Sudan’ın “askeri zafer mi yoksa siyasi yenilgi mi?” ikilemi

Siyasi geçiş sürecini kim koruyacak? Zaferin yeni bir iktidar tekelini doğurmaması için kim önlem alacak?

Başkent Hartum'daki ordu karargahı önünde düzenlenen protesto gösterisi sırasında bayrak sallayan ve zafer işareti yapan Sudanlı protestocular, 17 Nisan 2019 (AFP)
Başkent Hartum'daki ordu karargahı önünde düzenlenen protesto gösterisi sırasında bayrak sallayan ve zafer işareti yapan Sudanlı protestocular, 17 Nisan 2019 (AFP)
TT

Sudan’ın “askeri zafer mi yoksa siyasi yenilgi mi?” ikilemi

Başkent Hartum'daki ordu karargahı önünde düzenlenen protesto gösterisi sırasında bayrak sallayan ve zafer işareti yapan Sudanlı protestocular, 17 Nisan 2019 (AFP)
Başkent Hartum'daki ordu karargahı önünde düzenlenen protesto gösterisi sırasında bayrak sallayan ve zafer işareti yapan Sudanlı protestocular, 17 Nisan 2019 (AFP)

Areej Al-Hajj

Ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında üç yıldır yıkıcı bir savaşın sürdüğü Sudan, ‘askeri zaferin siyasi yenilgiye dönüşmesini nasıl önleyebilir?’ şeklinde derin bir ikilemle karşı karşıya. Çatışan her iki tarafta da askeri çözüm çağrısı yapan sesler giderek yükselirken, “Hukukun üstünlüğüne dayalı sivil devletin geleceği var mı, yoksa yaklaşan iklim yeni bir otoriter sistemin ortaya çıkmasına mı kapı açacak?” sorusu acil olarak yanıt bekliyor.

Daha da tehlikelisi, 2019 yılında iktidarı kaybeden siyasal İslamcılar, savaşta ‘orduyu korumak’ ve ‘beka savaşı’ sloganları altında saflarını yeniden düzenleme fırsatı buldular. Yüzeysel olarak ‘vatansever’ görünebilen orduya verdikleri destek, onları siyasi ve güvenlik kararlarının merkezine yeniden yerleştirme riskini de beraberinde getiriyor. Devletin eklemlerine geri dönmelerini önlemek için net kontroller getirilmezse, Sudan kendini güncellenmiş sloganlar ve daha esnek araçlarla ‘Kurtuluş 2.0’ ile karşı karşıya bulabilir.

Toplumlar otokrasiden demokrasiye otomatik olarak geçiş yapmazlar. Gerçek geçiş, açıkça tanımlanmış otoriter bir sistemden belirsiz ‘başka bir şeye’ doğru olur. Yeni doğan bir demokrasi, sürekli kaos veya farklı yüzü olan yeni bir otokrasi olabilir. Hani bu geçiş süreci sancısı Sudan'a özgü değil.

Siyaset tarihçisi Samuel Finer’ın klasik kitabı “At Sırtındaki Adam: Siyasette Askerin Rolü” (The Man on Horseback: The Role of the Military in Politics'te) belirttiği gibi, orduların bağımsız siyasi faaliyetleri tekrarlayan, yaygın ve tarihi kökleri olağan bir olgudur. Finer kitabında, kaos dönemlerinde orduların zaferinin genellikle sivil alanın altta kalmasına ve devletin olağanüstü hal (OHAL) zihniyetiyle yönetilen kapalı bir güvenlik yapısına dönüşmesine yol açtığı uyarısında bulunuyor.

Sudan, siyasi ve güvenlik alanlarını kontrol eden bir ordu ile ‘kimlik’ ve ‘toplumu kaostan korumak’ sloganları altında devlet iktidarının kontrolünü yavaş yavaş geri kazanan siyasal İslamcılar arasında bir hibrit, askeri-siyasal İslamcı rejimle karşı karşıya kalabilir

Mısır, ordunun hakim olduğu ve uluslararası toplumun demokratik geçiş riskinden ziyade güvenlik istikrarını tercih ettiği durumlarda neler olabileceğini Sudan'a en yakın coğrafi ve kültürel örnek olarak gösteriyor. Mısır ordusu 3 Temmuz 2013 tarihinde ciddi bir siyasi krizi sona erdirmek için müdahale etti. Seçenekler açıktı; ya belirsiz bir demokratik sürecin getireceği potansiyel kaos ya da ordunun sağladığı istikrar. Mısır, geniş bölgesel ve uluslararası destekle istikrarı seçti.

