İsrail'in Suriye üzerine oynadığı bahis: Diyalog değil, zorlama

İsrail, askerleri zaten sahada olduğu için kendisini herhangi bir taviz vermek zorunda hissetmiyor

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

İsrail'in Suriye üzerine oynadığı bahis: Diyalog değil, zorlama

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Michael Horowitz

ABD ve İsrail arasında sadece birkaç alanda temel farklılıklar söz konusu. Bunlardan biri Suriye'de biraz beklenmedik bir şekilde ortaya çıktı. İsrail, ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'yı hızlı bir şekilde kucaklamasından endişe duymuş, İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz, Şara'yı ‘takım elbiseli bir cihatçı’ olarak tanımlamıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümeti, Trump'ın geçtiğimiz mayıs ayında Suudi Arabistan'da (El Kaide ile bağlantılı) El Nusra Cephesi'nin (daha sonra adı Heyet Tahrir Şam/HTŞ olarak değişti) eski lideriyle görüşmesi karşısında şaşkınlığa uğradı. Şara'nın Oval Ofis'i ziyareti ve Washington'ın Suriye'ye yönelik yaptırımları kaldırma kararı, İsrail'e Şam ile ilişkilerini normalleştirmesi için baskı yaptığı iddiaları ile siyasi olarak iki lider arasında açık bir yakınlaşma ortaya çıkınca, İsrail daha da öfkelendi. Bunun ötesinde, İsrailli yetkililer, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Trump’ın Suriye dosyasındaki kilit isimlerinden biri olan Tom Barrack'ın Ankara'nın tercih ettiği yaklaşımı benimseme eğiliminden giderek daha fazla endişe duymaya başladı.

Elbette, Suriye meselelerine dahil olan birçok gözlemci, Washington'ın yeni Suriye liderine yönelik hızlı ve beklenmedik yaklaşımını övdü. Trump'ın Suriye’ye uygulanan bazı yaptırımları kaldırma yönündeki erken kararı, Suriye'nin yıllarca süren uluslararası tecridinin ardından yeniden entegrasyonunun hızlanacağına dair umutları artırdı. Bu izolasyon süresince Suriye, Washington'ın bakış açısına göre ‘kötülük ekseninin’ Tahran'ın anlatısına göre ‘direniş ekseninin’ bir parçası olarak nitelendirilmişti. Amerika Birleşik Devletleri, rejimi "suçlu olduğu kanıtlanana kadar masum" olarak değerlendirerek, ispat yükünden cesurca uzaklaştı. Bu ayrım sadece terminoloji meselesi değil; yaptırımların kısmen hafifletilmesi bile, Washington'ın yeni Suriye ile yatırım ve diplomatik ilişkileri engellemeyeceği konusunda ortaklara ve bölgesel güçlere net bir mesaj gönderiyor. Aynı zamanda, tecrit edilen Şam'ın ABD’nin düşmanlarının kollarına itilmesi veya uzun süredir tek müttefiki olan Türkiye'ye güvenmek zorunda kalması gibi bir senaryoyu da önlüyor.

Şara’nın Beyaz Saray'ı ziyareti ve Başkan Trump ile görüşmesinden birkaç hafta sonra Netanyahu, Suriye'nin güneyinde İsrail'in kontrolündeki bölgeyi ziyaret etti.

Ancak Netanyahu, Trump ile Şara arasındaki politika değişikliğini veya şahsi ilişkiyi sadece pragmatik bir politika olarak değil, stratejik bir risk olarak görüyor. Bu bağlamda, İsrail hükümeti, Beşşar Esed rejiminin düşmesinden birkaç saat sonra, Suriye'de kalan askeri mevzilere kapsamlı saldırılar düzenleme ve Suriye'nin güneyindeki mevcut askerden arındırılmış bölgenin dışında yeni bir tampon bölge oluşturma kararının doğru olduğunu düşünüyor. 7 Ekim sonrası İsrail güvenlik kurumlarının bir dizi bileşeninde hakim olan zihniyet açıktır: ülke başkalarının iyi niyetine güvenemez, yalnızca kendi askeri gücüne güvenebilir. Bu görüşün destekçileri, Suriye'yi bu tezlerinin açık bir örneği olarak görüyor. İsrail, güvenliğini dostane ama değişken bir ABD Başkanı’na veya Şara’nın pragmatizmini sürdüreceğine dair Batı'nın iddiasına dayandıramaz. Sadece sınırdaki askerlere güvenmekten başka çaresi kalmıyor. Sonuç olarak Başbakan Netanyahu, Şara'nın Beyaz Saray'ı ziyareti ve Başkan Trump ile görüşmesinden birkaç hafta sonra, İsrail'in kontrolündeki Suriye’nin güney bölgesini bir kez daha ziyaret ederek açık bir mesaj verdi. Bu mesajda ‘İsrail, iyi niyet ve vaatler karşılığında vazgeçmeyeceği kozlara sahiptir’ deniliyordu.

İsrail'in ‘satın alamayacağı’ lider

İsrail'in Ahmed eş-Şara konusunda endişelenmesi için bazı nedenleri var. Şara, kökenleri Golan Tepeleri'ne dayanan ve 1967 yılında İsrail'in bu bölgeyi ele geçirmesiyle yerinden edilen binlerce Suriyeli arasında yer alan bir aileden geliyor. Ailesi önce Şam'a, ardından Bağdat'a ve sonra da Riyad'a taşınmıştı. Şara, çocukluğunun çoğunu Suriye'nin başkentinde geçirmesine rağmen, El Nusra Cephesi'ni kurduğunda (Golan Tepeleri’ne nispetle) ‘el-Culani’ adını aldı. Şara'nın utangaç, içe dönük bir gençken Irak'taki El Kaide üyesine dönüşen yolculuğu, kısmen ikinci intifada ile kesişiyor.

Suriye'nin demokrasiye geçişi elbette İsrail'in başlıca endişesi değil, ancak Şara'nın iktidarı paylaşma isteği, İsrail'in ilgiyle izlediği önemli bir gösterge olmaya devam ediyor.

