Lübnan-Kıbrıs ve Mısır-İsrail Anlaşmaları: Doğu Akdeniz'in bölgesel mimarisinin güçlendirilmesi

Yaratıcı diplomasi ihtiyacı

Mısır Süveyş Kanalı İdaresi'nden elde edilen 3 Haziran 2022 tarihli bir fotoğraf, Süveyş Kanalı boyunca Energean'a ait yüzer üretim, depolama ve boşaltma gemisini çeken bir römorkörü gösteriyor
Mısır Süveyş Kanalı İdaresi'nden elde edilen 3 Haziran 2022 tarihli bir fotoğraf, Süveyş Kanalı boyunca Energean'a ait yüzer üretim, depolama ve boşaltma gemisini çeken bir römorkörü gösteriyor
TT

Lübnan-Kıbrıs ve Mısır-İsrail Anlaşmaları: Doğu Akdeniz'in bölgesel mimarisinin güçlendirilmesi

Mısır Süveyş Kanalı İdaresi'nden elde edilen 3 Haziran 2022 tarihli bir fotoğraf, Süveyş Kanalı boyunca Energean'a ait yüzer üretim, depolama ve boşaltma gemisini çeken bir römorkörü gösteriyor
Mısır Süveyş Kanalı İdaresi'nden elde edilen 3 Haziran 2022 tarihli bir fotoğraf, Süveyş Kanalı boyunca Energean'a ait yüzer üretim, depolama ve boşaltma gemisini çeken bir römorkörü gösteriyor

Michael Harari

Lübnan ve GKRY arasında 26 Kasım'da imzalanan münhasır ekonomik bölge sınırlandırma anlaşması, her iki ülke için de hayati önem taşımasına rağmen, siyasi sahnede büyük ölçüde gözden kaçtı. Bu anlaşmanın önemi, ikili çerçeveyi aşarak, Doğu Akdeniz'de bölgesel iş birliğini güçlendirmek için temel bir sütun oluşturuyor.

İki ülkenin 2007 yılında benzer bir anlaşmaya vardığını, ancak Lübnan meclisinin o zaman bu anlaşmayı onaylamadığını açıklamalıyız. Bugüne kadar mevcut anlaşmanın resmi metni yayınlanmadı ve herhangi bir değişiklik yapılıp yapılmadığı belirsizliğini koruyor, ancak muhtemelen önemli bir değişiklik olmadı. Şu anda, Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın, karmaşık iç siyasi koşullar göz önüne alındığında, anlaşmayı siyasi bir tartışma konusu haline getirmemek için mutlaka meclisin onayına sunmayı düşünmediği görülüyor. Bu yaklaşım yasal ve siyasi soruları gündeme getirebilir, ancak daha önce de belirtildiği gibi, Lübnan'daki ve genel olarak bölgedeki mevcut gelişmeler ışığında, bu sorular anlaşmanın resmi olarak kabul edilmesini engellemeyecektir.

Anlaşmanın başlıca etkileri

Bu anlaşmadan kaynaklanan birkaç önemli noktayı vurgulamakta fayda var. Başlıca noktalar şunlardır:

- Lübnan, münhasır ekonomik bölgesi içindeki enerji potansiyeline yatırım yapma planlarını daha ciddi bir şekilde uygulamaya koyabilecektir. Bu tür bir anlaşma, Lübnan Münhasır Ekonomik Bölgesi içinde gaz aramak isteyen uluslararası şirketler için gerekli yasal çerçeveyi ve istikrarı da sunmaktadır.

- Anlaşma, özellikle ada üzerindeki devam eden anlaşmazlıkla ilgili olarak, GKRY’nin siyasi ve bölgesel konumunu güçlendirecektir. Nicosia’nın (Lefkoşa), 2026 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını kullanarak Lübnan'ın ve genel olarak Doğu Akdeniz'in, Avrupa ile bağlantılı stratejik bir alan olarak çıkarlarını desteklemesi bekleniyor.

