Hollywood'un perde arkasına dalıyoruz: The Studio çizgisinde 10 dizi

Kanadalı aktör ve komedyen Seth Rogen (sağda), The Studio'da Continental Stüdyoları'nın başına geçerek hayallerindeki işe kavuşan Matt Remick karakterine hayat veriyor (Apple TV)
Kanadalı aktör ve komedyen Seth Rogen (sağda), The Studio'da Continental Stüdyoları'nın başına geçerek hayallerindeki işe kavuşan Matt Remick karakterine hayat veriyor (Apple TV)
TT

Hollywood'un perde arkasına dalıyoruz: The Studio çizgisinde 10 dizi

Kanadalı aktör ve komedyen Seth Rogen (sağda), The Studio'da Continental Stüdyoları'nın başına geçerek hayallerindeki işe kavuşan Matt Remick karakterine hayat veriyor (Apple TV)
Kanadalı aktör ve komedyen Seth Rogen (sağda), The Studio'da Continental Stüdyoları'nın başına geçerek hayallerindeki işe kavuşan Matt Remick karakterine hayat veriyor (Apple TV)

Seth Rogen imzalı The Studio, Hollywood'un "Sanat mı para mı?" ikilemine sıkışanları öyle keskin bir mizahla anlatıyor ki, izledikten sonra aynı damarı taşıyan işler aramak kaçınılmaz hale geliyor. 

Stüdyo koridorlarında dönen pazarlıklar, ego savaşları ve yaratıcı vizyonun toplantı odalarında budanarak kuşa dönmesi, diziyi sadece komik değil, aynı zamanda tuhaf biçimde tanıdık kılıyor. Hollywood'da sanatla ticaret arasındaki bitmeyen bilek güreşini hem içeriden hem de acımasız bir mizahla anlatan The Studio'nun Altın Küre ve Emmy'deki başarısı, tam da bu sebeple neredeyse kaçınılmazdı. 

İşte bu yüzden, The Studio'nun açtığı kapıdan geçip eğlence endüstrisinin arka odalarına bakan dizileri bir araya getirmek istedik. 

Listemizdeki kimi yapımlar sektörün şişkin kibriyle ince ince dalga geçiyor, kimiyse hayatı tel tel dökülen bir yazarın gözünden aynı çarkın insanı nasıl öğüttüğünü anlatıyor. Bazıları gülümsetirken iç acıtan bir karanlıkla, ünlü kültürünün ve endüstrinin yeniden ürettiği yaraları en çıplak haliyle açığa çıkarıyor, diğerleriyse sistemin dışarıdan görünen parıltısıyla içerideki gerçekliği arasındaki mesafeyi görünür kılıyor.

Eğer The Studio'nun o keskin, içeriden ve biraz da acı gülümseten tonunu sevdiyseniz, bu liste sizi farklı kapılardan aynı dünyaya sokacak. Hazırsanız Hollywood'un vitrinini geçip ışıltılı dünyaların karanlık tarafıyla yüzleşmeye gidiyoruz...

BoJack Horseman

Netflix'in kusursuz animasyon dizisi BoJack Horseman, insansı hayvanlar fikrinden yola çıkarak televizyonun Hollywood'a dair en acımasız ve psikolojik açıdan en katmanlı incelemelerinden birini sunuyor. 1990'ların sitcom yıldızı olarak parlayıp sönen bir karakterin etrafında kurulan hikaye, sektörün işleyişindeki arızaları, ünlü kültürünü ve çoğu zaman hem yaratıcı dehayı hem de kendini sabote etmeyi besleyen kişisel travmaları birer birer açığa çıkarıyor.

fgthy
Raphael Bob-Waksberg'ün yarattığı BoJack Horseman'da diziye adını veren karakteri 55 yaşındaki Will Arnett seslendiriyor (Netflix)

Sürreal mizahı ve görsel şakaları eksik etmese de BoJack Horseman, yeteneği sömüren, sonra da gözünü kırpmadan bir kenara atan; üstüne üstlük istismar döngülerini yeniden üreten eğlence endüstrisinin yıkıcı portresini çiziyor. Bağımlılık, depresyon ve şöhretin boş vaatlerine dair acımasız ve son derece dürüst yaklaşımıyla dizi, The Studio'ya karanlık bir karşılık veriyor; Rogen'ın yüksek enerjisi yerine daha varoluşçu, daha sarsıcı bir ton öneriyor.

