Babu’l Mendeb mücadelesi: İsrail, ABD için önemini güvence altına almaya mı çalışıyor?

Kızıldeniz'in kontrolü, bir yanda Amerika Birleşik Devletleri, diğer yanda Çin, Rusya ve Avrupa arasında yaşanan ticaret savaşlarının bir parçasıdır.

Son yıllarda Kızıldeniz, dünyanın en önemli ticaret yolu haline geldi (AFP)
Son yıllarda Kızıldeniz, dünyanın en önemli ticaret yolu haline geldi (AFP)
TT

Babu’l Mendeb mücadelesi: İsrail, ABD için önemini güvence altına almaya mı çalışıyor?

Son yıllarda Kızıldeniz, dünyanın en önemli ticaret yolu haline geldi (AFP)
Son yıllarda Kızıldeniz, dünyanın en önemli ticaret yolu haline geldi (AFP)

Enes bin Faysal el-Hacci

İsrail'in 26 Aralık'ta Somaliland’ı bağımsız bir oluşum olarak resmen tanıması ve bu adımı atan ilk BM üyesi devlet olması ışığında, bu gelişme Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb'deki hayati öneme sahip deniz yolları için verilen mücadelenin bir parçası olarak öne çıkıyor. Bunun küresel ticaret ve bölge ülkelerine yönelik casusluk faydalarının yanı sıra, İsrail'in Babu’l Mendeb'deki varlığından elde edeceği en önemli kazanım, Amerikan politikasının Körfez ülkelerine doğru kaydığını ve İsrail'den uzaklaştığını gösteren son gelişmelerin ışığında, ABD için önemli ve etkili bir müttefik olarak kalmasıdır. Başka bir deyişle, İsrail şimdi, özellikle Cumhuriyetçiler ve Trump destekçileri arasında ünlü sunucu Tucker Carlson ve diğerlerinin önderliğindeki düşmanlık dalgasının gölgesinde, gelecekteki Amerikan yönetimlerinin kendisini terk etmemesi için ABD'ye baskı yapmanın yollarını arıyor.

Somaliland, Kızıldeniz'i Hint Okyanusu'na bağlayan Babu’l Mendeb Boğazı'na bitişik, Aden Körfezi kıyısında yer alıyor. Bu durum, ABD'nin önemli bir müttefiki olan İsrail'e, bu hassas bölgede seyrüseferi denetleme ve güvenliğini sağlama konusunda stratejik bir konum kazandırıyor. Teorik olarak, Somali ve Afrika Birliği de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki başkentlerden gelen geniş çaplı bir uluslararası kınamaya yol açan bu tanıma, Husi saldırıları gibi tehditlerle mücadelede ABD-İsrail ittifakının etkisini güçlendiriyor. Aynı zamanda, ortak üslerin kurulması veya boğazın ortak bir şekilde denetlenmesi de dahil olmak üzere potansiyel askeri iş birliğine kapıyı açarak, özellikle ham petrol, petrol ürünleri, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG), kömür, rüzgar ve güneş enerjisi santralleri için Çin'in Avrupa ve diğer ülkelere ihraç ettiği gerekli tüm ekipmanları içeren enerji ticareti başta olmak üzere küresel ticaret üzerindeki kontrolünü derinleştiriyor. Yeni gelişme, İsrail'in kendisini ABD'nin ve belki de Avrupa Birliği'nin stratejik bir müttefiki olarak konumlandırmasıdır; zira Filistin'deki mevcut konumu, Somali ve Yemen gibi diğer bölgelere kıyasla stratejik olarak o kadar önemli değil. Bu bağlamda, daha önce bu köşede Kızıldeniz ve Babu’l-Mendeb Boğazı'nın önemi hakkında yazdıklarımı tekrarlıyor ve meselenin Husilerden çok daha büyük olduğunu vurguluyorum. Ve bugün gerçekten de buna şahit oluyoruz. Daha önce yazdıklarımı tekrarlamadan önce, son günlerde sıkça sorulan bir soruyu yanıtlamak gerekiyor: Somaliland önemli petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip mi? Bu konu, “İsrail'in Somaliland'ı tanımasının ardından Somaliland'daki petrol ve doğalgaz hakkında ne biliyorsunuz?” başlıklı bir rapor ile uzman bir enerji platformu tarafından ele alındı.