İsrailli yetkililerin bazıları, hükümetin meşruiyeti konusunda derin şüphelerini dile getirdi. İsrail hükümetinin bu konudaki kamuoyuna yaptığı açıklamalar, sürekli alaycı bir üslupla yapıldı. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Şam’daki yeni hükümeti ‘meşru bir hükümet değil, bir çete’ yeni Suriyeli yetkilileri de ‘önce İdlib'de olan, sonra da başkenti ele geçiren teröristler’ olarak nitelendirdi. İsrail Dışişleri Bakanlığı, Şara'nın bir fotoğrafını ‘Cihatçılar takım elbiseli de olsalar yine cihatçıdır’ başlığıyla yayınladı. İsrail Diaspora İşleri ve Antisemitizmle Mücadele Bakanı Amihay Şikli, Suriye askerlerinin Gazze yanlısı sloganlar attığını gösteren bir videoyu örnek göstererek ‘savaşın kaçınılmaz olduğu’ sonucuna vardı.

thy
Golan Tepeleri'nden Suriye'nin güneyine doğru bakan İsrail askeri, 25 Mart 2025 (AFP)

Netanyahu, sadık destekçilerinin kirli işleri yapmasına ve acımasız saldırılar düzenlemesine izin verirken, kendisi daha az agresif ama daha net bir tutum sergiledi. Başkan Trump ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada Netanyahu, “Şara’ya baktığımda, sahada neler yapıldığını, gerçekte neler başarılmaya çalışıldığını göreceğim. Suriye barışçıl bir ülke olacak mı? Ordusundaki cihatçılar ortadan kaldırılacak mı? Suriye'nin güneybatısında silahsız bir bölge oluşturmak için benimle iş birliği yapacak mı?” ifadelerini kullandı. Şara’nın Washington ziyaretinin ardından yapılan özel bir toplantıda Netanyahu’nun, Batı'nın Suriye liderini kucaklamasının ‘Şara’yı kibirli hale getirdiğini’ söylediği bildirildi. İsrail Başbakanı, Batı'nın iyi niyetinin İsrail'e baskı yapmak için bir araç olarak kullanılmasını izin vermeyeceğini ima etti.

İsrail'in hesapları

Başbakan Netanyahu’nun açıklamaları, İsrail'in gerçek tutumunu anlamak için büyük önem taşıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre zira bu sadece bir müzakere taktiği. İsrail hükümeti, Ahmed eş-Şara’yı Şam'da açılan ‘yeni bir sayfa’ olarak değil, kontrol altına alınması gereken potansiyel bir tehdit olarak görüyor. Netanyahu, Şara'nın kariyerini ve cihatçı geçmişini bir baskı aracı olarak kullanırken, onun pragmatizmini test ediyor ve Suriye'deki savaş sonrası düzeni, İsrail'in stratejik üstünlüğünü koruyacağına inandığı şekilde biçimlendirmeye çalışıyor. İsrail'in Şara ile ilgili endişeleri temelsiz ya da hayal ürününden ibaret değil. Şara, sadık destekçileri üzerindeki gücünü pekiştirmek ve kendini başkan olarak atamak için hiç vakit kaybetmeden hareket etti. Azınlıklara yönelik bazı jestlerde bulunsa da geçiş rejimi gerçek demokrasiye doğru ilerlemedi. Zira yeni Halk Meclisi'nin bazı üyeleri başkan tarafından seçilirken, diğerleri yerel seçim organları tarafından seçildi.

HTŞ'nin İdlib'de benimsediği yönetim modeli, bazı yerel temsilcilerin Halk Meclisi’ne girmesine izin verse de gerçek iktidarın anahtarları Şara ve iktidarının elinde kalmaya devam etti.

Suriye’nin demokrasiye geçişi kesinlikle İsrail'in öncelikli kaygısı değildir. Ancak, Şara'nın iktidarı paylaşma istekliliği, özellikle de Şara'nın eski bağlantılarından gerçekten uzaklaşıp uzaklaşmadığını ya da halen onlara güvenip güvenmediğini değerlendirmek açısından İsrail’in yakından izlediği önemli bir gösterge olmaya devam ediyor.

Şara, özünde pragmatik ve İsrail ile bir arada yaşamaya açık olsa da yine de grubunu ikna etmek ve bir sonraki adımları için grubun desteğini almak zorunda. HTŞ (geçtiğimiz yıl Esed rejiminin çöküşünü hızlandıran Halep saldırısında liderlik ettiği hareket), liderlerinden daha az esnek olan ideolojik olarak radikal savaşçılardan oluşan bir çekirdek gruba sahip. Şara, daha önce de bu sorunla karşı karşıya kalmıştı: İdlib’de DAEŞ'in şubeleriyle savaştı, ardından sınır ötesi cihatçılıktan uzaklaşmasından hayal kırıklığına uğrayan HTŞ eski üyelerini çeken El Kaide bağlantılı Hurras ed-Din ile çatıştı.

Hatta gizlice ABD ile iş birliği yaparak, İdlib'deki El Kaide üyelerinin suikastına katkıda bulunan istihbarat sağladı. Cumhurbaşkanı olduktan sonra, Suriye'nin DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’na resmen katılmasını da kabul etti.

Daha sonra DEAŞ olacak olan örgütten ayrılma ve ardından El Kaide'yi tamamen terk etme kararının iyi niyetle alındığına şüphe yok. Zira bu karar Şara’nın otoritesini pekiştirmeye katkıda bulundu. Eski cihatçı destekçileriyle bağlarını koparan Suriye’nin yeni lideri, siyasi kaderini kontrol altına almayı başardı. Bu tür sert bir pragmatizm, İsrail'in bakış açısından güven verici görünebilir, ancak paradoksal olarak, İsrail'i müzakereler üzerinde kalıcı bir baskı kurmaya zorluyor.

Şara'nın geçmişi göz önüne alındığında, İsrail ile bir anlaşma imzalaması durumunda kendisine sadık güçleri kontrol altında tutma kabiliyeti konusunda önemli bir soru ortaya çıkıyor. Hükümet yanlısı güçlerin (Suriye’nin kıyı bölgesinde Esed rejiminin kalıntılarının kısa süreli isyanı sırasında ve güneyde Dürzilerle patlak veren çatışmalarda) sivilleri öldürmesi, geçiş dönemi yetkililerinin ya güçleri üzerinde tam kontrol sahibi olmadıklarını ya da ihlallere göz yumduklarını veya daha kötüsünü yaptıklarını gösteriyor. Burada İsrail'in ortaya çıkan merkezi devleti zayıflatmaya yaptığı katkılar da göz ardı edilmemeli. Netanyahu hükümeti, Suriye'nin silah depolarına defalarca kez saldırı düzenlemiş ve güçlü bir ülke yerine daha zayıf, daha parçalanmış bir ülkeye bahis oynuyor gibi görünüyor.

