kahire, doğu ve batı hükümetleriyle iletişimini yoğunlaştırarak aralarındaki uçurumu daraltmayı ve onları ulusal kurumları birleştirmeye, parlamento ile cumhurbaşkanlığı seçimlerini gerçekleştirmeye teşvik etmeyi amaçlıyor.

thyju
Libya Ulusal Ordusu Komutanı Mareşal Halife Haftar (AFP)

Independent Arabia’ya konuşan Mısırlı diplomatik kaynaklar, Kahire'nin Libya dosyasındaki yoğun hamleleri ve doğu ve batı hükümetleriyle sürdürdüğü temaslar aracılığıyla ‘iki taraf arasındaki uçurumu daraltmayı, ciddi bir siyasi süreç başlatmak için üzerine inşa edilebilecek bir uzlaşı alanı yaratmayı ve ülkenin birliğini ile bağımsızlığını koruyup bölünmesini önleyecek şekilde krizin çözümüne yönelik girişimlerle etkileşim kurmayı’ hedeflediğini ifade ediyor. Kaynaklar, bu durumun Mısır'ın ulusal güvenliği için kilit bir öneme sahip olduğunu da belirtiyor.

Mısırlı bir kaynağa göre Mısır, Libya krizinde etkin rol oynayan bölgesel ve uluslararası aktörlerle iş birliği yaparak tarafları, ‘parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eş zamanlı olarak düzenlenmesini, silahlı milislerin dağıtılmasına yönelik bir planın onaylanmasını, yabancı güçler ile paralı askerlerin Libya'dan çekilmesini ve istikrarı pekiştirecek şekilde devlet kurumlarının birleştirilmesini’ öngören bir yol haritasını kabul etmeye ikna etmeye çabalıyor.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, geçtiğimiz hafta LUO Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmede, Mısır'ın Libya'nın birliğini ve toprak bütünlüğünü korumayı savunan tutumunu vurgulayarak, Libya kurumlarının birleştirilmesi ile parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi yönünde çalışılması gerektiğinin altını çizdi. Kahire'nin Libya'nın güvenliğine ve istikrarına yönelik desteğinin yanı sıra bunu sağlamayı amaçlayan girişimleri desteklediğini teyit eden Sisi, ülkede güvenlik ve kalkınmanın tesis edilmesine yönelik çabalara katkı sunma konusundaki kararlılıklarını yineledi.

Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre sahil kenti El Alameyn'in ev sahipliğinde gerçekleşen, Libya tarafından LUO Genelkurmaybaşkanı Halid Hafter ve ‘Libya Yeniden İnşa Fonu’ Başkanı Bilkasım Hafter'in, Mısır tarafından ise Genel İstihbarat Başkanı Hasan Reşad'ın katıldığı Sisi-Hafter görüşmesinde, Mısır ile Libya arasındaki iş birliğini güçlendirme ve iki ülke arasındaki ortaklığı geliştirme fırsatlarına odaklanıldı. Bu durum, Kahire'nin Libya dosyasına ve bu dosyadaki siyasi, güvenlik ve hatta ekonomik gelişmelere atfettiği önemin bir göstergesi olarak nitelendiriliyor.

Sisi ve Hafter görüşmesinin ardından Mısır Devlet Enformasyon Servisi, Mısır Genel İstihbarat Başkanı Hasan Reşad'ın geçtiğimiz cumartesi günü LUO Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter ile bir araya geldiğini duyurdu. Görüşmede, ‘Libya’daki gelişmeler ile siyasi süreci ilerletmek, istikrara zemin hazırlamak ve Libya'da cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla yürütülen yerel ve uluslararası çabaların’ ele alındığı belirtildi. Açıklamada ayrıca Reşad'ın, ‘mevcut girişimlerin etrafında oluşan siyasi ivmenin, istikrar ve Libya saflarının bütünlüğü yönünde itici bir fırsat olarak değerlendirilmesinin önemini’ vurguladığı aktarıldı.

