ABD'nin Maduro'yu tutuklaması Trump'ın müttefiklerini memnun ederken, rakiplerini tehdit ediyor

ABD Başkanı Donald Trump, Florida'da Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe ile birlikte Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun tutuklanmasını takip ediyor. (Trump'ın Truth Social hesabı)
ABD Başkanı Donald Trump, Florida'da Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe ile birlikte Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun tutuklanmasını takip ediyor. (Trump'ın Truth Social hesabı)
TT

ABD'nin Maduro'yu tutuklaması Trump'ın müttefiklerini memnun ederken, rakiplerini tehdit ediyor

ABD Başkanı Donald Trump, Florida'da Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe ile birlikte Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun tutuklanmasını takip ediyor. (Trump'ın Truth Social hesabı)
ABD Başkanı Donald Trump, Florida'da Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe ile birlikte Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun tutuklanmasını takip ediyor. (Trump'ın Truth Social hesabı)

ABD’nin Venezuela lideri Nicolas Maduro’yu tutuklaması dolayısıyla düzenlenen basın toplantısında Başkan Donald Trump, Latin Amerika’da Amerikan gücünün kullanımı konusunda alışılmadık derecede açık bir tablo çizdi. Trump’ın açıklamaları, Meksika’dan Arjantin’e kadar uzanan siyasi bölünmeleri gün yüzüne çıkarırken, bölgede Trump yanlısı liderlerin yükselişini de ortaya koydu.

Trump, Maduro’nun New York’taki ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi (DEA) ofislerine elleri kelepçeli halde götürülmesinden yalnızca saatler önce, “Batı yarımkürede Amerikan hegemonyası bir daha asla sorgulanmayacak” ifadesini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre bu görüntü, Washington ile Karakas arasında aylardır tırmanan gerilimin çarpıcı bir zirvesi olarak değerlendirilirken, bölgede ABD’nin geçmişteki açık müdahalecilik dönemini hatırlattı.

Göreve başlayalı henüz bir yıl bile olmadan Meksika Körfezi’nin adını ‘Amerika Körfezi’ olarak değiştiren Trump, Karayipler’de uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı iddia edilen teknelere yönelik saldırılar düzenlenmesini emretti, Venezuela petrol ihracatına deniz ablukası uyguladı ve Honduras ile Arjantin’deki seçim süreçlerine müdahil oldu.

Gümrük tarifeleri, yaptırımlar ve askeri gücün bir bileşimini kullanan Trump, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele, göçü durdurma, stratejik doğal kaynakları güvence altına alma ve Rusya ile Çin’in nüfuzunu sınırlama hedefleri doğrultusunda Latin Amerika liderleri üzerinde baskı kurdu.

Trump, bu yeni dış politika yaklaşımını, 19. yüzyılda ABD Başkanı James Monroe’nun, ABD’nin Batı yarımkürede kendi etki alanına hâkim olması gerektiği yönündeki düşüncesine atıfla ‘Donroe Doktrini’ olarak adlandırıyor. Trump, Monroe’nun soyadındaki ilk harfi değiştirerek doktrine kendi adının baş harfini ekledi.

Bir düşünce kuruluşu olan Washington Latin Amerika Ofisi’nin (WOLA) And Dağları Bölgesi Direktörü Gimena Sanchez, “Trump yönetimi, Latin Amerika siyasetini farklı yollarla yeniden şekillendirmeye çalıştı. Bölgenin her yanında dişlerini gösteriyorlar” değerlendirmesinde bulundu.

ABD baskınına verilen tepkiler, bölgesel bölünmeleri de yansıttı. Cumartesi günü yaşanan dramatik gelişmeler, Trump’ın Washington’un Venezuela’yı yöneteceği ve petrol sektörünü kontrol altına alacağı yönündeki taahhüdü de dahil olmak üzere, zaten kutuplaşmış olan kıtada karşıt iki cepheyi daha da harekete geçirdi.

Trump’ın ‘fikri ikizi’ olarak nitelendirilen Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, ABD’nin ‘demokrasiyi, yaşamın savunulmasını, özgürlüğü ve mülkiyeti’ desteklediğini söyledi.

Milei, “Diğer tarafta ise bölgemiz için bir kanser haline gelmiş, kanlı ve terörist bir uyuşturucu diktatörlüğüyle iş birliği yapanlar var” ifadesini kullandı.

