Çin silahları Sahel bölgesine hâkim: Peki neden?

2020'den 2024'e kadar beş yılda ihracat üç kattan fazla arttı; zırhlı araçlar ve insansız hava araçları en çok talep edilen ürünler oldu

Çin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışları artıyor (AFP)
Çin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışları artıyor (AFP)
TT

Çin silahları Sahel bölgesine hâkim: Peki neden?

Çin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışları artıyor (AFP)
Çin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışları artıyor (AFP)

Ali Yahi

Sahel bölgesi, askeri cuntaları iktidara getiren darbeler nedeniyle ülkeleri her düzeyde kırılganlık yaşarken, uluslararası çatışmanın ve büyük güçlerin savaş arenası haline geldi. Askeri darbeler, silahlı hareketlerin ve terör örgütlerinin yeniden canlanmasının yanı sıra, uluslararası organize suç ağlarının da oluşmasına yol açan bir güvenlik boşluğuna neden oldu. Bu durum, Çin de dahil olmak üzere dış tarafları, silah anlaşmaları dahil çeşitli kanallar aracılığıyla “yumuşak” müdahaleye teşvik etti.

Silah ithalatının yüzde 26'sı Çin'den

Fransız “Jeune Afrique” dergisinde yayınlanan bir haber, Çin'in Batı ülkelerine kıyasla sunduğu sayısız avantajın gölgesinde, Pekin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışlarındaki artışı ortaya koydu. Haber ayrıca 2020-2024 yılları arasında Batı Afrika'daki silah ithalatının dörtte birinden fazlasının, yani askeri teçhizatın yaklaşık yüzde 26'sının Çin'den ithal edildiğini de açıkladı. Burkina Faso, Fildişi Sahili, Mali, Moritanya, Nijer ve Senegal’in talebin en yüksek talebin en yüksek olduğu ülkeler olduğu belirtildi.

hyjukıl
Bölge ülkelerinin Çin askeri teçhizatı alımları ihtiyaçlarına göre değişiyor (AFP)

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nde (SIPRI) araştırmacı olan Simon Wezeman, Pekin'in Sahel bölgesi de dahil olmak üzere Batı Afrika'da önde gelen silah ve askeri teçhizat tedarikçisi haline geldiğini vurguladı. Jeune Afrique dergisinin haberi bağlamında, bu değişimin iki faktörden kaynaklandığını belirtti; birincisi, Pekin'in kıtanın kaynaklarına olan stratejik ilgisi ve ekonomik varlığını güçlendirme ve bölge pazarlarına erişimi güvence altına alma çabaları. İkinci faktör ise rejimlerin zayıflığından kaynaklanan kırılgan güvenlik durumu nedeniyle bölgede silaha olan talebin artması. Çin silahları, Batılı muadillerine kıyasla daha düşük maliyetleri nedeniyle güçlü bir rakip haline geldi. Dahası, Fransa ve ABD gibi Batılı ortakların insan hakları endişeleri nedeniyle bazı Batı Afrika ülkelerine silah ihracatı üzerindeki kontrollerini sıkılaştırmaları gibi siyasi ve insan haklarıyla ilgili kısıtlamalardan da muaflar.

Artan bölgesel talep

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü, bölge ülkelerinin Çin askeri teçhizatı alımlarının ihtiyaçlarına göre değiştiğini, ancak zırhlı araçlar ve insansız hava araçlarının en çok talep edilen ürünler olduğunu vurguladı. Burkina Faso, 2015 ile 2024 yılları arasında 122 araç ile her türden zırhlı aracın en büyük alıcısı olurken, onu 118 araçla Nijerya takip etti. Enstitü ayrıca, Afrika ordularının yaklaşık yüzde 70'inin Çin zırhlı araçlarına sahip olduğunu belirtti.

Haberde, bölgedeki Amerikan nüfuzunun gerilediği, Pekin'in askeri varlığının ise genişlediği ifade edildi. Son yirmi yılda Çin, 20 ortak askeri tatbikat gerçekleştirdi, Afrika limanlarına 44 ziyaret yaptı ve üst düzey askeri yetkililer arasında yüzlerce karşılıklı ziyaret gerçekleştirildi. Haber, Çin'in askeri varlığında yaşanan bu genişlemeyi, 2015-2019 yılları arasında bölgesel silah talebinde yüzde 100'lük bir artış ile 2010-2014 dönemine kıyasla yüzde 82'lik artışa bağladı. En yüksek artışlar Burkina Faso, Fildişi Sahili, Mali, Moritanya, Nijer ve Senegal'de kaydedildi. Haberde, Rusya'nın Ukrayna'ya yapılan saldırıdan bu yana ihracatını azaltmasına rağmen, Afrika kıtasında önemli bir silah tedarikçisi olmaya devam ettiği de belirtildi.

