Filistinli yetkili: İsrail, Batı Şeria'nın yüzde 41'ini kontrol ediyor

İsrail, Kudüs bölgesinde Filistinlilere ait en az 40 bin evi yıkmaya çalışıyor

İşgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyinde, Tulkerim şehrinin doğusundaki Nur Şems Mülteci Kampı’nda yaşayanlar, yılın ilk günü İsrail ordusuna ait bir buldozerin evlerini yıkmasını izliyor. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyinde, Tulkerim şehrinin doğusundaki Nur Şems Mülteci Kampı’nda yaşayanlar, yılın ilk günü İsrail ordusuna ait bir buldozerin evlerini yıkmasını izliyor. (AFP)
TT

Filistinli yetkili: İsrail, Batı Şeria'nın yüzde 41'ini kontrol ediyor

İşgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyinde, Tulkerim şehrinin doğusundaki Nur Şems Mülteci Kampı’nda yaşayanlar, yılın ilk günü İsrail ordusuna ait bir buldozerin evlerini yıkmasını izliyor. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyinde, Tulkerim şehrinin doğusundaki Nur Şems Mülteci Kampı’nda yaşayanlar, yılın ilk günü İsrail ordusuna ait bir buldozerin evlerini yıkmasını izliyor. (AFP)

Bir Filistinli yetkili, İsrail’in geçtiğimiz yıl Batı Şeria’daki geniş bölgeler üzerinde fiili kontrolünü artırdığını ve bütüncül bir siyasi proje kapsamında Batı Şeria’nın yaklaşık yüzde 41’ini kontrol eder hale geldiğini söyledi. Yetkili, bu sürecin geçici değil, kalıcı bir işgal durumu yarattığını ifade etti.

Duvar ve Yerleşimlere Karşı Direniş Kurumu Başkanı Müeyyed Şaban, dün Ramallah’ta düzenlediği basın toplantısında, İsrail’in geçen yıl Batı Şeria’ya yönelik organize saldırılarını ve bunlara ilişkin verileri paylaştı.

Şaban, İsrail işgal güçleri ve yerleşimcilerin geçen yıl Batı Şeria’da Filistinlilere ve mülklerine yönelik toplam 23 bin 827 saldırı gerçekleştirdiğini belirterek, bunun bir yıl içinde kaydedilen en yüksek saldırı sayısı olduğunu vurguladı. Şaban’ın verdiği bilgilere göre, işgal ordusu 18 bin 384 saldırı düzenlerken, yerleşimciler 4 bin 723 saldırı gerçekleştirdi. İşgal güçleri ile yerleşimcilerin birlikte gerçekleştirdiği saldırıların sayısı ise 720 oldu. Bu saldırıların bireyleri, arazileri, tarım alanlarını ve çeşitli mülkleri hedef aldığı kaydedildi.

xdfrgt
İsrail askerleri ve yerleşimciler, cuma günü Batı Şeria'daki Terkumiya köyünde Filistinlilerin tarım alanlarına erişimini engelledi. (DPA)

Şaban, 2025 yılını ‘kanla, haritalarla ve kararlarla ağırlaşmış bir yıl’ olarak niteledi. İşgal devletinin yalnızca yerleşimlerin genişletilmesiyle yetinmediğini söyleyen Şaban, kontrol kavramının anlamının da genişletilmeye çalışıldığını ifade etti. Şaban’a göre, hâkimiyet artık sadece mekân olarak toprağı kapsamakla sınırlı kalmıyor; coğrafyanın, sembollerin ve Filistin varlığının bütünüyle yeniden tanımlanmasına kadar uzanıyor.

Etkili kontrol

Şaban, işgal makamlarının Batı Şeria’nın toplam yüzölçümünün yaklaşık yüzde 41’i üzerinde fiili kontrol kurduğunu belirtti. Şaban’a göre İsrail, C olarak sınıflandırılan bölgelerin yaklaşık yüzde 70’inde hâkimiyetini pekiştirirken, askeri emirler ve kamulaştırma uygulamalarından oluşan bütüncül bir mekanizma yoluyla Filistin’e ait Ürdün Vadisi’nin yüzde 90’ından fazlasını da kontrolü altında tutuyor. Şaban, bunun tüm unsurlarıyla tamamlanmış bir siyasi proje kapsamında hayata geçirildiğini vurguladı.

