Çatışmanın kıyısından merkezine: Küçük devletler nüfuzlarını nasıl oluşturur?

Küçük devletlerin aşırı hırsı, onlara geçici bir nüfuz kazandırabilir, ancak kısa vadeli kazançlar bazen ağır maliyetlere dönüşebildiğinden, bu durum hızla bir yük haline gelir

Libya, kendi topraklarında İrlanda Cumhuriyet Ordusu üyelerine eğitim verdiğini kabul etti (Reuters)
Libya, kendi topraklarında İrlanda Cumhuriyet Ordusu üyelerine eğitim verdiğini kabul etti (Reuters)
TT

Çatışmanın kıyısından merkezine: Küçük devletler nüfuzlarını nasıl oluşturur?

Libya, kendi topraklarında İrlanda Cumhuriyet Ordusu üyelerine eğitim verdiğini kabul etti (Reuters)
Libya, kendi topraklarında İrlanda Cumhuriyet Ordusu üyelerine eğitim verdiğini kabul etti (Reuters)

İnci Mecdi

1970'lerin başlarında, Avrupa başkentlerinden ve Soğuk Savaş'ın gürültüsünden uzak olan Libya çölü, ortak dil ve ortak bir amaç paylaşmayan savaşçılar için gizli buluşma yeri haline geldi. Libya topraklarındaki kamplarda, yabancı silahlı grupların üyeleri, Muammer Kaddafi rejiminin doğrudan himayesi altında silah, sabotaj ve gizli operasyonlar konusunda eğitim aldılar. ABD'li yetkililere göre Libya, müttefiklere ev sahipliği yapmıyor, sınır ötesi şiddeti açık cephelerin olmadığı uluslararası bir çatışmada etki aracı haline getiren erken bir deneyde vekiller yetiştiriyordu.

1970'li ve 1980'li yıllar boyunca, bu destek modeli ulusötesi bir politikaya dönüştü ve uzak bölgelerdeki isyancı gruplar, binlerce kilometre uzaktaki rejimlerden doğrudan destek almaya başladı. Muammer Kaddafi rejiminin, İrlanda’da IRA, İspanya'da ETA, İtalya’da Kızıl Tugaylar (BR) ve diğer şiddet yanlısı sol gruplardan, Çad'daki Ulusal Kurtuluş Cephesi (FROLINAT) örgütüne, 1980'lerde Liberya ve Sierra Leone'deki iç savaşlarda etkili bir rol oynayıp Charles Taylor ve Foday Sinkoh gibi isimleri eğiterek ve finanse ederek Avrupa, Latin Amerika ve Afrika'da olmak üzere birkaç kıtadaki isyancı ve kurtuluş hareketlerini desteklemeye dayalı bir dış politika benimsemiş olması, bu durumun en belirgin örneğidir.

Kaddafi'nin isyancı gruplara verdiği destek, anti-emperyalist bir retorik benimsediğinden, siyasi etkisini genişletme, solcu ve devrimci hareketlere ideolojik destek verme arzusuna dayanıyordu. İkinci neden, Küba lideri Fidel Castro'nun, Sovyetler Birliği’nin desteğiyle Angola Halk Kurtuluş Hareketi'nin komünist güçlerini desteklemek için ülkesinin güçlerini Afrika'ya, özellikle Angola'ya göndermesine neden olan nedenin aynısıydı.

Bu tür iç çatışmalara dış müdahale devam ederken, büyük güçler genellikle savaş alanında doğrudan çatışmaya girmeden, vekalet savaşları yoluyla hesaplaşmaya çalışıyor. Ancak, 21. yüzyılda iki temel özellikle tanımlanan yeni bir model ortaya çıktı. Bu modelin amacı ideoloji ile değil, belirli ülkelerin jeopolitik genişleme ve bölgesel nüfuz elde etme konusundaki sınırsız hırsları ile ilgilidir. İkincisi ise bu rolü oynayanların, coğrafi ve demografik ağırlıklarını aşan roller arayışında dış müdahaleler için kaynaklarını sömüren küçük, zengin devletler olmasıdır.