Washington'un, Doğu Akdeniz'in enerji rezervlerinin sunduğu umut vadeden, ancak zorlu jeopolitik potansiyele yatırımı nasıl ve ne şekilde teşvik edeceği sorusu gündemde olmayı sürdürüyor

-İki ülke, Yunanistan ve GKRY arasında planlanan ve nispeten ileri aşamalara ulaşan projelere ve GKRY ile İsrail arasında yıllardır öneri ve duyuru aşamasında kalan projelere benzer şekilde, aralarında denizaltı enerji kablosu döşeme projesini inceleme konusunda anlaştı. Bazı ülkelerin birçok açıdan “enerji alanında izole adalar” olması nedeniyle, özellikle enerji sektöründe bağlantı meselesi günümüzde son derece önemli. Ukrayna'daki savaş, Avrupa'nın Rus gazına bağımlılığını azaltma çabalarıyla birlikte, bu artan öneme ışık tutmuştur.

GKRY Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, Baabda Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın katılımıyla Lübnan Bayındırlık Bakanı Fayez Rassami ile belgeleri imzaladı, 26 Kasım (AFP)GKRY Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, Baabda Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın katılımıyla Lübnan Bayındırlık Bakanı Fayez Rassami ile belgeleri imzaladı, 26 Kasım (AFP)

- Bu anlaşma, Suriye'nin Lübnan ile münhasır ekonomik bölgesini belirlemeye başlamasının önünü açıyor. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın üzerindeki ağır yükümlülüklere rağmen, rejimini sağlamlaştırmadaki başarısı, ülkenin yeniden inşa çabaları için Suriye sularındaki enerji kaynaklarının hayati önemi göz önüne alındığında, bu yönde ilerlemesini sağlayabilir. Bu bağlamda, Ankara açısından Kıbrıs sorunu ve karmaşık Türk-Yunan ilişkileri üzerindeki doğrudan etkileri göz önüne alındığında, burada Türkiye boyutu çok önemli, hatta belki de belirleyici bir faktör olarak öne çıkıyor.

-ABD bu anlaşmayla ilgili müzakerelere doğrudan katılmadı, ancak şüphesiz ki bu durum hem iki ülke hem de genel olarak bölge açısından ABD'nin çıkarlarına hizmet ediyor. Washington'un Doğu Akdeniz'deki enerji rezervlerinin sunduğu umut vadeden, ancak zorlu jeopolitik potansiyele yatırımı nasıl ve ne şekilde teşvik edeceği sorusu gündemde olmayı sürdürüyor.

İsrail'deki karar alma sürecinin yavaşlığı ve Netanyahu'nun Kahire'yi Gazze savaşındaki tutumunu yumuşatması için baskı altına alma girişimlerine dair haberler, ikili ilişkilerin iyileşmesine katkıda bulunmuyor

-Lübnan-GKRY anlaşması, Lübnan'ın karasularında potansiyel gaz keşiflerine kapı açması nedeniyle Lübnan'ın çıkarlarına çeşitli şekillerde hizmet ediyor. Bu, ülkenin kötü ekonomik durumunu iyileştirmeye ve hatta Lübnan'ın bölgesel entegrasyonunu artırmaya katkıda bulunabilir. Bu bağlamda, Ocak 2019'da kurulan ve Filistin de dahil olmak üzere yedi üyeden oluşan Doğu Akdeniz Gaz Forumu'na Lübnan'ın katılımına yönelik davetin yeniden canlandırılmasının önemi açıkça ortaya çıkıyor. Bu davet, forumun kurulmasının ardından, İsrail ile aynı masada oturmasının zorluğu göz önüne alınarak, Lübnan'a ilk aşamada gözlemci statüsü verilmesi önerisiyle birlikte yapılmıştı. Lübnan o dönemde bu çağrıya yanıt vermemiş olsa da büyük olasılıkla İsrail de dahil olmak üzere bölgedeki ülkelerle, siyasi diyaloğa giderek daha açık hale geldiği göz önüne alındığında, bu seçenek bugün daha uygulanabilir görünüyor.