Sisi, Hafter'i ağırlamadan önce, geçtiğimiz ayın sonlarında Trablus merkezli UBH Başbakanı Abdulhamid Dibeybe'yi kabul etmişti. O dönemde Mısır Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Sisi'nin, Mısır'ın Libya'nın istikrar ve refahına yönelik daimi hassasiyetini ile barış ve istikrarı sağlama, ülkenin toprak bütünlüğünü koruma çabalarına verdiği desteği vurguladığı bildirilmişti. Sisi ayrıca, Kahire'nin ‘kardeş ülke Libya'nın istikrarı ve refahı konusunda her zaman hassas davrandığını’ ve barış ile istikrarı desteklemeye, ülkenin birliğini ve toprak bütünlüğünü güvence altına almaya büyük önem atfettiğini belirtmişti.

Dibeybe'nin Mısır ziyareti, Mısır İstihbarat Başkanı'nın geçtiğimiz haziran ayında Trablus'a gerçekleştirdiği ziyaretten haftalar sonra yapıldı. Söz konusu ziyaret ise, Libya Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih'in geçtiğimiz mayıs ayında Mısır'a yaptığı ziyaretin akabinde gerçekleşmişti. Salih bu ziyareti kapsamında Mısırlı yetkililer ve milletvekilleriyle görüşmüş; Mısır Temsilciler Meclisi'nde yaptığı konuşmada ‘iki ülke arasındaki tarihi ilişkilerin ve ortak bağların derinliğine, ayrıca Mısır'ın Libya'nın istikrarına yönelik kesintisiz desteğine’ vurgu yapmıştı.

df
Trablus merkezli Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe (AFP)

Gözlemcilere göre bu temas trafiği, yıllarca büyük ölçüde, temel olarak Hafter liderliğindeki LUO ile Akile Salih liderliğindeki Temsilciler Meclisi'nden oluşan Doğu kampına bel bağlayan Mısır'ın dış politikasındaki büyük bir dönüşümü ve çeşitli Libyalı taraflarla doğrudan iletişim kanallarının açıldığını yansıtıyor. Gözlemciler, bölünmüşlüğün taraflarından birinin tek başına dayatmaya çalışması halinde gelecekteki hiçbir çözümün sürdürülebilir olmayacağına dikkati çekerek, siyasi, güvenlik ve askeri kurumların birleştirilmesinin doğu ile batıdaki güç merkezleri arasında bir uzlaşıyı gerektirdiğine işaret ediyor.

Mısır'ın hamleleri başarılı olacak mı?

Mısır'ın yoğun çabalarına rağmen, Kahire'nin Libya krizinde bir dönüm noktası yaratma kapasitesi konusunda gözlemcilerin görüşleri farklılık gösteriyor. Çünkü bu kriz artık tamamen bir iç çatışma olmaktan çıkıp yerel güçlerin çıkarlarının bölgesel ve uluslararası hesaplarla iç içe geçtiği bir hal almış durumda. Öte yandan devletin yapısı, iktidar ve servetin dağılımı, seçimler, güvenlik ve askeri düzenlemelerin geleceği konularındaki anlaşmazlıklar nihai bir çözüm üretmeye yönelik her türlü girişimi sekteye uğratmaya devam ederken bu durum, Mısır'ın Libyalı taraflarla olan ilişkileri üzerinden bölünmeyi fiilen sona erdirecek siyasi bir anlaşmaya ne ölçüde önayak olabileceği veya Libya sahnesindeki karmaşıklıkların bunun gerçekleşmesinin önünde bir engel olarak kalmaya devam edip etmeyeceği sorularını gündeme getiriyor.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Reha Ahmed Hasan'ın değerlendirmelerine göre mevcut koşullar, ‘zor olmasına rağmen Libya krizinin çözümü yönünde adım atmaya ve uzlaşılara varmaya elverişli’ görünüyor. Hasan, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz yıldan bu yana, anlaşmazlık yaşanan meselelerin çözümünde ilerleme kaydetmek ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin gerçekleştirilmesinin yolunu açmak amacıyla Birleşmiş Milletler misyonu tarafından Libya krizini çözmeye yönelik gerçekçi ve pratik girişimler ile çabalar ortaya konuyor. Ancak Libyalı tarafları sunulan program ve fikirleri kabul etmeye teşvik etmek için, bu çabaların komşu ülkelerin (Mısır, Tunus ve Cezayir) yanı sıra ABD gibi büyük ve etkili güçlerin desteğine ihtiyacı vardı. Son aylarda şekillenmeye başlayan şey de tam olarak bu oldu” ifadelerini kullandı.