Gözlemciler, günümüzün vekalet savaşlarının Soğuk Savaş dönemini karakterize eden ideolojik çerçevenin ötesine geçtiğini, modern dolaylı çatışmaların genellikle bölgesel güç mücadeleleri, kaynaklar için rekabet, mezhepsel bölünmeler ve jeopolitik konumlanmalar tarafından yönlendirildiğini söylüyor. Desteğin niteliği de daha karmaşık ve sofistike hale geldi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre artık geleneksel askeri yardımla sınırlı kalmayıp, silahlanma ve eğitime ilave olarak siber savaş, ekonomik baskı ve medya etkileme kampanyalarını da kapsıyor. Modern vekalet savaşları, devlet ve devlet dışı aktörler arasındaki sınırları da bulanıklaştırıyor.

Geleneksel vekalet savaşları, devletlerin diğer devletleri veya açıkça tanımlanmış isyancı grupların desteklemesine dayanırken, günümüzün çatışmaları, örgütsel olarak tutarsız milisler, terör örgütü olarak sınıflandırılan gruplar ve hatta stratejik hedefleri gerçekleştirmek için kullanılan suç ağlarının desteklenmesini de içeriyor.

Günümüzün vekalet savaşlarının genellikle birden fazla destekçisi olur ve tek bir çatışma içinde farklı güçler karşıt tarafları destekleyebilir. Bu da onları Soğuk Savaş dönemindeki savaşlardan daha karmaşık hale getiriyor. Suriye’deki iç savaş bunun açık bir örneği, birçok bölgesel ve uluslararası güç farklı grupları destekliyor. Birbiriyle iç içe geçmiş bir çıkarlar ağı oluşturuyor ve çatışmanın uzamasına katkıda bulunuyor.

Etkiyi en üst düzeye çıkarma çabası

Bölgesel etki her zaman bir ülkenin büyüklüğü veya geleneksel askeri gücüyle bağlantılı değildir. Küçük ülkeler, nüfuz alanlarını genişletmek için para, arabuluculuk ve ittifaklar yoluyla yatırım yapabilirler. Örneğin, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), lojistik uzmanlığını ve finansal kaynaklarını Sudan ve Afrika Boynuzu'ndaki yerel güçleri desteklemek için kullanırken, siyasi ve askeri ağlar aracılığıyla Libya'daki nüfuzunun kapsamını genişletti. Bu tür stratejiler, küçük devletlere daha fazla manevra alanı sağlarken, doğrudan savaşa girmeden bölgesel güç dengesinin şekillenmesine aktif olarak katılmalarını mümkün kılıyor.

Bu ülkeler, Yemen’deki muhalif grupları veya ayrılıkçı hareketleri kullanarak, içerdeki toprakları kontrol etmek için mali ve askeri destek yoluyla veya sosyal kontrolü sağlamak için siyasal İslamcı gruplara finansman temin ederek nüfuzlarını artırıyor. Yemen, Irak, Lübnan'daki vekil ağları ve hatta Suriye'deki eski Beşşar Esed rejimi ile ittifak yoluyla bu taktiklere başvuran İran rejiminin aksine, BAE, Katar ve Ruanda gibi ülkeler İran kadar büyük değiller. Ayrıca, İran örneğinde vekil ağı dini ideolojiyle birleşmişken, daha küçük devletlerde siyasi nüfuz arzusu ana itici güçtür.

Birleşmiş Milletler (BM) uzmanlarından oluşan bir ekip tarafından geçtiğimiz yaz hazırlanan bir raporda, Ruanda'nın M23 isyancıları üzerinde kontrol sağladığı ve liderliği ele geçirdiği belirtildi. Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin doğusunda ilerleyen isyancı hareket, Kuzey Kivu eyaletinin idari başkenti Goma şehrini ele geçirerek Ruanda'nın siyasi nüfuz kazanmasını ve maden zengini bölgelere erişimini sağladı.

