ABD’nin arka bahçesi yeniden şekilleniyor: Venezuela bir test sahası mı?

Washington, Maduro'nun halefi olarak Machado'yu eleyerek sol görüşlü yardımcısı Rodriguez'i tercih etti

ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela'ya düzenlenen ve Başkan Nicolas Maduro ile eşi Florida'nın tutuklanmasına yol açan saldırının ardından, Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı'nın da katıldığı bir basın toplantısı düzenledi, 3 Ocak 2026 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela'ya düzenlenen ve Başkan Nicolas Maduro ile eşi Florida'nın tutuklanmasına yol açan saldırının ardından, Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı'nın da katıldığı bir basın toplantısı düzenledi, 3 Ocak 2026 (Reuters)
TT

ABD’nin arka bahçesi yeniden şekilleniyor: Venezuela bir test sahası mı?

ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela'ya düzenlenen ve Başkan Nicolas Maduro ile eşi Florida'nın tutuklanmasına yol açan saldırının ardından, Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı'nın da katıldığı bir basın toplantısı düzenledi, 3 Ocak 2026 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela'ya düzenlenen ve Başkan Nicolas Maduro ile eşi Florida'nın tutuklanmasına yol açan saldırının ardından, Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı'nın da katıldığı bir basın toplantısı düzenledi, 3 Ocak 2026 (Reuters)

Tarık Raşid

ABD özel kuvvetleri, nokta atışı ve iş bitirici bir askeri operasyonla, Venezuela’nın üç büyük şehrindeki iletişim merkezlerini etkisiz hale getirerek ‘Venezuela’daki yılanın başı’ Nicolas Maduro’yu bedeninden (ordudan) ayırdı. Karakas, Miranda ve La Guaira şehirlerini hedef alan ani ve peş peşe yapılan saldırıların ardından, özel kuvvetler otuz dakikadan kısa bir sürede Başkanlık Sarayı’nı ve çevresini ablukaya alarak çok kısa bir sürede Başkan Maduro ve eşi Cilia Flores’i kelepçeledi ve onları New York'a götürecek helikoptere bindirdi. Maduro ve eşi, New York'ta mahkeme karşısına çıkarılacak. ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan iddianameye göre Venezuelalı liderler 25 yılı aşkın bir süredir konumlarını kötüye kullanarak ABD'ye uyuşturucu kaçakçılığı yapıyorlar. İddianamede, Maduro ve ortaklarının 1999 yılından bu yana Meksikalı Sinaloa ve Zeta kartelleri, Kolombiyalı uyuşturucu kaçakçıları ve Venezuelalı Tran de Aragua karteli dahil olmak üzere uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı kartelleriyle iş birliği yaparak ABD'ye uyuşturucu sevkiyatı yaptıkları iddia ediliyor. Askeri seçkinlerin uyuşturucu kaçakçılarına koruma ve lojistik destek sağlayarak bundan fayda sağladıkları belirtildi. Örneğin, Maduro’nun 2006-2008 yılları arasında dışişleri bakanı olarak görev yaparken, bazı uyuşturucu kaçakçılarına diplomatik pasaport vererek, diplomatik koruma altında özel uçaklarla Meksika'dan Venezuela’ya uyuşturucu gelirlerini nakletmelerine yardımcı olduğu belirtiliyor. ABD’li soruşturmacılar, Maduro ve eşi Flores'in, ülkelerindeki yetkililer tarafından ele geçirilen kokainin kaçakçılığında yıllarca iş birliği yaptıklarını ve uyuşturucu için ödeme yapmayı reddeden veya operasyonlarını baltalamaya çalışanların kaçırılmasını, dövülmesini ve öldürülmesini emrettiklerini söyledi.

Helikopterler Venezuela’da başkanlık sarayına vardıklarında ateş açıldı, ancak zarar görmedi ve özel kuvvetler ile FBI, binaya baskın düzenleyerek Maduro ve eşini teslim olmaya zorladı ve onları tutukladı.