sxcd
Batı Şeria'daki bir İsrail yerleşimi (Reuters)

Şaban, İsrail parlamentosu Knesset’i, Batı Şeria’daki sömürgeci projeyi derinleştirmek için hukuk sistemini merkezi bir araç olarak kullanmakla suçladı. Knesset’in, mevcut sömürgeci fiili durumları yasallaştırmayı, yerleşimcilerin ve yerel konseylerin yetkilerini genişletmeyi, arazi yönetimi, planlama ve inşaat alanlarında hukuki ayrımcılığı kurumsallaştırmayı hedefleyen çok sayıda yasa tasarısı ve yasal düzenlemeyi gündeme getirdiğini anlattı. Şaban, bu sürecin Batı Şeria toprakları üzerindeki İsrail kontrolünü artırmak amacıyla ilave sivil yetkilerin işgal kurumlarına devredilmesini, Filistin topraklarının ve sahiplerinin hukuki statüsünün aşındırılmasını ve daha önce herhangi bir hükümet kararı olmaksızın kurulan yerleşim karakollarının yasallaştırılmasını da kapsadığını ifade etti.

cdfgthy
İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki Ma'ale Adumim yerleşiminin genişletilmesine ilişkin bir haritayı gösteriyor. (Arşiv – AFP)

Öte yandan İsrail işgal güçleri, Beytüllahim’deki Aida Mülteci Kampı, El Halil’in kuzeyindeki Halhul beldesi, Eriha’daki Akabe Cebr Mülteci Kampı, Nablus’un batısındaki Tel köyü, Nablus’un güneyindeki Avarta köyü, Kalkilya kenti, Nablus’un kuzeydoğusundaki el-Bazan köyü, Cenin’in güneyindeki Ceba beldesi ve Tubas’ın güneyinde el-Faria Mülteci Kampı çevresini kapsayan geniş çaplı baskın ve gözaltı operasyonları düzenledi.

Baskınlar sırasında çok sayıda Filistinli gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında, El Halil’in batısındaki İzna beldesinde yaşayan gazeteci İnas İhlavi ile Kalkilya’dan serbest bırakılmış eski tutuklu Abdullah Ziyab da yer aldı. Ayrıca Nablus’a bağlı Avarta köyünden 21 Filistinli başta olmak üzere, baskın yapılan bölgelerin çoğundan başka kişilerin de gözaltına alındığı bildirildi.

hyy7u6
Batı Şeria'daki yerleşimlerde devriye gezen İsrail askerleri (Reuters)

Bu sırada onlarca İsrailli yerleşimci, İsrail polisi koruması altında Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya baskın düzenleyerek avlularında provokatif ritüeller gerçekleştirdi. Yerleşimciler ayrıca, Kudüs’te bulunan bir Müslüman mezarlığına saldırarak bazı mezar taşlarını tahrip etti.

Diğer yandan yerleşimciler dün, Mescid-i Aksa’nın güneyinde yer alan Silvan beldesinde Kudüslü bir Filistinliye ait evi ele geçirdi.

Kudüs'te 40 bin evin yıkılması

Bu arada, İsrail’in Kudüs çevresinde Filistinlilere ait en az 40 bin evi yıkmayı planladığı, bunun güvenlik ve demografik gerekçelerle gerekçelendirildiği ortaya çıktı.

Yedioth Ahronoth'un internet sitesi Ynet, dün yayımladığı haberde, bu girişimin aşırı sağcı Regavim örgütü tarafından hazırlanan gizli bir rapora dayandığını aktardı. Söz konusu raporda, Filistin Yönetimi’nin Kudüs’ü sıkıştıran büyük binalar inşa ettiği ve kentin güvenliğini tehdit ettiği iddia ediliyor.

frgtyı8
Geçtiğimiz nisan ayında Batı Şeria'daki El Halil kentinin merkezinde, yerleşimcilerin İsrail bayrağı astığı bir evin önünden geçen Filistinli bir kadın (AFP)

Rapora göre plan, İsrail’in bölgeyi 1967’de işgal etmesinden onlarca, hatta yüzlerce yıl önce var olan Filistin köylerini hedef alıyor. Hedef alınan yerler arasında, Oslo Anlaşmaları kapsamında Filistin Yönetimi’ne bağlı olan ve idari açıdan onun denetiminde bulunan er-Ram, Kalandiya, Sur Bahir, Anata, el-İzeriyye, Cebel el-Mukebbir, Cebel Ebu Ganim, Ebu Dis, Beyt Sahur, Beytüllahim ve Kubeybe gibi bölgeler ile başka yerleşimler bulunuyor.