Benzer şekilde Güney Amerika’daki diğer sağcı liderler de Maduro’nun devrilmesini, Trump ile ideolojik yakınlıklarını ilan etmek için bir fırsat olarak değerlendirdi.

Ekvador’da muhafazakâr Devlet Başkanı Daniel Noboa, Maduro’nun akıl hocası ve Bolivarcı devrimin kurucusu Hugo Chavez’in tüm takipçilerine sert bir uyarıda bulunarak, “Örgütünüz tüm kıta genelinde tamamen çökecek” dedi.

Şili’de ise Venezuela’dan göç konusundaki endişelerin damga vurduğu ve geçen ay yapılan başkanlık seçimlerinde sol hükümetin kaybettiği süreç sonrasında, aşırı sağdan Devlet Başkanı seçilen Jose Antonio Kast, ABD baskınını “bölge için harika haberler” sözleriyle kutladı.

Ancak Latin Amerika’daki solcu liderler, ABD’nin hamlesini Amerikan otoriterliğinin bir göstergesi olarak değerlendirerek ciddi kaygılarını dile getirdi. Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum, Şili Devlet Başkanı Gabriel Boric ve Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, gelişmelere sert tepki gösteren isimler arasında yer aldı.

Lula da Silva, ABD operasyonunun “son derece tehlikeli bir emsal oluşturduğunu” söyledi. Sheinbaum, bunun ‘bölgesel istikrarı tehlikeye attığı’ uyarısında bulunurken, Boric operasyonun ‘uluslararası hukukun temel bir sütununu ihlal ettiğini’ ifade etti. Petro ise müdahaleyi ‘Venezuela’nın ve Latin Amerika’nın egemenliğine yönelik bir saldırı’ olarak nitelendirdi.

Trump’ın daha önce de bu dört liderin tamamını taleplerine uymadıkları gerekçesiyle cezalandırdığı ya da tehdit ettiği, buna karşılık kendisine sadakat gösteren müttefiklerini desteklediği ve koruduğu hatırlatıldı.

Söz konusu operasyon, ABD’nin bölgedeki müdahaleci geçmişini de yeniden gündeme taşıdı. Son yıllarda Latin Amerika siyasetinde etkili olan ve ‘pembe dalga’ olarak adlandırılan solcu liderlerin simge isimlerinden biri olan Lula da Silva’ya göre, Venezuela’daki Amerikan askeri hamlesi, ABD’nin Latin Amerika siyasetine müdahalesinin en karanlık dönemlerini hatırlatıyor.

Bu tür olaylar, 20. yüzyılın başlarında ABD askerlerinin Chiquita gibi Amerikan şirketlerinin çıkarlarını korumak amacıyla Orta Amerika ve Karayip ülkelerini işgal etmesinden, 1970’lerde Sovyet nüfuzunu engellemek için Washington’un Arjantin, Brezilya, Şili, Paraguay ve Uruguay’daki baskıcı askerî diktatörlüklere verdiği desteğe kadar uzanıyor.

Maduro’nun devrilmesinin çağrıştırdığı bu tarihsel yankılar, yalnızca Trump karşıtı sol çevrelerde sert kınamalara ve sokak protestolarına yol açmakla kalmadı; aynı zamanda Trump’a yakın bazı müttefiklerde de kaygılı tepkiler doğurdu.

Genellikle Trump’a verdiği güçlü destekle bilinen El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele’nin sessizliği dikkat çekti. ABD ile müttefik baskıcı bir hükümet ile solcu isyancılar arasında yaşanan ve ülkeyi derinden yaralayan bir iç savaşın izlerini hâlâ taşıyan El Salvador’da Bukele, cumartesi günü Maduro’nun tutuklanmasıyla alay eden kısa bir paylaşım yaptı, ancak bölgedeki diğer liderlerin sergilediği açık memnuniyeti göstermedi.

Bolivya’da ise yeni muhafazakâr Devlet Başkanı Rodrigo Paz, Maduro’nun devrilmesini temkinli bir dille karşıladı. Paz, bunu, 2024’te yaygın biçimde hileli kabul edilen seçimlerde ‘diktatörü’ iktidardan uzaklaştırmak için oy kullanmaya çalışan Venezuelalıların ‘gerçek halk iradesinin’ hayata geçirilmesi şartına bağladı.