Son yıllarda, özellikle geleneksel enerji kaynakları ve enerji geçişi ile iklim değişikliği politikaları için gereken her şey göz önüne alındığında, Kızıldeniz dünyanın en önemli ticaret yolu haline geldi. Tarihsel olarak, Kızıldeniz'de, Akdeniz'deki Süveyş Kanalı yakınlarında, Aden Körfezi'ndeki Babu’l Mendeb Boğazı'nda ve Hint Okyanusu'nda konuşlandırılmış savaş gemisi ve uçak gemisi sayısı sınırlıydı ve bir elin parmaklarıyla sayılabilecek kadar azdı. Husi saldırılarından sonra, çeşitli ülkelere ait savaş gemisi ve uçak gemisi sayısı önemli ölçüde arttı. Ancak, Husilerin saldırılarına karşı seyrüseferi koruma bahanesiyle Kızıldeniz'deki Amerikan varlığı, dramatik bir şekilde arttı, öyle ki bu savaş gemisi ve uçak gemilerinin ateş gücü tüm ülkeleri yakıp yıkmaya yetecek bir kerteye vardı. Bu, Husi meselesinin ikincil bir mesele olduğunu ve olmaya devam ettiğini gösteriyor. Kızıldeniz ve Yemen'deki son gelişmeler de bunu destekliyor. Gerçek şu ki, gemileri, petrol ve LNG tankerlerini Kızıldeniz'den uzaklaştırıp Afrika kıtasının etrafından dolaştırmak sadece tek bir ülkeye fayda sağlıyor: ABD. Burada ne bir komplo teorisinden bahsediyorum, ne de Husilerin Amerikalılar ile bu komploya katıldıklarını söylüyorum. Sadece şunu söylüyorum: Amerikalılar Kızıldeniz'in önemini fark ettiler ve onu kontrol etmeye karar verdiler, ancak bir bahaneye ihtiyaçları vardı ve Husiler bu bahaneyi sağladılar. İsrail'in Somaliland’ı tanımasıyla, bu kontrol daha kapsamlı hale geliyor, çünkü İsrail, Amerikan desteğiyle bölgedeki askeri varlığını güçlendirebilir. Bu da Mısır ve komşu ülkelerin güvenliğini tehdit ediyor ve İsrail’in ticaret yolları üzerindeki kontrolünü güçlendiriyor. Yahut İsrail bu sayede Amerikalıları, bölgedeki en önemli stratejik müttefikleri olarak kendisini terk edemeyeceklerine ikna edebilir.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Kızıldeniz'i kontrol eden, Çin, Hindistan, Japonya, Rusya, Avrupa ve Ortadoğu'nun ticaretini kontrol eder. Kızıldeniz'i kontrol eden aynı zamanda BRICS ülkelerinin ticaretinin büyük bir bölümünü de kontrol eder. Dolayısıyla, ABD sadece Kızıldeniz'i kontrol ederek pazarlarını korumak, ekonomik ve stratejik kazanımlar elde etmekle kalmıyor, aynı zamanda ABD dolarını gelecek on yıllar boyunca diğer para birimlerinin rekabetinden de koruyor. Burada İsrail, özellikle Çin ile ilgili yeni gelişmeler karşısında Amerikan çıkarlarını koruduğunu Amerikalılara kanıtlamaya çalışıyor.

Kızıldeniz'in kontrolü, bir tarafta ABD, diğer tarafta Çin, Rusya ve Avrupa arasındaki ticaret savaşlarının bir parçası. Birçok Çin ürününe uygulanan ticari kısıtlamalar ve yüksek gümrük tarifeleri, Çin'in ekonomik ve ticari genişlemesini engellemek ve onu kuşatmak için yapılan girişimlerden başka bir şey değil. Bunun kanıtı, Çin hükümetinin ülke ekonomisini canlandırmak için yakın zamanda sunduğu büyük mali teşviklerin zayıf etkisi. Çünkü Çin'de ekonomik büyümeyi sağlayabilecek sektörler ihracat odaklı ve bu sektörler ticaret savaşlarından ve yüksek gümrük tarifelerinden en çok etkilenen sektörler. Bu nedenle Çin, mali teşvikleri büyümeye katkısı daha az olan diğer sektörlere yönlendirdi. İsrail, Amerikalılara Amerikan çıkarlarını koruduğunu göstermek isterken, aynı zamanda kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için Çin'e baskı uygulayabilme olanağına da sahip olmak istiyor.

