ABD’nin arka bahçesi yeniden şekilleniyor: Venezuela bir test sahası mı?

Washington, Maduro'nun halefi olarak Machado'yu eleyerek sol görüşlü yardımcısı Rodriguez'i tercih etti

ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela'ya düzenlenen ve Başkan Nicolas Maduro ile eşi Florida'nın tutuklanmasına yol açan saldırının ardından, Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı'nın da katıldığı bir basın toplantısı düzenledi, 3 Ocak 2026 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela'ya düzenlenen ve Başkan Nicolas Maduro ile eşi Florida'nın tutuklanmasına yol açan saldırının ardından, Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı'nın da katıldığı bir basın toplantısı düzenledi, 3 Ocak 2026 (Reuters)
TT

ABD’nin arka bahçesi yeniden şekilleniyor: Venezuela bir test sahası mı?

ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela'ya düzenlenen ve Başkan Nicolas Maduro ile eşi Florida'nın tutuklanmasına yol açan saldırının ardından, Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı'nın da katıldığı bir basın toplantısı düzenledi, 3 Ocak 2026 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela'ya düzenlenen ve Başkan Nicolas Maduro ile eşi Florida'nın tutuklanmasına yol açan saldırının ardından, Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı'nın da katıldığı bir basın toplantısı düzenledi, 3 Ocak 2026 (Reuters)

Tarık Raşid

ABD özel kuvvetleri, nokta atışı ve iş bitirici bir askeri operasyonla, Venezuela’nın üç büyük şehrindeki iletişim merkezlerini etkisiz hale getirerek ‘Venezuela’daki yılanın başı’ Nicolas Maduro’yu bedeninden (ordudan) ayırdı. Karakas, Miranda ve La Guaira şehirlerini hedef alan ani ve peş peşe yapılan saldırıların ardından, özel kuvvetler otuz dakikadan kısa bir sürede Başkanlık Sarayı’nı ve çevresini ablukaya alarak çok kısa bir sürede Başkan Maduro ve eşi Cilia Flores’i kelepçeledi ve onları New York'a götürecek helikoptere bindirdi. Maduro ve eşi, New York'ta mahkeme karşısına çıkarılacak. ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan iddianameye göre Venezuelalı liderler 25 yılı aşkın bir süredir konumlarını kötüye kullanarak ABD'ye uyuşturucu kaçakçılığı yapıyorlar. İddianamede, Maduro ve ortaklarının 1999 yılından bu yana Meksikalı Sinaloa ve Zeta kartelleri, Kolombiyalı uyuşturucu kaçakçıları ve Venezuelalı Tran de Aragua karteli dahil olmak üzere uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı kartelleriyle iş birliği yaparak ABD'ye uyuşturucu sevkiyatı yaptıkları iddia ediliyor. Askeri seçkinlerin uyuşturucu kaçakçılarına koruma ve lojistik destek sağlayarak bundan fayda sağladıkları belirtildi. Örneğin, Maduro’nun 2006-2008 yılları arasında dışişleri bakanı olarak görev yaparken, bazı uyuşturucu kaçakçılarına diplomatik pasaport vererek, diplomatik koruma altında özel uçaklarla Meksika'dan Venezuela’ya uyuşturucu gelirlerini nakletmelerine yardımcı olduğu belirtiliyor. ABD’li soruşturmacılar, Maduro ve eşi Flores'in, ülkelerindeki yetkililer tarafından ele geçirilen kokainin kaçakçılığında yıllarca iş birliği yaptıklarını ve uyuşturucu için ödeme yapmayı reddeden veya operasyonlarını baltalamaya çalışanların kaçırılmasını, dövülmesini ve öldürülmesini emrettiklerini söyledi.

Helikopterler Venezuela’da başkanlık sarayına vardıklarında ateş açıldı, ancak zarar görmedi ve özel kuvvetler ile FBI, binaya baskın düzenleyerek Maduro ve eşini teslim olmaya zorladı ve onları tutukladı.

