ABD'nin askeri operasyonundan sonra... Venezuela petrolü nereye gidecek?

ABD'nin Karakas'taki bazı noktaları hedef alan saldırılarının ardından Venezuela'nın en büyük askeri kompleksi Fuerta Tiuna'da yangın çıktı. (AFP)
ABD'nin Karakas'taki bazı noktaları hedef alan saldırılarının ardından Venezuela'nın en büyük askeri kompleksi Fuerta Tiuna'da yangın çıktı. (AFP)
TT

ABD'nin askeri operasyonundan sonra... Venezuela petrolü nereye gidecek?

ABD'nin Karakas'taki bazı noktaları hedef alan saldırılarının ardından Venezuela'nın en büyük askeri kompleksi Fuerta Tiuna'da yangın çıktı. (AFP)
ABD'nin Karakas'taki bazı noktaları hedef alan saldırılarının ardından Venezuela'nın en büyük askeri kompleksi Fuerta Tiuna'da yangın çıktı. (AFP)

Karakas’ta patlama sesleri yankılandı… Hızlı Amerikan askeri operasyonu gerçekleştirildi ve Nicolas Maduro yakalandı…

ABD ile Venezuela arasındaki gerilim, 2025 yılının sonlarında keskin biçimde tırmandı. ABD ordusunun Karayipler bölgesi ile Pasifik Okyanusu’nun doğusunda düzenlediği bir dizi deniz saldırısının ardından tansiyon yükseldi. Washington, bu saldırıların uyuşturucu kaçakçılığına karıştığı öne sürülen gemileri hedef aldığını açıkladı. En az 95 kişinin hayatını kaybettiği belirtilen saldırıların önemli bir bölümü Venezuela kıyıları açıklarında gerçekleştirildi.

Bölgede geniş çaplı ABD askeri yığınağına işaret eden tüm göstergeler, Başkan Donald Trump’ın kara saldırıları düzenleme tehditleri ve 29 Kasım 2025’te Venezuela ve çevresindeki hava sahasının kapatıldığını duyurması, Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik bir savaşın yaklaştığı şeklinde yorumlandı.

u
Karakas'taki Miraflores Başkanlık Sarayı’nın yakınındaki evlerinden ayrılan Venezuelalı bir aile (AP)

Gelişmeler bununla da sınırlı kalmadı. ABD güçleri, 2025’in son ayının başında Venezuela ile bağlantılı bir petrol tankerine ülke açıklarında el koydu. Ardından Trump, 16 Aralık’ta Venezuela’ya giren ya da ülkeden çıkan petrol tankerlerine abluka uygulanması talimatını verdi. Bu adımın, ülkenin petrol ticaretini durdurmayı ve ekonomisi büyük ölçüde bu hayati kaynağa dayanan Latin Amerika ülkesine ağır bir darbe indirmeyi amaçladığı belirtildi.

Bir diğer gelişmede ise ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA), aralık ayında Venezuela kıyısındaki bir tesise insansız hava aracıyla (İHA) saldırı düzenledi. Trump, söz konusu tesisin uyuşturucu kaçakçılığında kullanıldığını iddia etti.

Venezuela hakkında bilgiler

Belirleyici günün ayrıntıları zamanla netleşecek olsa da krizin arka planında, Venezuela’nın uzun yıllardır süren derin bir ekonomik krizle karşı karşıya olduğu görülüyor. Ülkedeki kötüleşen ekonomik koşullar, kamu hizmetlerinde ciddi aksamalara ve gıdaya erişimde büyük zorluklara yol açtı.

2015 yılından bu yana yedi milyondan fazla Venezuelalı ülkeyi terk etti. Yerel insani kuruluşların tahminlerine göre, 31 milyonluk nüfusun yaklaşık 19,7 milyonu insani yardıma ihtiyaç duyuyor. Dünya Gıda Programı (WFP) da Venezuela’yı gıda güvensizliğinden en fazla etkilenen ülkeler arasında gösteriyor. 2019 yılında 9 milyon 300 bin kişinin yeterli gıdaya erişemediği belirtilmişti.

CIA’in internet sitesinde yer alan bilgilere göre, ülkede 1999 yılına kadar büyük ölçüde demokratik yollarla seçilmiş hükümetler görev yaptı. Ancak 1999-2013 yılları arasında devlet başkanlığı yapan Hugo Chavez’in yönetimi otoriter bir karakter taşıdı.

CIA değerlendirmesinde, Washington’un sert muhaliflerinden biri olarak görülen Chavez’in 5 Mart 2013’teki ölümünün ardından bu yaklaşımın halefi Nicolas Maduro döneminde de sürdüğü ifade edildi. Buna göre, 2020’de yapılan parlamento seçimlerinin hileli olduğu, muhalefet partilerinin çoğu ile birçok uluslararası aktörün bu seçimler sonucunda oluşan Ulusal Meclis’i meşru kabul etmediği belirtildi. Raporda, üç yıl süren seçim boykotunun ardından 2021’de çok sayıda muhalefet gücünün olumsuz koşullara rağmen yerel ve eyalet valiliği seçimlerine katıldığı, bunun sonucunda muhalefetin belediyeler düzeyindeki temsilini iki kattan fazla artırdığı ve 23 eyaletten dördünü elinde tutmayı başardığı kaydedildi.