Belki de Netanyahu, azınlıklarla ilişki kurarak ve Şam'ın güney üzerinde tam kontrol kurmasını engelleyerek, Suriye'nin başkenti ile İsrail sınırları arasında bir tampon bölge oluşturabilecek yerel güçlerle ortaklıklarını sürdürmeyi umuyor.

Katı tutum

Netanyahu'nun Suriye'ye yönelik katı tutumu nispeten basit bir yapıya sahip. İsrail, durumu sıkı bir şekilde kontrol altında tuttuğuna inandığı için tavrından vazgeçmeyecek. Diyalog kapısı açık, ancak Suriye güneydeki güvenliği önemli ölçüde sıkılaştırmayı kabul etmeden ve İsrail karada ve havada önemli bölgeleri kontrol etmeye devam etmeden bu mümkün değil.

juı
Fotoğraf: AFP

Suriye hükümeti İsrail'in bazı taleplerini kabul etmiş gibi görünüyor, ancak Suriye'nin egemenliğini ihlal ettiğini düşündüğü diğer talepleri reddetmiştir. İsrail, kuvvetleri zaten bölgede bulunduğundan ve mevcut durum (Suriye merkezi devletinin zayıflığı ve İsrail'in bölgedeki askeri varlığının devamı) Netanyahu'nun kabul edebileceği bir durum olduğundan, kendini herhangi bir taviz vermek zorunda hissetmiyor. Aslında, İsrail'in Şara’yı itibarsızlaştırmaya yönelik devam eden kampanyası, olası bir anlaşmayı haklı çıkarmayı daha da zorlaştırabilir.

İsrail'in Suriye'ye yönelik politikası iki farklı yönde ilerliyor. Bir yandan yeni hükümete karşı açık bir düşmanlık varken, diğer yandan sorunlu geçmişi olan lidere karşı kırılgan bir güven duyuluyor.

Bu, İsrail güvenlik teşkilatının çeşitli kesimlerinin ciddiye aldığı risklerden biridir. İsrail şu anda zamanın kendi lehine işlediğini düşünüyor, ancak niyetlerini sınayacak bir anlaşmaya hızla varmak için fırsatı kaçırabilir. İsrail'in Suriye'nin güneyinde kalarak azınlıkları kutuplaştırmaya çalışması, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya ciddi bir muhalefet oluşturması, Şam'ı tek gerçek müttefiki olan Türkiye ile daha yakın iş birliğine itmesi ve İsrail sınırına yakın köylerdeki yerel halk arasında düşmanlığı körükleme korkusu hakim.

Netanyahu hükümeti dışında, bazı analistler ve gözlemciler bu endişeleri kamuoyuna dile getiriyor. İsrail askeri istihbaratının eski şefi Amos Yadlin, bir makalede Suriye ile bir anlaşmanın Hizbullah'a karşı en önemli silah olduğunu savundu. Yadlin, Suriye'de doğru stratejinin, İsrail'in daha acil tehditlere odaklanabilmesi için cepheyi kapatmak olduğunu belirtti. İsrail'in önde gelen araştırma merkezi olan İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü, İsrail'in agresif askeri tutumunun önlemeye çalıştığı tehditleri yaratabileceğine karşı uyararak (Yadlin de konuyla ilgili önceki makalelerinde aynı görüşü paylaşmıştı) ‘ihtiyatlı bir angajman’ çağrısında bulundu.

rgt
Suriye ile İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri arasındaki ateşkes hattı yakınlarında bulunan İsrail askeri araçları, 9 Aralık 2024 (Reuters)

İsrail'in Suriye'ye yönelik politikası iki farklı yönde ilerliyor. Bir yandan yeni hükümete karşı açık düşmanlık varken, diğer yandan sorunlu geçmişi olan lidere karşı kırılgan bir güven duyuluyor. Netanyahu'nun yaklaşımını eleştirenler, İsrail'in bu iki tutum arasında tereddüt etmesi gerektiğini savunmuyorlar, aksine politikalarının ve stratejilerinin Şara’yı sadece potansiyel bir tehdit olarak değil, aynı zamanda bir fırsat olarak da değerlendiren daha incelikli bir şekilde ayarlanmasını ve dikkatli, kesintisiz bir şekilde uyarlanmasını talep ediyorlar.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Güç ve kafa karışıklığı arasında gidip gelen Trump'ın ekibinin hızlı girişimleri ve ani kararları

Görsel: Nash
Görsel: Nash
TT

Güç ve kafa karışıklığı arasında gidip gelen Trump'ın ekibinin hızlı girişimleri ve ani kararları

Görsel: Nash
Görsel: Nash

Robert Ford

Washington'un Ukrayna'daki savaşı sona erdirme planı konusunda ABD hükümetinin üst kademelerinde geçtiğimiz yıl 22 Kasım’da yaşanan kafa karışıklığı, 50 yıldır ABD dış politikasını takip ettiğim süre içinde hiç görmediğim nadir bir zirveye ulaştı. Aynı ayın 20'sinde, ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'ye, savaştan çıkmanın bir yolu olarak sunulan 28 maddelik barış planını kabul etmesi için doğrudan baskı uyguladı. Ancak hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi partilerden Kongre üyeleri şartları görür görmez, bunları tamamen Rus taleplerinin listesi olarak değerlendirerek reddettiler.

sdfvbg
ABD Başkanı Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff, 21 Ekim'de İsrail'in J.D Vance ve Trump’ın damadı Jared Kushner ile birlikte basın açıklamasında bulunurken (Reuters)

Medya, planın ABD Başkanı Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un Florida'daki evinde düzenlenen toplantılarda, damadı Jared Kushner ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından gönderilen özel bir Rus temsilcinin katılımıyla hazırlandığını kısa süre sonra ortaya çıkardı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 22 Kasım'da gelişmeler karşısında artan öfkeyi yatıştırmak için bazı senatörlerle temasa geçti.