Raporda, uzmanların Ruanda'nın Kongolu isyancılara sağladığı eğitim ve Kigali'nin kullandığı askeri teçhizat, özellikle de ‘hava varlıklarını etkisiz hale getirebilen yüksek teknolojili sistemler’ ayrıntılı olarak anlatıldı. Bu, isyancılara yorgun Kongo ordusu karşısında ‘belirleyici bir taktik avantaj’ sağladı.

BAE, Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetleri’ni (HDK) desteklerken, Yemen'de ülkenin güneyinden ayrılıp kendi devletini kurmak isteyen Güney Geçiş Konseyi'ne (GGK) destek veriyor. Bu durum, Suudi Arabistan ile BAE’yi karşı karşıya getirdi. Suudi Arabistan resmi bir açıklama yayınlayarak ‘BAE'nin Yemen'deki eylemlerinin ciddi bir tehdit oluşturduğunu ve Suudi Arabistan’ın güvenliğinin aşılamayacak bir kırmızı çizgi olduğunu’ vurguladı.

Katar, Mısır, Suriye ve Libya'daki Arap Baharı ayaklanmalarında da İslamcı muhalefet gruplarını destekleyerek önemli bir rol oynayan BAE, Libya’daki iç savaşı sırasında Fecr-i Libya/Libya Şafak Tugayı grubuna destek sağladı. Türkiye ile koordinasyon içinde hareket etti ve Sudan gibi aracı ülkeleri kullanarak Libya'ya silah, eğitim ve savaşçıların ulaştırılmasını kolaylaştırdı.

Gözlemciler, bu ülkelerin dış müdahalelerinin, devletlerin kırılganlığı ve iç-bölgesel çakışmaların karakteristik olduğu bölgesel ortamlarda ‘küçük rejimlerin’ davranışlarını analiz etmek için daha geniş bir çerçeve içinde anlaşılabileceğini söylüyorlar. Küçük devletlerin ve Körfez'in dış politikaları konusunda uzman bir isim olan Avrupalı araştırmacı Matej Szalai, bu bağlamlarda nüfuzun, nüfus büyüklüğü veya doğrudan askeri güç gibi bir devletin geleneksel yetenekleriyle değil, daha çok iktidar rejiminin diğer devletlerin iç bölünmelerini, zayıf egemenliklerini ve siyasi ve sosyal sınırlarının geçirgenliğini kullanma becerisiyle bağlantılı olduğu değerlendirmesinde bulundu. Szalai’ye göre böylelikle yerel veya ayrılıkçı grupları desteklemek, güç dengesini yeniden şekillendirmek, stratejik çıkarları güvence altına almak ve ulusal topraklardan uzak çatışma bölgelerinde aktif bir varlık göstermek için dolaylı bir araç haline geliyor. Çatışma ve müdahaleye ilişkin bölgesel normlar da bu tür davranışların ortaya çıkmasında rol oynamaktadır, zira çatışmalar her zaman (modern) Vestfalyan devlet sistemi kurallarına göre değil, daha çok etki ağları ve esnek ittifaklar aracılığıyla yönetiliyor. Bu anlamda, bu politikalar, devlet ve egemenlik kavramlarının sürekli müzakereye tabi olduğu uluslararası bir ortamda siyasi ve güvenlik etkisini en üst düzeye çıkarma çabasını yansıtıyor.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki devlet sisteminin doğasının, kırılganlığına ve sürekli sızmalara açık olmasına rağmen, küçük devletlere geleneksel uluslararası ilişkiler modellerine kıyasla etkilerini en üst düzeye çıkarmak için nispi fırsatlar sunduğunu belirten Szalai, iç ve dış işler arasında net bir ayrım olmamasının, karşılıklı müdahaleyi yaygın bir uygulama haline getirdiğine işaret etti. Bunun da küçük devletler için en büyük tehdit olan doğrudan savaştan daha az maliyetli ve daha etkili bir araç olduğunun altını çizen Szalai’ye göre ayrıca, devletin zayıflığı, büyük kaynaklara ihtiyaç duymadan dış politikada kullanılabilecek devlet dışı aktörlere kapıyı aralıyor. Bununla birlikte ‘kapsamlı denge’ mantığı, büyük devletlerin militarizasyona yönelmesini sınırlarken bu da güç farkını azaltmakta ve küçük devletlere bölgesel sistem içinde daha fazla manevra alanı sağlamaktadır.