-Türkiye, katılmadığı ve çıkarlarının dikkate alınmadığı bu gelişmelerden endişe duyuyor. Ankara, daha önce 2007 yılında Beyrut ve Lefkoşa (Nicosia) arasında imzalanan anlaşmayı kınamıştı ve mevcut anlaşmayla ilgili olarak da aynı tutumunu tekrarlıyor; ancak tepkilerinin siyasi kınamayla sınırlı kalması bekleniyor. Bu arada, Türkiye'nin öncelikli odağı, Şara rejiminin istikrarını pekiştirmeyi ve Şam ile ilişkilerindeki çıkarlarını güvence altına almayı amaçladığı Suriye arenasıdır. Bu bağlamda, büyük olasılıkla Ankara iki ülke arasında bir deniz anlaşması imzalamayı hedefleyen Suriye-Lübnan hamlelerini yakından izlemektedir.

Bu gelişmelerin en yenisi, dün açıklanan ve önümüzdeki 15 yıl boyunca büyük miktarlarda doğalgaz ihracatını öngören İsrail ve Mısır arasındaki doğalgaz anlaşmasının onaylanmasıdır. Bu son derece önemli bir gelişme, zira iki ülke arasındaki ikili ilişkileri güçlendirmenin yanı sıra, bu anlaşma, Mısır'ın kilit rol oynadığı Doğu Akdeniz'in bölgesel yapısının sağlamlaştırılmasına da önemli ölçüde katkıda bulunuyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ancak, İsrail'deki karar alma sürecinin yavaşlığı ve Başbakan Binyamin Netanyahu'nun Kahire'yi Gazze savaşındaki tutumunu yumuşatması için baskı altına alma girişimlerine dair haberler, ikili ilişkilerin iyileşmesine katkıda bulunmuyor. Netanyahu, anlaşmayı onaylamak için Amerikan baskısına boyun eğiyormuş gibi görünmeyi tercih etmiş görünüyor; bu hamlenin temel nedeni ise İsrail iç politikasıyla ilgili çağrışımlardır.

Doğu Akdeniz'deki bölgesel gelişmeleri stratejik bir perspektiften değerlendirmek önemli, çünkü bölge, son 15 yılda önemli değişikliklere sahne oldu

Daha geniş anlamda, Doğu Akdeniz'deki bölgesel gelişmeleri stratejik bir perspektiften değerlendirmek önemli. Bölge, son 15 yılda önemli değişikliklere sahne oldu ve kurulan bölgesel yapı, özellikle son iki yılda, ilgili tarafların karşılaştığı zorluklara ve meydan okumalara rağmen, olağanüstü bir direnç kapasitesi sergiledi. Suriye'de Esed rejiminin devrilmesi ile birlikte, özellikle Ankara ve Kudüs'ün pozisyonlarına odaklanarak gelişmeleri izlemek zorunlu hale geldi, çünkü Suriye arenası aralarında açık bir rekabet alanına dönüştü. Türkiye, İsrail'in bölgesel hegemonya hırsı olarak tanımladığı adımları endişeyle takip ediyor ve bu nedenle İsrail ve Türkiye'nin bakış açılarının net bir şekilde anlaşılması hayati önem taşıyor. Bu bağlamda, Suriye konusunda devam eden görüşmelere benzer şekilde, doğrudan ve belki de başlangıçta gizli bir Türk-İsrail diyaloğu, karşılıklı anlayışı sağlamak ve yanlış değerlendirmeleri önlemek için gerekli bir adım olabilir.