Senato'da yıllarca birlikte çalıştıkları için onları iyi tanıyordu. Ancak, Rubio ile görüşmelerinin hemen ardından, Rubio'nun planın Rusya kaynaklı olduğunu ve Washington’ın bunu sadece Kiev'e ilettiğini doğruladığını medyaya açıkladılar.

Dışişleri Bakanlığı bu iddiayı hemen yalanladı ve senatörlerin bakanı yanlış anladığını, 28 maddenin Amerikan planı olduğunu ve Ukrayna'nın bu temelde hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

Washington ve Avrupa'da eleştiriler artarken, Trump o akşam Beyaz Saray basın toplantısında planı değiştirmeye açık olduğunu söyledi.

Arku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre sürecin kırılganlığını ortaya koyan bu karışıklığın ardından Witkoff ve Kushner, Ukrayna yetkilileriyle hızlı bir şekilde harekete geçerek yeni bir 20 maddelik plan hazırladı. Bu plan, daha sonra aralık ve ocak aylarında Moskova ve Kiev ile yapılan müzakerelerin temelini oluşturdu.

Hızlı girişimler ve ani kararlar

Bu senaryo, Amerikan karar alma sürecinin olağan bağlamında tipik bir durum değildir. Trump'ın dış politika yaklaşımını anlamak için, Gazze'deki savaşın kapsamını ve yoğunluğunu azaltmak gibi bazı başarıların, Ukrayna'daki ilk 28 maddelik planı çevreleyenler gibi, aynı derecede yoğun kafa karışıklığının yaşandığı anlarla birlikte gelebileceğini kabul etmek önem arz ediyor. Trump, Ortadoğu ve Ukrayna dosyalarını yönetmek için, Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Marco Rubio, Başkan Yardımcısı Vance ve Genel Sekreteri Susan Wojcicki, eski dostu ve milyarder iş adamı Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner’ı görevlendirdi. Bu kişiler, kararları alıp bunları olağanüstü bir hızla uygulamaya koyma becerisiyle tanınıyor. Başkana olan yakınlıkları, bu kişilere dünyanın dört bir yanındaki üst düzey liderlerle görüşebilecekleri açık pencereler sağlıyor.

Geçtiğimiz ekim ayında Witkoff ve Kushner, Trump'ın nüfuzunu kullanarak İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'ya baskı uyguladı ve sonunda ateşkes ve Gazze'deki savaşı sona erdirmek için ABD'nin planını kabul etmesini sağladı. 2025'in sonunda ekip, Gazze'ye insani yardım akışını üç katına çıkarmayı başardı. Bunlar somut etkiye sahip adımlardı, ancak ateşkesi istikrara kavuşturmak, kalıcı barışı sağlamaktan daha kolaydı. Gazze'deki ateşkes kırılganlığını korudu ve tam olarak uygulanamadı, Ukrayna'da ise halen ateşkese ulaşılamadı.

Hatalar ve yavaş takip

Amerikan başkanlarının dış politikayı yönetirken küçük bir danışmanlar çevresine güvenmeleri alışılmadık bir durum değildir, ancak Trump yönetimi bunun ötesine geçerek, sürpriz bir hamle ile Ulusal Güvenlik Konseyi personelinin yarısından fazlasını görevden aldı. Bu keskin azalma ile Konsey'in rolü, en üst düzey karar alma çevrelerinden izole olacak ve önemli kararların ayrıntılarını takip edemeyecek veya krizlere dönüşmeden önce bunların sonuçları konusunda uyarıda bulunamayacak kadar azaldı. Washington'da her zamanki kurumsal süreç izlenseydi, Ulusal Güvenlik Konseyi, Witkoff, Kushner ve Trump'ı 28 maddelik planın Ukrayna, Avrupa ve Kongre'de tetiklediği muhalefet dalgası konusunda uyarırdı.

Witkoff, Rusya'nın toprak taleplerini defalarca yanlış değerlendirdi ve bazen Moskova'nın aslında esas olarak Kiev'in kontrolü altında olan toprakları terk ettiğini düşündü.

Aynı zamanda, bu kurumsal çerçevenin dışında, Witkoff ve Kushner'in yakın arkadaşları uzmanlık alanlarının ötesinde roller üstleniyorlar. Bunlar arasında Ukrayna savaşı müzakerelerinin yönetiminde yer alan New Yorklu finans yöneticisi Josh Greenbaum ve Gazze'nin yeniden inşasının planlamasından sorumlu Aryeh Lightstone da bulunuyor. Geçtiğimiz yıl Gazze’deki insani krizin kötüleşmesiyle Lightstone ve üstleri, uluslararası yardım sistemini atlayarak alternatif bir mekanizma oluşturmaya karar verdiler.

Gazze İnsani Yardım Fonu'nun faaliyetleri, yardım çalışmalarına ilişkin uluslararası standartlardan saparak Gazzelileri sınırlı miktarda gıda elde etmeye çalışırken ciddi tehlikelere maruz bıraktı ve ardından yaygın eleştirilere maruz kaldı. Bununla birlikte ne Lightstone ne de Greenbaum, kararların anlam ve etkililiğini belirleyen ince ayrıntıların formüle edildiği Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ve istihbarat kurumlarıyla karmaşık koordinasyonu yönetme konusunda yeterli deneyime sahipti.

Bu bağlamda yukarıda bahsi geçen kişilerden oluşan bu küçük çevrenin sahadaki karmaşıklıkları kavramakta ve gelişmeleri öngörmekte zorluk çekmesi şaşırtıcı değil. Rusya'nın bölgesel taleplerini defalarca yanlış değerlendirdi ve bazen Moskova'nın aslında Kiev'in kontrolü altında olan toprakları terk ettiğini düşünen Witkoff, geçtiğimiz yılın mart ayında, Moskova ve Kiev ile yaptığı görüşmelere dayanarak, Beyaz Saray her iki ülkedeki enerji altyapısına yönelik saldırıları sınırlayan kısmi bir ateşkes ilan etti. Ancak anlaşma, herhangi bir yaptırım veya caydırıcı önlem alınmadan kısa sürede çöktü.

bgrthfrgt
ABD Başkanı Donald Trump, Mısır'ın Şarm eş-Şeyh kentinde Gazze’deki savaşı sona erdiren uluslararası zirve sırasında konuşma yaparken, 13 Ekim 2025 (Reuters)