Bu suçlamalar, Trump'ın ilk döneminde Mart 2020'de Maduro ve bir dizi yardımcısı aleyhine yayınlanan başka bir listeye eşlik etti. Maduro bu suçlamaları ısrarla reddederken son aylarda rejimine baskılarını artıran ve hatta Maduro'nun yakalanması için başına koyduğu ödülü yükselten Washington ile diyalog çağrısında bulunuyor. Ayrıca Venezüella çetesi Los Soles'i terörist örgütler listesine ekledi. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Venezuela hükümetinin ‘işkence, cinsel şiddet ve keyfi gözaltı suçları’ işlediği iddialarını soruşturmaya başladı.

Lideri olmayan Venezuela

ABD saldırıları, baskın sırasında başkent Karakas'ın elektriğini kesip La Carlota üssü ve Fuerte Tuna'daki ordu karargahına hızlı ve eşzamanlı saldırılar düzenleyerek ülkeyi lidersiz bıraktı. Başkan Trump daha sonra Truth Social platformunda operasyonun başarılı olduğunu ve Maduro ile eşinin tutuklanarak ülke dışına çıkarıldığını duyurdu. ABD istihbaratı, Maduro'nun eşi Flores'in, uyuşturucu kaçakçılığına karışan seçkin bir grup askeri personel ve yetkiliden oluşan Los Soles kartelinin finansal beyni ve yabancı hesaplarının yöneticisi olduğuna inanıyor.

csdfvg
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro (ortada), New York'un Lower Manhattan semtindeki DEA merkezinde DEA ajanları eşliğinde, 3 Ocak 2026 (AFP)

Trump, operasyonun Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan ‘uyuşturucu terörizmi’ memorandumu uyarınca kolluk kuvvetleriyle birlikte yürütüldüğünü vurgulayarak, Maduro'nun tutuklanmasına yardımcı olanlara 15 milyon dolar ödül vereceğini önceden duyurmuştu ve böylece savaş ilan etmek için Kongre'den resmi izin alma gerekliliğinden kurtuldu. Aslında Trump, Venezuela'yı işgal etmedi, ancak ABD adaletinden kaçan bir suçluyu tutukladı. Irak'ın kara işgalinden farklı olarak, operasyon ülkenin komuta ve kontrol merkezlerini hedeflemekle sınırlıydı. Bu saldırı, Washington'ın son dört aydır ‘Güney Mızrağı’ adlı bir operasyonla yürüttüğü gerçek bir savaşın doruk noktasıydı. Bu operasyon sırasında Venezula’ya ait çok sayıda kaçakçılık teknesi ve petrol tankeri hedef alınırken ülkeye deniz ve hava ablukası uygulandı. Saldırılardan yaklaşık 24 saat önce Maduro, Venezuela televizyonunda bir programa çıkarak ABD'yi ülkesinin petrol rezervlerini çalmakla suçladı.

ABD Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı General Dan Keane, ‘Mutlak Kararlılık’ kod adlı operasyonunun gece karanlığında gerçekleştirildiğini, Batı Yarımküre'deki 20 hava üssünden yaklaşık 150 hava aracının Venezuela'ya doğru havalandığını, bazılarının kolluk kuvvetleri personelini de içeren özel ‘kurtarma gücü’ üyelerini taşıdığını söyledi. Uçuş su seviyesinden 100 fit yükseklikte gerçekleşti. Helikopterlerin diğer uçaklardan, insansız hava araçlarından (İHA) ve bombardıman uçaklarından oluşan bir filo tarafından korunduğunu da sözlerine ekleyen General Keane, bu gücün Venezuela'nın hava savunmasını etkisiz hale getirdiğini ve hedeflerine doğru uçan helikopterlerin güvenli geçişini sağlamak için diğer silahları da kullandığını açıkladı. Başkanlık sarayına ulaştıklarında helikopterlere ateş açıldıysa da herhangi bir hasar meydana gelmedi. Özel kuvvetler ile FBI binayı basarak Maduro ve eşini teslim olmaya zorladı ve tutukladı.

ABD’nin Venezuela'nın güney sınırında 55 bin kilometrekareden fazla bir alana yayılan ve 1,2 trilyon varil olarak tahmin edilen dünyanın en büyük ham petrol rezervlerinin bulunduğu Orinoco Kuşağı'na erişimini sağlıyor. Venezuela şu anda Maduro'nun yardımcısı Delcy Rodriguez tarafından ‘dış karışıklık durumu’ adlı bir olağanüstü hal yasası altında yönetiliyor.

