İngiltere’nin Ermenilere ve Süryanilere karşı işlediği suçlar

İngiltere’nin Ermenilere ve Süryanilere karşı işlediği suçlar
TT

İngiltere’nin Ermenilere ve Süryanilere karşı işlediği suçlar

İngiltere’nin Ermenilere ve Süryanilere karşı işlediği suçlar

Bessam Şükri

Ekim ayının başlarında Riyad Kitap Fuarı'na katılımım sırasında, Dr. Müeyyed el-Vandavi'nin “İran ve Türkiye'den getirilen Ermeni ve Asuri mülteciler için kurulan Bakuba Kampı” adlı kitabıyla karşılaştım. Kitap, Dr. Müeyyed'in tercüme ettiği, sınıflandırdığı ve kronolojik olarak sunduğu İngiliz belgelerinden oluşuyor. Okuduğum gerçekler şok ediciydi. Hem Türkiye’deki Ermenilerin ve Süryanilerin (Asuriler) anavatanlarından zorla göç ettirilmeleri hem de Birinci Dünya Savaşı'nın bitiminden yıllar sonra ortaya çıkan bir yalan olduğunu anladığım Ermeni Soykırımı hakkındaki düşüncelerimi değiştirdi.

Bu kitabı (belgeleri) okumadan önce, Osmanlı İmparatorluğu'nun Ermeni ve Süryani vatandaşlarına saldırdığına ve onları tehcir ettiğine inanıyordum. Ancak, İngiliz belgeleri bana birkaç gerçeği gösterdi:

Birinci gerçek: İngiltere, Rusya ve Fransa, Birinci Dünya Savaşı'nda Ermenileri ve Süryanileri kendi ülkeleri Osmanlı İmparatorluğu ile Alman İmparatorluğu'na karşı savaşmak üzere paralı asker olarak kendi ordularına dahil ettiler veya onlardan çeteler kurdular. Onları, Osmanlı ordusunu kuşatmak ve ikmal yollarını kesmek için kullandılar. Osmanlı İmparatorluğu'nda yaygın olan dini hoşgörüden yararlanarak, bu kurbanlarını dini olarak kışkırttılar. Buna karşılık İngiltere, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı savaşı kazanması durumunda bu kurbanlara, Türkiye'nin güneyinin tamamını anavatan olarak verme sözü vermişti. İngiltere ve müttefikleri savaşı gerçekten de kazandı ve Osmanlı İmparatorluğu ile Almanya kaybetti. Ancak İngiltere, Türkiye'nin güneyini ayırıp Ermeniler ve Asuriler için bir vatan kuramadı. Neden? Çünkü Osmanlı İmparatorluğu ve Alman İmparatorluğu'ndan ele geçirdiği topraklar çok büyüktü; Kuzey Afrika'dan Ortadoğu ve Arap Körfez bölgesine kadar uzanıyor ve Afrika'daki birçok Alman kolonisini de içeriyordu. İngiltere bu kadar geniş toprakları kontrol edemezdi, bu yüzden güney Türkiye'yi Ermeniler ve Asuriler için bir anavatan olarak ayırma ihtiyacı duymadı. Dahası, Türk halkının padişah yönetiminden cumhuriyet yönetimine geçiş sırasında ülkesini savunmak konusunda gösterdiği cesur direniş, İngiliz güçlerinin Türkiye'ye girmesini engelledi.

İkinci gerçek: İngiliz belgeleri, kurbanları ile ilişkisinde benimsediği sömürgeci yaklaşımı ve Ermeniler ile Süryanileri nasıl kurtulması gereken ağır bir yük olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Günümüz İngiliz vatandaşları, bu kurbanların İngiliz subaylarından gördükleri insanlık dışı muameleyi ve onlara karşı kullandıkları ırkçı ve küçümseyici dili okurlarsa, İngiltere'nin sömürge tarihinin, tarihsel hatalarının ve suçlarının büyüklüğünü anlayacaklardır.

Üçüncü gerçek: İngiltere, İngiliz kayıtlarında belgelendiği üzere, kuzey Irak'taki Kürtlere karşı açıkça etnik temizlik yaptı, onları topraklarından kovdu ve başlangıçta yerleşimci olarak İran'ın kuzeybatısındaki Urmiye ile Türkiye'nin güneyindeki Hakkari'den getirdikleri Süryanileri topraklarına yerleştirdi.