Raporda, söz konusu yapıların İsrail’den izin alınmadan inşa edildiği öne sürülüyor.

2008 yılından bu yana yapılan sürekli hava fotoğraflarıyla bu yapıları tespit ettiğini belirten Regavim örgütüne göre, söz konusu binalar ‘yasa dışı’ kabul ediliyor ve örgüt bunların güvenlik tehdidi oluşturduğunu savunuyor. Raporda, yüksek katlı binalarda yaşayan Filistinlilerin, Doğu Kudüs’ün Yahudileştirilmesi amacıyla İsrail tarafından inşa edilen yerleşim birimlerini gözetleyebileceği iddia ediliyor.

Raporda ayrıca, örgütün önde gelen isimlerinden emekli Tümgeneral Levi Amitay’a ait dikkat çekici bir açıklamaya yer verildi. Amitay, “Güvenlik açısından burada büyük bir tehlike var. Gazze Şeridi’ndeki Philadelphia Koridoru’nda neler yaşandığını gördük. Sonunda orada güvenle hareket edebilmek için Refah’ı tamamen yok etmek zorunda kaldık” ifadelerini kullandı.



Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Bir yıl önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsündeydi. O günkü katılımın en önemli yanı, sırf orada bulunmuş olmasındaydı. Beşşar Esed yönetiminden ve onlarca yıllık izolasyondan sıyrılan Suriye, uluslararası sahneye geri dönmüştü.

Şera bu hafta ikinci kez New York’a geliyor; ancak bu defa ortada farklı bir Suriye ve yanıt bekleyen farklı sorular var. Geçen yıl karşı karşıya olunan meydan okuma siyasiydi: Yeni Suriye’nin tanınması, yaptırımların kaldırılması ve kapalı kapıların açılması... Bugün ise asıl sınama ekonomik alanda. Suriyeliler bu dışa açılmanın sonuçlarını kendi günlük hayatlarında nasıl hissedecek?

Bu soruyu New York’taki toplantılardan önce Suriye sokakları sordu. Ülkenin çeşitli bölgeleri akaryakıt fiyatlarındaki artışa tepki gösteren protestolara sahne oldu. Yoksulluk halkasının her geçen gün genişlediği bir ülkede mazot ve benzin zamları basit birer ekonomik karar olarak kalmaz; doğrudan ulaşıma, gıdaya, ısınmaya ve üretime yansır.

Asala Nasri’nin konseri etrafındaki tartışmalar bile sadece sanatsal bir meseleden ibaret değildi. Yıllarca süren savaşın ardından Suriyelilerin konserler ve kültür de dâhil olmak üzere normal hayatlarına geri dönmeleri en doğal hakları. Ancak yoksulluk derinleşip enerji fiyatları fırladığında, dev bir konser bir anda öncelikler tartışmasına ve Yeni Suriye imajı ile Suriyelilerin gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafeye dönüşüveriyor.

İşte tam bu noktada, Suriye’nin Yeniden İmarı Konferansı ve başta Körfez ülkeleri olmak üzere dış yatırımlara bağlanan umutlar devreye giriyor. Esed’in devrilmesinden bu yana Suudi Arabistan, Suriye’nin istikrarını sadece bir Suriye meselesi olarak değil, bölgesel bir Arap çıkarı olarak gören başlıca ülkelerden biri oldu. Şam’ın dünyaya açılmasını destekledi; yaptırımların kaldırılması, ekonomik yüklerin hafifletilmesi için bastırdı ve izolasyondan yatırım ile imar dönemine geçişi teşvik etti.

Ancak Şam’ın umut bağladığı Riyad, terör saldırısı girişimleriyle karşı karşıya. Husiler, füzeler ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan’ı tehdit ediyor. Husi nüfuzunun Yemen kıyılarında yayılması ve Babu’l Mendeb’e yaklaşması, dünyanın en önemli ticaret ve enerji damarlarından birine ek bir tehlike arz ediyor. Diğer taraftan ise enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’ndaki baskıların ve İran ile yaşanan gerilimin tehdidi altında.