Bu suçlamalar, Trump'ın ilk döneminde Mart 2020'de Maduro ve bir dizi yardımcısı aleyhine yayınlanan başka bir listeye eşlik etti. Maduro bu suçlamaları ısrarla reddederken son aylarda rejimine baskılarını artıran ve hatta Maduro'nun yakalanması için başına koyduğu ödülü yükselten Washington ile diyalog çağrısında bulunuyor. Ayrıca Venezüella çetesi Los Soles'i terörist örgütler listesine ekledi. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Venezuela hükümetinin ‘işkence, cinsel şiddet ve keyfi gözaltı suçları’ işlediği iddialarını soruşturmaya başladı.

Lideri olmayan Venezuela

ABD saldırıları, baskın sırasında başkent Karakas'ın elektriğini kesip La Carlota üssü ve Fuerte Tuna'daki ordu karargahına hızlı ve eşzamanlı saldırılar düzenleyerek ülkeyi lidersiz bıraktı. Başkan Trump daha sonra Truth Social platformunda operasyonun başarılı olduğunu ve Maduro ile eşinin tutuklanarak ülke dışına çıkarıldığını duyurdu. ABD istihbaratı, Maduro'nun eşi Flores'in, uyuşturucu kaçakçılığına karışan seçkin bir grup askeri personel ve yetkiliden oluşan Los Soles kartelinin finansal beyni ve yabancı hesaplarının yöneticisi olduğuna inanıyor.

csdfvg
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro (ortada), New York'un Lower Manhattan semtindeki DEA merkezinde DEA ajanları eşliğinde, 3 Ocak 2026 (AFP)

Trump, operasyonun Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan ‘uyuşturucu terörizmi’ memorandumu uyarınca kolluk kuvvetleriyle birlikte yürütüldüğünü vurgulayarak, Maduro'nun tutuklanmasına yardımcı olanlara 15 milyon dolar ödül vereceğini önceden duyurmuştu ve böylece savaş ilan etmek için Kongre'den resmi izin alma gerekliliğinden kurtuldu. Aslında Trump, Venezuela'yı işgal etmedi, ancak ABD adaletinden kaçan bir suçluyu tutukladı. Irak'ın kara işgalinden farklı olarak, operasyon ülkenin komuta ve kontrol merkezlerini hedeflemekle sınırlıydı. Bu saldırı, Washington'ın son dört aydır ‘Güney Mızrağı’ adlı bir operasyonla yürüttüğü gerçek bir savaşın doruk noktasıydı. Bu operasyon sırasında Venezula’ya ait çok sayıda kaçakçılık teknesi ve petrol tankeri hedef alınırken ülkeye deniz ve hava ablukası uygulandı. Saldırılardan yaklaşık 24 saat önce Maduro, Venezuela televizyonunda bir programa çıkarak ABD'yi ülkesinin petrol rezervlerini çalmakla suçladı.

ABD Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı General Dan Keane, ‘Mutlak Kararlılık’ kod adlı operasyonunun gece karanlığında gerçekleştirildiğini, Batı Yarımküre'deki 20 hava üssünden yaklaşık 150 hava aracının Venezuela'ya doğru havalandığını, bazılarının kolluk kuvvetleri personelini de içeren özel ‘kurtarma gücü’ üyelerini taşıdığını söyledi. Uçuş su seviyesinden 100 fit yükseklikte gerçekleşti. Helikopterlerin diğer uçaklardan, insansız hava araçlarından (İHA) ve bombardıman uçaklarından oluşan bir filo tarafından korunduğunu da sözlerine ekleyen General Keane, bu gücün Venezuela'nın hava savunmasını etkisiz hale getirdiğini ve hedeflerine doğru uçan helikopterlerin güvenli geçişini sağlamak için diğer silahları da kullandığını açıkladı. Başkanlık sarayına ulaştıklarında helikopterlere ateş açıldıysa da herhangi bir hasar meydana gelmedi. Özel kuvvetler ile FBI binayı basarak Maduro ve eşini teslim olmaya zorladı ve tutukladı.

ABD’nin Venezuela'nın güney sınırında 55 bin kilometrekareden fazla bir alana yayılan ve 1,2 trilyon varil olarak tahmin edilen dünyanın en büyük ham petrol rezervlerinin bulunduğu Orinoco Kuşağı'na erişimini sağlıyor. Venezuela şu anda Maduro'nun yardımcısı Delcy Rodriguez tarafından ‘dış karışıklık durumu’ adlı bir olağanüstü hal yasası altında yönetiliyor.