Maduro'nun tutuklanması, ülkedeki rejiminin popüler ve siyasi temellerini, özellikle de Maduro'nun en güçlü yardımcılarının elinde bulunan savunma ve içişleri bakanlarının makamlarını etkilemedi.

Trump, operasyonun duyurulmasının ardından düzenlediği basın toplantısında, ABD'nin Venezuela'yı geçici olarak yöneteceğini ve petrol ihracatının sorunsuz bir şekilde yeniden başlamasını sağlayacağını söyledi. Başkan Yardımcısı Rodriguez ile görüşmelerin sürdüğünü belirten Trump, Rodriguez'in ‘Venezuela'yı yeniden büyük yapmak için gerekli gördükleri her şeyi yapmaya’ hazır olduğunu belirtti. Rodriguez, ‘ülkedeki demokrasiyi baltalamak’ suçlamasıyla daha önce ABD'nin yaptırımlarına hedef alınmış isimler arasındaydı.

Öte yandan Trump, Rodriguez'i överken geçtiğimiz yıl Nobel Barış Ödülü'nü kazanan muhalefet lideri Maria Corina Machado'nun ülkeyi yönetmek için yeterince popüler olmadığını iddia ederek Venezuela muhalefetine bir darbe indirdi. Rodriguez'in Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile uzun görüşmeler yaptığını ve ‘istedikleri her şeyi yapmaya hazır olduğunu’ ifade ettiğini açıklayan Trump, Machado'yu göz ardı etmesini, Venezuela halkının çıkarlarını önemsemeyen başka birini göreve getiremeyeceğini söyleyerek savundu.

sdfrg
Venezuela Başkan Yardımcısı ve Petrol Bakanı Delcy Rodriguez, Venezuela'nın başkenti Karakas'ta basın mensuplarına açıklamalarda bulunurken, 10 Mart 2025 (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump, Rodriguez'in anayasa çerçevesinde başkan olarak yemin ettiğini ima etti, ancak Venezuela medyasında bu konuda herhangi bir haber yayınlanmadı. Ancak Rodriguez, kaçırılan cumhurbaşkanına ihanet etmiş gibi görünmekle, Başkan Trump'a karşı gelme ve onun taleplerine boyun eğmeme riski arasında ince bir çizgi üzerinde yürümek zorunda. Bunu, olanları ‘korkunç bir hukuk ihlali’ olarak nitelendirdiği kamuoyuna yaptığı açıklamada da ortaya koyan Rodriguez, Başkan Maduro ve eşinin geri dönmesini talep etti. Rodriguez’in ABD’nin finans piyasası Wall Street ve petrol endüstrisinde faaliyet gösteren Cumhuriyetçilerle güçlü bağları bulunuyor.

ABD’nin doğrudan müdahalesi nasıl başladı?

Maduro’nun tutuklanması, ülkedeki rejiminin halk ve siyasi temellerini etkilemedi, özellikle de Maduro’nun en güçlü yardımcılarının elinde bulunan savunma ve içişleri bakanlıklarının pozisyonları. Bu yardımcılar, ABD’nin saldırısına karşı çıkarak her şeyin kontrol altında olduğunu garanti ettiler. Her ikisi de ordu ve polise düzeni korumaları çağrısında bulundu. Bu operasyonun, özellikle Trump’ın ülkeyi yönetmek için özel bir ekip kurduğunu duyurması nedeniyle, Venezuela'da en üst düzeyde doğrudan Amerikan müdahalesinin sadece başlangıcı olması bekleniyor. Bu girişim, Trump'ın yakın zamanda açıkladığı ulusal güvenlik stratejisinde benimsediği Monroe Doktrini'nin pratik bir uygulamasıdır. Trump, bu stratejide ABD'nin güvenliği için arka kalkan olarak Batı Yarımküre'ye daha fazla odaklanıyor. Trump ayrıca Kolombiya ve Küba'yı da hedefine aldı ve bu ülkelerin liderlerini, kendi yönetimi ile iş birliği yapmaları halinde sonuçlarına karşı uyardı. Ancak şimdi Venezuela'da olacaklardan ve çeteler ve yasadışı örgütlerin kol gezdiği bir ülkede güvenli ve akıllıca bir iktidar geçişini sağlamada karşılaşacağı zorlukları bertaraf etmekle yükümlü.