IMDb: 8,8
Nereden izlenir: Netflix

The Offer

Sinema tarihinin en ikonik filmlerinden Baba (The Godfather) pek çoklarına göre tartışmasız bir başyapıt. Peki bu başyapıtın yapım süreci neden dizi olmasın? The Offer, The Studio'ya kısmen benzer bir yerden yola çıkıyor ama odağı, Francis Ford Coppola'nın efsanevi filminin prodüksiyon süreci. Toplam 10 bölümde Coppola'nın gangster klasiğinin perde arkasını adım adım takip ediyoruz. Dizi, Whiplash'le yıldızı parlayan Miles Teller'ın canlandırdığı yapımcı Albert S. Ruddy'nin perde arkasında yaşadığı zorlukları, stüdyo yöneticileriyle çatışmaları, mafya baskısını ve Coppola'yla yaşanan yaratıcı gerilimleri de gözler önüne seriyor.

scdvgf
10 bölümden oluşan The Offer, 1972 tarihli çığır açan gangster filmi Baba'nın sancılı yapım sürecini anlatıyor (Paramount+)

Tıpkı The Studio gibi The Offer da sektörün iç işleyişine eleştirel bir bakış sunuyor; büyük yapımların ortaya çıkışında şişen egoların, güç mücadelelerinin ve türlü engellerin nasıl devreye girdiğini göstererek izleyiciyi hızla içine çekiyor. İki yapım arasındaki en temel fark ise dönem: The Studio günümüz Hollywood'una odaklanırken, The Offer bizi 1970'lere götürerek o yılların endüstri iklimine dair ilgi çekici bir perspektif sunuyor. Özellikle zekice diyaloglarla mizaha yaslandığı anlar olsa da genel olarak daha dramatik bir tona yakın durduğu için "daha ciddi" bir seyirlik arayanlar için iyi bir seçenek.

Teller'a geçen yıl Dept. Q'yla kalplerimize taht kuran Matthew Goode ve Dan Fogler eşlik ediyor. Yönetici yapımcılar arasında, Teller'ın canlandırdığı Albert S. Ruddy'nin ta kendisinin de yer aldığını hatırlatalım.

IMDb: 8,6
Nereden izlenir: TV+

 

Entourage

Entourage, yükselişteki oyuncu Vincent Chase ve çocukluk arkadaşlarının Los Angeles'ta şöhretin, paranın ve sektör oyunlarının içine dalışını anlatan hızlı tempolu bir Hollywood komedisi. Dizi, Mark Wahlberg'ün kariyerinin ilk yıllarından esinleniyor; bu yüzden "içeriden" bir dünyanın kapısını aralıyormuş hissi veriyor. En unutulmaz yanı ise Jeremy Piven'ın canlandırdığı sert ve patavatsız menajer Ari Gold; sektörün acımasız dilini kurarken dizinin komedi damarını da besliyor.

ascdfrgt
6 Emmy ödüllü Entourage'da Şeytan Marka Giyer'le (The Devil Wears Prada) de tanınan Adrian Grenier (sağ altta) başrolde (HBO)

The Studio'yu sevenler burada da kamera arkasındaki pazarlıkları, egoları, güç ilişkilerini ve "işlerin nasıl döndüğünü" bol mizahla izliyor. Fark şu: The Studio stüdyo yöneticilerinin karar masasına bakarken, Entourage hikayeyi şöhretin tam ortasındaki "yetenek" cephesinden, yani oyuncu ve yakın çevresinden anlatıyor. İki diziyi birbirine yaklaştıran bir başka unsur da konuk yıldızlar: Entourage, ünlü kameolarıyla Hollywood atmosferini daha da gerçek ve eğlenceli kılıyor. 8 sezonluk uzun soluklu yapısıyla, Hollywood'un parlak vitrinine bakıp altındaki karmaşayı görmeyi sevenleri içine çeken bir seyir sunuyor.

IMDb: 8,4
Nereden izlenir: HBO Max

Californication

Californication, bilimkurgu efsanesi The X-Files'la tanınan David Duchovny'nin canlandırdığı romancı Hank Moody'yi takip ediyor. Hank, kitabının filme uyarlanması için Los Angeles'a geldiğinde, yaratıcılık tıkanması ve kişisel dağınıklığın tam ortasına düşüyor. Dizi, sektörün mutfağını ayrıntılı biçimde göstermese de Hollywood'un "aşırılıklarının" sanatçı üzerinde nasıl aşındırıcı bir etki yarattığını iyi yakalıyor. Hank'in hedonist hayatı; seks, bağımlılık ve kendini sabote etme döngüsü üzerinden, yaratıcı kariyerlerin karanlık komedisini kuruyor. Uyarlama sürecinde yazarın bir yandan el üstünde tutulup diğer yandan sistem tarafından "ehlileştirilmesi", hikayenin en acı-tatlı tarafı. 

