İran'ın Z Kuşağı ve protestoların siyasi mühendisliği

Bu olgu, ekonomik umutsuzluğu ve siyasi değişim arzusunu harmanlıyor

Tahran sokaklarında siyasi rejime karşı protesto gösterisi yapan İranlı protestocular, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Tahran sokaklarında siyasi rejime karşı protesto gösterisi yapan İranlı protestocular, 8 Ocak 2026 (Reuters)
TT

İran'ın Z Kuşağı ve protestoların siyasi mühendisliği

Tahran sokaklarında siyasi rejime karşı protesto gösterisi yapan İranlı protestocular, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Tahran sokaklarında siyasi rejime karşı protesto gösterisi yapan İranlı protestocular, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Ömer Harkus

Yeni İran anı, dini havzaların koridorlarında, hükümet kurumlarında veya Dini Lider Ali Hamaney'in direktifleriyle şekillenmiyor. Aksine, şifreli sanal alanlardan sokaklara çıkıyor ve bu sokakları, henüz kendisini önceki ayaklanmalardan ayırt eden bir isim almayan ayaklanma kapsamında, yeni bir genç erkek ve kız kuşağının isyanının sahnesine dönüştürüyor gibi görünüyor. Bu yaş grubu, ülkelerinde önemli değişikliklere yol açabilecek veya sokaklara geri dönmelerini engellemek için rejimin hapishanelerine düşmelerine neden olabilecek gerçek bir devrim yaşıyor.

1997 ile 2012 başları arasında doğan “Z Kuşağı”nın protesto hareketinde kilit bir oyuncu olarak yükselişi, sadece yüzlerin değişmesi değil, İran'daki siyasi muhalefetin işleyiş “kodunda” radikal bir değişim anlamına da geliyor.

Muhalefetin bakış açısına göre, bugün yaşananlar uluslararası bir çatışmaya veya dış politika etkileşimlerine indirgenemez. Aksine, İran toplumunun kendi içindeki derin dönüşümlerin bir ifadesidir. Muhalefet, protestoların dışarıdan gelen açıklamalara bir yanıt olarak doğmadığını, ekonomi sebebiyle uzun süredir biriken hayal kırıklıklarının, toplumsal boğulmanın ve hem siyasi hem de ataerkil otoritenin meşruiyetinin tükenmesinin sonucu olduğunu düşünüyor.

Bu kuşak bağımsız olarak görülüyor, yurtdışındaki liderlerden rehberlik beklemiyor ve nereden gelirse gelsin bir siyasi vesayetin meşruiyetini tanımıyor.

Sosyologlar, İran'daki mevcut dönüşümün siyasi bir hareket olmadan önce sosyolojik bir hareket olduğuna inanıyor. Bu kuşak, açık ve bireyselci bir dijital ortamda büyüdü, kendisini ideolojik veya örgütsel bağlılık yerine bağımsızlık ve isyan yoluyla tanıtıyor, bu da herhangi bir tarafın onun hızını kontrol etmesini veya yönlendirmesini zorlaştırıyor.

İran bağlamında “Z Kuşağı”

Geleneksel “reform” aşamasını aşan durgun bir ekonomik görünüm ve yaşam standartlarındaki çöküşün etkisiyle, Z Kuşağı, rejimin “varoluşsal reddi” olarak adlandırılabilecek bir aşamada öne çıkıyor. Bu reddetme kendisini partizan siyasi açıklamalarla değil, devletin otoritesini alayla birlikte cesaret ve kendini tanıtma yoluyla sarsmayı amaçlayan fiziki ve dijital “performanslarla” ifade ediyor. Böylece sokaklar, “puan toplamak” ve sanal “öncüler” listesinde üst sıralarda yer almak için mücadele edilen akıllı telefon ekranlarının bir uzantısı haline geliyor; bu olgu, ekonomik umutsuzluğu yaşama isteğiyle harmanlıyor.