Paz, “Bolivya, Venezuela için çıkış yolunun sandığa saygıdan geçtiğini yineliyor” dedi. Ancak bu mesaj kısa sürede geçerliliğini yitirdi. Saatler sonra Trump, 2024 seçimlerini kazanan muhalefetle değil, Maduro’ya bağlı Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez ile çalışacağını açıkladı.

Trump yönetiminin ilk döneminde Kolombiya'da ABD büyükelçisi olarak görev yapan Kevin Whitaker, “Trump yönetimi bu aşamada, Venezuela’nın demokratik geleceğine ilişkin kararları, ortaya çıkan demokratik sonuca başvurmadan alıyor gibi görünüyor” değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan Trump’a Venezuela’da ne zaman demokratik seçimler yapılacağı sorulduğunda ise, “Bence biz daha çok durumu düzeltmeye bakıyoruz” yanıtını verdi.

Trump düşmanlarını alarma geçirdi

Trump yönetiminin Venezuela’ya yönelik saldırısı, Latin Amerika’da kendisiyle uyumlu hükümetlerden oluşan bir blok oluşturmayı amaçlayan tehditler zincirinin son halkası olarak değerlendiriliyor.

Şili'den Honduras'a kadar son dönemde yapılan başkanlık seçimleri, göçmenliğe karşı çıkan, güvenliği önceliklendiren ve küreselleşmeden ve ‘siyasi uyanıştan’ arınmış, geçmişteki daha iyi zamanlara dönüş vaat eden Trump benzeri güçlü liderleri iktidara getirdi.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi’nde araştırmacı olan Alexander Gray, “Başkan, Batı yarımkürede kendisiyle daha geniş bir ideolojik yakınlık paylaşan müttefik ve ortak ülkeler arayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Bu ideolojik çizgiyi paylaşmayan ülkeler ise hafta sonu itibarıyla uyarı listesine alındı. Trump, Küba’daki komünist hükümetin “çöküşün eşiğinde göründüğünü” söyledi. Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum’u uyuşturucu kartellerini ortadan kaldıramamakla suçlayarak, “Meksika konusunda bir şeyler yapılması gerekiyor” dedi. Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro hakkında ise “Kokain yapmayı seviyor” iddiasını yineledi ve ‘bunu uzun süre sürdüremeyeceği’ uyarısında bulundu.

Trump dün başkanlık uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Biz, etrafımızdaki ülkeleri yaşanabilir ve başarılı hale getirme işindeyiz; petrolün gerçekten akmasına izin verilen ülkeler yaratmak istiyoruz. Burası bizim yarımküremiz” ifadelerini kullandı.



Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
TT

Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, Netanyahu'nun çarşamba günü Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelerek İran ile müzakereleri görüşeceği bildirildi.

Reuters'ın aktardığı açıklamada, Netanyahu'nun ‘(İran ile) yapılacak herhangi bir müzakerede balistik füzelerin sınırlandırılması ve İran'ın bölgedeki vekillerine verilen desteğin durdurulmasının yer alması gerektiğine inandığı’ belirtildi.

Reuters'a göre çarşamba gün  yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump’ın geçtiğimiz yıl ocak ayında göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ile Trump arasında yapılacak yedinci görüşme olacak. Öt yandan İsrail basınına göre Netanyahu, Trump'a İsrail'in İran'ın nükleer programını tamamen yok etme kararlılığını vurgulayacak.

İran ile ABD arasında geçtiğimiz cuma günü Umman'da nükleer dosyasına ilişkin görüşmeler gerçekleştirdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi. Ancak Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan görüşmelerin ardından, ‘tehditlerin ve baskının kaldırılması herhangi bir diyalogun başlaması için şart’ olduğunu vurgulayan Arakçi, “(Tahran) sadece nükleer meselesini görüşecek... ABD ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğiz” dedi.

Öte yandan her iki taraf da Tahran ile Batı arasında uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmek için diplomasiye yeni bir şans vermeyi kabul ettiklerini belirtti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington'ın müzakerelerin İran'ın nükleer programı, balistik füze programı ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteğin yanı sıra ‘kendi halkına davranış biçimini’ de kapsaması istediğini söyledi.

İranlı yetkililer, bölgedeki en büyük füze programlarından biri olan İran'ın füze programını tartışmayacaklarını defalarca kez belirtmiş ve Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını istediğini söylemişlerdi.

