Trump, ‘sonsuz savaşları’ sona erdirmek ile soğuk savaş cephelerini kızıştırmak arasında

Demokrasiyi yayma ve ekonomik fırsatları değerlendirme iddiaları

ABD Başkanı Donald Trump, 10 Aralık 2025'te Miami'de (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump, 10 Aralık 2025'te Miami'de (DPA)
TT

Trump, ‘sonsuz savaşları’ sona erdirmek ile soğuk savaş cephelerini kızıştırmak arasında

ABD Başkanı Donald Trump, 10 Aralık 2025'te Miami'de (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump, 10 Aralık 2025'te Miami'de (DPA)

ABD Başkanı Donald Trump, ‘savaşlara hayır’ sloganıyla ikinci görev dönemine başladı. Trump, Rusya-Ukrayna savaşını 24 saat içinde bitirme ve ‘Önce Amerika’ ilkesini hayata geçirme vaadinde bulundu. Irak ve Suriye’den ABD askerlerini çekeceğini söyleyen Trump, sekiz savaşı sona erdirdiğini savundu ve nesiller sonra yeni bir savaş başlatmayan ilk ABD başkanı olmakla övündü.

Ancak çok kutuplu ve karmaşık bir dünyada söylemin eyleme dönüşmesinin kolay olmadığı görüldü. Trump, 2025 yılının sonuna yaklaşırken ve ikinci döneminin birinci yıl dönümüne sayılı günler kala, Rusya-Ukrayna savaşının hâlâ devam ettiği bir tabloyla karşı karşıya. Ortadoğu’da yaşanan önemli gelişmeler, ABD güçlerinin Irak ve Suriye’de yeniden konuşlanmasına yol açarken, Venezuela ile ‘uyuşturucuyla savaş’ başlığı altında yeni cephelerin açılmasıyla dikkatler Latin Amerika’ya çevrildi.

Trump tarzı bir dokunuşla Monroe Doktrini

Bu adımlar, hem içeride hem de dışarıda birçok kesimi şaşırttı. Zira Trump’ın sıkça dile getirdiği ‘Önce Amerika’ politikasıyla büyük ölçüde çelişiyor gibi göründü. Ancak Trump yönetiminin açıkladığı yeni ulusal güvenlik stratejisi, bu sorulara kısmen yanıt verdi. ABD’nin önceliklerini köklü biçimde değiştiren ve Trump’a özgü bir yorumla Monroe Doktrini’nin bazı unsurlarını yeniden gündeme getiren bu strateji, düzensiz göçle mücadele ve sınırların korunmasını güvenlik politikasının temel direkleri olarak öne çıkardı.

dfrg
ABD Başkanı Donald Trump, 15 Aralık 2025'te Beyaz Saray'da bir grup generalle birlikte (AFP)

Trump’a göre bu iki başlık, Venezuela cephesinin açılmasının başlıca nedenleri arasında yer alıyor. ABD’ye kaçak yollarla sokulan ve Amerikalılara zarar veren uyuşturucuyla mücadele de bu yaklaşımın önemli bir parçası olarak sunuluyor. Yönetim, söz konusu hamlelerin tamamının ‘Önce Amerika’ anlayışı çerçevesinde ABD’yi korumayı amaçladığını savunuyor.

Venezuela savaşı ve ‘arka bahçe’

Ancak stratejide öne çıkan unsur, Beyaz Saray’ın ifadesiyle ‘ABD’nin arka bahçesi’ olarak nitelendirilen Latin Amerika’ya verilen ağırlık oldu. Yeni yaklaşım, bu bölgede ABD dışı herhangi bir etkinin genişlemesine kırmızı çizgi çekiyor. Bazı raporlar ise Washington’un hedeflerinin yalnızca uyuşturucuyla ve düzensiz göçle mücadeleyle sınırlı kalmadığını, Venezuela’da Nicolas Maduro yönetiminden başlayarak Küba’daki Castro rejimine kadar uzanan bir yelpazede rejim değişikliğini de kapsadığını ortaya koyuyor. Bu adımlar, geçmiş yönetimlerin rejim değiştirme politikalarını eleştiren ulusal güvenlik stratejisiyle çelişir görünse de, Trump’ın Küba kökenli Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun siyasi vizyonuyla örtüşüyor.