Total Energies tarafından yayınlanan bu tarihsiz fotoğraf, 16 Ağustos 2023 Çarşamba günü Akdeniz'deki yerine ulaşan Transocean Barents sondaj platformunu gösteriyorTotal Energies tarafından yayınlanan bu tarihsiz fotoğraf, 16 Ağustos 2023 Çarşamba günü Akdeniz'deki yerine ulaşan Transocean Barents sondaj platformunu gösteriyor

Daha önce de belirttiğimiz gibi, Doğu Akdeniz, bölgesel gelişmeleri yönlendiren önemli bir ikincil eksen haline gelirken, devam eden çatışmalar yanlış yorumlamalara veya yanlış anlamalara yol açabilir. Bu durum, gelişen bölgesel mimariye tüm aktörleri dahil etmenin yollarını bulmaya odaklanan yaratıcı bölgesel diplomasiye duyulan ihtiyacın altını çiziyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Amerika, İran'la tanker savaşını genişletiyor

Dün hedef alınan İran petrol tankerinden duman yükseliyor (CENTCOM)
Dün hedef alınan İran petrol tankerinden duman yükseliyor (CENTCOM)
TT

Amerika, İran'la tanker savaşını genişletiyor

Dün hedef alınan İran petrol tankerinden duman yükseliyor (CENTCOM)
Dün hedef alınan İran petrol tankerinden duman yükseliyor (CENTCOM)

ABD ordusu, İran Devrim Muhafızları’nın iki ABD savaş gemisine yönelik balistik füze saldırısına misilleme olarak, biri Hark Adası açıklarında olmak üzere üç İran ham petrol tankerini vurdu. Saldırılar, Hürmüz Boğazı’ndaki “tanker savaşının” giderek genişlediğini gösterdi.

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın petrol ihracatındaki ana merkez olan Hark Adası yakınlarında bir tankeri ve Hürmüz Boğazı’nın doğusunda, Cask açıklarında bulunan “Stark 1” tankerini kalıcı olarak devre dışı bıraktığını açıkladı. CENTCOM ayrıca, mürettebatın tahliye edilmesinin ardından Umman Körfezi’nde bulunan “Kailo” tankerini tamamen imha ettiğini bildirdi.

CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper, iki ABD gemisinin hedef alınmasına karşılık üç İran gemisinin hizmet dışı bırakılmasıyla “daha büyük bir ekonomik bedel” ödetileceğini söyledi. Cooper, İran’ın “sınırlı ve savunmasız petrol filosunun” imha edilebileceği mesajını verdi.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise Tahran’ın ABD gemilerine yönelik saldırılarını sürdürmesi halinde Washington’un İran petrol tankerlerini imha edeceğini ve batıracağını söyledi.

İngiltere’nin Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO) kurumu, Basra Körfezi’nin kuzeyi ile Umman Körfezi’nde çok sayıda ticari geminin ateşe maruz kaldığını ve saldırılar nedeniyle gemilerin faaliyetlerinin aksadığını bildirdi. Kurum, olaylarda can kaybı veya çevreye yönelik zarar meydana gelip gelmediğini ise doğrulamadı.

ABD Başkanı Donald Trump, Washington’un “Hürmüz’ü kontrol ettiğini” belirterek boğazın gelecekteki önemini küçümsedi. Trump ayrıca, Washington’un endişe verici gelişmeler tespit etmesi halinde Natanz yakınlarındaki “Kazma Dağı”nı “çok yakında” vurabilecekleri mesajını verdi.


"Kovid aşısı tanıdığım 28 askeri öldürdü" diyen doktora ABD'de kritik görev verildi

Aşı karşıtlığıyla suçlanan Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.'ın atadığı Dr. Long bir yıl içinde soruşturmasını tamamlamayı planlıyor (AP)
Aşı karşıtlığıyla suçlanan Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.'ın atadığı Dr. Long bir yıl içinde soruşturmasını tamamlamayı planlıyor (AP)
TT

"Kovid aşısı tanıdığım 28 askeri öldürdü" diyen doktora ABD'de kritik görev verildi

Aşı karşıtlığıyla suçlanan Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.'ın atadığı Dr. Long bir yıl içinde soruşturmasını tamamlamayı planlıyor (AP)
Aşı karşıtlığıyla suçlanan Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.'ın atadığı Dr. Long bir yıl içinde soruşturmasını tamamlamayı planlıyor (AP)

ABD Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Kovid-19 aşılarına şüpheyle bakmasıyla bilinen Yarbay Theresa Long'u, aşı olan 2 bin 500'ü aşkın Amerikan askerinin öldüğü iddiasını araştırmakla görevlendirdi. 