Dördüncü gerçek: İngiltere, kurbanları arasında bile ayrım yapıyordu ve Ermenileri, farklı bir kiliseye mensup oldukları için Süryanilere tercih ediyordu. Süryaniler, savaş esirlerinin kaldığı kamplara benzeyen kamplarda toplanırken, Ermenilerin Basra'dan gemiyle Irak dışına gitmelerine izin verildi. Dahası, isteyen Ermenilere Irak, Suriye, Lübnan ve Filistin gibi başka yerlerde yaşama izni de verildi.

Beşinci gerçek: İngiltere, Süryanileri Kuzey Irak’a ve Musul'un güneyindeki Ninova Ovası'na yerleştirdikten sonra, şantaj ve çok sayıda Iraklı şahsiyete yönelik suikastlar yoluyla Irak monarşisine Süryanileri Irak vatandaşı olarak kabul etmesi için baskı yaptı. Bu suikastlar arasında en öne çıkanlardan biri, intihar ettiği söylenen dönemin Irak Başbakanı Abdulmuhsin es-Sadun'u aslında İngiltere’nin öldürdüğü suçlamasıydı. Zira intihar değil, suikasta uğradığına dair şüpheler vardı. İngiltere ayrıca, Süryanilere Irak vatandaşlığı vermeyi reddettiği için Kral Birinci Faysal'ı susturmak amacıyla kendisine suikast düzenlemekle de suçlandı. Bu yöntemler, Kral Gazi suikastından sonra bile devam etti ve bu suikastta da parmaklar İngiltere'yi işaret ediyordu. İngiltere, Süryanilere nihayet 1940'ların ortalarında Prens Abdulilah'ın naipliği sırasında Irak vatandaşlığı verilene kadar Irak'a baskı yapmaya devam etti.

Altıncı gerçek: Yıllar boyunca medyada bir görünüp bir kaybolan ve modern Türkiye'yi sözde Ermeni soykırımından sorumlu tutan (ve elbette Süryanilerden hiç bahsetmeyen) yalanlar, İngiltere'nin modern Türkiye'ye karşı bazı Avrupa ülkelerinin katılımıyla zaman zaman siyasi ve ekonomik çıkarları için kullandığı şantaj yöntemlerinden başka bir şey değildir. Türkiye Osmanlı ve İngiliz arşivlerini açacak olursa, İngiltere'nin savaş sırasında Osmanlı vatandaşlarını kendi ülkelerine karşı kendi saflarında savaşmaları için seferber etme suçuna dair şaşırtıcı gerçekleri ortaya çıkaracaktır. Dahası İngiltere onları daha sonra yüzüstü bıraktı, verdiği sözleri yerine getirmedi, onları Osmanlı devletinin kurbanları olarak gördü ve bu yalandan da kâr sağladı.

Yedinci gerçek: Osmanlı İmparatorluğu sona erdi, savaşı bitirmek için anlaşmalar imzalandı ve Osmanlı İmparatorluğu topraklarından vazgeçti. Modern Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu'nun halefi değildir çünkü siyasi sistemi farklıdır ve modern Türkiye'yi bir yalan olan Ermeni Soykırımı ile suçlamak kabul edilemez.

Sekizinci gerçek: İngiltere, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı paralı asker olarak seferber ettiği Ermenileri ve Süryanileri, kuzey İran ve güney Türkiye'de binlerce Kürt, Arap ve Fars'ı öldürmeye kışkırttı. Bu paralı askerler birçok şehri yerle bir etti ve korkunç katliamlar gerçekleştirdi; bunlar tarihi olarak kaydedilmedi çünkü tarih kazananlar tarafından yazılır. Ancak iletişim devrimi ve internet teknolojisi ile birlikte İngiliz belgelerinin yayınlanması, sömürge tarihinin ve insanlığa karşı işlenen suçların bu karanlık sayfalarını gün yüzüne çıkardı. Aynı zamanda, ateşkes ve Osmanlı Devleti’nin anlaşmayı imzalamasından sonra, İngiltere, Türklere, Kürtlere ve Araplara karşı katliamlar gerçekleştiren Yunanlıları getirdi ve ardından onların yeniden Yunanistan'a çekilmesini kolaylaştırdı.