Devlet televizyonunun hakim olduğu kapalı bir medya ortamında büyüyen ebeveynlerinin aksine, Z Kuşağı VPN'ler ve uydular aracılığıyla dış dünyaya bağlı olarak büyüdü. Bu onun K-pop müziği ve Japon animelerinden, Batılı liberal demokrasinin değerlerine ve insan haklarına kadar uzanan küresel kültürü tüketmesine olanak tanıdı. Bu “dijital göç”, hem Orta Çağ'dan kalma olarak gördüğü siyasi rejime hem de ekranında her gün gördüğü yaşam tarzına ulaşmasını engelleyen ekonomik gerçekliğine karşı iki yönlü bir yabancılaşma doğurdu.

İran'ın Z Kuşağı, her türlü ataerkil veya devlet kontrolünü reddeden güçlü bir bireycilik duygusuyla karakterize edilir. Önceki kuşaklar dini, ailevi veya partizan çerçeveler içinde kolektif olarak çalışmaya eğilimliyken, bu kuşak kendini bağımsız olarak ifade etmeyi tercih ediyor. Zorunlu başörtüsü yasalarını dini bir mesele olarak değil, kişisel özgürlüğe ve bireyin kendi bedeni üzerinde söz sahibi olma hakkına yönelik açık bir ihlal olarak reddetmesi de bunu açıkça gösteriyor.

Bu kuşağın özlemleri ile rejimin gerçekliği arasındaki uçurum sadece siyasi değil, bilişsel bir uçurum. Rejim görev ve yükümlülük dilini konuşurken, gençler hak ve arzular dilini konuşuyor. Bu uçurum, rejimin gençleri siyasi şarkılarla kazanma girişimlerinin başarısız olmasıyla açıkça ortaya çıktı; bu şarkılar sosyal medya platformlarında alayla karşılandı ve yapılan videolarla kendisiyle dalga geçildi.

Ekmekten devrimci nihilizme

Z Kuşağı hareketi, İran'ın içinde bulunduğu ekonomik bağlamdan ayrılamaz. İran’ın para birimi eşi görülmemiş bir çöküş yaşadıktan sonra ekonomi, bir “meydan okuma”dan protestoların “varoluşsal dinamosuna” dönüştü. Bu çöküş sadece bir sayı değildi; bütün bir kuşağın hayalleri için ölüm cezasıydı. 20 yaşındaki bir genç için bu enflasyon, emeklerinin ve çabalarının değerinin her gün buharlaşması ve en temel ihtiyaçları bile karşılayabilmesinin uzak bir hayal haline gelmesi anlamına geliyor.

Buna ilave olarak, gençler yüksek işsizlik oranlarından muzdarip. Bazı tahminler, 15-24 yaş arası gençlerin yaklaşık yüzde 77'sinin eğitim, öğretim ve istihdam sektörlerinin dışında olduğunu gösteriyor. Bunlar hem fazla zamanı hem de öfkesi olan, protestoların insan gücünü oluşturan bir  kitleyi temsil ediyor.

Bu durum, caydırıcılık denklemini değiştirdi. Hapis ve hatta ölüm tehdidi artık eskisi kadar etkili değil, çünkü bu rejimin gölgesi altında “yaşam”, sosyal medya aracılığıyla takip ettikleri yaşama karşılık bir “yavaş ölüm” ile eş anlamlı hale geldi. Z Kuşağı, yoksulluğu doğrudan rejimin yapısal yolsuzluğuna ve iç sorunlar pahasına Gazze, Lübnan, Suriye ve Yemen'deki milisleri destekleme de dahil olmak üzere dış politikalarına bağlıyor. Ekonomik reformun siyasi değişim olmadan imkansız olduğunu kabul eden bir siyasi farkındalığı yansıtan ve yeniden güçlü bir şekilde ortaya çıkan “Ne Gazze ne de Lübnan, hayatım İran için feda olsun” sloganı da bunu açıkça gösteriyor.

Yeniden güçlü bir şekilde ortaya çıkan “Ne Gazze ne de Lübnan, hayatım İran için feda olsun” sloganı, ekonomik reformun siyasi değişim olmadan imkansız olduğunu kabul eden bir siyasi farkındalığı yansıtıyor

İran'daki “Z Kuşağı” hareketinin en eşsiz ve yenilikçi özelliği, video oyunlarının ve sosyal medya platformlarının mantığını benimsemesi ve bunu sokaklardaki devrimci eylemlerine uygulaması olabilir. Bu “oyunlaştırma”, risklerin en aza indirilmesi değil, baskıcı gerçeklikle başa çıkmak için psikolojik ve taktiksel bir stratejidir.