İşte burada Yemen ile Suriye arasındaki mesafe göründüğünden çok daha kısalıyor. Husilerin her girişimi ve İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Babu’l Mendeb’e ya da enerji hatlarına yönelik her tehdidi, bölgesel ekonominin maliyetini yükseltiyor ve öncelikleri yeniden sıralıyor. Ve bu maliyet en nihayetinde Suriye’ye kadar ulaşıyor.

Yükselen enerji fiyatları ekonomiyi sıkıştırıyor ve yaşam maliyetini artırıyor. Şam’dan binlerce kilometre ötedeki bir füze saldırısının ekonomik şarapnel parçaları, gelip bir Suriyelinin cebini vurabiliyor.

Ancak Suriye deneyiminin üzerinde durulmaya değer başka bir boyutu daha var. Yeni Suriye’nin 2024 sonundan bu yana verdiği en önemli sınavlardan biri, gruplaşmaları sona erdirme ve silahları devlet kontrolüne alma çabasıydı. Ordu yeniden yapılandırıldı, gruplar devlet kurumlarına entegre edildi ve Şam; toprağı, silahı ve sadakati paylaşan birden fazla ordu ve milis gücü yerine, tek bir ordu ve tek bir askeri karar merciine ulaşmak amacıyla SDG’yi entegre etme sürecinde ilerledi.

Tüm sorunlar çözülmüş ya da entegrasyonun bütün aşamaları tamamlanmış değil, ancak gidişat oldukça net. Birden fazla silahlı gücün, savaş ve barış hususunda farklı karar mercilerinin bulunduğu bir ülkede istikrar sağlanamaz. Tam da bu noktada Şam ile Yemen arasındaki mesafe bir kez daha kısalıyor. Yemen’de yaşananlar, bu durumun tam tersi bir tablo sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre silahların devletin elinde toplanması yerine Husi milisler, devlete paralel bir askeri güç inşa etmeyi ve bu gücü karada hakimiyet kurup emrivakiler yaratmak için kullanmayı başardılar. Sonrasında ise oluşturdukları tehlike, karadan ve denizden Yemen sınırlarını aşarak komşularına kadar uzandı.

Silahlı bir milis gücü komşu bir devleti ve kutsal mekânları tehdit edebildiğinde, enerji tesislerini ve hatlarını hedef alıp dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birini etkileyebildiğinde; Yemen devletinin yeniden inşası ve egemenliğinin ihyası, bölge güvenliğinin ve küresel ekonominin bir parçası haline gelir. Dolayısıyla Yemen devletinin ve meşruiyetinin desteklenmesi artık sadece Yemen’i ilgilendiren bir iç mesele değildir.

Suriye deneyimi bu noktada önemli bir ders sunuyor: Milis güçlerini dizginlemek ya da onlarla sonsuza dek bir arada yaşamaya çalışmak yeterli değildir. Asıl gereken; devlet kurumlarının inşasını desteklemek, orduyu güçlendirmek ve savaş ile barış kararının yalnızca devletin elinde olacağı şekilde silahı tek bir merkezde toplamaktır. Suriye’nin dönüşümünü tamamlamak için ihtiyaç duyduğu şey de, Yemen’in savaştan çıkmak için gereksinim duyduğu şey de tam olarak budur. Ve Washington, SDG üzerindeki koruma kalkanını nasıl kaldırdıysa, Husilerin üzerindekini de öyle kaldırmalıdır.

Bir yıl önce Şera, New York’a çantasında siyasi tanınma sorusuyla gitmişti. Bu kez ise yanında daha zor bir soru taşıyor: Bu tanınma nasıl yatırıma, yatırım nasıl istihdama ve dünyaya açılma Suriyelilerin günlük hayatında hissettiği somut bir iyileşmeye nasıl dönüşecek?

Yanıt sadece Şam’da gizli değil. Nitekim Suriye, toparlanmak ve yeniden imar sürecini tamamlamak için Arap coğrafyasının desteğine güveniyor. Ancak bu coğrafyanın da kendi devletlerini, enerji kaynaklarını ve deniz yollarını milis tehditlerinden korumaya ihtiyacı var.

Bu yüzden sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin istikrar reçetesini yeniden kazanmaya ihtiyacı var: Daha güçlü bir devlet, tek bir ordu ve tek bir silah. Suriye’den Yemen’e uzanan hat üzerinde sadece devletin güçlenmesi yetmez; çözüm, milislerin zayıflatılmasıyla başlar... Aksiyle değil.


Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.