Ekonomiden stratejik güvenlik ortaklıklarına

Bu bağlamda, Uluslararası İlişkiler Profesörü Selim Talis, kendisi ile özel röportajda, Afrika'da her düzeyde yaşanan dönüşümlerin Pekin'i nüfuzunu güçlendirmeyi amaçlayan proaktif adımlar atmaya sevk ettiğini belirtti. Bu adımlar, sık sık ziyaretler yoluyla Afrika ülkeleriyle, özellikle Sahel bölgesindekilerle, askeri iş birliğini genişletmeyi, Afrikalı subayların eğitimini ve yetiştirilmesini denetlemeyi, çeşitli silah türleri satmayı ve ortak askeri tatbikatlar yapmayı içeriyor. Çin'in Cibuti'deki üssüne ilave olarak Batı Afrika'da ikinci bir kalıcı askeri üs edinme çabalarına işaret eden haberlerin, Pekin'in Afrika ile ilgili niyetlerini ortaya koyduğunu açıkladı.

Talis, saldırıların artması ve bilhassa can kayıplarının boyutu ile terör örgütlerinin kontrolünün genişlemesi göz önüne alındığında, Sahel bölgesinin küresel terörizmin merkezi haline geldiğini, buna karşılık iktidardaki askeri cuntaların başarısız olduğunu belirtti. Bu durum, Çin'i bir dayanak noktası arayışı içinde bölgeye sızmaya itti. Pekin'in Sahel bölgesinde büyük güçlerin tek başlarına nüfuz için rekabet etmelerine izin vermediğini, bunun yerine, Mali, Nijer ve Burkina Faso Batı'nın yerini alacak yeni müttefikler ararken, Pekin’in hızla odağını ekonomik yönden stratejik güvenlik ortaklıkları kurmaya kaydırdığını söyledi.

Dünyanın dördüncü büyük silah ihracatçısı

Çin, dünyanın dördüncü büyük silah ihracatçısı sayılıyor ve çeşitli silahlı çatışmalarda yaygın kullanımı nedeniyle Çin silah satışları hızla artıyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'ne göre 2020-2024 yılları arasındaki beş yıllık dönemde ortalama silah ihracatı, 2000-2004 yılları arasındaki döneme kıyasla üç kattan fazla arttı.

Enstitü, Çin'in askeri sanayisinin büyük dönüşümler geçirdiğini, seri silah üretimine odaklanmaktan niteliksel verimliliği artırmaya doğru kaydığını açıkladı. Bu durum Pekin'e modern savaşlarda rekabet avantajı sağladı, çatışmalardaki konumunu güçlendirdi ve Washington ile bölgesel müttefiklerine yeni caydırıcılık denklemleri dayattı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ayrıca, özellikle nispeten düşük fiyatlar ve ithalat üzerindeki siyasi kısıtlamaların azlığı nedeniyle, Çin bazı Afrika ve Asya ülkeleri için önemli bir silah tedarikçisi haline geldi.

Çin'in bölgede artan varlığının arkasındaki hesaplar

Sahel bölgesinde güvenlik konularında uzman bir gazeteci olan Hüseyin Lansari, Çin'in Sahel'deki artan varlığının ardında çeşitli hesaplar olduğunu değerlendiriyor. Bunlar arasında, özellikle Çinli şirketlerin ekipmanlarına yönelik saldırılar, vatandaşlarının ve işçilerinin kaçırılmasının ardından terör örgütlerinin Çin'in bölgedeki özellikle madencilik ve enerji sektörlerindeki büyüyen çıkarlarına yönelik artan tehditlerinin yanı sıra, Pekin'in bölgenin doğal kaynaklarına olan artan ilgisi de yer alıyor. Bu kaynaklar, Çin'in devasa ekonomisinin ihtiyaç duyduğu stratejik hammaddeler için hayati bir kaynak. Mali, Burkina Faso, Nijer ve bölgedeki diğer ülkeler, Çin'in teknolojik ve askeri endüstrileri için hayati önem taşıyan altın, uranyum, lityum ve diğer mineraller açısından zengin rezervlere sahip. Lansari, Pekin'in kendisini yeni bir sömürgeci güç olarak göstermemeye özen gösterdiğini ve ortaklıklarının karşılıklı fayda ve ulusal egemenliğe saygıya dayalı olduğunu vurguladığını belirtti.