Maduro'nun tutuklanması, ülkedeki rejiminin popüler ve siyasi temellerini, özellikle de Maduro'nun en güçlü yardımcılarının elinde bulunan savunma ve içişleri bakanlarının makamlarını etkilemedi.

Trump, operasyonun duyurulmasının ardından düzenlediği basın toplantısında, ABD'nin Venezuela'yı geçici olarak yöneteceğini ve petrol ihracatının sorunsuz bir şekilde yeniden başlamasını sağlayacağını söyledi. Başkan Yardımcısı Rodriguez ile görüşmelerin sürdüğünü belirten Trump, Rodriguez'in ‘Venezuela'yı yeniden büyük yapmak için gerekli gördükleri her şeyi yapmaya’ hazır olduğunu belirtti. Rodriguez, ‘ülkedeki demokrasiyi baltalamak’ suçlamasıyla daha önce ABD'nin yaptırımlarına hedef alınmış isimler arasındaydı.

Öte yandan Trump, Rodriguez'i överken geçtiğimiz yıl Nobel Barış Ödülü'nü kazanan muhalefet lideri Maria Corina Machado'nun ülkeyi yönetmek için yeterince popüler olmadığını iddia ederek Venezuela muhalefetine bir darbe indirdi. Rodriguez'in Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile uzun görüşmeler yaptığını ve ‘istedikleri her şeyi yapmaya hazır olduğunu’ ifade ettiğini açıklayan Trump, Machado'yu göz ardı etmesini, Venezuela halkının çıkarlarını önemsemeyen başka birini göreve getiremeyeceğini söyleyerek savundu.

sdfrg
Venezuela Başkan Yardımcısı ve Petrol Bakanı Delcy Rodriguez, Venezuela'nın başkenti Karakas'ta basın mensuplarına açıklamalarda bulunurken, 10 Mart 2025 (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump, Rodriguez'in anayasa çerçevesinde başkan olarak yemin ettiğini ima etti, ancak Venezuela medyasında bu konuda herhangi bir haber yayınlanmadı. Ancak Rodriguez, kaçırılan cumhurbaşkanına ihanet etmiş gibi görünmekle, Başkan Trump'a karşı gelme ve onun taleplerine boyun eğmeme riski arasında ince bir çizgi üzerinde yürümek zorunda. Bunu, olanları ‘korkunç bir hukuk ihlali’ olarak nitelendirdiği kamuoyuna yaptığı açıklamada da ortaya koyan Rodriguez, Başkan Maduro ve eşinin geri dönmesini talep etti. Rodriguez’in ABD’nin finans piyasası Wall Street ve petrol endüstrisinde faaliyet gösteren Cumhuriyetçilerle güçlü bağları bulunuyor.

ABD’nin doğrudan müdahalesi nasıl başladı?

Maduro’nun tutuklanması, ülkedeki rejiminin halk ve siyasi temellerini etkilemedi, özellikle de Maduro’nun en güçlü yardımcılarının elinde bulunan savunma ve içişleri bakanlıklarının pozisyonları. Bu yardımcılar, ABD’nin saldırısına karşı çıkarak her şeyin kontrol altında olduğunu garanti ettiler. Her ikisi de ordu ve polise düzeni korumaları çağrısında bulundu. Bu operasyonun, özellikle Trump’ın ülkeyi yönetmek için özel bir ekip kurduğunu duyurması nedeniyle, Venezuela'da en üst düzeyde doğrudan Amerikan müdahalesinin sadece başlangıcı olması bekleniyor. Bu girişim, Trump'ın yakın zamanda açıkladığı ulusal güvenlik stratejisinde benimsediği Monroe Doktrini'nin pratik bir uygulamasıdır. Trump, bu stratejide ABD'nin güvenliği için arka kalkan olarak Batı Yarımküre'ye daha fazla odaklanıyor. Trump ayrıca Kolombiya ve Küba'yı da hedefine aldı ve bu ülkelerin liderlerini, kendi yönetimi ile iş birliği yapmaları halinde sonuçlarına karşı uyardı. Ancak şimdi Venezuela'da olacaklardan ve çeteler ve yasadışı örgütlerin kol gezdiği bir ülkede güvenli ve akıllıca bir iktidar geçişini sağlamada karşılaşacağı zorlukları bertaraf etmekle yükümlü.