df
New York'ta Venezuela'yla savaşa karşı düzenlenen protesto gösterisinden, 6 Aralık 2025 (Reuters)

Rubio, siyasi kariyerini Latin Amerika’daki solcu ve komünist yönetimlerle mücadele vaadi üzerine inşa etmiş bir isim olarak biliniyor. ABD’nin eski Honduras Büyükelçisi ve daha önce ABD Başkanı’nın Venezuela danışmanı olarak görev yapan Hugo Llorens, bu durumu şöyle değerlendirdi: “Rubio Küba kökenli ve Latin Amerika’daki sol yönetimlere karşı son derece sert. Onun için Venezuela bir düşman ve yönetimde Venezuela’da rejim değişikliğini isteyen isimler arasında yer alıyor. Buna karşılık, örneğin MAGA hareketi içinde bu tür bir çatışmaya girilmesi konusunda uyarıda bulunan isimler de var. Bu nedenle Trump, Venezuela ile askeri bir çatışmaya girmeden, uyuşturucu meselesini öne çıkaran popülist bir söyleme odaklanmayı ve Maduro’ya diplomatik baskı yaparak ülkeyi terk etmesini sağlamayı tercih ediyor.”

Savaş Bakanlığı

‘Barış Başkanı’ olarak anılan Trump, Latin Amerika cephesini açmakla yetinmedi; yönetiminde bir başka tartışmalı değişikliğe daha gitti. Bu kez adres, ikinci döneminde resmen Savaş Bakanlığı olarak adlandırılan ABD Savunma Bakanlığı oldu. Söz konusu adım, Trump’ın savaşları sona erdirme vaatleriyle çelişen mesajlar vermesi nedeniyle Washington’daki siyasi çevrelerde kafa karışıklığına yol açtı. Eski bir Pentagon yetkilisi olan Jim Townsend, bu tür adımların ABD’nin yapması gereken daha önemli işlerden dikkati uzaklaştırdığı uyarısında bulundu. Townsend, bunlar arasında ulusal güvenlik stratejisinin ayrıntılarının net biçimde uygulanması ve ‘içinde yaşadığımız son derece tehlikeli dünyada’ ABD kuvvetlerinin doğru şekilde konumlandırılmasının yer aldığını söyledi.

sdfr
Adının değiştirilmesinden sonra Savaş Bakanlığı'nın yeni amblemi (AP)

Buna karşılık, eski ABD Siyasi-Askeri İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı emekli Tuğgeneral Mark Kimmitt, Savunma Bakanlığı’nın 1776’dan 1947’ye kadar Savaş Bakanlığı olarak adlandırıldığını hatırlattı. Kimmitt, “Yapılan şey yeni bir isim icat etmek değil, asıl isme geri dönmek. 175 yıl boyunca çok sayıda askeri Savaş Bakanlığı’ndan savaşa gönderdik. İsmin değiştirilmesinde benim için bir sakınca yok” dedi. ABD ordusunun eski istihbaratçısı ve Londra Araştırmalar Merkezi Direktörü Anthony Shaffer da değişikliğin, ABD’nin yeni kimliğini ortaya koymak açısından gerekli olduğunu savundu. Shaffer, bunun ‘meselelere bakışta ve onları ele alışta yeni bir tarzın’ altını çizdiğini belirtti. Bu adımların, Trump’ın sıkça dile getirdiği ve savunduğu ‘güç yoluyla barış’ anlayışını somutlaştırdığı yorumları yapıldı.