Dokuzuncu gerçek: Ermeni mülteciler Irak'taki toplam mülteci sayısının yüzde 25'ini, Süryani mülteciler ise yüzde 75'ini oluşturuyordu. İngiltere ve dünya, Süryaniler sorununu yıllarca görmezden geldi çünkü onları Irak ve Suriye'ye yerleştiren İngiltere’ydi. Aynı İngiltere, Türkiye üzerinde siyasi veya ekonomik baskı uygulamak istediği her zaman Ermeni Soykırımı yalanını kullanmaya devam ediyor.

Onuncu gerçek: İngiltere, karanlık bir geçmişe sahip aynı sömürgeci güç olmayı sürdürüyor ve Irak'a karşı komplolar kurmaya devam ediyor. Bunca yıldan sonra, 1916'da bir İngiliz haritacı tarafından Musul'un güneyindeki bölgeye verilen “Ninova Ovası” adını yeniden kullanmaya başladı. Amacı da Irak'ı bölmek ve Musul'un güneyinden Türkiye sınırına kadar olan bölgeyi ondan kopararak, Türkiye'nin güney sınırında gerilim kaynağı olacak yapay bir devlet kurmaktır.

Günümüz İngiliz neslinin kendi tarihini bilme hakkı vardır ve dünyanın dört bir yanındaki kolonileriyle ilgili İngiliz belgelerini okumalıdır. Onurlu bir yaşam sürmek isteyen herkes, atalarının hatalarını kabul etmeli ve kurbanlardan en azından manevi olarak af dilemelidir.



Saudi FM Meets Ghanaian Counterpart on Sidelines of UN General Assembly

Saudi Minister of Foreign Affairs Prince Faisal bin Farhan bin Abdullah meets with Ghana's Minister of Foreign Affairs Samuel Okudzeto Ablakwa. (SPA)
Saudi Minister of Foreign Affairs Prince Faisal bin Farhan bin Abdullah meets with Ghana's Minister of Foreign Affairs Samuel Okudzeto Ablakwa. (SPA)
TT

Saudi FM Meets Ghanaian Counterpart on Sidelines of UN General Assembly

Saudi Minister of Foreign Affairs Prince Faisal bin Farhan bin Abdullah meets with Ghana's Minister of Foreign Affairs Samuel Okudzeto Ablakwa. (SPA)
Saudi Minister of Foreign Affairs Prince Faisal bin Farhan bin Abdullah meets with Ghana's Minister of Foreign Affairs Samuel Okudzeto Ablakwa. (SPA)

Saudi Minister of Foreign Affairs Prince Faisal bin Farhan bin Abdullah met in New York on Saturday with Ghana's Minister of Foreign Affairs Samuel Okudzeto Ablakwa on the sidelines of the High-Level Week of the 81st session of the United Nations General Assembly, the Saudi Press Agency said.

During the meeting, the two sides reviewed bilateral relations and explored ways to expand cooperation across a range of fields. They also discussed regional and international developments, as well as other issues of mutual interest.


Al-Salman Meets Tareq Saleh in Riyadh to Coordinate Yemen Fronts

Lieutenant General Fahd al-Salman during his meeting with General Tariq Saleh in Riyadh on Saturday (The Coalition)
Lieutenant General Fahd al-Salman during his meeting with General Tariq Saleh in Riyadh on Saturday (The Coalition)
TT

Al-Salman Meets Tareq Saleh in Riyadh to Coordinate Yemen Fronts

Lieutenant General Fahd al-Salman during his meeting with General Tariq Saleh in Riyadh on Saturday (The Coalition)
Lieutenant General Fahd al-Salman during his meeting with General Tariq Saleh in Riyadh on Saturday (The Coalition)

Saudi Joint Forces Commander Lt. Gen. Fahd al-Salman met on Saturday in Riyadh with Lt. Gen. Tariq Saleh, a member of Yemen’s Presidential Leadership Council and commander of the National Resistance Forces, to discuss the developments in Yemen.

The Coalition to Restore Legitimacy in Yemen said in a statement that the two men met to discuss ways to strengthen and coordinate their joint efforts and bolster the readiness of Yemen’s armed forces on all fronts to restore the state and its national institutions.

The two sides stressed the importance of maintaining unity, coordinating efforts and roles, and continuing joint work to boost morale, retrain military units and improve their combat readiness in the campaign to restore the state and its institutions. They said this would help fulfill Yemenis’ aspirations for renewed security and stability and a better future.