Sudan'ın karşı karşıya olduğu senaryo da tam olarak bu. Üç yıldır süregelen yıkıcı bir savaşın ardından ‘istikrarın’ cazibesi, yorgun Sudanlılar ve bölgesel kaos konusunda endişeli uluslararası toplum için çok güçlü olacak. Ancak Sudan senaryosu Mısır senaryosundan daha tehlikeli. Mısır, Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nı (İhvan-ı Müslimin) tamamen kenara itmişken, Sudan'da siyasal İslamcılar örgütsel olarak yenilgiye uğramış değil ve hala ordu ile toplum içinde nüfuz ağlarına sahipler.

Sudan, siyasi ve güvenlik alanlarını kontrol eden bir ordu ile ‘kimlik’ ve ‘toplumu kaostan korumak’ sloganları altında devlet iktidarının kontrolünü yavaş yavaş geri kazanan siyasal İslamcılar arasında bir hibrit askeri-siyasal İslamcı rejimle karşı karşıya kalabilir. Bu rejim ilk başta istikrarlı görünecek, ancak gerçek bir meşruiyetten yoksun olduğu ve tamamen baskıya dayandığı için Beşir rejiminden daha kırılgan olacak. Savaşla derinleşen bölgesel ve etnik bölünmeler, görünürdeki ‘istikrarın’ altında birer saatli bomba gibi kalacak ve Sudan'ı gelecekte daha şiddetli bir patlamaya karşı savunmasız hale getirecek.

Uluslararası deneyimlerden çıkarılan dersler

Ancak, Sudan'a dersler veren tek deneyim Mısır'ınki değil. Askeri zafer savaşı sona erdirebilir, ancak bir devlet kurmaz. Uluslararası deneyimler, gerçek bir demokratik askeri reformun, ordunun rolünü rejimin koruyucusu olmaktan anayasanın koruyucusu olmaya yeniden tanımlamayı, askeri liderlerin kapalı bir siyasi elit haline gelmesini önlemek için komuta ve terfi yapılarını reforme etmeyi ve ordunun kendisini siyasi çatışmanın  tarafı olarak değil, anayasal düzenin tarafsız koruyucusu olarak görmesini sağlamak için askeri doktrini değiştirmeyi gerektirdiğini gösteriyor.

Son adım ise askeri baskıya maruz kalan, sadece formalite olmayan etkili bir sivil denetim mekanizması oluşturmak. Uzun askeri geçmişlerine rağmen ülkelerin sivil yönetimi başarıyla tesis ettiklerini gösteren birçok örnek var. Bunlardan biri olarak 1975'te Francisco Franco’nun ölümünden sonra İspanya'nın yaşadığı deneyim önemli bir ders. İspanya ordusu on yıllardır diktatörlüğün belkemiği olmasına rağmen, İspanya, askeri müfredatın değiştirilmesi, komuta yapısının yeniden yapılandırılması ve ordunun seçilmiş parlamentoya tabi tutulması gibi kademeli reformlar yoluyla ordunun sivil denetime tabi profesyonel bir kurum haline getirilmesini başarmıştı.

Bu kolay olmadı. Zira İspanya 1981'de başarısız bir darbe girişimi yaşadı. Ancak reformlara yönelik siyasi taahhüt ve Avrupa'nın desteği, geçiş sürecinin başarılı olmasına katkıda bulundu.

Şili ise karma bir model sundu. 1990 yılında Cumhurbaşkanı Augusto Pinochet'nin iktidarının sona ermesinden sonra, ordunun sivil kontrol altına alınması on yıldan fazla sürdü. Reformlar arasında, orduya siyasi nüfuz sağlayan ‘senatör atamalarına’ son verilmesi, ordunun ayrıcalıklarını ortadan kaldırmak için anayasanın değiştirilmesi ve etkili parlamento denetim mekanizmalarının kurulması yer aldı.