sdfrgt
Californication'da her fırsatta kendini sabote eden yazar Hank Moody rolündeki David Duchovny'ye, en yakın arkadaşı ve menajerini Charlie Runkle'ı canlandıran Evan Handler eşlik ediyor (Showtime)

The Studio'yu sevenlerin burada da yakalayacağı ortak damar şu: İkisi de eğlence endüstrisinin parlak vitrininin arkasındaki çarpık güç ilişkilerine bakıyor. The Studio stüdyo koridorlarına bakarken, Californication bir yazarın Los Angeles'ta dağılan hayatı üzerinden aynı çarkın nasıl işlediğini ifşa ediyor. Ton olarak Californication daha cüretkar ve daha "kirli" ama taşlaması net: Hollywood, yaratıcı enerjiyi hem besliyor hem de tüketiyor. Sonuçta Californication, kahkahayla rahatsızlığı aynı anda yaşatan, "başarı" denen şeyin bedelini dürüstçe kurcalayan bir Los Angeles masalı.

IMDb: 8,3
Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor

Extras

Ricky Gervais ve Stephen Merchant imzalı Extras, figüranlık yaparak geçinmeye çalışan oyuncu Andy Millman'ı takip ediyor. Andy, setlerin görünmez yüzünden sıyrılıp "gerçek" bir oyunculuk kariyerine geçmenin yolunu arıyor. Dizi Kate Winslet, Samuel L. Jackson ve David Bowie gibi isimlerin de aralarında bulunduğu etkileyici konuk oyuncu kadrosuyla dikkat çekiyor. Üstelik bu yıldızlar, kendilerinin korkunç ve gülünç versiyonlarını canlandırarak şöhretin kibir ve güvensizlik yanını acımasızca deşiyor.

Extras'ı özel kılan şey, başarı fikrine farklı açılardan bakması: Önce Andy'nin kimsenin tanımadığı dönemindeki hayal kırıklıklarını gösteriyor; ardından da şöhrete, giderek nefret ettiği ve sloganlara yaslanan bir sitcom sayesinde ulaşınca içine düştüğü yaratıcı tavizleri izliyoruz. Dizi, eğlence endüstrisinin yaratıcı arzuları çoğu zaman tatmin etmediğini; tersine insanı sanatsal dürüstlükle ticari görünürlük arasında seçim yapmaya zorladığını dokunaklı bir biçimde hatırlatıyor.

frgthy
Netflix'teki After Life sayesinde şöhreti katlanan Kanadalı komedyen Ricky Gervais'in Extras'daki konuk oyuncularından biri de Oscarlı yıldız Kate Winslet'tı (BBC / HBO)​​​​​

İroniden güç alan Extras da The Studio gibi hikayeyi hareketlendiren bol yıldızlı konuk oyuncu performanslarına yaslanıyor. Ama odağında, figüranlıktan çıkıp parlamaya çalışan oyuncuların mücadelesi olduğu kadar, bu yolculuğun duygusal bedeli ve yalnızlığı da var. Bu da The Studio'yu seven pek çok izleyiciye tanıdık gelecek bir damar. Özetle Extras, mizahı ustalıkla kuruyor ama perde arkasındaki kırılgan, sahici ve fazlasıyla insani anları da gözden kaçırmıyor.

IMDb: 8,3
Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor

30 Rock

Tina Fey'in NBC için yarattığı 30 Rock, izleyiciyi kurgusal bir skeç programının perde arkasına götürürken, Fey'in Saturday Night Live deneyimlerinden beslenen keskin bir "işyeri komedisi"ne dönüşüyor. Dizinin merkezindeki Liz Lemon, canlı yayın temposu, tuhaf yazar kadrosu, kaprisli yıldızlar ve tepeden yağan kurumsal talimatlar arasında hem programı ayakta tutmaya hem de kendi sinir uçlarını sağlam tutmaya çalışıyor. Sonuç, televizyon endüstrisinin iç işleyişini acımasızca tiye alan, bol kaoslu bir sektör hicvi.

asdfrgt
30 Rock'ın üçüncü sezonundaki Yıldızlara İnan (Believe in the Stars) bölümünde, Tina Fey'in canlandırdığı Liz, uçakta Oprah Winfrey'nin yanında oturuyordu (NBC) 

The Studio kadar "kulis" duygusuna yaslanmasa da iki yapımın kesiştiği yer çok net: Kurumun çıkarlarıyla yaratıcı vizyonun sürekli çarpışması. 30 Rock bu gerilimi daha yüksek perdeden, daha karikatürize bir mizahla kuruyor ama özünde aynı soruyu soruyor: 

Reyting ve kâr baskısıyla yaratıcılık neye dönüşür?

