İran'ın Z Kuşağı ve protestoların siyasi mühendisliği

Bu olgu, ekonomik umutsuzluğu ve siyasi değişim arzusunu harmanlıyor

Tahran sokaklarında siyasi rejime karşı protesto gösterisi yapan İranlı protestocular, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Tahran sokaklarında siyasi rejime karşı protesto gösterisi yapan İranlı protestocular, 8 Ocak 2026 (Reuters)
TT

İran'ın Z Kuşağı ve protestoların siyasi mühendisliği

Tahran sokaklarında siyasi rejime karşı protesto gösterisi yapan İranlı protestocular, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Tahran sokaklarında siyasi rejime karşı protesto gösterisi yapan İranlı protestocular, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Ömer Harkus

Yeni İran anı, dini havzaların koridorlarında, hükümet kurumlarında veya Dini Lider Ali Hamaney'in direktifleriyle şekillenmiyor. Aksine, şifreli sanal alanlardan sokaklara çıkıyor ve bu sokakları, henüz kendisini önceki ayaklanmalardan ayırt eden bir isim almayan ayaklanma kapsamında, yeni bir genç erkek ve kız kuşağının isyanının sahnesine dönüştürüyor gibi görünüyor. Bu yaş grubu, ülkelerinde önemli değişikliklere yol açabilecek veya sokaklara geri dönmelerini engellemek için rejimin hapishanelerine düşmelerine neden olabilecek gerçek bir devrim yaşıyor.

1997 ile 2012 başları arasında doğan “Z Kuşağı”nın protesto hareketinde kilit bir oyuncu olarak yükselişi, sadece yüzlerin değişmesi değil, İran'daki siyasi muhalefetin işleyiş “kodunda” radikal bir değişim anlamına da geliyor.

Muhalefetin bakış açısına göre, bugün yaşananlar uluslararası bir çatışmaya veya dış politika etkileşimlerine indirgenemez. Aksine, İran toplumunun kendi içindeki derin dönüşümlerin bir ifadesidir. Muhalefet, protestoların dışarıdan gelen açıklamalara bir yanıt olarak doğmadığını, ekonomi sebebiyle uzun süredir biriken hayal kırıklıklarının, toplumsal boğulmanın ve hem siyasi hem de ataerkil otoritenin meşruiyetinin tükenmesinin sonucu olduğunu düşünüyor.

Bu kuşak bağımsız olarak görülüyor, yurtdışındaki liderlerden rehberlik beklemiyor ve nereden gelirse gelsin bir siyasi vesayetin meşruiyetini tanımıyor.

Sosyologlar, İran'daki mevcut dönüşümün siyasi bir hareket olmadan önce sosyolojik bir hareket olduğuna inanıyor. Bu kuşak, açık ve bireyselci bir dijital ortamda büyüdü, kendisini ideolojik veya örgütsel bağlılık yerine bağımsızlık ve isyan yoluyla tanıtıyor, bu da herhangi bir tarafın onun hızını kontrol etmesini veya yönlendirmesini zorlaştırıyor.

İran bağlamında “Z Kuşağı”

Geleneksel “reform” aşamasını aşan durgun bir ekonomik görünüm ve yaşam standartlarındaki çöküşün etkisiyle, Z Kuşağı, rejimin “varoluşsal reddi” olarak adlandırılabilecek bir aşamada öne çıkıyor. Bu reddetme kendisini partizan siyasi açıklamalarla değil, devletin otoritesini alayla birlikte cesaret ve kendini tanıtma yoluyla sarsmayı amaçlayan fiziki ve dijital “performanslarla” ifade ediyor. Böylece sokaklar, “puan toplamak” ve sanal “öncüler” listesinde üst sıralarda yer almak için mücadele edilen akıllı telefon ekranlarının bir uzantısı haline geliyor; bu olgu, ekonomik umutsuzluğu yaşama isteğiyle harmanlıyor.

Devlet televizyonunun hakim olduğu kapalı bir medya ortamında büyüyen ebeveynlerinin aksine, Z Kuşağı VPN'ler ve uydular aracılığıyla dış dünyaya bağlı olarak büyüdü. Bu onun K-pop müziği ve Japon animelerinden, Batılı liberal demokrasinin değerlerine ve insan haklarına kadar uzanan küresel kültürü tüketmesine olanak tanıdı. Bu “dijital göç”, hem Orta Çağ'dan kalma olarak gördüğü siyasi rejime hem de ekranında her gün gördüğü yaşam tarzına ulaşmasını engelleyen ekonomik gerçekliğine karşı iki yönlü bir yabancılaşma doğurdu.

İran'ın Z Kuşağı, her türlü ataerkil veya devlet kontrolünü reddeden güçlü bir bireycilik duygusuyla karakterize edilir. Önceki kuşaklar dini, ailevi veya partizan çerçeveler içinde kolektif olarak çalışmaya eğilimliyken, bu kuşak kendini bağımsız olarak ifade etmeyi tercih ediyor. Zorunlu başörtüsü yasalarını dini bir mesele olarak değil, kişisel özgürlüğe ve bireyin kendi bedeni üzerinde söz sahibi olma hakkına yönelik açık bir ihlal olarak reddetmesi de bunu açıkça gösteriyor.