Aşılar veya virüslere dair uzmanlık eğitimi bulunmayan Dr. Long, federal Aşı Sonrası İstenmeyen Etki Raporlama Sistemi'ne (VAERS) kayıtlı 55 bin yan etki bildirimiyle 2 bin 544 ölümü incelemek üzere görevlendirildiğini 14 Ağustos'ta verdiği yeminli ifadede söyledi. 

Ne kendisinin ne de çocuklarının Kovid aşısı olduğunu ifade eden Long aşılarla otizm arasında bağlantı kuran tartışmalı iddiaları yineledi ve askerlere aşı yapılmasını toplama kamplarındaki mahkumlar üzerinde deneyler gerçekleştiren Nazi doktorların uygulamalarıyla kıyasladı. 

Kovid aşıları nedeniyle hayatını kaybeden 28 askeri şahsen tanıdığını bildiren Long, aşıların yüzde 82'ye varan oranda düşüğe yol açtığını da öne sürdü. 

Long, Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.'ın kıdemli tıbbi danışmanı olarak görev yaptığını ve aynı zamanda Savunma Bakanı Pete Hegseth'e bağlı olduğunu da belirtti.

New York Times (NYT), iddiaları destekleyen kanıtların sınırlı olmasına rağmen bu soruşturmanın yürütüldüğünü bildiriyor. 

Geniş kapsamlı araştırmalar, Kovid aşısının düşük, ölü doğum veya erken doğum riskini artırmadığını ortaya koyuyor.

Pentagon'un Temmuz 2025 ve Mart 2026 tarihli raporlarına göre, Kovid aşılarına bağlı herhangi bir ölüm tespit edilmedi.

ABD askerlerinin yüzde 96'sından fazlası, ordunun koyduğu zorunluluk kaldırılmadan önce Kovid-19 aşısı olmuştu. 

Uzmanlar, herkesin VAERS'e bildirimde bulunabildiğini ve bunların doğrulanmadığını, bu nedenle veri tabanının önyargı ve manipülasyona açık olduğunu vurguluyor.

Independent Türkçe, NYT, Politico


Avrupa karar alma mekanizmasının yetersizliği: “Ren Grubu” kısır döngüyü kırabilir mi?

Avrupa... Kendini Arayan Bir Kıta (Google Maps)
Avrupa... Kendini Arayan Bir Kıta (Google Maps)
TT

Avrupa karar alma mekanizmasının yetersizliği: “Ren Grubu” kısır döngüyü kırabilir mi?

Avrupa... Kendini Arayan Bir Kıta (Google Maps)
Avrupa... Kendini Arayan Bir Kıta (Google Maps)

Antoine el Hac

“Ren Grubu”, bu yıl Avrupa’da ortaya çıkan en iddialı girişimlerden biri olabilir ve kıtayı daha fazla büyüme, inovasyon ve küresel rekabet gücüne doğru taşıma konusunda etkili bir platforma dönüşebilir. Ancak arkasındaki isimler ne kadar güçlü olursa olsun, başarısı her şeyden önce çözmeye çalıştığı sorunun niteliğini ne ölçüde doğru kavradığına bağlı olacak. Avrupa’nın sorunu fikir, araştırma ya da plan eksikliği değil; bu fikirleri uygulanabilir siyasi kararlara dönüştürme konusunda yaşadığı krizdir.

“Ren Grubu”, Ağustos 2026’da iş dünyası, finans, ekonomi, teknoloji ve medya alanlarından yaklaşık 55 önde gelen ismi bir araya getiren özel girişim olarak kuruldu. Gruba eş başkan olarak Avrupa Merkez Bankası eski Başkanı ve İtalya eski Başbakanı Mario Draghi ile İrlandalı girişimci Patrick Collison liderlik ediyor. İspanyol akademisyen Luis Garicano ise grubun icra direktörlüğünü üstleniyor.