CIA’nin değerlendirmesinde ayrıca, yıllar süren kötü ekonomik yönetimin Venezuela’yı 2014’te küresel petrol fiyatlarındaki düşüşe karşı savunmasız bıraktığı, bunun da kamu harcamalarında kesintilere, temel ürünlerde kıtlığa ve yüksek enflasyona yol açan bir ekonomik gerileme sürecini tetiklediği vurgulandı. Yaşam koşullarındaki bozulmanın milyonlarca Venezuelalıyı göçe zorladığı, göç edenlerin büyük bölümünün komşu ülkelere yerleştiği ifade edildi.

as
ABD Başkanı Donald Trump ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro (AFP)

Washington, yıllardır Venezuela’ya, ülkenin devlet başkanına ve yakın çevresine yönelik bir dizi yaptırım uyguladı. ABD yönetimi, eski Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido gibi muhalif isimleri de destekledi. Guaido, Ulusal Meclis’in 23 Ocak 2019’da aldığı ve 2018’de yapılan başkanlık seçimlerini gayrimeşru ilan eden kararın ardından ülkenin geçici devlet başkanı olarak yemin etmişti. Söz konusu kararda, milletvekilleri Nicolas Maduro’nun ikinci kez devlet başkanı olarak göreve başlamasını tanımadıklarını duyurmuştu. Ancak Maduro bu baskılara rağmen iktidarda kaldı ve başkanlık sarayını terk etmedi.

Benzer bir tablo 2024’teki başkanlık seçimlerinde de ortaya çıktı. Özellikle muhalif siyasetçi Maria Corina Machado’nun seçimlere katılmasının engellenmesi tartışmalara yol açtı. Machado’nun müttefiki Edmundo Gonzalez’in seçimlerden ‘kazanan’ olarak çıkmasının ardından ülkeyi terk ettiği ve İspanya’ya siyasi sığınma talebinde bulunduğu bildirildi.

Venezuela petrolü

Venezuela, 300 milyar varili aşan miktarla dünyadaki en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip bulunuyor. Ancak kötü yönetim, yetersiz yatırımlar ve ABD yaptırımları, ülkenin petrol üretimini ciddi biçimde düşürdü. Günlük üretim, üç milyon varilin üzerindeki zirve seviyelerden son dönemde yaklaşık bir milyon varile, hatta bunun da altına geriledi. Buna karşın ABD’nin tanıdığı istisna sayesinde Chevron şirketi Venezuela’daki faaliyetlerini sürdürdü ve ülkenin ‘siyah altın’ olarak nitelenen petrol üretiminin yaklaşık dörtte birini gerçekleştirdi.

Bu tablo, OPEC’in kurucu üyelerinden biri olan ve ihracatının yaklaşık yüzde 90’ını petrolden sağlayan Venezuela’da ekonomik ve sosyal koşulların hızla kötüleşmesine yol açtı. Ülkenin gayrisafi yurt içi hasılası (GSYİH), 2014 ile 2021 yılları arasında 462 milyar dolardan 56 milyar dolara geriledi.

Bu süreçte sağlık hizmetlerinin zayıflaması, sosyal yardımların azalması, alım gücünün düşmesi, iş kayıpları ve büyük ölçekli kitlesel göç yaşanması şaşırtıcı görülmüyor.

Peki bundan sonra ne olacak?

Amerikalılar ağır bir darbe indirdiler ve rakiplerini yendiler. Peki bundan sonra sırada ne var?

Venezuela yönetimi, ABD’yi özellikle petrol ve madenler başta olmak üzere ülkenin doğal kaynaklarını ele geçirmeye çalışmakla suçladı. Karakas, uluslararası toplumu, milyonlarca insanın hayatını tehlikeye attığını belirttiği ve uluslararası hukukun açık ihlali olarak nitelediği bu adımı kınamaya çağırdı.

Saldırının hemen ardından ‘tüm ulusal savunma planlarının uygulanması’ talimatını veren Nicolas Maduro’nun, içeriden devrilemeyince dış müdahaleyle iktidardan düştüğü değerlendirmesi yapıldı.

xzcvdfg
ABD saldırılarının ardından Karakas'ta güvenliği sağlamak için gezen askeri devriyeler (EPA)

Venezuela ordusunun, ABD’nin ezici askeri gücüyle boy ölçüşebilecek kapasiteye sahip olmadığı biliniyor. Ordunun envanterinin büyük bölümünü, büyük ölçüde eskimiş Sovyet yapımı silahlar ile yaşlı F-16 tipi Amerikan savaş uçakları oluşturuyor. Buna rağmen ordu, Chavez döneminden bu yana süren krizler boyunca bütünlüğünü korudu. Askeri yapının önce Hugo Chavez’e, ardından Maduro’ya olan sadakati olmasaydı, iktidarın çok daha önce çökeceği yorumları yapılıyor. Yeni dönemde ise ordunun, güvenliğin sağlanması ve belirli bir istikrarın tesis edilmesinde rol üstlenmesinin kaçınılmaz olduğu ifade ediliyor.

Venezuela adı, ‘küçük Venedik’ anlamına geliyor. Bu isim, İtalyan kâşif Amerigo Vespucci tarafından 1499 yılında, Maracaibo Gölü’nde ahşap kazıklar üzerine inşa edilmiş evleri gördüğünde, manzaranın kendisine İtalya’daki Venedik’i hatırlatması üzerine verilmişti.

İtalya’daki Venedik sular üzerinde yüzen bir şehir olarak bilinirken, Latin Amerika’daki bu ‘Venedik’ ise bir petrol denizi üzerinde yüzüyor… Mesele yolsuzlukla mücadele, demokrasi veya halkın refahı değil...

Mesele kara altın.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.