Bu kuşağın özlemleri ile rejimin gerçekliği arasındaki uçurum sadece siyasi değil, bilişsel bir uçurum. Rejim görev ve yükümlülük dilini konuşurken, gençler hak ve arzular dilini konuşuyor. Bu uçurum, rejimin gençleri siyasi şarkılarla kazanma girişimlerinin başarısız olmasıyla açıkça ortaya çıktı; bu şarkılar sosyal medya platformlarında alayla karşılandı ve yapılan videolarla kendisiyle dalga geçildi.

Ekmekten devrimci nihilizme

Z Kuşağı hareketi, İran'ın içinde bulunduğu ekonomik bağlamdan ayrılamaz. İran’ın para birimi eşi görülmemiş bir çöküş yaşadıktan sonra ekonomi, bir “meydan okuma”dan protestoların “varoluşsal dinamosuna” dönüştü. Bu çöküş sadece bir sayı değildi; bütün bir kuşağın hayalleri için ölüm cezasıydı. 20 yaşındaki bir genç için bu enflasyon, emeklerinin ve çabalarının değerinin her gün buharlaşması ve en temel ihtiyaçları bile karşılayabilmesinin uzak bir hayal haline gelmesi anlamına geliyor.

Buna ilave olarak, gençler yüksek işsizlik oranlarından muzdarip. Bazı tahminler, 15-24 yaş arası gençlerin yaklaşık yüzde 77'sinin eğitim, öğretim ve istihdam sektörlerinin dışında olduğunu gösteriyor. Bunlar hem fazla zamanı hem de öfkesi olan, protestoların insan gücünü oluşturan bir  kitleyi temsil ediyor.

Bu durum, caydırıcılık denklemini değiştirdi. Hapis ve hatta ölüm tehdidi artık eskisi kadar etkili değil, çünkü bu rejimin gölgesi altında “yaşam”, sosyal medya aracılığıyla takip ettikleri yaşama karşılık bir “yavaş ölüm” ile eş anlamlı hale geldi. Z Kuşağı, yoksulluğu doğrudan rejimin yapısal yolsuzluğuna ve iç sorunlar pahasına Gazze, Lübnan, Suriye ve Yemen'deki milisleri destekleme de dahil olmak üzere dış politikalarına bağlıyor. Ekonomik reformun siyasi değişim olmadan imkansız olduğunu kabul eden bir siyasi farkındalığı yansıtan ve yeniden güçlü bir şekilde ortaya çıkan “Ne Gazze ne de Lübnan, hayatım İran için feda olsun” sloganı da bunu açıkça gösteriyor.

Yeniden güçlü bir şekilde ortaya çıkan “Ne Gazze ne de Lübnan, hayatım İran için feda olsun” sloganı, ekonomik reformun siyasi değişim olmadan imkansız olduğunu kabul eden bir siyasi farkındalığı yansıtıyor

İran'daki “Z Kuşağı” hareketinin en eşsiz ve yenilikçi özelliği, video oyunlarının ve sosyal medya platformlarının mantığını benimsemesi ve bunu sokaklardaki devrimci eylemlerine uygulaması olabilir. Bu “oyunlaştırma”, risklerin en aza indirilmesi değil, baskıcı gerçeklikle başa çıkmak için psikolojik ve taktiksel bir stratejidir.

Z Kuşağı, TikTok ve Instagram gibi uygulamalardaki “meydan okumalar” (challenge) kültürüyle büyüdü ve bu eğlence amaçlı meydan okumalar, “sarığı düşürme meydan okuması” gibi yüksek riskli meydan okumalara dönüştü.

2022'de başlayan bu fenomen, genç erkek ve kızların sokaklarda din adamlarının peşinden koşup, sarıklarına vurarak düşürmelerini ve bu eylemlerini videoya çekmelerini içeriyor. Bu eylem, kutsallığı bozma fikrine dayanan derin anlamlar taşıyor. Zira sarık, dini ve siyasi otoritenin sembolü ve onu düşürmek, rejimin imajını sarsmayı ve sembolik meşruiyetinden mahrum bırakmayı amaçlayan bir “kutsalı bozma” eylemidir.

Bu eylem oyun mantığına göre işliyor; bir “hedef” (din adamı), bir “risk” (tutuklanma) ve bir “ödül” (videonun viral olması) var. Hedef ne kadar zorlu olursa, örneğin yüksek rütbeli bir din adamı veya kalabalık bir yer, çeşitli platformlarda etkileşim o kadar büyük oluyor.

y6u78ı
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)

Bu noktada, videoların yayılması, diğer yerlerde ve şehirlerdeki gençlerin bu eylemi tekrarlamaları ve bu alaycı ulusal “karnavala” katılmaları için teşvik haline geliyor.