Trump ve sekiz savaş

Savunma Bakanlığı’nın isminin değiştirilmesine, Latin Amerika’da yeni bir cephenin açılmasına ve Trump’ın uyuşturucuyla savaş ilanına rağmen, ABD Başkanı ikinci döneminde sekiz savaşı sona erdirmeyi başardığını savunuyor. Trump, bu çabalarının karşılığı olarak Nobel Barış Ödülü’nü alamamış olmasından duyduğu rahatsızlığı da sık sık dile getiriyor. Peki Trump’ın sona erdirdiğini söylediği bu savaşlar hangileri?

fgthy
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Aralık 2025'te Washington'da iki ülke arasında imzalanan barış anlaşmasının ardından Kongo ve Ruanda devlet başkanlarıyla birlikte (Reuters)

Trump, Kongo ile Ruanda, İsrail ile İran, Hindistan ile Pakistan, Ermenistan ile Azerbaycan, Kamboçya ile Tayland, Sırbistan ile Kosova, Etiyopya ile Mısır ve Hamas ile İsrail arasındaki çatışmaları örnek gösteriyor. Ancak bu ihtilafların sona erdirildiğine dair iddialar, geniş ve muğlak bulunuyor. Zira söz konusu dosyaların büyük bölümü, kökleri derinlere uzanan, karmaşık ve uzun süreli tarihsel anlaşmazlık niteliği taşıyor. Bu çatışmalar, ABD’nin doğrudan müdahil olduğu ve ‘ebedi savaşlar’ olarak tanımlanan süreçlerle de kıyaslanamıyor. Bunların başında, Irak ve Afganistan savaşlarıyla somutlaşan terörle mücadele geliyor. Bu süreç, Suriye’ye uzanmış, DEAŞ’la mücadele ve örgütün yeniden güç kazanmasının engellenmesi hedefiyle sürdürülmüş ve hâlen de devam eden bir misyon niteliğini koruyor. Bu çerçevede, Trump’ın söz konusu anlaşmazlıkları gerçekten sona erdirip erdirmediği sorusu, Washington ve uluslararası çevrelerde tartışılmaya devam ediyor.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti–Ruanda

Trump yönetimi, Haziran 2025’te Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Ruanda arasında onlarca yıllık çatışmayı sona erdirmeyi amaçlayan bir barış anlaşmasının imzalanmasını memnuniyetle karşıladı. Ancak buna rağmen, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ordusu ile M23 silahlı hareketi arasındaki şiddet olayları sahada devam ediyor.

İsrail–İran

İsrail ile İran arasındaki çatışma konusunda ise Trump, İran’daki nükleer tesislere yönelik hava saldırılarıyla Tahran’ı dizginlemeyi başardı. Buna karşın, somut bir barış anlaşmasının yokluğunda iki taraf arasındaki gerilim sürüyor.

Hindistan–Pakistan

Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilimde Trump, Mayıs 2025’te ateşkes anlaşmasının imzalanmasını sağlayarak savaşa dönüşebilecek bir tırmanışı durdurdu. Ancak iki nükleer güç arasındaki tarihsel anlaşmazlıklar varlığını koruyor.

Ermenistan–Azerbaycan

8 Ağustos 2025’te Beyaz Saray’da Ermenistan ile Azerbaycan arasında bir barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşma, 30 yılı aşkın süredir devam eden çatışmayı ve Dağlık Karabağ üzerindeki ihtilafı sona erdirdi.

Tayland–Kamboçya

2025 yazında Tayland ile Kamboçya arasında sınırda yaşanan çatışmaların ardından Trump, tercih ettiği araçlardan biri olan gümrük tarifelerini devreye sokarak iki ülkeyi geçici bir ateşkese razı etti. 26 Ekim 2025’te Kuala Lumpur’da düzenlenen Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) Zirvesi sırasında, taraflar arasında genişletilmiş bir gerilimi düşürme anlaşması imzalandı.