Daha derin kriz siyasi partilerin kendi içlerinde yatıyor. Sorun sadece partilerin zayıflığı veya parçalanmışlığı değil, aynı zamanda sorunlu iç yapılarıdır.

Öte yandan Arjantin’in bu konuda verdiği ders daha katı. Arjantin’in 1983 yılında Falkland Savaşı'nda İngiltere karşısındaki yenilgisinin ardından askeri yönetimin çöküşünden sonra, sivil hükümetler muhalefete karşı yürütülen ‘kirli savaş’ sırasında işlenen suçlardan ordunun hesap vermesini sağlamaya çalıştı, ancak şiddetli bir direnişle karşılaştı.

Yirmi yıllık bir sürenin ardından af yasaları yürürlükten kaldırıldıktan sonra Arjantin ordusu sivil otoriteye tabi bir kurum olarak rolünü kabul etmeye başladı. Arjantin'in bu deneyimi, cezasızlığın gerçek reformları engellediğini bir kez daha kanıtladı.

Endonezya, Sudan'daki senaryoya daha yakın, daha karmaşık bir örnek teşkil ediyor. 1998'de Devlet Başkanı Suharto rejiminin düşüşünden sonra Endonezyalılar, ‘çift işlevli’ bir sistem aracılığıyla ekonomi ve siyasete derinlemesine yerleşmiş bir orduyu miras aldılar. Polisin ordudan ayrılması, ordunun parlamentodaki temsiliyetinin sona erdirilmesi ve subayların sivil görevlerde bulunmasının yasaklanması gibi reformların yer aldığı süreç on yıldan fazla sürdü. Ancak, bugün bile Endonezya ordusu önemli bir ekonomik etkiye sahip, bu da askeri reformun sürekli azim gerektiren uzun bir süreç olduğunu teyit ediyor.

Sivil alan krizi

Demokratik geçiş arzusu ve sivil yönetimin zaferi hakkında konuşurken, gayet mantıklı olan ‘Siyasi geçişi kim koruyacak? Zaferin yeni bir iktidar tekelini doğurmaması için kim garanti verecek?’ soruları gündeme geliyor. Çünkü Sudan'ın gerçek krizi ‘iç içe geçmiş iki düzeyde sivil alanın çöküşünde’ yatıyor.

28 Ekim 2025'te, El Fasher'in Hızlı Destek Kuvvetleri'nin eline geçmesinin ardından şehirden kaçan Sudanlı yerinden edilmiş kişiler, Sudan'ın batısındaki savaşın harap ettiği Darfur bölgesindeki Tavila kasabasına sığındı.28 Ekim 2025'te, El Fasher'in Hızlı Destek Kuvvetleri'nin eline geçmesinin ardından şehirden kaçan Sudanlı yerinden edilmiş kişiler, Sudan'ın batısındaki savaşın harap ettiği Darfur bölgesindeki Tavila kasabasına sığındı.

Sudan sivil toplumu, devrimlerdeki tarihi rolüne rağmen iç bölünmeler ve aşırı siyasileştirilmeden şikayetçi. Ülke ya örgütler ya partizan elitlerin kontrolü, dış finansman baskısı ya da Sudan’ı en iyi kimin temsil ettiği konusunda bir mücadele içindedir. Bu durum, onların kamuoyundaki tartışmaları yönlendirmelerini ve siyasi ve askeri performansı izlemelerini engelliyor. Ancak, daha derin kriz siyasi partilerin kendisinde yatıyor. Sorun sadece zayıflıkları veya parçalanmışlıkları değil, aynı zamanda sorunlu iç yapılarından kaynaklanıyor.

Örneğin Ümmet Partisi, kurulduğu günden bu yana Mehdi ailesinin liderliğinde oldu. Demokratik Birlik Partisi de Mirgani ailesinin liderliği devralmasıyla aynı sorunla karşı karşıya. Sudan Ulusal Kongre Partisi (NCP) gibi daha yeni partiler bile, hesap verebilirlik veya müzakere için net mekanizmalar olmaksızın, merkezi karar alma ve belirli şahsiyetlerin hakimiyeti sorunlarıyla boğuşuyor.

Sivil toplumun tamamen yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Sudan’ın mali ve siyasi açıdan bağımsız, hesap verebilir ve gerçek sosyal tabanları temsil eden kuruluşlara ihtiyacı var.