Her ne kadar durumun kontrolden çıkmayacağı, rejimin çöküşüne ve ülkenin parçalanmasına ve dağılmasına yol açmayacağı konusunda iyimser olsak da Venezuela üzerindeki etkileri acı verici olacaktır, çünkü vatandaşların kaybedilenler ile gelecek olanlar arasındaki farkı hissetmeleri uzun yıllar alacak.

ABD’nin uluslararası düzeydeki operasyon, İran, Rusya ve Çin'in ABD’nin arka bahçesindeki nüfuzunun genişlemesini engelleyen ve Irak ve Afganistan'da sarsılan imajını pratik bir şekilde Amerikan gücünün etkinliğini ve hakimiyetini gösteren birtakım mesajlar içeriyordu.

Maduro’yu devirmenin diğer hedefini açıklamak için fazla beklemeyen Trump, Amerikan şirketlerinin Venezuela'ya geri döneceğini duyurdu. Ancak bu şirketler, Washington’ın Karakas'a uyguladığı yaptırımları yeniden düzenledikten ve ülkedeki güvenlik durumu istikrara kavuştuktan sonra bunu yapabilecekler. Bu yaptırımlar arasında, Venezuela'nın ABD'nin uluslararası finansal transfer sistemi SWIFT'i kullanmasının engellenmesi de bulunuyor. ABD, Venezuela'nın petrol kaynaklarını kontrol altına alırsa, ihracat ve gelir yönetimini nasıl ele alacağı ve bunların sadece seçilmiş hükümetin erişebileceği kapalı bir hesaba aktarılmasının mümkün olup olmayacağı henüz belli değil.

frg
Halk ABD'nin Venezuela'ya baskın düzenleyerek Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i tutuklamasının ardından Şili'nin Santiago kentinde kutlama yaparken Venezuela muhalefet lideri Maria Corina Machado'nun fotoğrafını tutan bir kişi, 3 Ocak 2026 (Reuters)

Ancak, Trump yönetimi tarafından gerçekleştirilen korsanlık ve kaçırma eylemleri, uluslararası çok taraflılık ve uluslararası hukukun tabutuna son çiviyi çakıyor. Küresel sistemin süper güçlerin sömürgeci arzularını frenleyemediğini açıkça kanıtladığı bir dönemde, büyük güçlerin izinden gitmeyi reddeden devletlerin ve liderlerinin egemenliğine yönelik bu tecavüz, güçlülerin zayıflara karşı kullanabileceği tanıdık bir model ve yaklaşım haline geliyor.

Her ne kadar Irak ve Afganistan'da olduğu gibi durumun kontrolden çıkmayacağı, rejimin çöküşüne ve ülkenin parçalanmasına ve dağılmasına yol açmayacağı konusunda iyimser olsak da Venezuela üzerindeki etkileri acı verici olacaktır, çünkü vatandaşların kaybedilenler ile gelecek olanlar arasındaki farkı hissetmeleri uzun yıllar alacak.

Venezuela, ABD'nin bölgedeki stratejik üstünlüğünün bir test sahası haline gelecek ve ABD için gerçek stratejik avantajlar sağlayacaksa, bu durum özellikle Çin ve Rusya'yı müttefiklerine yönelik stratejilerini yeniden ayarlayarak önlemler almaya itecek.

Trump yönetimi, bu darbenin Maduro'nun sadık destekçileri arasında yaratacağı paniğe oynuyor gibi görünüyor. Bu destekçiler, yargılanma veya yaptırımlarla karşı karşıya kalacak ve siyasi korumalarını kaybedecekler. Ardından, seçilmiş bir hükümete iktidarı devretmek karşılığında güvenli bir çıkış yolu müzakere etmeye, sınırlı af elde etmeye veya başka bir ülkeye sürgüne gönderilmeye çalışacaklar. Ya da Trump yönetimi, ABD'nin belirlediği yol haritasına uygun olarak ülkenin yönetimini devralmak için hükümetin bazı unsurlarıyla gizli müzakereler yürütüyor olabilir. Yahut ülke, herkesin korktuğu o durumla, yani rejimin kalıntıları ve silahlı grupların, ABD'nin emirlerine karşı çıkarak ülkeyi bilinmeyen bir bataklığa sürükleyebilecek uzun süreli bir gerilla savaşına girmesiyle karşı karşıya kalacak.