Lansari, özellikle Fransız ve Amerikan varlığının gerilemesiyle birlikte, Çin'in askeri alanda yer edinmek için öncelikle ekonomik ve kalkınma yönlerine odaklandığını açıkladı. Pekin'in stratejisinin, bölgesel hükümetlerin Çin'i katı siyasi koşullar olmaksızın yatırım ve finansman alternatifleri sunabilen önemli bir ekonomik ortak olarak görmelerini sağladığını belirtti. Pekin'in eğitim, askeri ve askeri olmayan teçhizat ve istihbarat paylaşımı sağlayarak bölgedeki ülkelerle güvenlik iş birliğini geliştirdiğini ifade etti. Pekin'in bilhassa bölge hükümetleri tarafından memnuniyetle karşılanan ekonomik ve kalkınma yönlerine odaklanmasıyla, Sahel'de Çin varlığını güçlendirme fırsatlarının umut verici göründüğünü açıkladı. Uluslararası rekabetin Çin'in etkisini genişletme hevesini körüklediğini, ancak en önemli zorluğun ön siyasi koşullar veya sahada askeri varlığa sahip olmadan karşılıklı fayda sağlayabilen, güvenilir bir ortak olarak kendini sunabilme yeteneği olmaya devam ettiğini vurguladı.



Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
TT

Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Washington yönetiminin İsrail'e yönelik 10 yıllık güvenlik yardımı anlaşmasını sona erdireceğini açıkladı. Söz konusu anlaşma kapsamında İsrail'in 2028 yılına kadar yıllık 3,8 milyar dolar yardım alması öngörülüyordu.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada, ilk başkanlık döneminde 2019'da yürürlüğe giren ve temeli selefi Barack Obama döneminde, 2016 yılında atılan yardım anlaşmasının sona erdirileceğini belirtti.

İsrail'in de bu yardımın kesilmesine karşı olmadığını söyleyen Trump, “İsrail'in buna ihtiyacı olursa kendisine yardım edeceğiz” dedi. Yardımın azaltılması kararının kendisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında varılan mutabakat doğrultusunda alındığını kaydetti.

ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin önemine dikkat çeken Trump, İsrail'in ülkesi açısından öncelikli konumda olduğunu belirterek şunları söyledi:

“İsrail bizim için ilk sırada geliyor. Ona diğer bütün taraflardan daha fazla yardım sağlıyoruz ancak artık bu yardıma ihtiyacı kalmadı. Eğer ihtiyacı olsaydı, yardımın sürdürülmesi gerektiğini söylerdim.”

Anlaşma kapsamında İsrail, silah alımlarında kullanılmak üzere ABD'den yıllık yaklaşık 3,8 milyar dolar tutarında mali yardım alıyor.

Şarku’l Avsat’ın Dış İlişkiler Konseyi'nden  (CFR) aktardığı verilere göre İsrail, 1948'de kuruluşundan bu yana ABD'den bugünkü dolar değeriyle 300 milyar doların üzerinde ekonomik ve askeri yardım aldı.

Bu miktar, 1946'dan bu yana herhangi bir ülkeye sağlanan ABD yardımını geride bırakıyor. İsrail Başbakanı Netanyahu da daha önce ülkesinin ABD yardımına bağımlılığını sona erdirmek istediğini dile getirmişti.

Netanyahu, haziran ayında yaptığı açıklamada İsrail'in askeri bağımsızlığının güçlendirilmesi ve Washington'a olan bağımlılığının azaltılması çağrısında bulunmuştu.

Netanyahu, ocak ayında The Economist dergisine verdiği röportajda ise bu hedefe 10 yıl içinde ulaşmayı umduğunu söylemişti.

Trump, salı günkü açıklamasında kararının gerekçelerinden birinin de Demokratların Senato adayı Abdul (Abdurrahman) Seyyid'in yönelttiği eleştiriler olduğunu belirtti. Seyyid, ABD'de kamuoyunda giderek artan hoşnutsuzluktan ve İsrail karşıtı tepkilerden yararlanan isimler arasında gösteriliyor.