Z Kuşağı, TikTok ve Instagram gibi uygulamalardaki “meydan okumalar” (challenge) kültürüyle büyüdü ve bu eğlence amaçlı meydan okumalar, “sarığı düşürme meydan okuması” gibi yüksek riskli meydan okumalara dönüştü.

2022'de başlayan bu fenomen, genç erkek ve kızların sokaklarda din adamlarının peşinden koşup, sarıklarına vurarak düşürmelerini ve bu eylemlerini videoya çekmelerini içeriyor. Bu eylem, kutsallığı bozma fikrine dayanan derin anlamlar taşıyor. Zira sarık, dini ve siyasi otoritenin sembolü ve onu düşürmek, rejimin imajını sarsmayı ve sembolik meşruiyetinden mahrum bırakmayı amaçlayan bir “kutsalı bozma” eylemidir.

Bu eylem oyun mantığına göre işliyor; bir “hedef” (din adamı), bir “risk” (tutuklanma) ve bir “ödül” (videonun viral olması) var. Hedef ne kadar zorlu olursa, örneğin yüksek rütbeli bir din adamı veya kalabalık bir yer, çeşitli platformlarda etkileşim o kadar büyük oluyor.

y6u78ı
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)

Bu noktada, videoların yayılması, diğer yerlerde ve şehirlerdeki gençlerin bu eylemi tekrarlamaları ve bu alaycı ulusal “karnavala” katılmaları için teşvik haline geliyor.

Şimdiye kadar ayaklanmada ortaya çıkan en ikonik görüntü, bir kızın Hamaney'in yanan posterinin alevi ile sigarasını yakmasıydı. Bu görüntü, siyasi ve hatta ataerkil otoriteye karşı protestolarda tekrar tekrar kullanılan bir sembol haline geldi.

Merkezi liderliğin yokluğu

Hareketin belirli bir liderlikten yoksun olması yetkilileri şaşırtıyor. Hareketler, çoğunlukla şifreli uygulamalar aracılığıyla iletişim kuran ve kararlarını merkezi olmayan bir şekilde alan çok küçük, bağımsız arkadaş veya sınıf arkadaşı gruplarına dayanan basit, görünmez, yatay bir yapıya sahip.

Bu yapı, rejimin hareketi “başsız bırakmasını” imkansız kılıyor çünkü hareket, zaten başsız. Belirli bir mahallede bir grup tutuklandığında, çevredeki bölgelerde başka gruplar ortaya çıkıyor, tıpkı yüzeyin altında yatay olarak büyüyen ve beklenmedik birçok yerde yüzeye çıkan mutasyona uğramış kökler gibi. Bu, merkezi otoriteyi reddeden ve “kolektif zekayı” yükselten bir uygulama kültürünün doğrudan sonucu.

Protestocular, içeriklerini güçlendirmek için TikTok'taki “ekleme” (stitch) ve “düet” gibi özellikleri kullanıyorlar. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Protesto veya baskıyla ilgili bir video viral olduğunda, binlerce kullanıcı onu düet olarak paylaşıyor ve bu da platformun veya sansürcülerin binlerce püretilmiş versiyonu silmeden orijinal videoyu kaldırmasını imkansız hale getiriyor. Bu ise kendi anlatılarını dayatan dijital bir “tufan” yaratıyor.

Bu çatışmanın özünde “kahramanlık” ve “ölüm” kavramlarında bir dönüşüm yaşanıyor. İran rejimi, meşruiyetini Şii geleneğinden ve Irak ile Suriye'deki savaşlardan türetilen bir “şehitlik kültürü” üzerine inşa etti. Ancak Z Kuşağı bu anlatıyı yıkıyor ve yerine “yaşam” anlatısını koyuyor

2022 protestolarında öldürülen iki genç kız Nika Shakarami ve Sarina Esmailzadeh gibi figürler, ölümleri nedeniyle değil, dijital olarak belgeledikleri yaşamları nedeniyle ikon haline geldiler. Nika'nın şarkı söyleyip dans ettiği ve Sarina'nın hayallerini anlattığı, özgürlük ve refah hakkında etkileyici bir şekilde konuştuğu videolar viral oldu.