Kızıldeniz'deki küresel ticaretteki gelişmeler

Kızıldeniz'deki gemi trafiğinin büyük kısmı Süveyş Kanalı'ndan geçtiği için, verileri son yıllardaki gelişmeleri doğru bir şekilde yansıtıyor. Süveyş Kanalı'nın genişletilmesi ve iki yeni gemi geçiş yolunun eklenmesi, geçiş yapan gemi sayısında önemli bir artışa katkıda bulunarak kanalın gelirlerinin 2023 yılında rekor seviyelere ulaşmasına yardımcı oldu. Kovid-19 karantinalarının sona ermesinin ardından yaşanan ekonomik toparlanma, küresel ticareti ve dolayısıyla kanal ile Kızıldeniz'deki gemi trafiğini artırdı. Ancak burada diğer gelişmeler de bir rol oynadı:

Birincisi, iklim değişikliği politikaları, enerji geçişi ve Çin'in bu sektörlerdeki artan etkisi, Çin'in güneş panelleri, rüzgar türbinleri ve elektrikli araç bataryaları üretmek için gerekli minerallere olan bağımlılığını artırdı. Afrika ve Latin Amerika'daki yoksul ülkelerden çıkarılan bu minerallerin çoğu Çin'de işleniyor. Bu durum, bu minerallerin küresel ticarette yükselişinin, büyük kısmı Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı'ndan geçen deniz taşımacılığı faaliyetlerinde artışın önünü açtı.

 İkincisi, Çin dünyanın en büyük güneş paneli, elektrikli araç bataryası ve elektrikli araç üreticisi ve ihracatçısıdır. Özellikle Avrupa'ya ve önemli bir kısmı ABD’ye yapılan bu ihracat, Babu’l Mendeb Boğazı, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı’ndan geçiyor ve bu da bölgedeki deniz trafiğinin artmasını sağlıyor.

Üçüncüsü, Kovid-19 karantinalarının ardından Avrupa ve Asya ekonomilerinin toparlanmasıyla birlikte petrol ve petrol ürünlerine olan talep arttı ve bu da her iki yönde de petrol ve petrol ürünleri taşıyan tankerlerin sayısında bir yükselişe neden oldu.

Dördüncüsü, daha önce büyük ölçüde Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinden gerçekleşen Çin, Hindistan ve diğer Asya ülkelerinin ABD petrolü ve LNG ithalatı arttı. Bu durum, bu su yollarında deniz trafiğinin artmasını ve ABD'nin ham petrol, petrol ürünleri ve LNG üretiminde önemli bir artışı sağladı.

Beşincisi, Ukrayna ve Gazze'deki olaylardan ve Husilerin gemilere yönelik saldırılarından önce, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Umman'da üç büyük rafinerinin inşa edildiği ve BAE'deki bir rafinerinin genişletildiği herkes tarafından biliniyordu. Bu gelişmeler, özellikle Avrupa rafinerilerinin kapanması ve kalanların kapasitelerinin azalması göz önüne alındığında, söz konusu ülkelerin rafine ettikleri ürünlerin bir kısmını Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa'ya ihraç edecekleri anlamına geliyordu.

Altıncısı, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısı ve G7 ile Avrupa Birliği tarafından uygulanan yaptırımlar, Rus petrolünün Avrupa'dan Asya pazarlarına kaymasına neden oldu. Bu, Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı'ndan geçen Rus petrolünün hacmini üç kattan fazla artırdı. Bununla birlikte, Avrupa'nın Rus petrolünü kaybetmesi, Körfez ülkelerinden Avrupa'ya yapılan ve yine Kızıldeniz'den geçen ihracatın artması anlamına geliyordu ve bu da Kızıldeniz'in petrol sektöründeki önemini önemli ölçüde artırdı.

Yedincisi, Rusya'nın Avrupa'ya doğalgaz ihracatındaki düşüş nedeniyle, Katar gibi bazı ülkeler, Avrupa'ya yönelik yine Kızıldeniz'den geçen LNG ihracatını artırmaya başladı.

Yukarıdakileri kanıtlamak istersek, Süveyş Kanalı İdaresi verileri, 2016 yılında kanaldan 16.833 geminin geçtiğini, bu sayının 2023 yılında yüzde 57 artarak 26.434'e yükseldiğini gösteriyor. 2019 yılının ilk dokuz ayında Süveyş Kanalı'ndan geçen petrol tankerlerinin sayısı 3.645 iken, bu sayı 2023 yılının ilk dokuz ayında yüzde 70 artarak 6.383'e yükseldi. Bu rakamlar, Süveyş Kanalı'na girmeden Kızıldeniz'de seyreden ve Ayn Sukhna Limanı’na petrol taşıyan Suudi petrol tankerlerini kapsamıyor ki bu tankerlerin sayısında da artış yaşandı. Ayrıca, Batı limanlarından Asya'ya petrol ve petrol ürünleri taşıyan tankerleri de kapsamıyor. Deniz taşımacılığı takibi konusunda uzman en büyük şirket olan Kpler'in verilerine göre, Suudi Arabistan'ın Batı limanlarından ihracatı 2019'da günde 1,3 milyon varilden 2022'de günde 1,6 milyon varile yükseldi; bu da yüzde 23'lük bir artış anlamına geliyor. Peki karşılaştırma için neden 2019 yılını seçtim? Çünkü Kovid-19 karantinalarından önceydi. Peki neden sadece ilk dokuz ayı seçtim? Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'e düzenlediği saldırı ile başlayan Gazze'deki savaşın etkilerinden kaçınmak için, çünkü ekim 10’uncu ay. Peki Suudi Arabistan’ın ihracatını karşılaştırmak için neden 2023 yerine 2022'yi seçtim? Çünkü OPEC+ üretim kesintileri nedeniyle Suudi Arabistan'ın üretimi ve ihracatı 2023 yılında önemli ölçüde azaldı. Rus petrol ihracatına gelince, kanaldan geçiş yapan Rus petrolü 2016 yılında günde ortalama 130 bin varil iken, 2023 yılında günde yaklaşık 3,5 milyon varile yükseldi.