Bu da şu soruyu gündeme getiriyor; Bir siyasi ailenin yönettiği veya kişisel sadakatlere göre yönetilen parti, demokratik bir geçiş sürecini nasıl yönetebilir? Sudan’daki siyasi partiler bütçelerini yayınlamaz, finansman kaynaklarını açıklamaz ve düzenli olarak halka açık konferanslar düzenlemez. Önemli kararları kapalı kapılar arkasında alır ve tabandaki destekçileri karar alma sürecinin tamamen dışında kalır.

Bölgesel deneyimler, gerçeklikten kopuk zayıf partilerin demokrasi inşa etmediklerini, aksine otokrasiye dönüşün veya devletin çöküşünün önünü açtıklarını teyit ediyor. Sivil ufuk, ancak sivil toplumun ve siyasi partilerin kapsamlı bir yeniden inşa süreciyle açılabilir.

Sudan yaşadığı bu savaş deneyiminden ders alacak mı?

Sudan’daki savaş, ne kadar korkunç olursa olsun, gelecek için net bir plana dönüştürülmesi gereken bazı katı dersler içeriyor. İlk ders, 2019 sonrası – hem siyasi hem de sivil – elitlerin geçiş sürecini yönetmekte başarısız olduklarını kabul edilmesi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu başarısızlık ahlaki bir başarısızlık değil, yozlaşmış bir yapı ve demokratik olmayan uygulamaların sonucudur. Bunu başarmak için birkaç önemli alanda çalışma yapılmalı.

Sudan’ın başkenti Omdurman'ın ikiz şehri Salha’da HDK tarafından kullanılan bir üssü ele geçirdikten sonra hareketsiz bir tankın üzerine oturan Sudanlı askerler, 26 Mayıs 2025 (AFP)Sudan’ın başkenti Omdurman'ın ikiz şehri Salha’da HDK tarafından kullanılan bir üssü ele geçirdikten sonra hareketsiz bir tankın üzerine oturan Sudanlı askerler, 26 Mayıs 2025 (AFP)

İlk olarak, yeni nesil sivil liderlerin yetiştirilmesi acil bir ihtiyaç haline geldi. Sudan'ın gençler, kadınlar, marjinal gruplar ve geleneksel elit çevrelerin dışındaki kişilerden liderlere ihtiyacı var. Bu nesil, sadece ‘güçlendirme’ sloganları değil, yönetim, kamu yönetimi ve siyasi müzakere konularında gerçek bir eğitime ihtiyaç duyuyor.

İkinci olarak, siyasi partilerin radikal iç reformlara acil ihtiyacı var. Onlara verilecek her türlü siyasi veya mali destek, şeffaf iç seçimler, liderlik yenilenmesi, bütçelerin yayınlanması ve belirsiz sloganların ötesine geçen net programların benimsenmesi gibi ölçülebilir iç reformlarla ilişkilendirilmeli.

Üçüncüsü ise sivil toplumun tamamen yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Sudan’ın mali ve siyasi açıdan bağımsız, hesap verebilir ve gerçek sosyal tabanları temsil eden kuruluşlara ihtiyacı var. Bu da gerçek kapasite geliştirme ve iç yönetim gerektiriyor. Aynı zamanda uzun vadeli bir proje olsa da herhangi bir demokratik geçiş için bu gerekiyor.

Uluslararası deneyimler net bir yol haritası sunuyor. Endonezya, Güney Kore ve İspanya gibi ülkeler demokrasiye geçişte başarılı oldular, çünkü gerçek ve sancılı reformlara bağlı kaldılar.

Dördüncü ve belki de en önemlisi, bir sonraki aşama ateşkesin ötesinde, köklü bir kültürel ve siyasi devrim gerektiriyor. Savaş, ‘kutuplaşma ve dışlayıcı söylemlerin ulusları yok ettiğini’ gösteren acı bir ders verdi. Sudan'ın gerçek diyalog, uzlaşı ve çoğulculuğun gerçek anlamda kabulüne dayanan yeni bir siyasi kültüre ihtiyacı var. Bu dönüşüm, kolektif bilinci yeniden inşa eden ve vatandaşlık ve hesap verebilirlik değerlerini aşılayan uzun vadeli eğitim ve medya reformuna ihtiyaç duyuyor.