Sırbistan–Kosova

Trump, 27 Haziran’da Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, “Sırbistan ve Kosova çatışmanın eşiğindeydi ve büyük bir savaş çıkabilirdi. Onlara, eğer çatışırsanız ABD ile ticaret olmaz dedim. Onlar da ‘Peki, belki yapmayız’ dedi” ifadelerini kullandı. Ancak iki ülke arasında uzun süredir devam eden bir ihtilaf bulunmakla birlikte, fiili bir savaş durumu söz konusu değildi. Beyaz Saray, Trump’ın ilk döneminde 2020 yılında Oval Ofis’te imzalanan ve ekonomik ilişkilerin normalleştirilmesini öngören anlaşmaları diplomatik bir başarı olarak hatırlatıyor; ancak o dönemde de iki ülke savaş halinde değildi.

Etiyopya–Mısır

İki ülke arasında sona erdirilecek bir savaş bulunmuyor. Taraflar arasındaki anlaşmazlık, Büyük Rönesans Barajı etrafında yoğunlaşıyor ve bu dosyada şu ana kadar somut bir ilerleme sağlanmış değil.

Hamas–İsrail

Gazze savaşı ve İsrail ile yaşanan çatışma ise son derece karmaşık bir başlık olmayı sürdürüyor. Trump, yoğun çatışmaların ardından ateşkese ulaşılmasını sağladı. Ancak önerilen kapsamlı barış planı ciddi engellerle karşı karşıya ve bölge ülkelerinin talep ettiği iki devletli çözüme herhangi bir atıf içermiyor.

Sudan iç savaşı

Sudan’daki çatışma, Trump ve ekibi açısından çözülemeyen bir dosya olarak öne çıkıyor. ABD Başkanı’nın krizi şahsen çözeceğine dair verdiği sözlere rağmen, iki yılı aşkın süredir devam eden savaşta ateşkes sağlanmasına yönelik girişimler kayda değer bir ilerleme kaydedebilmiş değil.

Barış Başkanı

Trump’ın ikinci döneminde kendisini, savaşları sona erdirmekte kararlı bir ‘Barış Başkanı’ olarak sunma çabası açık biçimde görülüyor. Ancak bu kamuoyuna verilen mesajın arkasında, ABD’nin küresel ölçekteki angajmanını sürdüren pragmatik bir askerî konumlanma öne çıkıyor. Trump, bitmeyen savaşları sona erdirmekten ziyade, ABD’nin bu savaşları nerede ve nasıl yürüteceğini yeniden tanımladı. Bu çerçevede Washington’un dış müdahalelerinin hedefleri de değişti. Demokrasi yayma söyleminin yerini, daha belirgin şekilde ekonomik çıkarlar ve stratejik menfaatler aldı. Böylece Trump yönetimi, ABD’nin küresel rolünü azaltmak yerine, askeri ve siyasi angajmanını farklı öncelikler doğrultusunda yeniden şekillendirmiş oldu.

dfvg
ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 15 Nisan 2025'te Alaska'da (AP)

 



Trump: İran'la yapıcı görüşmeler yürütüyoruz, seçimlerden önce saldırmayacağız

ABD Başkanı Donald Trump, 8 Ekim 2026'da Beyaz Saray'a gelişinde Güney Çimliği'nden geçerken gazetecilere el sallıyor (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 8 Ekim 2026'da Beyaz Saray'a gelişinde Güney Çimliği'nden geçerken gazetecilere el sallıyor (AP)
TT

Trump: İran'la yapıcı görüşmeler yürütüyoruz, seçimlerden önce saldırmayacağız

ABD Başkanı Donald Trump, 8 Ekim 2026'da Beyaz Saray'a gelişinde Güney Çimliği'nden geçerken gazetecilere el sallıyor (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 8 Ekim 2026'da Beyaz Saray'a gelişinde Güney Çimliği'nden geçerken gazetecilere el sallıyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD'nin İran'la verimli görüşmeler yürüttüğünü ve kasım ayında yapılması planlanan ABD Kongresi ara seçimlerinden önce İran'a saldırı düzenlemeyeceğini söyledi.

Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “İran İslam Cumhuriyeti ile verimli görüşmeler yürütüyoruz” ifadesini kullandı. Trump ayrıca ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukasının sürdüğünü ve petrol akışının Hürmüz Boğazı üzerinden devam ettiğini belirtti.

Trump, “ABD'de 3 Kasım'da yapılacak Kongre ara seçimlerinden önce İran'a saldırmayacağız” dedi.

Trump, bu hafta Cumhuriyetçiler için yürüttüğü seçim kampanyası sırasında, seçimlerden önceki veya sonraki günlerde çatışmanın nihai bir çözüme kavuşturulabileceğine inandığının sinyalini verdi. Şarku’l Avsat’ın Associated Press'ten aktardığı habere göre Trump, aynı zamanda İran'a yönelik geniş çaplı askeri operasyonların yeniden başlatılması seçeneğine de hâlâ açık olduğunu belirtti.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, savaşı sona erdirecek herhangi bir anlaşmanın Tahran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesini “esaslı ölçüde” azaltmasını ve bu yönde somut adımlar atmasını gerektirdiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki “tam kontrolünü kaybettiğini” belirterek, hayati öneme sahip bu su yolundan geçen petrol akışının savaş öncesi seviyelere yaklaştığını ifade etti.

Rubio ayrıca İran ekonomisinin “tam ve kapsamlı bir serbest düşüş” yaşadığını söyledi.

Bu gelişmeler, Washington ile Tahran arasındaki diyaloğu ilerletmek ve gerilimi düşürmek amacıyla bölgesel girişimlerin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor. İran ise ABD ve İsrail'e yönelik söylemini sertleştirerek yeni bir saldırıya karşılık vereceği uyarısında bulunurken, nükleer programı konusunda müzakerelere hazır olduğunu belirtiyor. Tahran ayrıca haklarından “hiçbir koşulda” taviz vermeyeceğini vurguluyor.


Rebecca Grynspan, Guterres’in halefi olma yarışında konumunu güçlendiriyor 

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) Genel Sekreteri ve Kosta Rika’nın eski devlet başkan yardımcısı Rebecca Grynspan Mayufis. (BM)
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) Genel Sekreteri ve Kosta Rika’nın eski devlet başkan yardımcısı Rebecca Grynspan Mayufis. (BM)
TT

Rebecca Grynspan, Guterres’in halefi olma yarışında konumunu güçlendiriyor 

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) Genel Sekreteri ve Kosta Rika’nın eski devlet başkan yardımcısı Rebecca Grynspan Mayufis. (BM)
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) Genel Sekreteri ve Kosta Rika’nın eski devlet başkan yardımcısı Rebecca Grynspan Mayufis. (BM)

Kosta Rika'nın eski Devlet Başkanı Yardımcısı Rebeca Grynspan, diplomasi kaynaklarından edinilen bilgiye göre dün yapılan gayriresmî oylamada, dördüncü kez birinci sırayı alarak Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği yarışında en güçlü aday olarak öne çıktı.

31 Aralık 2026'da beş yıllık ikinci görev süresi dolacak olan Antonio Guterres'in halefi olmak için dört kadın ve üç erkek aday yarışıyor.

Ancak oylama süreci belirsizliğini koruyor; nitekim 15 üyeli BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) beş daimî üyesinden birinin veto hakkını kullanması, herhangi bir olası adaylığı engellemeye yetiyor.

Güvenlik Konseyi dün gerçekleştirdiği gayriresmî eğilim oylamasında her bir adayı "destek", "destek vermeme" veya "görüş yok" şeklinde değerlendirdi.