Aşırı hırs, ters sonuçlara yol açar

İsyancı grupları desteklemek, rakiplerini zayıflatmak veya etkilerini genişletmek isteyen devletler için yararlı bir taktik araç olabilir, ancak uzun vadede genellikle beklenmedik sonuçlara veya stratejik kayıplara yol açar. Tarihsel örnekler, bu tür grupları destekleyen devlet ile vekilleri arasındaki çıkar anlaşmazlıkları veya bir çıkış stratejisinin olmaması, özellikle de hedefleri sahadaki gerçek destek bağlamıyla uyumlu değilse, destekleyen devleti siyasi ‘tepkiye’ veya elde etmek istediği nüfuzun kaybına maruz bırakabileceğini gösteriyor. 1970'li ve 1980'li yıllarda Pakistan'ın Afgan mücahitlerine verdiği destekte de böyle oldu. Pakistan küçük bir ülke olmasa da o dönemde arabulucu rolünü üstlendi. Sovyetler Birliği’nin Afganistan'dan çekilmesinden sonra, ülkedeki durum kötüleşti ve ardından radikalizm Pakistan'a sıçradı. Pakistan, araç olarak yarattığı gruplar üzerindeki kontrolünü kaybetti.

Georgetown Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, küçük ve zengin ülkelerin yabancı müdahale yoluyla ‘küçük boyutlarını aşma’ girişimlerinin, doğrudan veya dolaylı olarak yerel grupları veya silahlı grupları desteklemek gibi yüksek bir bedeli olduğunu söylüyorlar. Bu, bu ülkeleri, gidişatını veya sonucunu kontrol etme kapasitelerini aşan uzun süreli çatışmalara sürükleyebilir. Dahası, Libya ve Yemen'deki gibi karmaşık çatışmalara dahil olmak, bu ülkeleri daha büyük bölgesel güçlerle çatışmanın tırmanması riskine maruz bırakır ve etki araçlarını sürekli diplomatik ve güvenlik sürtüşmelerinin kaynağına dönüştürür. Gözlemciler, devlet dışı aktörlere güvenmenin öngörülemez dinamikler yarattığı konusunda uyarıyorlar, çünkü bu gruplar, özellikle insan hakları ihlalleri veya istikrarı bozma suçlamalarının gölgesinde nüfuz araçlarından siyasi ve ahlaki yükümlülüklere dönüşebilirler. Bu yüzden mali zenginlik bu stratejilerin başarısını garanti etmez. Aşırı hırs, en önemlisi bölgesel izolasyon, uluslararası itibarın kaybı veya devletin büyüklüğü ve uzun vadeli sonuçlarını taşıma kapasitesiyle orantısız yorucu çatışmalara karışmak gibi ters sonuçlar doğurabilir.



Prens William, kardeşi Harry'ye kapıyı kapattı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Prens William, kardeşi Harry'ye kapıyı kapattı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Prens William'ın kardeşi Prens Harry'yle bir araya gelmeye hiç niyeti olmadığı bildirildi. Bu durum, araları açık kardeşlerin barışma ihtimalini suya düşürebilir.

Sussex Dükü, GQ'nun bu hafta yayımladığı röportajda, eşi Meghan Markle ve çocukları Lilibet ve Archie'yle birlikte Birleşik Krallık'a geri taşınmasında ailesiyle "daha yakın" olma arzusunun da etkili olduğunu ve aralarındaki anlaşmazlığa yol açan sorunları "çözmeyi" umduğunu belirtti.