Sudan'ın Hartum kentinde HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu'nun katıldığı bir etkinlikte güvenliği sağlayan HDK üyeleri, 18 Haziran 2019 (AFP)Sudan'ın Hartum kentinde HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu'nun katıldığı bir etkinlikte güvenliği sağlayan HDK üyeleri, 18 Haziran 2019 (AFP)

Uluslararası deneyimler net bir yol haritası sunuyor. Endonezya, Güney Kore ve İspanya gibi ülkeler demokrasiye geçişte başarılı oldular, çünkü gerçek ve sancılı reformlara bağlı kaldılar. Başarı ile başarısızlık arasındaki belirleyici fark, her zaman yeni bir ülkeyi sıfırdan inşa etmeye yönelik yerel ve uluslararası düzeyde gerçek bir taahhüt oldu.

Sudan'ın, ülkenin karşı karşıya olduğu en büyük tehlikenin savaşın devamı değil, eski Cumhurbaşkanı Ömer Beşir'in rejimine benzer bir rejime geri dönme olasılığı olduğunu hatırlaması önemli. ‘İstikrar’ ve ‘ulusal güvenlik’ sloganları altında devletin kontrolünü ele geçiren, halkın yorgunluğunu ve uluslararası toplumun kaos korkusunu istismar eden bir askeri-siyasal İslamcı ittifak senaryosu teorik değil, gerçekçidir. Sudan’da yeniden böyle bir rejimin iktidara gelmesi, uluslararası izolasyon, ekonomik gerileme, siyasi çöküş ve kalkınma umudunun yitirilmesi gibi tüm felaketlerin tekrarlanması anlamına gelir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Nijer'in başkentinde silah sesleri ve şiddetli patlamalar duyuldu

Nijer'deki güvenlik güçleri (Arşiv)
Nijer'deki güvenlik güçleri (Arşiv)
TT

Nijer'in başkentinde silah sesleri ve şiddetli patlamalar duyuldu

Nijer'deki güvenlik güçleri (Arşiv)
Nijer'deki güvenlik güçleri (Arşiv)

Bu sabah erken saatlerde Nijer'deki Niamey Uluslararası Havalimanı yakınlarında yoğun silah sesleri ve patlamalar duyuldu.

Reuters, bir görgü tanığının ifadesine dayanarak, yoğun silah seslerinin gece yarısından yaklaşık bir saat önce başladığını ve GMT saatiyle 00:12'ye kadar devam ettiğini bildirdi.

X platformunda yayınlanan bir videoda, şehrin gece silüeti ve üzerinde beliren mermi izleri görülüyordu. Temmuz 2023'te darbeyle iktidarı ele geçiren Nijer'deki askeri hükümetten henüz bir açıklama gelmedi.


AFRICOM: Nijerya'daki Noel saldırıları Sahel bölgesindeki DEAŞ'ı hedef aldı

ABD güçlerinin Nijerya'daki milislere düzenlediği baskının yol açtığı yıkımdan (Arşiv-Reuters)
ABD güçlerinin Nijerya'daki milislere düzenlediği baskının yol açtığı yıkımdan (Arşiv-Reuters)
TT

AFRICOM: Nijerya'daki Noel saldırıları Sahel bölgesindeki DEAŞ'ı hedef aldı

ABD güçlerinin Nijerya'daki milislere düzenlediği baskının yol açtığı yıkımdan (Arşiv-Reuters)
ABD güçlerinin Nijerya'daki milislere düzenlediği baskının yol açtığı yıkımdan (Arşiv-Reuters)

Afrika'daki ABD askeri komutanlığı AFRICOM'un komutan yardımcısı AFP’ye verdiği demeçte, Noel günü ABD'nin Nijerya'nın kuzeybatısında düzenlediği hava saldırılarının, komşu Nijer'de faaliyet gösteren DEAŞ'ın bir koluyla bağlantılı militanları hedef aldığını söyledi.

General John Brennan, geçen hafta ABD-Nijerya güvenlik toplantısının aralarında verdiği röportajda, “hedeflerin Sahel bölgesindeki tüm terörist gruplar tarafından fırlatma rampası olarak kullanılan alanlar olduğunu” belirtti.