Witkoff, geçtiğimiz ocak ayında gerçekleşen Davos Forumu’nda medyaya Moskova ile Kiev arasındaki farklılıkların tek bir konuşulmayan konuya indirgendiğini söyledi. Muhtemelen toprak kontrolü konusuna atıfta bulunuyordu, ancak bu konu en büyük ve en çözümsüz anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyordu. Kiev de güvenlik garantileri ve yeniden inşa planının henüz kesinleşmediğini kamuoyuna açıklamaya devam etti. Witkoff ve Kushner'in 22 Ocak'ta Putin'i ziyaret etmelerinin ardından, Rusya Dışişleri Bakanlığı toprak taleplerinden geri adım atmayacağını vurgularken, Rus yetkililer mevcut Ukrayna hükümetinde değişiklik yapılması çağrısını yineledi. Böylece, nihai bir anlaşmaya varmanın yolunun ‘tek bir mesele’ ile sınırlı olmadığı, karmaşık bir dizi koşul, denge ve kumar ile engellendiği ortaya çıktı.

ABD’li diplomatlar geçtiğimiz sonbaharda, Amerikan barış planını nasıl uygulanabilir bir mekanizmaya dönüştürebilecekleri konusunda net bir fikir sahibi değillerdi.

Ukrayna ve Gazze dosyalarını yöneten bu departmanın çalışmalarındaki bir ciddi sorun, zaman yetersizliği ve sürekli takip yapmanın zorluğu. Gazze’de ateşkes planıyla ilgili ivme geçen sonbaharın sonlarında yavaşlarken, Witkoff ve Kushner Ukrayna dosyasıyla meşgullerdi. Beyaz Saray içinde uygulamayı takip etmek için küçük bir çalışma grubu oluşturdular, ancak bu grup ilk aşama için temel koşulları yerine getiremedi. İsrail, askeri operasyonlarına devam etti ve 10 Ekim'de ateşkesin başlamasından sonra 400'den fazla Filistinliyi öldürdü. Refah Sınır Kapısı’nı açma çabaları sarf edildi.

Witkoff ve Kushner, bu yılki Davos'ta, Gazze’ye insani yardımların ulaştırılmasının iyileştirilmesi meselesini ele aldılar, ancak ilk aşamadaki başarısızlıkları geride bırakarak ikinci aşamaya geçtiler. İkili, Gazze Uluslararası İstikrar/Görev Gücü ile ilgili fikirlerini sundu. Bunlar arasında, birkaç yıl içinde yarım milyon Gazze sakini için Refah'ı yeniden inşa etmeyi, sahili lüks bir turizm merkezi haline getirmeyi ve yapay zeka ile çalışan bir yüksek hızlı demiryolu ağı ve lojistik sistemi oluşturmayı öneren Project Sunrise (Sunrise Projesi) da vardı. Projenin finansal tahminleri halen belirsiz, ancak proje için on milyarlarca dolar gerekecek.

Kushner, Davos'ta biçim olarak etkileyici ancak Gazze'nin gerçeklerinden çok uzak bir vizyon sundu. Gazzelilerin yeniden inşa yıllarında nerede yaşayacaklarını, tarıma elverişsiz arazilerle nasıl başa çıkılacağını veya devam eden İsrail saldırıları sorununu nasıl çözeceklerini açıklamadı. Projeyi finanse etmek için özel yatırımcıları çekmenin istikrarlı bir güvenlik ortamı olmadan mümkün olmayacağını kabul etti, ancak uluslararası istikrar gücü planının hala belirsiz olduğunu ve taahhütlerin alınması ve fikirlerin gerçeğe dönüştürülmesinin uzun zaman alacağını belirtmedi. Hamas'ı silahsızlandırma planı ise, milisleri silahsızlandırma konusunda diğer deneyimlerden alınan genel ilkelerle sınırlıydı ve net uygulama adımları ya da bir takvim barındırmıyordu. Fikirler üretilebilir ve kavramlar geliştirmesi çok da zor olmaz. Ancak bunları uygulanabilir politikalara dönüştürmek zaman, uzman bir ekip ve titizlikle takip etme becerisi gerektirir. Trump'ın ekibinin bu tür bir çabayı sonuna kadar sürdürebilecek kapasitede olduğu net değil.

Barış Konseyi’nde aceleye getirilen çalışmalar

ABD’li diplomatlar, geçtiğimiz sonbaharda Amerikan barış planını nasıl uygulanabilir bir mekanizmaya dönüştürebilecekleri konusunda net bir düşünceye sahip değillerdi. Ancak halihazırda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) bir alternatif olmadığından 17 Kasım'da 2803 sayılı Karar ile planı kabul etti.

16 Ocak'ta Barış Konseyi’nin kurulacağı duyuruldu, ancak hazırlıklar aceleye getirilmiş ve eksik kalmıştı, sanki cevaplara güvenmek yerine cevapları önceden belirlemişler gibiydi. 23 Ocak'ta yapılması planlanan imza töreninden sadece altı gün önce 60 ülkeye davetiyeler gönderildi. Bu büyüklükteki bir girişimin, tereddüt edecek birçok ülkede soru işaretleri uyandırması doğal olsa da Washington'ın bu soru ve endişelere ikna edici cevaplar verebilecek yeterli zamanı sağlayamaması hiç doğal değil.

Barış Konseyi Genel Direktörü Nikolay Mladenov ve onunla birlikte çalışan Filistinli ekip, sahada gerçek bir ilerleme kaydetmek amacıyla ABD’li ekipten ve Trump’tan kesintisiz erişim ve doğrudan destek almalı.