Al-Salman commended Tariq Saleh for his leadership within Yemen’s Presidential Leadership Council and his command of the National Resistance Forces, praising the sacrifices made by the force and its members in efforts to restore state institutions and end Houthi control.


15 عاماً من «تكريم»... باريس تحتفي بمَن وسَّعوا المساحة لغيرهم

ليلة عَبَرَت فيها الحكاياتُ الأجيال (تكريم)
ليلة عَبَرَت فيها الحكاياتُ الأجيال (تكريم)
TT

15 عاماً من «تكريم»... باريس تحتفي بمَن وسَّعوا المساحة لغيرهم

ليلة عَبَرَت فيها الحكاياتُ الأجيال (تكريم)
ليلة عَبَرَت فيها الحكاياتُ الأجيال (تكريم)

كانت باريس موعدَ «تكريم» مع عامِها الخامس عشر. نحو 400 مدعوّ التقوا في فندق «إنتركونتيننتال باريس لو غراند» قادمين من العالم العربي وأوروبا والولايات المتحدة وخرائط أخرى. احتفال بإنجازات عربية عَبَرَت الحدود، وبشبكة نسجتها المؤسّسة منذ انطلاقها عام 2010. وإنما شيء آخر كان يتشكَّل خلف مشهد الجوائز والأسماء الكبيرة. فالنجاح الذي احتفت به الأمسية لم يبقَ سيرةً شخصية مُكتملة العناصر. اقترب من البدايات التي لا يملك الإنسان اختيارها، وقد تمنحه الحياة فيها كثيراً أو تحرمه كثيراً قبل أن يخطو خطوته الأولى.

من المنصّة إلى مَن هم خارجها (تكريم)

أربعة أسماء تصدَّرت التكريم. باتريك شلهوب، أحد أبرز روّاد صناعة السلع الفاخرة عالمياً، نال جائزة «إنجازات العمر». وكُرّم رئيس مجلس الإدارة والرئيس التنفيذي لمجموعة «CMA CGM»، رودولف سعادة، عن مسيرته في الأعمال والتجارة الدولية، والشيخة باولا الصباح عن التزامها بالثقافة والفنون والعمل الإنساني، في حين نال رجل الأعمال والناشر رجاء صيداوي، الرائد في المعلومات الاستراتيجية المتعلّقة بالطاقة، جائزة «الإرث».

ليلة عَبَرَت فيها الحكاياتُ الأجيال (تكريم)

قدَّمت غيدا فخري الأمسية بحضور شخصيات من عالم السياسة والأعمال والدبلوماسية والثقافة، من بينها رئيس الوزراء الفرنسي الأسبق دومينيك دو فيلبان، ووزير الاقتصاد الفرنسي الأسبق برونو لومير. ووسط الاحتفاء بمَن صنعوا أسماءهم، أعاد مؤسِّس «تكريم» ورئيسها التنفيذي ريكاردو كرم النظر إلى الذين يقفون غالباً خارج الضوء في حكايات النجاح. شخص آمن بنا، وآخر منحنا فرصة، ويد امتدّت في الوقت المناسب. فاختارت «تكريم» أن يذهب ريع مزادها الخيري إلى «جمعية بيت الطفل اللبناني» (AFEL)، بجانب برنامجها للإرشاد والتوجيه المهني، لتحضر الطفولة في أمسية تحتفي بمسارات قطعت شوطاً طويلاً. فقبل أن يحتاج الإنسان إلى مَن يؤمن بموهبته، يحتاج في طفولته إلى عالم لا يؤذيه. الفرص تأتي لاحقاً. القدرة على استقبالها تُبنَى في سنوات لا يعرف الطفل خلالها أنه يبني مستقبله أصلاً.

أربعة أسماء أمام الضوء... وآلاف خلفه (تكريم)

منذ تأسيس «AFEL» عام 1976، مرَّ عبر عملها أطفال وعائلات وضعتهم الحياة أمام العنف أو الإهمال أو الجوع أو الانقطاع عن المدرسة. ووفق سفير الجمعية من الجيل الثالث، الشاب بول حجّار الذي قدَّم شهادة شخصيّة في الحفل، فقد رافقت أكثر من 12 ألف طفل وعائلة. وإنما جوهر الخمسين عاماً يصعب اختزاله في عدد. فالطفولة لا تنتهي عندما يكبر صاحبها. ما يحدث خلالها قد يستمر في الطريقة التي يثق بها الإنسان بنفسه وبالآخرين، وفي ما يعتقد أنه يستحقّه من الحياة. وحين تتدخَّل الجمعية في تلك السنوات، فإنها تعمل في مرحلة لم تصبح فيها الخسارة نهائية بعد.