Nijerya'nın kuzeydoğusundaki Maiduguri şehrinde bulunan Gamboru pazarındaki bir camiye düzenlenen bombalı saldırının ardından olay yerinin yakınında toplanan halk, (Arşiv-AFP)Nijerya'nın kuzeydoğusundaki Maiduguri şehrinde bulunan Gamboru pazarındaki bir camiye düzenlenen bombalı saldırının ardından olay yerinin yakınında toplanan halk, (Arşiv-AFP)

“Nijeryalılardan aldığımız son bilgiler, bunun Sahel bölgesindeki DEAŞ ile bağlantılı olduğunu gösteriyor” dedi. Analistler, DEAŞ’ın Sahel bölgesinden Nijerya gibi Batı Afrika kıyı ülkelerine yayılmasından endişe duyuyorlar.

Lagos'un cihatçı gruplarla çatışması nedeniyle ABD'nin Nijerya'ya askeri teçhizat teslimatlarını ve istihbarat paylaşımını artırdığını belirtti. Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre General John, “Daha fazla satın alabilmeleri için yabancı askeri teçhizat satışını hızlandırmaya çalışıyoruz” dedi. Ayrıca, ABD'nin Nijerya'nın liderliğindeki hava saldırılarını desteklemek için hava keşif uçuşları da dahil olmak üzere kapsamlı bir “istihbarat paylaşımı” hizmeti sunduğunu da ifade etti.

 AFRICOM askerleri (AFP)AFRICOM askerleri (AFP)

General John, Amerika Birleşik Devletleri'nin, geleneksel Batılı ortaklarından uzaklaşan Burkina Faso, Mali ve Nijer orduları ile sınırlı ölçüde iş birliğini sürdürdüğünü doğruladı ve şunları belirtti: “Hala iş birliği yapıyoruz. Aslında, bazılarıyla önemli terörist hedeflerine saldırı düzenlemek için bilgi alışverişinde bulunduk, ancak durum iki veya üç yıl öncesine göre tamamen farklı.”


Nijerya polisi, 163 Hristiyanın silahlı çeteler tarafından kaçırıldığı iddialarını yalanladı

Nijeryalılar, Nijer eyaletindeki Kasuwan Daji köyüne düzenlenen silahlı saldırıda hayatını kaybedenleri defnetmeye hazırlanıyor- 4 Ocak 2026 (Reuters)
Nijeryalılar, Nijer eyaletindeki Kasuwan Daji köyüne düzenlenen silahlı saldırıda hayatını kaybedenleri defnetmeye hazırlanıyor- 4 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Nijerya polisi, 163 Hristiyanın silahlı çeteler tarafından kaçırıldığı iddialarını yalanladı

Nijeryalılar, Nijer eyaletindeki Kasuwan Daji köyüne düzenlenen silahlı saldırıda hayatını kaybedenleri defnetmeye hazırlanıyor- 4 Ocak 2026 (Reuters)
Nijeryalılar, Nijer eyaletindeki Kasuwan Daji köyüne düzenlenen silahlı saldırıda hayatını kaybedenleri defnetmeye hazırlanıyor- 4 Ocak 2026 (Reuters)

AFP'nin gördüğü bir BM güvenlik raporuna ve yerel kaynaklara göre Nijerya'nın kuzeyindeki Kaduna eyaletinde polis ve yerel yetkililer, uzak köylerdeki kiliselere düzenlenen bir saldırıda 163 Hristiyan'ın kaçırıldığı yönündeki iddiaları yalanladı. Kaduna Eyaleti Polis Komiseri Elhacı Muhammed Rebi, Kajuru'da bir ayin sırasında ibadet eden Hristiyanların kaçırıldığı yönündeki haberlerin "kaos yaratmaya çalışan dedikoducular tarafından yayıldığını ve tamamen yalan" olduğunu söyledi.