ABD yetkilileri, fikirlerini kamuoyunun gözü önünde tartışmak yerine, tüzüğü açıklamadan önce eylem planlarını iyice gözden geçirmiş olsalardı, bu sorunların bir kısmı önlenebilirdi. Öyle ki burada Franklin Roosevelt yönetiminin, 1945 yılında BM’yi kurmadan önce iki yıl boyunca dünya ülkeleriyle müzakere ettiğini hatırlatmak faydalı olacaktır. Kuveyt'in Irak işgalinden kurtarılması ve Körfez Savaşı'nı sona erdiren Şubat 1991'deki ateşkesin ardından, Bush yönetimi, Eylül 1991'deki Madrid Barış Konferansı'nın taslağını hazırlamak ve programlarını ve komitelerini düzenlemek için birkaç hükümetle sekiz ay süren yoğun müzakereler yürüttü. Öte yandan Trump’ın ekibi, kısmen medyaya bilgi sızması korkusundan, kısmen de diplomatların anlamlı bir katkı sağlayabileceğine şüpheyle yaklaşmasından dolayı, önemli girişimlerinde geleneksel diplomatik kanalları atlama eğilimindeydi. Yönetimin iç çevresi, önce büyük yankı uyandıran etkinlikler düzenlemeyi, sonra da zaman elverdiğinde ayrıntılara dönmeyi tercih ediyor.

Gazze'deki küçük ekip başarılı olacak mı?

Sonuçta, geniş kapsamlı ABD planı dışında Gazze için gerçekçi bir yol bulunmamakta ve başka ülkeler de Barış Konseyi’ne katılmayı tercih edebilir. Ancak Batı'nın desteğinin olmaması, yeniden inşa yükünü Körfez ülkeleri ve özel yatırım gruplarının omuzlarına daha ağır bir şekilde yükleyecekti. Aynı zamanda, Gazze'yi yönetmekle görevli Filistinli teknik ekibin kesin yetkileri hala belirsizliğini koruyor ve bu da Kudüs ile öngörülebilir sürtüşmelere kapı açarak, hızı belirlemek ve yeniden felce girilmesini önlemek için ABD'nin tekrar tekrar müdahale etmesini gerektirecek.

xzvfdvfgth
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin’de ABD'li temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner'ı karşılıyor, 22 Ocak 2026 (AFP)

Beyaz Saray, 16 Ocak'ta Witkoff ve Kushner'in yardımcıları Arié Lightstone ve Josh Greenbaum'un Barış Konseyi'ne danışman olarak atandığını duyurdu. Burada Kushner ve Lightstone'un, 2017-2018 yıllarında Filistin Yönetimi'nin talepleri karşısında hayal kırıklığına uğrayarak, 2019 ve 2020 yılları arasında Abraham (İbrahim) Anlaşmaları müzakereleri sırasında bölgesel barış vizyonunda Filistinlileri marjinalize etmeye çalıştıklarını hatırlatılmalı. Greenbaum’un Gazze’deki savaş sırasında Washington'ın İsrail'e verdiği desteği protesto eden öğrenci gösterilerinin düzenlendiği Amerikan üniversitelerini cezalandırmak için Trump yönetiminin çabalarına en aktif katılanlardan biri olduğu da unutulmamalı.

Barış Konseyi Genel Direktörü Nikolay Mladenov ve onunla birlikte çalışan Filistinli ekip, sahada gerçek bir ilerleme kaydetmek amacıyla ABD’li ekipten ve Trump’tan kesintisiz erişim ve doğrudan destek almalı.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy'nin ülkesinin iktidarındayken yaşadığı zorlu deneyimi, Mladenov ve meslektaşları için bir ders niteliğinde. Zira onlar Washington'da Zelenskiy'nin sahip olduğu düzeyde siyasi desteğe ve ABD başkentinde rüzgarın yönü değiştirdiğinde aynı manevra alanına sahip olmayacaklar.


Maskat müzakereleri: Sadece nükleer dosya ile kapsamlı anlaşma arasında

ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
TT

Maskat müzakereleri: Sadece nükleer dosya ile kapsamlı anlaşma arasında

ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)

Ömer Harkus

Umman'ın başkenti Maskat'ta Washington ve Tahran arasındaki müzakerelerin umut verici bir başlangıç ​​yaptığı yönündeki konuşmalar, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin Washington'un İran'a karşı askeri operasyon düzenlemesi durumunda, bölgedeki ABD üslerinin hedef alınacağı tehdidinde bulunmasını engellemedi.

İlk müzakere turunun sona ermesinden saatler sonra, İran ve ABD arasındaki gergin ilişki, askeri ve ekonomik hazırlıklar, bölgeyi açık çatışmanın eşiğine iten karşılıklı baskılar arasında bir kez daha sınanıyor. Tahran turu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirirken, Washington bunu angajman kurallarını yeniden tanımlama fırsatı olarak gördü.

Asgari güven düzeyinin testi olarak nitelendirilen bir turdan sonra Arakçi, müzakere gündeminin Tahran'ın caydırıcılık sisteminin kalbinde yer aldığını düşündüğü konuları da kapsamasını engelleyecek dar bir çerçeve belirlemek için gerçek bir ilerleme kaydedilmeden önce, askeri tehditlerin ve ekonomik baskıların kaldırılmasını talep eden bir dizi açıklama yayınladı.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, nükleer program ile yetinmeyen, İran'ın balistik füze programını ve bu füzelerin menzilini de içeren, ayrıca, Tahran'ın bölgedeki silahlı örgütlere verdiği desteği, insan hakları ve baskı konusundaki iç tutumunu da ele alan kapsamlı bir anlaşma için bastırıyor. Washington'un adımları, İran'ın enerji, madencilik ve petrokimya sektörlerindeki finansman kaynaklarını felç etme çabasıyla, Tahran ile ticaret yapan ülkelere yüzde 25 oranında gümrük tarifesi uygulayarak desteklediği “azami baskı” stratejisinin bir parçası.

Diplomatik değerlendirmelere göre ABD'nin baskıyı artırmadaki amacı, nükleer anlaşmayı bölgesel güç dengesini yeniden şekillendiren daha geniş bir müzakere platformuna dönüştürmek. Bu, İran'ın bölgesel müttefik ağını zayıflatarak nüfuzunu azaltmayı amaçlayan İsrail vizyonuyla örtüşüyor.

sxdcfrgt
Umman Dışişleri Bakanı Said Bedr el-Busaidi ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, 6 Şubat, Maskat (Umman Dışişleri Bakanlığı/Reuters)

Buna karşılık, Tahran, İranlı yetkililerin de vurguladığı gibi, başından beri açık olan “kırmızı çizgilerine” sıkıca bağlı. İran, arabuluculara nükleer program dışındaki herhangi bir konunun görüşülmesine kapının kapalı olduğunu bildirdi. Arakçi, “tehdit ve baskıdan vazgeçmek, herhangi bir diyalog için ön koşuldur” dedi. Tahran'ın “sadece nükleer konuyu görüşeceğini ve Washington ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğini” ifade etti.