Girişimin temel fikri açık: Geleneksel Avrupa kurumlarından daha hızlı hareket edebilecek üst düzey bir platform oluşturmak ve Avrupa’nın rekabet gücü krizine ilişkin teşhisleri somut politikalara dönüştürmeleri için karar alıcılar üzerinde baskı oluşturmak.

Mario Draghi (Arşiv - Reuters)
Mario Draghi (Arşiv - Reuters)

Ancak asıl soru şu: Özel bir girişim, kamu kurumlarının başaramadığını başarabilir mi?

İç içe geçmiş krizler

Avrupa bugün birbiriyle bağlantılı çok sayıda krizle karşı karşıya. Bunlar arasında özellikle iki kriz daha acil görünüyor: Büyüme ve verimlilik krizi ile güvenlik ve stratejik egemenlik krizi.

Draghi’nin 2024 tarihli raporu, Avrupa ekonomisi ile ABD ve Çin ekonomileri arasındaki farkın giderek açıldığına dikkat çekerek sorunun özüne işaret etmişti.

Aslına bakılırsa Avrupa’nın sorunu artık yalnızca büyümenin yavaşlamasından ibaret değil. Kıta, daha dinamik rakipleri karşısında bütün sanayi sektörlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Aynı zamanda savunma, enerji ve teknoloji alanlarında devasa yatırımlara ihtiyaç duyuyor.

Çin’in ekonomik yükselişi ve artan ticaret fazlası da Avrupa’yı küresel ekonomideki konumunu ve rolünü yeniden düşünmeye zorluyor.

Daha da önemlisi, teknolojik devrim artık ulusal güvenlik denklemine dahil olmuş durumda. ABD ile Çin arasındaki yapay zekâ yarışı yalnızca kimin daha gelişmiş modeller geliştireceğiyle ilgili değil; küresel oyunun kurallarını belirleyebilecek teknolojiye, veriye ve altyapıya kimin sahip olacağıyla da ilgili.

Avrupa, ABD ve Çin tarafından geliştirilen teknolojilerin tüketicisi olmaya devam ederse “dijital egemenlik” söylemi bir stratejiden çok slogandan ibaret kalacak.

Bunlara enerji ve iklim krizi de ekleniyor. Savaşlar ve peş peşe yaşanan jeopolitik gerilimlerin yanı sıra sıcak hava dalgaları ve aşırı iklim olayları, enerji dönüşümünü artık yalnızca çevre politikası olmaktan çıkararak ekonomik ve stratejik bir güvenlik meselesine dönüştürdü.

Bu nedenle Avrupa’nın son derece zor bir denklemi çözmesi gerekiyor: Emisyonları azaltmak, enerji arzını güvence altına almak ve aynı zamanda sanayisinin rekabet gücünü korumak.

Ancak ekonomik, teknolojik ve güvenlik başlıklarını siyasetten ayrı düşünmek mümkün değil.

Yavaş hareket

Avrupa Birliği büyük bir pazara, muazzam bir ticari ağırlığa ve gelişmiş bir sanayi ve bilim altyapısına sahip. Antoine el Hac Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre buna rağmen stratejik krizler söz konusu olduğunda çoğu zaman yavaş hareket ediyor.

Diğer büyük güçler açık jeopolitik hesaplarla hareket ederken Avrupa, karmaşık karar alma mekanizmaları, farklı ulusal çıkarlar ve üye ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle sıkışıp kalıyor.

Patrick Collison (Arşiv- Reuters)
Patrick Collison (Arşiv- Reuters)

İşte “Ren Grubu”nun karşı karşıya olduğu paradoks da burada ortaya çıkıyor: Grup siyasi kurumların yavaşlığını aşmak istiyor, ancak sonuçta yine siyasi kurumları etkilemeye çalışıyor.