Diğer taraftan Washington’a göre nükleer bombaya giden potansiyel bir yol olan İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri kırmızı çizgiyi oluşturuyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtı silah amaçlı kullanma niyetinde olmadığını vurguluyor.


Netanyahu, Trump'a İran nükleer projesinin tamamen ortadan kaldırılmasının gerekliliğini vurgulayacak

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
TT

Netanyahu, Trump'a İran nükleer projesinin tamamen ortadan kaldırılmasının gerekliliğini vurgulayacak

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)

İsrail haber sitesi Ynet dün, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun ABD Başkanı Donald Trump'a İsrail'in İran nükleer projesini tamamen ortadan kaldırma kararlılığını teyit edeceğini bildirdi.

İnternet sitesi, iyi bilgilendirilmiş bir kaynağa atıfta bulunarak, "İsrail'in tutumu, İran nükleer programının tamamen ortadan kaldırılması, uranyum zenginleştirmenin durdurulması, zenginleştirme kapasitesinin durdurulması ve zenginleştirilmiş uranyumun İran topraklarından çıkarılması konusunda ısrar etmek olacaktır" dedi.

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre kaynak, "İsrail, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı müfettişlerinin İran'a geri dönmesini ve şüpheli bölgelere sürpriz ziyaretler yapılmasını talep ediyor" ifadelerini kullandı.

Ynet haber sitesi, kaynağın şu sözlerini aktardı: "İran ile yapılacak herhangi bir anlaşma, İsrail'i tehdit edemeyeceklerinden emin olmak için füze menziline 300 kilometrelik bir sınır getirmelidir."

Ofisi dün yaptığı açıklamada, Netanyahu'nun önümüzdeki çarşamba günü Washington'da Trump ile görüşeceğini duyurdu.


Maskat’taki müzakereler uranyum zenginleştirme meselesi nedeniyle belirsizliğini koruyor

Arap Denizi'nde Nimitz sınıfı bir uçak gemisinin güvertesinde bulunan bir ABD askeri uçağı (AFP)
Arap Denizi'nde Nimitz sınıfı bir uçak gemisinin güvertesinde bulunan bir ABD askeri uçağı (AFP)
TT

Maskat’taki müzakereler uranyum zenginleştirme meselesi nedeniyle belirsizliğini koruyor

Arap Denizi'nde Nimitz sınıfı bir uçak gemisinin güvertesinde bulunan bir ABD askeri uçağı (AFP)
Arap Denizi'nde Nimitz sınıfı bir uçak gemisinin güvertesinde bulunan bir ABD askeri uçağı (AFP)

Maskat'ta Washington ve Tahran arasında yapılan ilk dolaylı müzakerelerin ertesi günü, ikinci turun kaderi uranyum zenginleştirme meselesinin çözülmesine bağlı gibi görünüyordu. ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, yeni bir müzakere turunun ‘önümüzdeki hafta’ yeniden başlayacağını duyurdu.

ABD yönetimi ‘sıfır zenginleştirme’ talep ederken, Tahran uranyum zenginleştirmeyi ‘egemenlik hakkı’ olarak nitelendirerek buna karşı çıkarak bunun yerine ‘güven verici’ bir zenginleştirme seviyesi önerdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, müzakerelerde ele alınan konuların genişletilmesine karşı çıktı. Füze programının ‘şimdi ve gelecekte müzakere edilemez’ olduğunu vurgulayan Arakçi, programı ‘tamamen savunma amaçlı’ olarak nitelendirdi.

İran’ın saldırıya uğraması halinde bölgedeki ABD üslerine saldıracağı yönünde yeni bir uyarıda bulunan İranlı bakan, ülkesinin ‘savaşı önlemeye olduğu kadar savaşa da hazır’ olduğunu vurguladı.

Öte yandan ABD'nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, Arap (Umman) Denizi'ndeki Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaret etti.

Diğer taraftan İsrail'de müzakerelerin sonuçlarına şüpheyle yaklaşılıyor. İsrailli yetkililer ‘anlaşmaya varılamayacağını’ söylerken Tel Aviv dün akşam, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun çarşamba günü Washington'da Trump ile İran meselesini görüşmek üzere bir araya geleceğini duyurdu.