Diplomatik kaynağa göre Grynspan, dokuz "teşvik" oyu alarak zirvedeki yerini korudu. Bu sonuçla Grynspan, temmuz ayından bu yana düzenlenen beş oylama turunun dördünde ilk sırada yer almış oldu.

Bununla birlikte Kosta Rikalı diplomatın performansı, 29 Eylül'de yapılan ve 10 "destek", iki "görüş yok" ile üç "destek vermeme" oyu aldığı bir önceki oylamaya kıyasla hafif bir düşüş gösterdi.

BM'ye bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Arjantinli Başkanı Rafael Grossi bu eğilim oylamasında ikinci sırada yer alırken, Guyana'nın eski Dışişleri Bakanı Carolyn Rodrigues-Birkett ise üçüncü oldu.

Bir adayın 15 üyeli Güvenlik Konseyi'nde en az dokuz üyenin desteğini almasının yanı sıra, mevcut uluslararası konjonktürde derin ayrışmalar yaşayan beş büyük gücün (daimî üyeler) vetosundan kurtulması gerekiyor.

Bu engelin aşılması halinde adayın ismi, onaylanmak üzere tüm BM üyesi ülkelerin yer aldığı Genel Kurul'a sevk ediliyor.


Fransa: Lise öğrencileri, öğrenci hareketini yatıştırmak amacıyla başbakanla görüşmeye çağrıldı 

Fransa’nın bir sokağında ülke genelindeki öğrenci protestoları kapsamında pankartlar taşıyan göstericiler. (Reuters) 
Fransa’nın bir sokağında ülke genelindeki öğrenci protestoları kapsamında pankartlar taşıyan göstericiler. (Reuters) 
TT

Fransa: Lise öğrencileri, öğrenci hareketini yatıştırmak amacıyla başbakanla görüşmeye çağrıldı 

Fransa’nın bir sokağında ülke genelindeki öğrenci protestoları kapsamında pankartlar taşıyan göstericiler. (Reuters) 
Fransa’nın bir sokağında ülke genelindeki öğrenci protestoları kapsamında pankartlar taşıyan göstericiler. (Reuters) 

Fransa’da lise öğrencilerini temsil eden dernekler, dün Başbakan Sébastien Lecornu ile görüşme talebinde bulundu. Hükümet, bugün düzenlenmesi planlanan yeni gösteriler öncesinde öğrenci hareketini yatıştırmak amacıyla girişimlerini yoğunlaştırıyor.

Eylül ayında Paris banliyölerinde başlayan öğrenci hareketine katılan lise öğrencileri; okul binalarının kötü durumunu, sınıflardaki aşırı kalabalığı ve özellikle dezavantajlı bölgelerde hastalanan ya da izinli öğretmenlerin yerine öğretmen bulunmamasını protesto ediyor.

“Lise Öğrencileri Sendikal Birliği” Başkanı Riyad Rani gazetecilere yaptığı açıklamada, “Rakamlarla desteklenmiş önerilerimiz var. Bu nedenle gelecek haftadan itibaren başbakanla görüşme talep ediyoruz” dedi.

Başbakan Lecornu ise krizi yatıştırmak amacıyla hükümetin “ilk kararlarının ekim ayının sonunda açıklanacağını” duyurdu.

vf
Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, liselerdeki durum hakkında konuşuyor. (AP)

Lecornu, “Gençlerin öfkesi durup dururken ortaya çıkmadı. Dile getirdikleri endişeler dikkate alınmalı” dedi.

Lecornu daha önce, çarşamba gününden itibaren okullarda yarım gün süren ve ders yapılmayan zaman dilimleri oluşturulacağını açıklamıştı. Bu uygulamayla öğrenci ve çalışanların her eğitim kurumunda karşılaştıkları sorunları dile getirebilmeleri için “kurum içi demokratik bir alan” oluşturulması amaçlanıyor.