25 Aralık 2025'te Nijerya'nın kuzeydoğusundaki Maiduguri'de bulunan Gamboru pazarındaki bir camiye düzenlenen bombalı saldırının ardından olay yerinin yakınında toplanan halk (AFP)25 Aralık 2025'te Nijerya'nın kuzeydoğusundaki Maiduguri'de bulunan Gamboru pazarındaki bir camiye düzenlenen bombalı saldırının ardından olay yerinin yakınında toplanan halk (AFP)

Yerel Haber

AFP, bir Hristiyan din adamı ve BM güvenlik raporuna atıfta bulunarak, silahlı çetelerin geçen pazar günü Kaduna Eyaleti'ndeki uzak bir köyde iki kiliseye saldırdığını ve 160'tan fazla ibadet edeni kaçırdığını bildirdi. Nijerya'nın 19 kuzey eyaleti ve Federal Başkent Bölgesi Hristiyan Birliği Başkanı Rahip John Joseph Hayap, bir grup "teröristin" Kaduna Eyaleti'nin Kajuru Yerel Yönetim Bölgesi'ndeki Kurmen Wali'de 163 ibadet edeni kaçırdığını söyledi.

Hayab, pazar günü yaptığı basın açıklamalarında, etkilenen bölgedeki Hristiyan derneğinin başkanından bir telefon aldığını ve pazar ayini sırasında ibadet edenlerin kaçırıldığını bildirdiğini söyledi. Rahip Hayab'ın anlatımına göre "saldırganlar dua sırasında kiliselere baskın düzenledi, kapıları kilitledi ve ibadet edenleri çalılıklara doğru gitmeye zorladı."

Rahip, “Kaçırılanlardan 8'i daha sonra kaçmayı başardı, ancak 163 ibadet eden kişi pazartesi gününe kadar kaçıranların elinde kaldı” diyerek sözlerini şöyle tamamladı: “Güvenlik güçleri zaten harekete geçirildi. Çabalarını takdir ediyor ve kardeşlerimizi güvenli bir şekilde ve mümkün olan en kısa sürede kurtarmak için ellerinden gelen her şeyi yapmalarını teşvik ediyoruz.”

Nijerya'da, 25 Aralık 2025'te, akşam namazından sonra Maiduguri, Borno Eyaleti, Gamboru pazarı yakınlarındaki bir camide meydana gelen patlamanın ardından Nijeryalı polis memuru caminin önünde duruyor (Reuters)Nijerya'da, 25 Aralık 2025'te, akşam namazından sonra Maiduguri, Borno Eyaleti, Gamboru pazarı yakınlarındaki bir camide meydana gelen patlamanın ardından Nijeryalı polis memuru caminin önünde duruyor (Reuters)

Resmi Yalanlama

Yerel sakinlerin verdiği ifadeler, güvenlik ve resmi kaynaklar tarafından yalanlandı. Kaduna Eyaleti Polis Komiseri Elhacı Muhammed Rebi, pazartesi günü Eyalet Güvenlik Konseyi toplantısının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, iddia edilen mağdurların listesini ortaya koyabilecek herkese meydan okudu.

Polis komiseri, Kaduna'da "barışı bozmaya" devam etmeye çalışanları uyardı ve "yalan tüccarlarına" karşı en ağır yasal cezaların uygulanacağı tehdidinde bulundu.

Kajuru yerel yönetiminin başkanı Dauda Madaki ise saldırı haberini duyduğunda "polis ve diğer güvenlik güçlerini seferber ederek ilgili bölgeye gittiğini, ancak daha sonra herhangi bir saldırının gerçekleşmediğini öğrendiğini" belirterek, dolaşan söylentileri "dedikodu" olarak nitelendirdi.

Nijerya polisi (Arşiv- AFP)Nijerya polisi (Arşiv- AFP)

Şöyle devam etti: “İddia edilen kaçırma olayının gerçekleştiği kiliseye gittik ve herhangi bir saldırıya dair hiçbir kanıt bulamadık. Köy muhtarı Mai Dan Zaria'yı sorguladım ve o da böyle bir saldırının gerçekleşmediğini doğruladı.”

Şunları da ekledi: “Bana eşlik eden gazetecilere açıklamalarda bulunan bölgedeki gençlik sorumlusu Bernard Bona ile de iletişime geçtim ve o da bunların hiçbirinin yaşanmadığını doğruladı.” Yerel yönetim başkanı sözlerini şöyle tamamladı: “Bu nedenle, kaçırıldığı söylenen kişilerin isimlerini verebilecek herkese meydan okuyorum. Bu listeyi uzun zamandır bekliyorum ve henüz kimse ortaya çıkmadı.”