Hasan, sözlerine şöyle devam etti:

“Çözüm için sunulan her girişimde, bunun sonuca ulaşamamasının temel nedeni, Libya'da gücü elinde bulunduran hiç kimsenin bundan vazgeçmek istememesiydi. Herkes seçim talep ederken aynı zamanda seçimlerin yapılmaması veya o aşamaya gelinmemesi için var gücüyle çalışarak tabloyu karmaşıklaştırıyor.”

Ancak şu anki bağlamın biraz daha farklı olduğunu, çünkü Libya krizinin aşılması ve tarafların çözüm planını kabul etmeye teşvik edilmesi konusunda bölgesel ve uluslararası bir uzlaşıya benzer bir durumun olduğunu belirten Hasan, “Gerek cumhurbaşkanlığı gerekse parlamento seçimlerinin gerçekleştirilme aşamasından daha da önemlisi, tarafların önceden bu seçimleri kabul etme ve sonuçlarına saygı duyma taahhüdünde bulunmalarıdır" dedi.

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından sunulan önceki planın ‘doğudaki veya batıdaki üst düzey aktörlerden hiçbirinin planın maddelerine uymaması nedeniyle başarısız olduğuna, bunun da sahneyi daha da karmaşık hale getirerek Libya krizini bir kısır döngüye soktuğuna’ dikkati çeken Hasan, Mısır’ın ABD, Türkiye ve Birleşmiş Milletler ile iş birliği içinde yürüttüğü mevcut çabaların, tarafların kriz bağlamında bir atılım sağlama arzusu ışığında somut sonuçlara ulaşabileceğini değerlendirdi.

Hasan'a göre son dönemde Kahire ile Trablus'taki Libya hükümeti arasındaki ilişkilerde yaşanan nispi iyileşme, Mısır'ın Doğu ve Batı kampları arasında bir uzlaşıya ve somut sonuçlara ulaşabilme ihtimali açısından ‘olumlu bir gösterge’ olmaya devam ediyor. Hasan, Kahire'nin artık Libyalı taraflarla ilişkilerinde ‘Libya'nın çıkarına’ hizmet edecek ve kendi tabiriyle ülkeyi kasıp kavuran ‘çatışma ve krizlerin kısır döngülerinden’ çıkmasını sağlayacak bir denge kurmaya çalıştığını ifade etti.

Mısır'ın çabalarının önündeki en belirgin zorluklara değinen Hasan, bunların, ‘devlet kurumlarını birleştirecek uzlaşıya dayalı bir plana ulaşma, rakip tarafları seçimlere gitmeyi ve halkın iradesine başvurmayı kabul etmeye teşvik etme ve milislerin istikrarı bozucu rolünü sahneden silme yeteneği’ olduğunu düşünüyor.

Mısır'ın hamleleri, Libya krizini siyasi bir çözüme yönlendirmeyi amaçlayan bölgesel ve uluslararası çabalarla eş zamanlı olarak yürütülüyor. Bu çabaların başında, BM’nin bir yıl önce onayladığı ve 18 ay içinde genel seçimlere ulaşmayı hedefleyen üç temel sütuna dayanan ‘Yol Haritası’nın yanı sıra ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos'un Libya'daki iki otoriteyi birleştirmeyi amaçlayan girişimi geliyor.