Öte yandan veliahta yakın kaynaklar The Mirror'a, kraliyet görevlerine odaklanmış durumdaki Galler Prensi'nin kardeşiyle barışabileceği bir senaryoyu gelecekte mümkün görmediğini söyledi.

Prens William'a yakın bir kaynak gazeteye, Prens'in Sussex Dükü tarafından kendisi ve diğer aile üyeleri hakkında kamuoyu önünde söylenen "pek çok şey" nedeniyle hâlâ derin bir kırgınlık duyduğunu ifade etti.

The Mirror, GQ röportajının yayımlandığı dönemde Galler Prensi'nin kraliyet görevleriyle meşgul olduğunu ve bu görevlerin Harry'yle kopukluktan daha öncelikli olduğunu belirtti.

Britanya Kral ve Kraliçesi, Umman Sultanı'nı devlet ziyareti kapsamında ağırladı. Prens William ise babasıyla birlikte Aberfan faciasını 60. yıldönümünde anmak üzere Galler'e gitti.

cdfvg
Kral ve Kraliçe, Umman Sultanı'nı bir devlet ziyareti kapsamında ağırladı (Reuters)

İki kardeşin arası, Sussex Dükü'nün 2020'de kraliyet ailesindeki aktif görevlerinden ayrılarak eşiyle birlikte Kaliforniya'ya yerleşmesinden bu yana açık. Dük, Yedek (Spare) adlı anı kitabında, Meghan'ın davranışlarıyla ilgili bir tartışma sırasında William'ın kendisini iterek bir köpek mama kabının üzerine düşürdüğünü iddia etmişti.

Prens Harry, 2024'te kanser teşhisi konan Kral'la iletişimini sürdürüyor.

GQ'ya konuşan Harry, ailesiyle ilişkisini düzeltme umudunu dile getirerek, "Bazıları düzelmesini istemiyor. Ben ise düzelmesini istiyorum" dedi.

"Yara izleri sonsuza dek kalır" diyen Harry, buna rağmen herkesi geçmişi geride bırakmaya teşvik edeceğini ekledi.
 

xdcvfghyj
Prens Harry, GQ'ya konuştu (GQ)​​

Harry, "Eğer geçmişten gelen ve günlük hayatınızı hâlâ etkileyen bazı şeyler varsa, bunları geride bırakmak daha zordur" ifadelerini kullandı.

Harry, babası ve kardeşiyle ilişkilerinin "yasını" tutup tutmadığı sorulduğunda, "Evet, elbette. Aile ilişkileri açısından bakınca, bu yine pek çok kişinin çok yakından aşina olduğu bir durum" dedi.

Kardeşler arasında anlaşmazlıklar olabilir, çocuklarla ebeveynleri arasında ya da çocuklarla ebeveynlerinden biri arasındaki ilişki kopabilir. Kiminle konuşsam bu konu gündeme geliyor. Dolayısıyla bunun ne kadar yaygın ve anlaşılabilir bir durum olduğunu biliyorum.

Sussex çiftinin sözcüsü, eylülde gerçekleştirilen röportajın salı günü yayımlanmasının GQ dergisinin tercihi olduğunu belirtti. Sözcü, Harry'nin ifadelerinin "kesinlikle kardeşine veya ailesinin başka bir üyesine yönelik bir iğneleme amacı taşımadığını, yorumun genel bir bağlamda yapıldığını ve hiçbir şekilde ailesini hedef almadığını" ifade etti.

Independent Türkçe


Yahudi yerleşimcilerin saldırdığı ABD'li gazeteci: Beni Filistinli gençler kurtardı

Levine, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un kendisini arayıp olaydan ötürü özür dilediğini belirtiyor (Reuters)
Levine, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un kendisini arayıp olaydan ötürü özür dilediğini belirtiyor (Reuters)
TT

Yahudi yerleşimcilerin saldırdığı ABD'li gazeteci: Beni Filistinli gençler kurtardı

Levine, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un kendisini arayıp olaydan ötürü özür dilediğini belirtiyor (Reuters)
Levine, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un kendisini arayıp olaydan ötürü özür dilediğini belirtiyor (Reuters)

Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimcilerin saldırısına uğrayan Washington Post fotomuhabiri Heidi Levine, Filistinli gençlerin kendisini nasıl kurtardığını anlattı.