Trump, Fox News'e yaptığı açıklamada, “İsrailliler artık bu yardıma ihtiyaç duymuyorken neden Abdul Seyyid gibi aşırılık yanlısı kişilerin saldırılarına ve eleştirilerine katlanalım?” ifadelerini kullandı.


Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
TT

Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçilerin zaferini garantilemek için seçmenlere sandık başına gitmeleri ve oylarını “sanki kendi adı da oy pusulasında yer alıyormuş gibi” kullanmaları çağrısında bulundu. Bu çağrı, Cumhuriyetçi taban nezdinde partisine yarar sağlayabilecek olsa da diğer seçmen kesimleri üzerinde ters etki yaratabilir.

Zira Amerikalıların bu seçimlerde oy kullanması, mutlaka bir adayı destekledikleri anlamına gelmiyor. Aksine bu tercih, ABD Başkanı'nın iç ve dış politikalarına yönelik bir tepkinin ifadesi olarak öne çıkıyor. Birçok kamuoyu araştırmasının sonuçları da Trump karşıtlığının geniş bir seçmen kitlesi için temel bir seçim motivasyonuna dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Şarku’l Avsat’ın Pew Araştırma Merkezi'nden aktardığı ankete göre kayıtlı seçmenlerin yüzde 44'ü oylarını Trump'a karşı kullanacağını belirtiyor. CBS televizyonunun araştırmasında ise Demokrat seçmenlerin yüzde 70'inden fazlası, oy tercihlerinin başkana yönelik muhalefetin bir ifadesi olduğunu dile getiriyor.

Bu veriler, Trump'ın Demokrat tabanı harekete geçiren başlıca unsura dönüştüğünü ve birçok seçmen açısından kendisine karşı çıkmanın adayların seçim programlarından daha öncelikli hale geldiğini gösteriyor.

Muhalefet stratejisi

Demokratlar bu tablodan yararlanıyor ve seçim kampanyalarını Trump'ı ve siyasi gündemini hedef alan bir söylem üzerine kuruyor. Bu strateji, Kongre'de önemli kazanımlar elde etmelerine, hatta Temsilciler Meclisi veya Senato'da ya da her iki kanatta birden çoğunluğu ele geçirmelerine yardımcı olabilir.

Ancak bu tür bir stratejinin temel sorunu, Demokratların seçimleri kazanmasını sağlayabilse de seçim sonrasında seçmenlerin desteğini korumalarını garanti etmemesi. Trump'a karşı olmak, seçmenin Demokratlara güvendiği anlamına gelmiyor.

defrgt
2 Kasım 2026'da Iowa eyaletinde oy kullanmak için sıraya giren seçmenler (AFP)

CBS'nin anketi, Demokrat Parti destekçilerinin önemli bir bölümünün açık ve belirgin bir Demokrat gündemi desteklemekten ziyade Trump ve Cumhuriyetçilerin politikalarına karşı koyma motivasyonuyla hareket ettiğini ortaya koydu. Parti destekçilerinin yaklaşık yüzde 40'ı, Demokratların Kongre'de çoğunluğu elde etmesi durumunda “açık bir plana sahip olmadığını” düşünüyor.

Nitekim Demokratların, seçimleri kazanmaları halinde önümüzdeki dönemde hangi konulara öncelik vereceklerine ilişkin henüz ortak ve net bir programı bulunmuyor. Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries ise partisinin gündeminin ana hatlarını belirlemeye çalıştı.

Jeffries kısa süre önce, Demokratların iktidara gelmeleri halinde ilk 100 günde hayata geçirmeyi planladıkları bir program açıkladı. Plan; yaşam maliyetlerinin düşürülmesini, sağlık sisteminde reform yapılmasını, Trump'ın gümrük tarifelerine karşı çıkılmasını ve İran'la yürütülen savaşın ele alınmasını içeriyor. Parti ayrıca yönetimin uygulamalarına yönelik kapsamlı soruşturmalar başlatmaya hazırlanıyor.

Ancak böyle bir gündemin açıklanmış olması, Demokratların bu başlıkların nasıl hayata geçirileceği veya hangilerine öncelik verileceği konusunda uzlaştığı anlamına gelmiyor. Özellikle partinin ilerici ve ılımlı kanatları arasındaki görüş ayrılıkları ve Trump'ın Beyaz Saray'daki görevini sürdürmesinin getireceği kısıtlamalar, ortak bir yol haritası oluşturulmasını zorlaştırıyor.

vfbghyju
Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries, 31 Ekim 2026'da Virginia'da (AFP)

Demokratların bir bölümü sağlık sisteminde reformun öncelikli gündem maddesi olması gerektiğini savunurken, bazıları Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi'nin (ICE) reforme edilmesini istiyor. Diğerleri ise ekonomiyi canlandırmaya yönelik projelerin yasalaştırılmasına öncelik verilmesi çağrısında bulunuyor.