Her ne kadar durumun kontrolden çıkmayacağı, rejimin çöküşüne ve ülkenin parçalanmasına ve dağılmasına yol açmayacağı konusunda iyimser olsak da Venezuela üzerindeki etkileri acı verici olacaktır, çünkü vatandaşların kaybedilenler ile gelecek olanlar arasındaki farkı hissetmeleri uzun yıllar alacak.

ABD’nin uluslararası düzeydeki operasyon, İran, Rusya ve Çin'in ABD’nin arka bahçesindeki nüfuzunun genişlemesini engelleyen ve Irak ve Afganistan'da sarsılan imajını pratik bir şekilde Amerikan gücünün etkinliğini ve hakimiyetini gösteren birtakım mesajlar içeriyordu.

Maduro’yu devirmenin diğer hedefini açıklamak için fazla beklemeyen Trump, Amerikan şirketlerinin Venezuela'ya geri döneceğini duyurdu. Ancak bu şirketler, Washington’ın Karakas'a uyguladığı yaptırımları yeniden düzenledikten ve ülkedeki güvenlik durumu istikrara kavuştuktan sonra bunu yapabilecekler. Bu yaptırımlar arasında, Venezuela'nın ABD'nin uluslararası finansal transfer sistemi SWIFT'i kullanmasının engellenmesi de bulunuyor. ABD, Venezuela'nın petrol kaynaklarını kontrol altına alırsa, ihracat ve gelir yönetimini nasıl ele alacağı ve bunların sadece seçilmiş hükümetin erişebileceği kapalı bir hesaba aktarılmasının mümkün olup olmayacağı henüz belli değil.

frg
Halk ABD'nin Venezuela'ya baskın düzenleyerek Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i tutuklamasının ardından Şili'nin Santiago kentinde kutlama yaparken Venezuela muhalefet lideri Maria Corina Machado'nun fotoğrafını tutan bir kişi, 3 Ocak 2026 (Reuters)

Ancak, Trump yönetimi tarafından gerçekleştirilen korsanlık ve kaçırma eylemleri, uluslararası çok taraflılık ve uluslararası hukukun tabutuna son çiviyi çakıyor. Küresel sistemin süper güçlerin sömürgeci arzularını frenleyemediğini açıkça kanıtladığı bir dönemde, büyük güçlerin izinden gitmeyi reddeden devletlerin ve liderlerinin egemenliğine yönelik bu tecavüz, güçlülerin zayıflara karşı kullanabileceği tanıdık bir model ve yaklaşım haline geliyor.

Her ne kadar Irak ve Afganistan'da olduğu gibi durumun kontrolden çıkmayacağı, rejimin çöküşüne ve ülkenin parçalanmasına ve dağılmasına yol açmayacağı konusunda iyimser olsak da Venezuela üzerindeki etkileri acı verici olacaktır, çünkü vatandaşların kaybedilenler ile gelecek olanlar arasındaki farkı hissetmeleri uzun yıllar alacak.

Venezuela, ABD'nin bölgedeki stratejik üstünlüğünün bir test sahası haline gelecek ve ABD için gerçek stratejik avantajlar sağlayacaksa, bu durum özellikle Çin ve Rusya'yı müttefiklerine yönelik stratejilerini yeniden ayarlayarak önlemler almaya itecek.

Trump yönetimi, bu darbenin Maduro'nun sadık destekçileri arasında yaratacağı paniğe oynuyor gibi görünüyor. Bu destekçiler, yargılanma veya yaptırımlarla karşı karşıya kalacak ve siyasi korumalarını kaybedecekler. Ardından, seçilmiş bir hükümete iktidarı devretmek karşılığında güvenli bir çıkış yolu müzakere etmeye, sınırlı af elde etmeye veya başka bir ülkeye sürgüne gönderilmeye çalışacaklar. Ya da Trump yönetimi, ABD'nin belirlediği yol haritasına uygun olarak ülkenin yönetimini devralmak için hükümetin bazı unsurlarıyla gizli müzakereler yürütüyor olabilir. Yahut ülke, herkesin korktuğu o durumla, yani rejimin kalıntıları ve silahlı grupların, ABD'nin emirlerine karşı çıkarak ülkeyi bilinmeyen bir bataklığa sürükleyebilecek uzun süreli bir gerilla savaşına girmesiyle karşı karşıya kalacak.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.