Bu videolar, izleyicilerin onları ulaşılamaz “kutsal semboller” olarak değil, “gerçek insanlar” olarak görmesini sağladı. Önceki protestolarda öldürülenlerin cenazelerine Şii geleneklerine uygun olarak ağlama ve dövünme damga vururken, Z kuşağı kurbanlarının cenazeleri alkış, şarkı söyleme ve mezarlar üzerinde başörtülerin yakılmasıyla farklılaştı.

İran'da yaşananlar sadece geçici bir protesto dalgası değil, rejimin eski yöntemleriyle kontrol altına alamayacağı veya yatıştıramayacağı bir ayaklanma. Gençleri uçurumun eşiğine iten ekonomik umutsuzluk ile onlara araçlar ve güç duygusu veren dijital güçlenmenin birleşimi farklı bir denklem yarattı; ya rejim değişikliği ya da kronik istikrarsızlığın devamı.

yhuı8
Protestocular, İran'ın Tahran kentinde bir ateşin etrafında rejim karşıtı sloganlar atıyor, 9 Ocak 2026 Cuma (AP)

Bu nedenle, siyasi protestoların geleceği fetvaların mürekkebiyle değil, isyan algoritmaları ve sokakların bitmek bilmeyen meydan okumalarıyla yazılacak. Bu, geçici bir protesto dalgasından daha fazlası; ekonomik çöküş, askeri yenilgi, uluslararası izolasyon ve halkın öfkesinin bir araya geldiği mükemmel bir fırtına.

Mevcut protestolar henüz hızlı bir değişimi zorlayacak ölçeğe ulaşmadı, ancak geçiş aşamasında gibi görünüyorlar, zira rejim daha geniş çaplı bir baskı ve sokaklarda rejim yanlısı gösterilerin seferber edilmesi için hazırlanıyor.

İşte paradoks da burada yatıyor; rejim halk desteğini ne kadar çok göstermeye çalışırsa, toplumsal kutuplaşmanın ortaya çıkma riski o kadar artacaktır. Sokak, “devletin dini otoritesi” ile “dizginsiz yeni kuşak” arasında sembolik ve siyasi bir çatışma arenasına dönüşecek ve mevcut durum da ara sıra yaşanan protestolardan daha geniş bir toplumsal çatışmaya dönüşecektir.



Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
TT

Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, Netanyahu'nun çarşamba günü Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelerek İran ile müzakereleri görüşeceği bildirildi.

Reuters'ın aktardığı açıklamada, Netanyahu'nun ‘(İran ile) yapılacak herhangi bir müzakerede balistik füzelerin sınırlandırılması ve İran'ın bölgedeki vekillerine verilen desteğin durdurulmasının yer alması gerektiğine inandığı’ belirtildi.

Reuters'a göre çarşamba gün  yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump’ın geçtiğimiz yıl ocak ayında göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ile Trump arasında yapılacak yedinci görüşme olacak. Öt yandan İsrail basınına göre Netanyahu, Trump'a İsrail'in İran'ın nükleer programını tamamen yok etme kararlılığını vurgulayacak.

İran ile ABD arasında geçtiğimiz cuma günü Umman'da nükleer dosyasına ilişkin görüşmeler gerçekleştirdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi. Ancak Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan görüşmelerin ardından, ‘tehditlerin ve baskının kaldırılması herhangi bir diyalogun başlaması için şart’ olduğunu vurgulayan Arakçi, “(Tahran) sadece nükleer meselesini görüşecek... ABD ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğiz” dedi.

Öte yandan her iki taraf da Tahran ile Batı arasında uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmek için diplomasiye yeni bir şans vermeyi kabul ettiklerini belirtti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington'ın müzakerelerin İran'ın nükleer programı, balistik füze programı ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteğin yanı sıra ‘kendi halkına davranış biçimini’ de kapsaması istediğini söyledi.

İranlı yetkililer, bölgedeki en büyük füze programlarından biri olan İran'ın füze programını tartışmayacaklarını defalarca kez belirtmiş ve Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını istediğini söylemişlerdi.