Şimdiye kadar ayaklanmada ortaya çıkan en ikonik görüntü, bir kızın Hamaney'in yanan posterinin alevi ile sigarasını yakmasıydı. Bu görüntü, siyasi ve hatta ataerkil otoriteye karşı protestolarda tekrar tekrar kullanılan bir sembol haline geldi.

Merkezi liderliğin yokluğu

Hareketin belirli bir liderlikten yoksun olması yetkilileri şaşırtıyor. Hareketler, çoğunlukla şifreli uygulamalar aracılığıyla iletişim kuran ve kararlarını merkezi olmayan bir şekilde alan çok küçük, bağımsız arkadaş veya sınıf arkadaşı gruplarına dayanan basit, görünmez, yatay bir yapıya sahip.

Bu yapı, rejimin hareketi “başsız bırakmasını” imkansız kılıyor çünkü hareket, zaten başsız. Belirli bir mahallede bir grup tutuklandığında, çevredeki bölgelerde başka gruplar ortaya çıkıyor, tıpkı yüzeyin altında yatay olarak büyüyen ve beklenmedik birçok yerde yüzeye çıkan mutasyona uğramış kökler gibi. Bu, merkezi otoriteyi reddeden ve “kolektif zekayı” yükselten bir uygulama kültürünün doğrudan sonucu.

Protestocular, içeriklerini güçlendirmek için TikTok'taki “ekleme” (stitch) ve “düet” gibi özellikleri kullanıyorlar. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Protesto veya baskıyla ilgili bir video viral olduğunda, binlerce kullanıcı onu düet olarak paylaşıyor ve bu da platformun veya sansürcülerin binlerce püretilmiş versiyonu silmeden orijinal videoyu kaldırmasını imkansız hale getiriyor. Bu ise kendi anlatılarını dayatan dijital bir “tufan” yaratıyor.

Bu çatışmanın özünde “kahramanlık” ve “ölüm” kavramlarında bir dönüşüm yaşanıyor. İran rejimi, meşruiyetini Şii geleneğinden ve Irak ile Suriye'deki savaşlardan türetilen bir “şehitlik kültürü” üzerine inşa etti. Ancak Z Kuşağı bu anlatıyı yıkıyor ve yerine “yaşam” anlatısını koyuyor

2022 protestolarında öldürülen iki genç kız Nika Shakarami ve Sarina Esmailzadeh gibi figürler, ölümleri nedeniyle değil, dijital olarak belgeledikleri yaşamları nedeniyle ikon haline geldiler. Nika'nın şarkı söyleyip dans ettiği ve Sarina'nın hayallerini anlattığı, özgürlük ve refah hakkında etkileyici bir şekilde konuştuğu videolar viral oldu.

Bu videolar, izleyicilerin onları ulaşılamaz “kutsal semboller” olarak değil, “gerçek insanlar” olarak görmesini sağladı. Önceki protestolarda öldürülenlerin cenazelerine Şii geleneklerine uygun olarak ağlama ve dövünme damga vururken, Z kuşağı kurbanlarının cenazeleri alkış, şarkı söyleme ve mezarlar üzerinde başörtülerin yakılmasıyla farklılaştı.

İran'da yaşananlar sadece geçici bir protesto dalgası değil, rejimin eski yöntemleriyle kontrol altına alamayacağı veya yatıştıramayacağı bir ayaklanma. Gençleri uçurumun eşiğine iten ekonomik umutsuzluk ile onlara araçlar ve güç duygusu veren dijital güçlenmenin birleşimi farklı bir denklem yarattı; ya rejim değişikliği ya da kronik istikrarsızlığın devamı.

yhuı8
Protestocular, İran'ın Tahran kentinde bir ateşin etrafında rejim karşıtı sloganlar atıyor, 9 Ocak 2026 Cuma (AP)

Bu nedenle, siyasi protestoların geleceği fetvaların mürekkebiyle değil, isyan algoritmaları ve sokakların bitmek bilmeyen meydan okumalarıyla yazılacak. Bu, geçici bir protesto dalgasından daha fazlası; ekonomik çöküş, askeri yenilgi, uluslararası izolasyon ve halkın öfkesinin bir araya geldiği mükemmel bir fırtına.

Mevcut protestolar henüz hızlı bir değişimi zorlayacak ölçeğe ulaşmadı, ancak geçiş aşamasında gibi görünüyorlar, zira rejim daha geniş çaplı bir baskı ve sokaklarda rejim yanlısı gösterilerin seferber edilmesi için hazırlanıyor.

İşte paradoks da burada yatıyor; rejim halk desteğini ne kadar çok göstermeye çalışırsa, toplumsal kutuplaşmanın ortaya çıkma riski o kadar artacaktır. Sokak, “devletin dini otoritesi” ile “dizginsiz yeni kuşak” arasında sembolik ve siyasi bir çatışma arenasına dönüşecek ve mevcut durum da ara sıra yaşanan protestolardan daha geniş bir toplumsal çatışmaya dönüşecektir.



İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.