Rusya ve Çin neden İran’a yardım etmiyor?

Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)
Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)
TT

Rusya ve Çin neden İran’a yardım etmiyor?

Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)
Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)

İran, Rusya ve Çin ile siyasi ve ekonomik ortaklıklara sahip olmasına rağmen, mevcut gerginlik ortamında bu iki ülkenin doğrudan askeri destek sunmamış olması geniş çaplı soru işaretleri yaratıyor. Uzmanlar, Moskova ve Pekin’in bu tutumunu, stratejik çıkar hesapları, ABD ile doğrudan bir çatışmadan kaçınma isteği ve çatışmanın uzamasından doğabilecek fırsatları değerlendirme gayretiyle açıklıyor.

Jeopolitik ve ABD güvenliği uzmanı Justin Mitchell, bu değerlendirmeyi National Interest dergisinde yayımlanan raporunda dile getirdi.

Mitchell’e göre, İran izole bir durumda ve varlığını sürdürmek için bir savaş yürütüyor. Buna karşın, İran’ın partnerleri olan Çin ve Rusya, dikkat çeken bir şekilde sahnede yok. Her iki ülke de İran’a yönelik saldırıları kınayıp düşmanlıkların sona ermesini talep etse de, büyük bir askeri destek sunmaktan kaçınıyor. Bu sırada ABD, olası bir kara harekâtına hazırlık kapsamında, bölgeye daha fazla asker sevk ediyor.

Analistler, Çin’in harekete geçmemesini ‘Pekin’in yaşadığı karışıklığın kanıtı’ olarak nitelendirirken, Rusya’nın ‘kritik bir müttefike yardım edememesi’ durumunu da utanç verici olarak değerlendiriyor.

Ancak durum, ilgisizlik veya ihmal değil; her iki ülke de ulusal çıkarlarını daha disiplinli tanımlıyor ve bu da doğrudan müdahalelerini sınırlıyor. Ayrıca, her iki ülkenin de ABD’nin çatışmaya daha fazla karıştığı sürede stratejik kazanç elde etmesi muhtemel.

Çin, dış politika ve askeri stratejisini öncelikli olarak Asya ve yakın çevresi ekseninde şekillendiriyor. Ortadoğu, enerji ve ticaret açısından önemli olsa da, Pekin onu hiçbir zaman Tayvan, Japonya veya Avrupa kadar öncelikli görmedi. Modern tarihinde Çin, resmi ittifaklara girmekten kaçındı; tek güvenlik anlaşması 1961’den beri Kuzey Kore ile ve bu bağın gücü bile sorgulanabilir düzeyde.

Mitchell, Çin’in İran’a yıllar boyunca silah sağladığını ancak bu ilişkinin Çin’in Rusya veya Kuzey Kore ile olan güvenlik ilişkileriyle kıyaslanamayacağını vurguluyor. İran, Çin için derin bir güvenlik ortağı değil ve Çin’in öncelikli sahasında yer almıyor; bu da Pekin’e İran lehine müdahale etmek için sınırlı gerekçeler sağlıyor.

Enerji, Çin’in İran ile ilişkilerinin temel motoru olarak öne çıkıyor. Sadece 2025 yılında Çin, İran’ın petrol ihracatının yüzde 80’inden fazlasını satın aldı. Bu, Çin’in toplam petrol ithalatının yüzde 13,4’üne denk geliyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, İran ve diğer Körfez ülkelerinin çoğu petrol ihracatını durduracağından, Çin’in enerji dengesi üzerinde doğrudan etkili olacak.

Mitchell’e göre, savaşın devam etmesi ve petrol akışının aksaması, Çin’i Ortadoğu’daki enerji güvenliğini ABD’ye emanet etme stratejisini yeniden gözden geçirmeye zorlayabilir.