18 soruşturma

Ancak bu girişim, Clara gibi çok sayıda öğrencinin tepkisini çekti. Takma isim kullanan Clara, hükümetin “öğrencileri ciddiye almadığını” söyledi.

Ülkedeki en büyük okul yöneticileri sendikası da söz konusu karara karşı çıkarak, öğrencilerin de katılımıyla Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşme talebinde bulundu.

Öğrenci birlikleri, bugün Paris ve diğer kentlerde yeni yürüyüşler düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Fransa’nın güneybatısındaki Anglet kentinde, hükümet karşıtı lise öğrencilerinin protestosu sırasında bir okulun önünde yanan çöp konteynerini iten Fransız polisleri. (DPA)

Öğrenci gösterilerinin yoğunluğu dün azaldı. Hükümetin gerilimi düşürme çabalarını artırdığı sırada çok sayıda okulda eğitim yeniden başladı.

Lecornu, dün akşam yaptığı konuşmada, “Güvenlik güçlerine öğrencilerle çatışmaları yönünde talimat verilmediğini” söyledi.

gb
Lise öğrencileriyle dayanışma gösterisinde protestocularla karşı karşıya gelen Fransız jandarma güçleri. (AFP)

İçişleri Bakanı Laurent Nunez ise daha önce ses bombalarının kullanımının askıya alındığını açıklamıştı. Bu karar, ses bombasının isabet etmesi sonucu 15 yaşındaki bir göstericinin elinin koptuğuna ilişkin haberlerin ardından alındı.

Nunez, Ulusal Meclis’te kamu düzeninin sağlanmasına ilişkin yaklaşımını savunurken, tutumunda herhangi bir değişiklik olmadığını söyledi.

Lecornu’nun dün akşam verdiği bilgilere göre, hareketin 28 Eylül’de başlamasından bu yana 215 öğrenci, 89 öğretmen, 761 polis ve jandarma yaralandı; 6 bin 629 kişi gözaltına alındı. Bu olaylarla ilgili 18 soruşturma açıldı.

Kara hafta

BFMTV adına yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre Fransızların yüzde 55’i öğrenci hareketini destekliyor.

Bugün saat 13.00’te Paris’teki Bastille Meydanı’nda büyük bir gösteri düzenlenmesi bekleniyor. Fransa başkentinin banliyölerinde de başka gösteriler yapılacak.

Lisenin son sınıfında okuyan ve “Pierre” takma adını kullanan bir öğrenci, “Kara hafta... cumartesiye kadar” dedi.

gbh
Lise öğrencileriyle dayanışma gösterisinde Fransız çevik kuvvet polisiyle çatışan protestocular. (AFP)

Eğitim Bakanlığı verilerine göre dün, 459 eğitim kurumunda dersler tamamen veya kısmen durduruldu. Bu sayı salı günü 891’di. “Olaylar” ise dün 232 kurumla sınırlı kaldı; salı günü bu sayı 496 olmuştu.

Öğrencilerin talepleri arasında eğitim yönlendirme platformu Parcoursup’un kaldırılması da bulunuyor. Ancak Yükseköğretim Bakanı Philippe Baptiste bu talebi reddediyor.

Bu arada hükümetin karşı karşıya olduğu sorunlar yükseköğretim sektörüne de yayıldı. Bakanlığın verilerine göre salı günü yükseköğretim kurumlarının yüzde 40’ında çeşitli aksaklıklar yaşandı.

Baptiste, dün öğleden sonra sendika temsilcileriyle bir araya geldi. Ancak sendika temsilcileri, 2027 yılı eğitim bütçesinin yetersiz olduğu gerekçesiyle ve öğrenci protestolarıyla dayanışma amacıyla toplantıyı terk etti.

“Öğrenci Birliği” sözcüsü Sabrine Kharbach, toplantının ardından, “Bir saat boyunca havanda su dövüldü” ifadelerini kullandı.