Diplomatik değerlendirmelere göre, ABD'nin baskıyı artırmadaki amacı, nükleer anlaşmayı bölgesel güç dengesini yeniden şekillendiren daha geniş bir müzakere platformuna dönüştürmek

İranlı bir kaynak, Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasında ısrar ettiğini, ancak zenginleştirme seviyesi ve saflığı veya nükleer yakıtı yönetmek için bölgesel bir konsorsiyum oluşturmak gibi alternatif düzenlemeler konusunda görüşmeye istekli olduğunu ifade etti. Nükleer stokun doğrudan Amerikan gözetimi altında olması fikri ise orta yol olarak bir kısmının Rusya'ya devredilmesi olasılığı konuşulsa da kabul edilemez olmaya devam ediyor.

İran ne istiyor?

Tahran'ın vizyonu, zenginleştirme konusunda teknik bir anlaşmaya varmanın ötesine geçiyor. Başta bankacılık ve petrol sektörüne yönelik yaptırımlar olmak üzere ekonomik yaptırımların derhal ve etkili bir şekilde kaldırılması dahil çeşitli hedeflere ulaşmayı amaçlıyor. Buna ilave olarak, üzerindeki askeri baskıyı azaltmak için Amerikan askeri varlıklarını coğrafi çevresinden uzaklaştırmayı hedefliyor. Olası herhangi bir saldırıya karşı ilk savunma hattı olarak bölgesel müttefikler veya “vekiller” ağını korumayı amaçlıyor.

İranlı kaynağa göre bu hedefler, İran'ın askeri ve teknolojik ilerlemeleri göz önüne alındığında çok önemli gördüğü nükleer tavizler karşılığında bölgesel nüfuzunu pekiştirmeye dayalı bir vizyonunu yansıtıyor. Tahran'ın bu tutumu, Kudüs'teki bir Arap kaynağın belirttiği gibi, şimdilik diyalog devam etmesine rağmen, iki taraf arasındaki uçurumu daha da genişletiyor.

Maskat görüşmelerindeki en büyük sorun, müzakere gündemi. Amerikalılar, füzeler ve bölgesel nüfuz konularına değinilmeden varılacak bir nükleer anlaşmanın kırılgan olacağına inanırken, İranlılar bu konuların dahil edilmesinin müzakereleri bölgesel davranışlarına yönelik “siyasi bir yargılamaya” dönüştüreceğine inanıyor. Bu noktada müzakereler ilan edilmemiş bir savaş olarak tanımlanabilir. Washington ve Tel Aviv, Tahran ile müttefikleri arasındaki bağları koparmaya çalışıyor ve balistik füze sorunu İsrailliler için son derece önemli. Bu nedenle, Maskat'ta görüşülen her konu için son tarihler belirlenmesi konusunda ısrar ediliyor. Amerikalılar açısından nükleer dosya, birincisi kendisini tartışmak, karşılıklı olarak talepleri ve teklifleri sunmak için ikincisi ise bir karara varmak için sadece iki oturum gerektiriyor. Bu, önümüzdeki birkaç günde, cuma günü Maskat'ta görüşülen konulara ve bunlara ilişkin benimsenen tutumlara verilen yanıtları göreceğimiz anlamına geliyor; aksi takdirde, durum farklı gelişmeler gösterecektir.

Müzakereler başlamadan önce bölgedeki birçok ülke, balistik füze programının ve Tahran'ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin hızla müzakerelere dahil edilmesinin müzakerelerde bir çıkmaza yol açacağından ve ilerleme şansını baltalayacağından endişe ederek, ilk günkü görüşmelerin nükleer meseleyle sınırlı tutulmasını destekledi.

Tahran'daki bir kaynak, Maskat müzakerelerinin nihai bir sonuca varmayacağını tahmin ediyor ve katılımın, savaşın şu anda tercih edilen bir seçenek olmadığı konusunda karşılıklı bir anlayışı yansıttığına inanıyor

Washington için nükleer mesele endişe kaynağı olmaya devam ediyor, çünkü tahminler İran'ın yaklaşık 400 kilogram yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğunu gösteriyor. Bu miktar, zenginleştirme oranı yüzde 90'a çıkarılırsa teorik olarak dokuz nükleer savaş başlığı üretmek için gereken eşiğe yaklaşıyor.

İran, vekiller ve kollar

Bölgede yaşanan değişimin ışığında vekiller ağı savaşı dönüyor. Washington ve Tel Aviv, Tahran ile müttefikleri arasındaki bağları koparmaya çalışırken, İran, rolünü kaybetmesine rağmen, bu ağın beklenmedik saldırılara karşı gelişmiş bir savunma hattını temsil ettiğine inanıyor. Bu “kolların” her birinin kendine özgü krizleri var. Irak'ta siyasi güçler bakanlıkların ve başkanlıkların paylaşımına dalmış görünüyorlar. Kaldı ki Irak’ta daha önce ülkeyi Hamas hareketinin saldırısının ardından 7 Ekim 2023'ten bu yana bölgede devam eden çatışmadan uzak tutma çağrıları yapılmıştı. Ancak Hizbullah Tugayları liderliğindeki birkaç küçük örgüt, gelecekteki herhangi bir savaşta Tahran'a katılma konusunda ısrar etmeye devam ediyor. Lübnan'a gelince, İsrail’in liderlerini, askeri tesislerini, altyapısını hedef almaya odaklanmasıyla birlikte Hizbullah büyük bir askeri baskıyla karşı karşıya. Hatta iç çatışmalar siyasi yetkililerinin görevlerinden ayrılmasına yol açtı. Yemen'deki Husiler şu ana kadar en önemli güç olmaya devam ediyor; zira Kızıldeniz'de gerilimi yükseltmeleri küresel nakliye maliyetini artırmış ve İran'a yönelik herhangi bir saldırının hayati önem taşıyan deniz yollarını tehdit edebileceği mesajını vermişti.

cdfvgh
USS Abraham Lincoln uçak gemisi Kaliforniya'daki San Diego üssünde, 11 Ağustos (Reuters)

Bu koşullar çerçevesinde Tahran'daki bir kaynak, Maskat müzakerelerinin nihai bir sonuca varmayacağını tahmin ediyor. Kendisi, müzakerelere katılmanın, savaşın şu anda ne Tahran ne de Washington için tercih edilen bir seçenek olmadığı yönündeki karşılıklı farkındalığı yansıttığı değerlendirmesinde bulunuyor. Olan bitenin diyalog ve baskının birleşimi olduğuna inanıyor, ABD’nin İran içini etkilemek amacıyla ekonomik olarak gerilimi artırmaya yöneleceğini tahmin ediyor.