ABD’nin girişiminden sızan bilgilere göre öneriler arasında, Halife Hafter’in oğlu Saddam Hafter'in Başkanlık Konseyi yönetiminde bir görev üstlenmesi ve Dibeybe başkanlığında birleşik bir hükümetin kurulması yer alıyor. Söz konusu girişim Hafter tarafından memnuniyetle karşılanırken, Dibeybe cephesinden konuya ilişkin kamuoyuna açıklanmış net bir tutum gelmedi.

Mısırlı eski bir diplomat olan Seyyid Kasım el-Mısri ise, ‘Libya krizinin çözümsüz kalan sorununun Libyalı taraflardan değil; bir tarafı diğerinin aleyhine silah, para ve siyasetle destekleyen dış aktörlerden kaynaklandığı’ görüşünü savunuyor. Independent Arabia’ya konuşan Mısri, ‘Libya'daki mevcut duruma ilişkin gerek Mısır'ın gerekse bölgesel ve uluslararası hareketliliği farklı kılan yönün, krizin kökenlerine inilmesi ve bölünmüşlüğün devamını hedefleyen uluslararası aktörlerin sahneden caydırılmaya çalışılması olduğunu’ değerlendirmesinde bulundu.

Mısri'ye göre taraflardan birini diğerinin aleyhine destekleyen uluslararası aktörler sahneden dışlanmadan Libya krizinin çözülmesi mümkün değil. Mevcut tablodaki farklılığa değinen Mısri, “Hem doğu hem de batı kampı artık çözüm vaktinin geldiğini, bunu gerçekleştirmek için şartların olgunlaştığını ve herkesin bu durumu değerlendirmesi gerektiğini hissetmeye başladı” ifadelerini kullandı.

Mısri, tarafların bu kanaate varması halinde, Libya'nın birliğini ve egemenliğini koruyacak şekilde, ülkeye istikrar ile güvenliğin geri dönmesinde çıkarı olan uluslararası ve bölgesel tarafların da teşvikiyle krizin çözümüne ulaşmanın son derece kolaylaşacağını belirtti.

Libyalı yazar ve analist Muhammed ez-Zubeydi de bu görüşe katılarak, ‘Libya'daki krizi derinleştiren noktanın, dar öz çıkarlar veya yayılmacı emeller doğrultusunda bir tarafı diğerinin aleyhine destekleyen dış aktörlerin rolleri olduğunu’ söyledi. Zubeydi, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Libya'nın ulusal güvenliğinin Mısır'ın ulusal güvenliğiyle bağlantılı olması ve Libya'nın istikrarı ile güvenliğinin Mısır için mutlak bir çıkar teşkil etmesi göz önüne alındığında hükümetleri ve devlet kurumlarını birleştirme çabalarının yanı sıra dış emellerle mücadele etme konusunda Mısır, etkin ve temel bir role sahip” dedi.

Libya, yıllardır ülkenin doğusu ile batısındaki rakip otoriteler arasında yaşanan siyasi bir bölünmüşlük halinde yaşıyor. Ülkede iktidar iki hükümet arasında paylaşılıyor. Bunlardan biri batıda Dibeybe liderliğindeki UBH, diğeri Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen ve Usame Hammad tarafından yönetilen Ulusal İstikrar Hükümeti (UİH). UİH, aynı zamanda Hafter'in desteğini de arkasına alarak ülkenin doğusunu ve güneyinin büyük bir bölümünü kontrol ediyor.

Libya krizi, son aylarda, tarafları siyasi bir çözüme itmek amacıyla ivme kazanan uluslararası hamlelere sahne oldu. Bu hamlelerin en önemlisi ise ülkenin doğusu ile batısı arasındaki bölünmüşlüğü sona erdirmenin iki kapısı olarak görülen kurumların birleştirilmesi ve seçimlerin düzenlenmesi amacıyla girişimler sunan BM ve ABD'nin çabalarıydı.