Buna karşın, Çin’in petrol rezervleri, ülkenin ihtiyacını yaklaşık 120 gün boyunca karşılayabilecek kapasitede. Ayrıca Rusya gibi alternatif tedarikçiler, bu şoku hafifletebilir. Petrol piyasasındaki bu çalkantılara rağmen, ABD’nin Asya-Pasifik bölgesinden Körfez’e askeri odak kaydırması ve gücünü yeniden yönlendirmesi, Çin’in stratejik çıkarlarına hizmet ediyor.

Çin’deki askeri planlamacılar, esasen ülke çevresine odaklanan stratejilerini göz önünde bulundurarak, ABD’nin askeri gücünü Çin yakınlarından Ortadoğu’ya kaydırmasını memnuniyetle karşılıyor olabilir. ABD, Hint-Pasifik bölgesinden silah ve birlikleri zaten taşımaya başladı; bunlar arasında Güney Kore’den İran’a sevk edilen bir THAAD füze savunma bataryası da yer alıyor. Savaş, ABD’nin sınırlı önleyici füze stoklarını tüketiyor. Diğer yandan Pentagon bölgeden Ortadoğu’ya kara ve deniz kuvvetlerini kaydırdı.

fdewrv
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln’de bulunan savaş uçakları (Reuters)

Rusya ise İran’ı dış politikasında belirleyici bir unsur olarak görmüyor. Rusya’nın 2023 yılında açıkladığı Dış Politika Konsepti, ‘yakın çevreyi’ öncelikli alan olarak belirlerken, İran Ortadoğu ülkeleri arasında alt sıralarda yer aldı. Çin’in aksine Rusya, Ortadoğu’ya petrol ve gaz açısından bağımlı değil ve İran ile ticaret hacmi sınırlı.

Rusya, Belarus ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (CSTO) ülkeleriyle güvenlik düzenlemelerine bağlı, ayrıca Çin ile ‘kapsamlı ortaklık ve stratejik iş birliği’ ilişkisi sürdürüyor. Rusya, İran’a çok sayıda silah satışı gerçekleştirdi. Ancak buna rağmen İran, Rusya için yeterli önemde değil.

Mitchell’e göre, Çin’de olduğu gibi Rusya da bu savaştan özellikle enerji alanında önemli kazançlar elde edebilir. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, Çin ve Hindistan gibi ülkeleri Rusya’dan daha fazla petrol ithal etmeye zorlayacak. Küresel enerji fiyatlarındaki keskin artış ve petrol yaptırımlarının askıya alınması ise fosil yakıtlara dayalı Rus ekonomisi için ihtiyaç duyulan ek gelirleri sağlayabilir.

ABD’nin İran’a müdahalesi aynı zamanda Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına da dolaylı destek sunuyor. ABD operasyonları özellikle önleyici füzeleri tüketiyor; THAAD, Patriot veya Tomahawk sistemlerinden İran’a yönlendirilen her füze, Ukrayna’daki cephelere ulaşamayacak. Ayrıca Rusya, İran’a ABD güçlerini hedef alırken istihbarat desteği sunarak Ortadoğu’daki Amerikan askeri tesislerinin konumlarını belirlemesine yardımcı olma fırsatına da sahip.

fvvfr
ABD’ye ait USS Delbert D. Black destroyeri, Epic Fury Operasyonu kapsamında bir Tomahawk füzesi fırlatırken (Reuters)

Böylece Rusya, ABD ile doğrudan bir çatışmaya girmeden İran’a dolaylı ve uzaktan destek sağlayabilir, savaşın avantajlarından faydalanabilir.

Mitchell’e göre, Çin ve Rusya’nın gösterdiği bu ölçülü tutum, ihmal değil, stratejik bir disiplinin göstergesi. ABD ordusunun kaynaklarının tükenmiş ve çok sayıda cepheye dağıtılmış olması, Çin’in Pasifik bölgesindeki çıkarlarına ve Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına hizmet ediyor. Savaş ne kadar uzun sürerse, her iki ülke için potansiyel kazançlar da o kadar artıyor.