Buna karşılık birçok Demokrat, yönetimin uygulamalarını denetleme ve hesap vermesini sağlama yetkilerini yeniden etkin biçimde kullanmayı bekliyor. Bu kapsamda Trump'ın veya yönetimindeki bazı yetkililerin görevden alınmasına yönelik girişimlerin de gündeme gelebileceği belirtiliyor.

Demokratların öncelikleri

Ancak Trump'a yönelik muhalefeti seçim kazanımlarına dönüştürmek başka, bu muhalefeti seçmenlerin beklentilerini karşılayacak bir yasama programına çevirmek başka bir mesele. Demokrat Parti içinde gündeme getirilen konuların çeşitliliği ve öncelikler konusundaki görüş ayrılıkları, temel bir soruyu gündeme getiriyor: Seçmenler, yeni Kongre'den gerçekte ne bekliyor?

cfvgthd
3 Kasım'da Washington'daki bir seçim merkezinde oy kullanan kadın seçmen (AP)

Trump'a karşı oy kullanmak, ilk bakışta Demokratlara başkanı denetleme ve yönetimine karşı koyma yetkisi verilmesi anlamına gelebilir. Ancak kamuoyu araştırmaları, tablonun bundan daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Associated Press'ten aktardığı ankete göre seçmenlerin yaklaşık yüzde 80'i Kongre'nin yaşam maliyetlerini düşürmeye öncelik vermesini istiyor. İran'la savaşın sona erdirilmesini öncelikli görenlerin oranı yaklaşık yüzde 70'e ulaşırken, Trump yönetiminin uygulamalarına yönelik soruşturmaların öncelik haline getirilmesini isteyenlerin oranı ise yaklaşık yüzde 40'ta kalıyor.

 bgnm
2 Kasım 2026'da New Hampshire eyaletinde bulunan Demokrat bir kadın seçmen (Reuters)

Çelişki de tam bu noktada ortaya çıkıyor: Bir seçmen Trump'a karşı oy kullanabilir ancak yeni Kongre'nin, günlük yaşamını doğrudan etkileyen sorunları bir kenara bırakarak başkanla siyasi mücadeleye odaklanmasını istemeyebilir.

Demokratlar çoğunluğu elde etmeleri halinde seçmenlerin beklentilerini karşılamayı başarabilecek mi? Yoksa parti içindeki görüş ayrılıkları, önümüzdeki dönemi somut sonuçların elde edilemediği siyasi çekişmeler ve güç mücadeleleriyle mi geçirmelerine yol açacak?


ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
TT

ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff dün yaptığı açıklamada, Ukrayna, Rusya ve ABD'li yetkililerin barış müzakerelerini ilerletmek amacıyla gelecek hafta Abu Dabi'de üçlü bir toplantı gerçekleştireceğini bildirdi.

Rusya, ekim ayının sonlarında, yılın başından bu yana çıkmaza giren barış görüşmelerini yeniden başlatmaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Rusya, Ukrayna ve ABD heyetleri arasındaki son üçlü görüşme şubat ayının ortasında İsviçre'nin Cenevre kentinde gerçekleştirilmiş, ancak tarafların kendi şartlarında ısrar etmesi nedeniyle herhangi bir uzlaşmaya varılamamıştı.

Witkoff, X hesabından yaptığı açıklamada, “ABD, 10-11 Kasım tarihlerinde Abu Dabi'de, Ukrayna ve Rusya arasındaki müzakerelere arabuluculuk yapacak. Görüşmelerde savaş sonrası güvaenlik düzenlemeleri, gerilimin azaltılması, insani çabalar ve barışa yönelik adımlar ele alınacak” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Witkoff, ABD'li müzakerecilerin bu hafta Brüksel'e giderek Fransa, Almanya, İngiltere, Avrupa Birliği ve NATO temsilcileriyle bir araya geleceğini belirtti.

Görüşmelerde Ukrayna'ya yönelik güvenlik garantilerinin ele alınacağını kaydetti.