Önümüzdeki günler, yaptırımların sınırlı ölçüde hafifletilmesi karşılığında yüksek düzeydeki zenginleştirmenin dondurulmasını içeren geçici bir anlaşmaya sahne olabilir

İranlı kaynak, devam eden baskının “Tahran'ı uyarıda bulunmaya”, İsrail'den daha kolay hedefler oldukları ve tepkilerinin daha öngörülebilir olduğu göz önüne alındığında, belki de bölgedeki Amerikan çıkarlarına karşı proaktif bir saldırı yapmayı düşünmeye ittiğini belirtti.

Müzakerelere rağmen Tahran, olası saldırılara karşı güçlerini hazırladı. Bu hazırlıklar, müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması ve yeni yaptırımlar ve belki de sınırlı askeri saldırılar yoluyla gerilimi tırmandırma olasılığına dayanıyor. Ülkenin en gelişmiş uzun menzilli balistik füzelerinden biri olan “Hürremşehr-4”ün konuşlandırıldığını duyuran silahlı kuvvetler, özellikle hava, kara ve deniz sınırlarındaki hazırlıklarını en üst seviyeye çıkardı.

Geçici bir anlaşma mı yoksa saldırı mı?

Önümüzdeki günler, yaptırımların sınırlı ölçüde hafifletilmesi karşılığında yüksek düzeydeki zenginleştirmenin dondurulmasını içeren geçici bir anlaşmaya sahne olabilir. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bölgedeki etkili ülkelerin istediği kapsamlı anlaşmaya gelince, bu şu anda çok uzak görünen bir senaryo. Sonuç olarak Maskat görüşmeleri “son şans” müzakerelerine daha yakın görünüyor. Yetkililer diyaloğun başladığını temkinli bir olumlu tavırla duyururken, arka planda denizdeki Amerikan savaş gemileri ve caydırıcılık mesajları olarak sergilenen İran füzeleriyle somutlaşan güç dili devam ediyor. En büyük sorular hâlâ cevapsız: Anlaşmaya varılmazsa “kötü şeyler” olabileceği uyarısında bulunan Trump, sadece sınırlı bir nükleer zaferle mi yetinecek? Yoksa İran'ın kırmızı çizgileriyle çatışan kapsamlı bir anlaşma için mi bastıracak? Bu iki seçenek arasında, tüm bölge kontrol altına alma olasılığı ile patlama olasılığı arasında gidip geliyor gibi görünüyor.


Starmer, İşçi Partisi milletvekillerini kendisini İngiltere başbakanı olarak tutmaya ikna etmeye çalışıyor

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
TT

Starmer, İşçi Partisi milletvekillerini kendisini İngiltere başbakanı olarak tutmaya ikna etmeye çalışıyor

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın pozisyonu bugün, sadece bir buçuk yıldır sürdürdüğü görevinden alınmasını engellemek için İşçi Partisi milletvekillerini ikna etmeye çalışırken, pamuk ipliğine bağlı gibi görünüyor.

Starmer, son iki günde özel kalem müdürü Morgan McSweeney ve iletişim direktörü Tim Allen'ı kaybetti ve İngiltere'nin eski ABD Büyükelçisi Peter Mandelson ile hükümlü cinsel suçlu Jeffrey Epstein arasındaki ilişkinin ortaya çıkmasının ardından İşçi Partisi milletvekillerinden desteğini hıazla kaybediyor.

Allen, Starmer'ın özel kalem müdürü Morgan McSweeney'nin istifasından 24 saatten kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada, "Downing Street'te yeni bir ekibin kurulmasına izin vermek için kenara çekilmeye karar verdim" dedi.

Starmer'ın kendisi de muhalefetten istifa çağrılarıyla karşı karşıya. Bugün, zayıflayan otoritesini yeniden inşa etme girişiminde bulunmak üzere İşçi Partisi milletvekilleriyle kapalı kapılar ardında bir toplantı yapması planlanıyor.

Siyasi gerilim, Starmer'ın Epstein ile olan ilişkisini bilmesine rağmen Mandelson'ı 2024 yılında İngiltere'nin ABD Büyükelçisi olarak atama kararından kaynaklanıyor.

Starmer, geçen eylül ayında, Mandelson'ın 2008'de bir çocukla cinsel suçlardan mahkum edildikten sonra Epstein ile arkadaşlığını sürdürdüğünü gösteren e-postaların ortaya çıkmasının ardından onu görevinden almıştı.

Starmer geçen hafta "Mandelson'ın yalanlarına inandığı" için özür diledi.

Starmer'ın en yakın danışmanı ve Temmuz 2024'teki İngiltere genel seçimlerinde İşçi Partisi liderinin başarısının mimarlarından biri olarak kabul edilen McSweeney yaptığı açıklamada, Mandelson'ın atanması kararında yakından yer aldığını söyledi. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre "Peter Mandelson'ı atama kararı yanlıştı. Partimize, ülkemize ve siyasete olan güvene zarar verdi" ifadelerini kullandı. Sözlerine şöyle devam etti: "Fikrim sorulduğunda Başbakana bu atamayı yapmasını tavsiye ettim ve bu tavsiyenin sorumluluğunu tamamen üstleniyorum."

Mandelson'ın tazminatı

İngiliz hükümeti, Eylül 2025'te görevden alınmasının ardından Peter Mandelson'a ödenen kıdem tazminatı paketiyle ilgili bir soruşturma başlattığını duyurdu. Mandelson, özellikle 2008-2010 yılları arasında Gordon Brown hükümetinde bakanlık yaptığı dönemde, Epstein'e borsa hakkında potansiyel olarak zarar verici bilgiler sızdırdığı iddiasıyla şu anda bir güvenlik soruşturması altında bulunuyor. Cuma günü Mandelson ile bağlantılı iki adreste arama yapıldı.