Pentagon, İran’a kara operasyonu planını hazırladı: Tarihin en karmaşık harekatı olacak

ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)
ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)
TT

Pentagon, İran’a kara operasyonu planını hazırladı: Tarihin en karmaşık harekatı olacak

ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)
ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın talimatıyla Savunma Bakanlığı (Pentagon), İran'daki uranyum stoklarını ülkeden çıkarmak için kara harekatı planı hazırladı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Washington Post'a (WP) konuşan yetkililer, yaklaşık 450 kilogramlık uranyumun taşınması için hazırlanan planın geçen hafta Trump'a sunulduğunu belirtiyor.

Wall Street Journal, Beyaz Saray'ın kara harekatını değerlendirdiğini yazmıştı ancak Trump'ın doğrudan operasyon planı hazırlattığı bilinmiyordu.

Plan radyoaktif maddelerin kazılarak çıkarılması ve toplanmasını sağlamak için binlerce askerin ve ağır ekipmanın hava yoluyla İran'a gönderilmesini gerektiriyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'na (UAEK) göre İran'da yüzde 60 seviyesinde zenginleştirilmiş yaklaşık 440 kilogram uranyum stoku var. Bunun yarısının İsfahan'daki tesislerde yerin yaklaşık 90 metre altında depolandığı düşünülüyor. Geri kalan uranyumunsa Natanz ve diğer nükleer tesislerde saklandığı tahmin ediliyor.

Kaynaklar, plan kapsamında özel harekatçıların bölgeye gönderilebileceğini, Isfahan'daki tünellerden çıkarılan uranyum konteynerlerinin hava yoluyla taşınabileceğini söylüyor.

Ancak bazı uzmanlar bunun çok tehlikeli bir operasyon olacağına dikkat çekiyor. Emekli CIA görevlisi ve Deniz Piyadesi subayı Mick Mulroy şunları söylüyor:

Bu, tarihin en karmaşık özel operasyonlarından biri olacaktır. Silahlı kuvvetler için büyük bir risk teşkil ediyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ve Özel Harekat Komutanlığı'nın başında bulunmuş emekli General Joseph Votel, uranyumu almanın en iyi yolunun ateşkes sağlandıktan sonra UAEK personeliyle koordineli çalışmak olduğunu belirtiyor.

Diğer yandan "Oraya girmek için savaşmak zorunda kalırsanız, bu şekilde de yapılabilir" diyor ve ekliyor:

Pek çok risk var. Son derece karmaşık bir planlama gerektiriyor. Muhtemelen kayıplar yaşanacaktır. Ancak bu, ABD Özel Harekat Kuvvetleri'nin üstlenmesi gereken bir görev. Bizim işimiz bu. Bu tür ortamlara girmek üzere özel olarak eğitilmiş personelimiz var.

Askeri yetkililer, ocak ayında Venezuela'ya düzenlenen harekata ya da 2011'de Usame bin Ladin'in Pakistan'da öldürüldüğü operasyona kıyasla bunun çok daha karmaşık ve ölümcül olacağını vurguluyor.

Amerikan komandolarının, mühendislerinin ve iş makinelerinin sürekli düşman ateşi altında çalışmak zorunda kalacağı ve büyük kayıplar verilebileceği belirtiliyor. Uzmanlara göre süreç sorunsuz ilerlese bile operasyonun tamamlanması haftalar alabilir.

Trump, İran savaşının temel hedeflerinden birinin Tahran yönetiminin nükleer silah üretmesini engellemek olduğunu öne sürüyor.

Cumhuriyetçi lider, savaşın başlarında İran'ın ABD anakarasını vurabilecek nükleer bombaları çok kısa sürede üretebileceğini iddia etmiş ancak istihbarat yetkilileri bu yönde raporlar olmadığını söylemişti.

Öte yandan Trump, çarşamba günü Reuters'a verdiği röportajda İran'daki uranyum stokuna dair şunları söyledi:

Bunlar yerin çok altında, dolayısıyla umurumda değil. Oradaki durumu uydularla her zaman takip edebiliriz.