İşgal altındaki Batı Şeria'daki Ebu Falah köyünde Filistinlilerin zeytin hasadını takip eden Levine, 16 Ekim'de bölgeye baskın düzenleyen Yahudi yerleşimcilerin saldırısına uğramıştı.

Guardian'ın aktardığına göre gazetecinin omurgasında 4 kırık, kaburgasında iki kırık ve vücudunun çeşitli yerlerinde delici silahlarla açılmış 4 yara var.

64 yaşındaki fotomuhabiri, zeytin hasadının normal şekilde başladığını ancak bir süre sonra bölgeye gelen maskeli kişilerin Filistinli çiftçileri, gazetecileri ve insan hakları aktivistlerini uzaktan izlediğini belirtiyor.

Saldırının ancak İsrail ordusunun olay yerine gelmesinden sonra başladığını söyleyerek, yerleşimcilerin hızla hasat yapılan bölgeye inip etrafa saldırdığını ifade ediyor:

Bir anda ortalık cehenneme döndü. Bazı çiftçiler zeytinlerini koydukları brandalarla çuvalları toplamaya başladı. Sonra birdenbire bir makineli tüfek sesi duydum ve uzaktan gözyaşartıcı gaz atıldığını gördüm. Koşmaya başladım. Tam bir kaos vardı. Birdenbire onlarca kişiyi karşımda gördüm. Bana doğru hücum etmeye başladılar.

Gazeteci, saldırganların yerde kendisine yüzlerce kez sopalarla vurduğunu, hayatta kalmak için ölü taklidi yaptığını ancak bunun da işe yaramadığını belirtiyor.

O sırada Filistinli gençlerin, Yahudi yerleşimcilere sapanlarla saldırarak onları uzaklaştırmaya başladığını söylüyor:

Filistinli gençler kendilerini öne attı ve yerleşimcileri uzaklaştırmaya, etrafta koruyucu bir kalkan oluşturmaya çalıştılar. Gerçekten inanılmazdı. Kitab-ı Mukaddes'ten fırlamış bir savaş sahnesi gibiydi.

Filistinlilerin müdahalesi sayesinde Amerikalı gazeteci arkadaşı Jasper Nathaniel ve diğer kişiler araya girip Levine'i olay yerinden uzaklaştırmış.
 

Nathaniel de saldırıyla ilgili blog'unda kaleme aldığı yazısında şu ifadeleri kullanıyor:  

Filistinli gençler onu korumak için harekete geçmeseydi muhtemelen ölmüş olacaktı. Yalnızca taşlarla silahlanmış genç Filistinlilerin, Heidi Levine'in hayatını kurtarmak için kendi hayatlarını tehlikeye attığını söylemek abartı olmaz.

Amerikalı gazeteci, yazısında İsrail askerlerinin saldırgan yerleşimciler yerine olaya müdahale eden genç Filistinlilerin peşine düştüğüne de dikkat çekiyor.

Yaklaşık 40 yıldır İsrail'de yaşayan Levine, iyileşir iyileşmez Batı Şeria'dan haber yapmaya devam edeceğini belirterek, "Yaptığım iş önemli. Bana zarar verdiler, bazı kemiklerimi kırdılar ama ruhum sağlam" diyor.

İsrail mahkemesi, Levine'e yönelik saldırıyla ilgili yakalanan 4 şüpheliyi, gözaltında tutulmaları için yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle dün serbest bırakarak ev hapsine aldı.