Avrupa’nın en iyi ekonomistleri, iş insanları ve teknoloji uzmanlarından oluşan bir grup ne yapılması gerektiğini büyük bir doğrulukla ortaya koyabilir. Ancak bu reçetelerin uygulanması siyasi irade gerektiriyor.

Üstelik bu yeni bir sorun değil.

Avrupa yıllardır ekonomik, siyasi ve toplumsal durumunu tanımlamak için “kriz” kelimesini kullanıyor. Borç krizi, göç krizi, enerji krizi, demokrasi krizi, büyüme krizi ve ardından Ukrayna’daki savaşla birlikte güvenlik krizi...

Her yeni krizle birlikte yeni planlar, raporlar ve girişimler ortaya çıktı. Ancak teşhis ile uygulama arasındaki uçurum varlığını korudu.

Göç krizi bile Avrupa’nın kolektif hareket etme kapasitesinin sınırlarını ortaya koyarken, demografik dönüşüm çok daha derin bir soruna işaret etti.

Avrupa yaşlanıyor. Düşük doğurganlık oranları, iş gücünün küçülmesi ve emeklilik ile sosyal refah sistemleri üzerindeki yükün artması riskini beraberinde getiriyor.

Bu da gelecekte ekonomik büyümenin yalnızca teknoloji ve yatırıma değil, Avrupa’nın göçü yönetme, yetenekleri çekme ve demografik açığı kapatma kapasitesine de bağlı olacağı anlamına geliyor.

Gücün sınırları

Jeopolitik açıdan ise Ukrayna’daki savaş, Avrupa Birliği’nin önemini ortaya koyduğu kadar, Avrupa’nın gücünün sınırlarını da gösterdi.

Artık Avrupa’nın yalnızca ekonomik ve düzenleyici bir güç olması yeterli değil. Kıtanın aynı zamanda çıkarlarını koruyabilen, enerji arzını güvence altına alabilen, sınırlarını savunabilen ve ticari ile siyasi ağırlığını stratejik hedeflerine ulaşmak için kullanabilen bir güce dönüşmesi gerekiyor.

“Ren Grubu”nun önemi de burada ortaya çıkıyor.

Girişimin potansiyel değeri yalnızca katılımcılarının isimlerinde değil, Avrupa’nın yıllardır içinde bulunduğu kısır döngüyü kırma kapasitesinde yatıyor: Sorunu teşhis etmek, bir rapor hazırlamak, konferans düzenlemek ve ardından yeniden başlangıç noktasına dönmek.

Grup karar alıcılar üzerinde gerekli baskıyı oluşturabilir ve Avrupa’nın ekonomik ve teknolojik elitlerinin uzmanlığını örgütlü bir siyasi baskıya dönüştürmeyi başarabilirse, gerçek bir itici güç haline gelebilir.

Ancak Avrupa’nın rekabet gücü konusunda bir rapor daha hazırlamakla yetinirse, teoriler ve teşhislerle zaten dolu olan Avrupa kütüphanesine yalnızca yeni bir eser ilave etmiş olur.

Belçika’nın başkenti Brüksel’de Avrupa Birliği merkezi (DPA)
Belçika’nın başkenti Brüksel’de Avrupa Birliği merkezi (DPA)

Bu çerçevede, grubun ilk toplantılarını 20-23 Eylül tarihleri arasında Cenevre’de gerçekleştireceğini de belirtmek gerekiyor. Dolayısıyla gözlemciler, toplantılarda yapılacak müzakereleri ve katılımcıların ortaya koyacağı sonuçları yakından takip edecek.

Sonuçta Avrupa’nın uzman, para, kurum ya da fikir eksikliği yok.

Eksik olan; hızlı karar alma, bu kararların maliyetini üstlenme ve bunları kıtanın tamamında uygulama kapasitesi.

Özünde bu, ekonomik bir sorun değil...

Bu bir siyasi sorun.