Güvenlik ve İçişleri Komiseri Sule Shaibu ise Nijerya Hristiyan Derneği başkanı ve birçok diğer dini liderin, kaçırma olayının gerçekleştiği söylenen bölgedeki sakinlerle iletişime geçtiğini ve bu liderlerin "kamuoyunda dolaşan bilgilerin tamamen asılsız olduğu sonucuna vardıklarını" açıkladı.

Resmi yetkililerin kaçırma olayını yalanlamasına karşılık, geleneksel lider Itishakko Danazumi AFP'ye şunları söyledi: "İnsanlarımızın kaçırılmasını inkar eden tek kişi politikacılardır." "Şu anda 166 kişi kaçıranların elinde," diyerek, köyünün silahlı adamların tehdidi altında yaşamasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Nijerya polis memurları, 1 Ağustos 2024'te Abuja'da düzenlenen "Kötü Yönetime Son Verin" protestosu sırasında toplanan göstericilerin yakınında mevzileniyor (AFP)Nijerya polis memurları, 1 Ağustos 2024'te Abuja'da düzenlenen "Kötü Yönetime Son Verin" protestosu sırasında toplanan göstericilerin yakınında mevzileniyor (AFP)

Şöyle devam etti: “Bu durum tarımsal faaliyetlerimizi etkiledi, çünkü eskisine göre daha az gıda üretiyoruz. (...) Bölgemizdeki kaçırma olayları hakkında yetkililere şikayette bulunmadık çünkü kaçırılanların serbest bırakılması için fidye ödemelerine katkıda bulunuyorduk. Bazen 20 kişiye kadar kaçırılırdı ve biz şikayet etmezdik; kendimiz hallederdik.” Danazumi sözlerini şöyle tamamladı: “Bu sefer yetkililere başvurduk çünkü kaçırılanların sayısı durumla başa çıkma kapasitemizi aştı.”

Gelişen iş

Kaduna da dahil olmak üzere Nijerya'nın kuzeybatı eyaletlerinde, ücra bölgelerde konuşlanmış silahlı grupların köyleri, okulları ve ibadet yerlerini hedef alan, fidye için toplu adam kaçırma olaylarında bir artış yaşanıyor.

Fidye ödemek yasa dışı olmasına rağmen, adam kaçırma "ticari ve karlı bir iş" haline geldi.Şarku’l Avsat’ın Nijerya'nın ekonomik başkenti Lagos'ta bulunan bir danışmanlık firması olan SBM Intelligence'ın raporundan aktardığına göre Temmuz 2024 ile Haziran 2025 arasında yaklaşık 1,66 milyon dolar gelir elde edildi.

Yeni bir adam kaçırma dalgası ülkeyi derinden sarstı; bunlardan biri de geçen kasım ayında Nijerya'nın merkezindeki bir Katolik okulundan 300'den fazla öğrenci ve öğretmenin kaçırılmasıydı; kaçırılanlar daha sonra serbest bırakıldı. Bu durum, ağırlıklı olarak Müslüman kuzey ve ağırlıklı olarak Hristiyan güney arasında neredeyse eşit olarak bölünmüş bir ülkede yaşanıyor.

ABD güçlerinin Nijerya'daki milislere düzenlediği baskının yol açtığı yıkım (Arşiv- Reuters)ABD güçlerinin Nijerya'daki milislere düzenlediği baskının yol açtığı yıkım (Arşiv- Reuters)

Bunun üzerine Nijerya Cumhurbaşkanı Bola Ahmed Tinubu, kasım ayı sonlarında ulusal acil durum ilan etti ve ülkeyi kasıp kavuran yaygın güvensizlikle mücadele etmek için büyük bir polis alım kampanyası başlattı. Bu koşullar, ABD hükümetini Noel Günü Sokoto Eyaleti'nde askeri saldırılar düzenlemeye sevk etti; burada ABD Başkanı Donald Trump, Nijeryalı silahlı grupları Hristiyanlara zulmetmekle suçladı ve onları "soykırım" kurbanı olarak değerlendirdi.

Ancak Nijerya hükümeti ve bağımsız analistler, yaşananları dini zulüm olarak nitelendirmeyi reddediyor; bu iddia, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'daki Hristiyan sağcılar ile Washington'da hâlâ bir miktar nüfuzu olan Nijeryalı ayrılıkçılar tarafından uzun zamandır benimseniyor.