Independent Türkçe, Guardian, Arab News


WSJ: İran'ın gölge filoyla taşıdığı petrol tükendi

Washington ve Tahran arasındaki Hürmüz gerginliği sürerken, Amerikan medyası kasımdaki ara seçimlerin ardından ABD'nin İran'a kapsamlı saldırı düzenleme ihtimalinin arttığını yazıyor (Reuters)
Washington ve Tahran arasındaki Hürmüz gerginliği sürerken, Amerikan medyası kasımdaki ara seçimlerin ardından ABD'nin İran'a kapsamlı saldırı düzenleme ihtimalinin arttığını yazıyor (Reuters)
TT

WSJ: İran'ın gölge filoyla taşıdığı petrol tükendi

Washington ve Tahran arasındaki Hürmüz gerginliği sürerken, Amerikan medyası kasımdaki ara seçimlerin ardından ABD'nin İran'a kapsamlı saldırı düzenleme ihtimalinin arttığını yazıyor (Reuters)
Washington ve Tahran arasındaki Hürmüz gerginliği sürerken, Amerikan medyası kasımdaki ara seçimlerin ardından ABD'nin İran'a kapsamlı saldırı düzenleme ihtimalinin arttığını yazıyor (Reuters)

İran'ın "gölge filosu" tarafından taşınan ham petrolün tükendiği öne sürülüyor.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre Tahran yönetiminin, büyük kısmını Çin'e satarak önemli gelir elde ettiği petrol stokları tükendi. Analiz firması Kpler, ekim ortası itibarıyla Malezya ve Singapur açıklarında tankerlerde tutulan petrolün bittiğini aktarıyor.

İran, ABD yaptırımlarına rağmen yıllardır petrolünü Çin'e ulaştırmak için karmaşık bir sistem kullanıyor. "Gölge filo" diye adlandırılan İran'la bağlantılı tankerler ham petrolü Malezya ve Singapur açıklarına taşıyor, burada başka tankerlere aktarılan petrol Çin'deki rafinerilere gönderiliyor. Bu yöntem, petrol sevkıyatının takip edilmesini zorlaştırırken bölgeyi aynı zamanda önemli bir yüzer depolama alanına dönüştürüyor.

Kpler verilerine göre savaşın başladığı şubat ayında İran'ın yurtdışında yaklaşık 135 milyon varil petrolü bulunuyordu. Bunların çoğunun Malezya ve Singapur açıklarındaki tankerlerde tutulduğu, petrol fiyatlarındaki artışla stokların toplam değerinin 10 milyar doları aştığı tahmin ediliyordu.

Ancak Donald Trump yönetiminin nisanda ilk kez Hürmüz Boğazı'na tam abluka uygulamasıyla stoklar hızla azalmaya başladı. Tahran ve Washington arasında haziranda yapılan ateşkes görüşmeleri kapsamında ablukanın geçici olarak kaldırılması, İran'ın yeniden petrol sevk ederek rezervlerini artırmasını sağladı. Fakat temmuz ortasında ablukanın yeniden uygulanmasıyla stoklar tekrar erimeye başladı. Kpler verilerine göre, yaklaşık 90 milyon varile ulaşan rezerv, 5 Ekim'de 1 milyon varilin altına düştü ve ekim ortasında tamamen tükendi.

Petrol satışları, İran hükümetinin gelirlerinin yaklaşık yüzde 30 ila 40'ını oluşturuyor ve ülkenin en büyük döviz kaynağı konumunda. Beyaz Saray ise ekonomik ablukayı sıkılaştırarak İran'ı nükleer anlaşmayı kabul etmeye zorluyor.

Enerji analiz şirketi FGE NexantECA'dan Iman Nasseri, İran yönetiminin ekonomik baskılara geçmişte de direndiğini hatırlatıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, geçen ayki açıklamasında İran'ın Çin'e satabileceği petrolünün yakında tükeneceğini, Tahran'ın ekonomik zorluklar nedeniyle anlaşma arayışında olduğunu iddia etmişti.

İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Hemmati ise geçen hafta Bangkok'ta düzenlenen IMF toplantısında İran ekonomisinin çökmenin eşiğinde olduğuna dair iddiaları yalanlayarak, "Tüm baskılara rağmen İran ekonomisi çok iyi bir direnç gösterdi" demişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Fox News, Mehr News