Diğer taraftan Washington’a göre nükleer bombaya giden potansiyel bir yol olan İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri kırmızı çizgiyi oluşturuyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtı silah amaçlı kullanma niyetinde olmadığını vurguluyor.


Netanyahu, Trump'a İran nükleer projesinin tamamen ortadan kaldırılmasının gerekliliğini vurgulayacak

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
TT

Netanyahu, Trump'a İran nükleer projesinin tamamen ortadan kaldırılmasının gerekliliğini vurgulayacak

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)

İsrail haber sitesi Ynet dün, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun ABD Başkanı Donald Trump'a İsrail'in İran nükleer projesini tamamen ortadan kaldırma kararlılığını teyit edeceğini bildirdi.

İnternet sitesi, iyi bilgilendirilmiş bir kaynağa atıfta bulunarak, "İsrail'in tutumu, İran nükleer programının tamamen ortadan kaldırılması, uranyum zenginleştirmenin durdurulması, zenginleştirme kapasitesinin durdurulması ve zenginleştirilmiş uranyumun İran topraklarından çıkarılması konusunda ısrar etmek olacaktır" dedi.

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre kaynak, "İsrail, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı müfettişlerinin İran'a geri dönmesini ve şüpheli bölgelere sürpriz ziyaretler yapılmasını talep ediyor" ifadelerini kullandı.

Ynet haber sitesi, kaynağın şu sözlerini aktardı: "İran ile yapılacak herhangi bir anlaşma, İsrail'i tehdit edemeyeceklerinden emin olmak için füze menziline 300 kilometrelik bir sınır getirmelidir."

Ofisi dün yaptığı açıklamada, Netanyahu'nun önümüzdeki çarşamba günü Washington'da Trump ile görüşeceğini duyurdu.


Maskat’taki müzakereler uranyum zenginleştirme meselesi nedeniyle belirsizliğini koruyor

Arap Denizi'nde Nimitz sınıfı bir uçak gemisinin güvertesinde bulunan bir ABD askeri uçağı (AFP)
Arap Denizi'nde Nimitz sınıfı bir uçak gemisinin güvertesinde bulunan bir ABD askeri uçağı (AFP)
TT

Maskat’taki müzakereler uranyum zenginleştirme meselesi nedeniyle belirsizliğini koruyor

Arap Denizi'nde Nimitz sınıfı bir uçak gemisinin güvertesinde bulunan bir ABD askeri uçağı (AFP)
Arap Denizi'nde Nimitz sınıfı bir uçak gemisinin güvertesinde bulunan bir ABD askeri uçağı (AFP)

Maskat'ta Washington ve Tahran arasında yapılan ilk dolaylı müzakerelerin ertesi günü, ikinci turun kaderi uranyum zenginleştirme meselesinin çözülmesine bağlı gibi görünüyordu. ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, yeni bir müzakere turunun ‘önümüzdeki hafta’ yeniden başlayacağını duyurdu.

ABD yönetimi ‘sıfır zenginleştirme’ talep ederken, Tahran uranyum zenginleştirmeyi ‘egemenlik hakkı’ olarak nitelendirerek buna karşı çıkarak bunun yerine ‘güven verici’ bir zenginleştirme seviyesi önerdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, müzakerelerde ele alınan konuların genişletilmesine karşı çıktı. Füze programının ‘şimdi ve gelecekte müzakere edilemez’ olduğunu vurgulayan Arakçi, programı ‘tamamen savunma amaçlı’ olarak nitelendirdi.

İran’ın saldırıya uğraması halinde bölgedeki ABD üslerine saldıracağı yönünde yeni bir uyarıda bulunan İranlı bakan, ülkesinin ‘savaşı önlemeye olduğu kadar savaşa da hazır’ olduğunu vurguladı.

Öte yandan ABD'nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, Arap (Umman) Denizi'ndeki Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaret etti.

Diğer taraftan İsrail'de müzakerelerin sonuçlarına şüpheyle yaklaşılıyor. İsrailli yetkililer ‘anlaşmaya varılamayacağını’ söylerken Tel Aviv dün akşam, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun çarşamba günü Washington'da Trump ile İran meselesini görüşmek üzere bir araya geleceğini duyurdu.