Özetle mesele küresel ticaret yollarının kontrolüdür ve Husiler Amerikalılara bu gerekçeyi sunmuştur. Husileri ve İran'ı bahane ederek, İsrail şimdi bölge devletleri ve ABD üzerinde baskı kurmaya çalışıyor. İsrail'in Somaliland'ı tanımasıyla bu kontrol daha da pekişiyor, çünkü İsrail Babu’l Mendeb Boğazı üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırmak ve ABD için hayati önem taşımaya devam etmek için Somaliland'ın stratejik konumundan faydalanabilir.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Bisiklet dünyasının en tartışmalı ismini canlandıracak oyuncu belirlendi

Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)
Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)
TT

Bisiklet dünyasının en tartışmalı ismini canlandıracak oyuncu belirlendi

Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)
Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)

Gözden düşmüş bisikletçi Lance Armstrong'un hayatı yeni bir filme konu oluyor. 

Konsey'in (Conclave) yönetmeni Edward Berger ve Springsteen: Hiçlikten Kurtar Beni'nin (Springsteen: Deliver Me From Nowhere) prodüktörü Scott Stuber'in imzalarını taşıyacak yapımın senaryosuysa Kral Richard: Yükselen Şampiyonlar'la (King Richard) bilinen Zach Baylin'e emanet edildi. 

Artık 54 yaşına gelen Amerikalı bisikletçiyi, Austin Butler'ın canlandıracağı açıklandı. 

Baz Luhrmann'ın 2022 tarihli filmi Elvis'le yıldızı parlayan 34 yaşındaki aktör; Motorcular (The Bikeriders), Masters of the Air, Dune: Çöl Gezegeni Bölüm İki (Dune: Part Two) ve Ölüler Ölmez (The Dead Don't Die) gibi yapımlarla da tanınıyor.

Austin Butler son olarak Darren Aronofsky'nin çektiği Suçüstü'yle (Caught Stealing) hayranlarıyla buluşmuştu. 

29 Ağustos'ta vizyona giren filmin başrolündeki oyuncuya Regina King, Zoë Kravitz, Matt Smith, Liev Schreiber ve Vincent D'Onofrio gibi yıldız isimler eşlik etmişti. 1998'de geçen filmde eski bir beyzbol oyuncusu, kendini New York'un yeraltı suç dünyasında buluyor.

Butler'ın önünde de pek çok iş var. 1980'lerin kült dizisi Miami Vice'ın yeni beyazperde uyarlamasında Sonny lakaplı James Crockett'i canlandıracak. 

1995'te vizyona giren Büyük Hesaplaşma'nın (Heat) yine Michael Mann tarafından çekilecek devam filminde ve Luca Guadagnino'nun yeni Amerikan Sapığı (American Psycho) uyarlamasında da rol alacak. 

2012'de ABD Dopingle Mücadele Ajansı'nın yaptığı soruşturma, Armstrong'u "sporda şimdiye kadar görülmüş en sofistike, profesyonel ve başarılı doping programının" düzenleyicisi ilan etmişti. Armstrong'un Ağustos 1998 sonrasındaki tüm unvanları elinden alınmıştı.

Yıllarca süren söylentiler, suçlamalar ve inkarların ardından Armstrong, 2013'te Oprah Winfrey'e verdiği bir röportaj sırasında doping yaptığını itiraf etmişti.

Bunların ardından 7 Fransa Bisiklet Turu (Tour de France) şampiyonluğu elinden alınmış ve bisiklet sporundan ömür boyu men edilmişti. 

Eski takım arkadaşı Floyd Landis'in de aralarında bulunduğu ihbarcıların ifadelerine dayanılarak hazırlanan 100 milyon dolarlık federal suçlamanın ardından Armstrong, ABD hükümetine 5 milyon dolar ödemişti.

1996'da testis kanseri teşhisi konan Armstrong, kanser araştırmalarına sağladığı destekle de biliniyor. 

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Deadline, Variety