«تكريم» تجمع العالم في باريس (تكريم)

تجربة بول حجّار من الجهة المُقابلة. حكايته بدأت من حياة كانت أكثر سخاءً معه. هو في الرابعة والعشرين. نشأ في عائلة متماسكة، وحظي بتعليم لائق، ثم أسَّس شركته الناشئة، ومضى يرسم لنفسه الطريق الذي أراده.

لم تعرف طفولته الخوف من أن يبقى جائعاً، أو أن يفقد الأمان والحبّ. احتاج الدخول إلى «AFEL» كي يرى الطفولة بعين أخرى. الأشياء التي لم ينتبه إليها لأنه امتلكها منذ البداية، أدرك للمرّة الأولى أنها ليست متاحة للجميع.

ومن هذه المعرفة يقول بول: «المشقّة ظرفٌ وليست حُكْماً، والمستقبل اتجاه وليس قدراً». في موقفه رفضٌ لأن تتحوَّل بداية الطفل إلى خاتمته. فالطفل المعنَّف ليس العنف الذي وقع عليه. والطفل المُهمَل أكبر من الإهمال الذي أحاط به. والفقر الذي وُلد فيه لا يملك حقّ تقرير قيمته أو مستقبله. التدخُّل في سنوات الطفولة محاولة لفصل الإنسان عن مصير قد تفرضه عليه ظروف لم يخترها.

جَدٌّ بدأ وحفيدٌ يُكمل الحكاية (تكريم)

وعلاقة عائلة حجّار بـ«AFEL» سبقت بول. جدّه جان، البالغ اليوم 96 عاماً، رافق الجمعية منذ تأسيسها قبل 50 عاماً على أيدي غبريال وسيمون وردة، بجانب المونسنيور غريغوار حداد، وإيلي ومنى بطل، وجوزف بخّاش، الذين استُعيدت ذكراهم في الأمسية. واصل والده غسّان حجّار ذلك الالتزام. فخلال العقد الأخير، خاض مرّتين تجارب جسدية دفعت به إلى أقصى حدود الاحتمال عبر الجبال والصحراء، وجمع أكثر من 250 ألف دولار لأطفال الجمعية. من تجربة والده، استخلص بول معنى آخر للمشقَّة. يمكن لمَن يدخل الصحراء بإرادته أن يعدّ الأيام حتى نهايتها. ثمة أطفال تبدأ محنتهم وهم لا يزالون في أول العُمر.

وقف الحفيد في باريس مكان الجدّ. لم تكن المسافة بين رجل في الـ96 وشاب في الـ24 مسافة عُمر فقط. كان بينهما إرثٌ ظلَّ يجد مَن يحمله.

نجاحٌ يفتح الباب وراءه (تكريم)

وحضر الفنّ أيضاً في المزاد الذي نُظِّم بالتعاون مع «كريستيز» دعماً لهذه القضية. فقد ضمّ أعمالاً لنبيل نحّاس، وسيمون فتّال، وتجارب خاصة. واختار بول أن ينهي كلمته من جهة الأطفال: «الأمل ليس سذاجة. الأمل هو الجيل المقبل»، ثم أعاد تعريف ما كان معروضاً أمام الحاضرين بقوله: «كلّ قطعة فنية تُزايدون عليها الليلة هي طفولة تُعاد إلى طفل يحتاج إليها».

بول حجّار لم يرث عن جدّه موقعاً في «AFEL»، ولا عن أبيه تحدّياته في الجبال والصحراء. الذي وصل إليه كان شيئاً لا يُورَّث بالمعنى المُتوقَّع. نشأ وهو يرى أنّ حياة أشخاص لا يعرفهم يمكن أن تكون شأناً يخصّ عائلته. وفي عامها الـ15، احتفت «تكريم» بأسماء أنجزت، ووضعت الفنّ في خدمة أطفال لا نعرف أسماءهم. فما يُجمِّل الأسماء الكبيرة حقاً هو إفساحها في الحياة مكاناً لاسم لم يُكتَب بعد.