ABD Başkanı, çarşamba gecesi Beyaz Saray'da yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında İran'ın uranyum stokunu kullanmak için hamle yaptığını gördükleri an "füzelerle çok sert saldırılar düzenleyeceklerini" söylemişti.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Trump, İran’ı yıkmak isterken daha da güçlendirdi: Tüm kuralları çiğnedi

İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)
İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)
TT

Trump, İran’ı yıkmak isterken daha da güçlendirdi: Tüm kuralları çiğnedi

İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)
İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)

ABD, İran'la anlaşma yapmadan savaşı sonlandırırsa Tahran enerji kaynakları üzerindeki hakimiyetini artırarak daha da güçlenebilir.

Reuters'ın analizinde, savaş sonrası durumla ilgili net garantiler oluşturulamaması halinde ABD'nin müttefiki Körfez ülkelerinin tehlikeli bir pozisyonda kalacağı belirtiliyor.

Dubai merkezli düşünce kuruluşu B'huth Araştırma Merkezi'nden Muhammed Baharun, ABD güçleri Körfez ülkelerindeki üslerde varlığını sürdürdükçe bu devletlerin İran'ın saldırısına açık olacağını söylüyor.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırıları başlatmasıyla Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini durma noktasına getirdi.

Analize göre boğazdaki geçişlerin aksamasıyla başlayan ekonomik kriz, savaş net bir anlaşmayla sona ermezse Körfez ülkelerini uzun süre olumsuz etkileyebilir.

BAE'li analist Baharun, Körfez ülkelerinin bu savaşı engellemek için 28 Şubat öncesinde yoğun diplomatik çaba sarf ettiğini de hatırlatıyor. İran'ın enerji kaynakları üzerindeki hakimiyeti nedeniyle Körfez devletlerinin savaşa girmekten çekindiğini savunuyor.

ABD ve İsrail'in ortak operasyonunda İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in yanı sıra Devrim Muhafızları'ndan birçok üst düzey yetkili öldürüldü.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Ortadoğu Enstitüsü'nden Alex Vatanka, bu hamlelerin Tahran'ı zayıflatmak yerine daha da radikalleştirdiğini söylüyor:

Hamaney bir Ayetullah'tı, böyle bir şey yapılmaz. Hele ki bir Ayetullah'ı öldürmek, yabancı bir gücün yapacağı bir şey değildir. Ama Trump kendini tutamayan bir adam. Şii dini otoriteler açısından her türlü kuralı ve protokolü çiğnedi.

Analist Magnus Ranstorp da İran'ın "henüz asıl gücünü göstermediğini" savunuyor. Tahran yönetiminin desteklediği örgütleri küresel ölçekte kullanarak ABD ve İsrail'e çok daha kuvvetli bir darbe indirme kapasitesine sahip olduğunu vurguluyor.

Diğer yandan Yemen'deki Tahran destekli Husilerin de 28 Mart'ta İsrail'e füze fırlatarak savaşa girmesi bölgedeki çatışmaların daha da yayılması riskini doğurdu.

Husi yönetiminin Enformasyon Bakan Yardımcısı Muhammed Mansur, dünkü açıklamasında Körfez ülkelerinin savaşa katılması halinde Babülmendep Boğazı'nı kapatma tehdidi savurdu.

Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne bağlayan boğazın kapanması, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun yarattığı küresel ekonomik krizi daha da derinleştirebilir.

 Henüz hiçbir Körfez ülkesi savaşa doğrudan katılmamış olsa da Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Hürmüz'ün açılması için ABD ve İsrail'e askeri destek sağlamayı değerlendirdiği aktarılmıştı.

Wall Street Journal'ın 1 Nisan'daki haberinde,  BAE'nin Hürmüz Boğazı'ndaki adaların ABD tarafından işgal edilmesini istediği de öne sürülmüştü.

Suudi Arabistan devletine ait Arab News'de yayımlanan analizde, savaşın Arap devletleri arasındaki birlik eksikliğini gösterdiği vurgulandı:

Arap dünyası için bu savaşın etkileri çok daha derin. Bu çatışma, bölgesel güvenliğin sadece dış güçlere devredilemeyeceğini ve parçalanmış ulusal stratejilerle yönetilemeyeceğini bir kez daha ortaya koydu. Birleşik bir Arap güvenlik çerçevesinin yokluğu, hem bölgesel hem de uluslararası dış aktörlerin defalarca istismar ettiği stratejik boşluklar yarattı.

Independent Türkçe, Reuters, Times of Israel, Arab News