7 sezon süren 30 Rock, sayısız unutulmaz anıyla popüler kültürde kendine kalıcı bir yer edindi; hatta birçok esprisi zamanla ortak hafızaya karıştı. Dizi, modern komedilerin en iyi örneklerinden biri olarak, karakterlere alıştıkça daha da açılan bir yapı kuruyor ve bir kere izlemek yetmiyor. The Studio'yu sevdiyseniz, medya dünyasının absürtlüğünü bu denli rafine bir dille yakalayan az dizi bulursunuz.

IMDb: 8,3
Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor

Hacks

Hacks, şov dünyasının "ışıltılı" tarafını değil, o ışıltıyı ayakta tutan görünmez emeği ve pazarlıkları anlatan en iyi komedilerden biri. Kariyerini yeniden parlak günlerine taşımaya çalışan efsane komedyen Deborah Vance'la, Los Angeles'ta "iptal" edilince kapılar yüzüne kapanan genç yazar Ava'yla kurduğu mecburi ortaklığı üstünden kuşak çatışmasını keskin ama sıcak bir yerden kuruyor. Jean Smart ve Hannah Einbinder'ın kimyası, dizinin yakıtı: Aynı odada kalmaları bile hem komik hem de can yakarcasına gerçek. 

Dizi bir yandan espri temposunu hiç düşürmezken, diğer yandan özgürce üretmek ve geniş kitleye hitap etme zorunluluğu arasındaki ikilemi her bölümde yeniden kurcalıyor. Deborah'nın seyirciyi memnun etmeyi öğrenmiş profesyonelliğiyle Ava'nın idealist "yaratıcı saflığı" çarpıştıkça, eğlence sektörünün kadınlara ve yaşa dair önyargıları da netleşiyor. 

fgthyjuı
Emmy ödüllü Hacks, bir komedi efsanesiyle genç komedi yazarı arasındaki karanlık bir mentor-öğrenci ilişkisini konu alıyor (HBO)

The Studio'yu sevenler, burada da benzer şekilde endüstrinin iç dinamiklerini, bu kez yönetici masası yerine yaratıcıların hayatta kalma savaşını izlemenin keyfini çıkarabilir. İkisi de "komedi üretmek" denen şeyin aslında ne kadar politik, hesaplı ve kırılgan olduğunu gösteriyor. Üstelik en güzeli şu: Tüm bu sert gerçekler, iki karakterin istemeden birbirini dönüştüren ilişkisi sayesinde hiç didaktikleşmeden, çok doğal bir akışla izleyicide kalıyor.

IMDb: 8,2
Nereden izlenir: HBO Max

 

Episodes

Episodes, Britanyalı evli senarist çift Sean ve Beverly Lincoln'ın kendi ülkelerinde çok tutan dizilerini bu kez Amerikan izleyicisine uyarlamak üzere ABD'ye çağrılmasıyla açılıyor. Ve daha ilk toplantıda, Hollywood'un o meşhur "iyi niyetli sabotajı" başlıyor. Amerikalı stüdyo yöneticileri, dizinin "Amerika'ya göre" yeniden şekillenmesi gerektiğine inanıyor; test gösterimleri ve içi boş sloganlar havada uçuşurken, yaratıcı vizyon adım adım sulandırılıyor. Üstelik bu dönüşümün merkezinde tek bir "zorunluluk" var: Başrole Matt LeBlanc'ı koymak.

dfvgthyj
Episodes, Birleşik Krallık'ta ödüle boğulan başarılı dizilerinin uyarlamasını yapmak üzere Amerika’ya taşınan iki senaristin başından geçen olaylar üzerine kurulu (BBC / Showtime)

LeBlanc, Friends'in yan dizisi Joey'den sonra televizyona ilk kez dönerken kendisinin abartılı, kurgusal bir versiyonunu canlandırıyor. LeBlanc'ın Sean'la yakınlaşıp Beverly'nin peşine düşmesi, setin ve yazar odasının gerilimini iyice artırıyor. Dizi, Britanya ve ABD'nin televizyon anlayışları arasındaki kültürel farkı ince ince didiklerken, ticari kaygıların yaratıcılığı nasıl budadığını da komik ama can yakan bir netlikle gösteriyor. Yöneticilerin marka ve daha geniş kitlelere oynama takıntısı arasında sanatın nasıl pazarlık masasına yatırıldığını izliyorsunuz. Episodes yer yer sinir bozucu, bir o kadar da bağımlılık yapan bir medya hicvi. Bu arada toplam 5 sezon ve 41 bölümlük dizinin LeBlanc'a Altın Küre kazandırıp Emmy adaylığı getirdiğini de hatırlatalım.

IMDb: 7,8

Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor

Hollywood

Ryan Murphy imzalı mini dizi, II. Dünya Savaşı sonrası Hollywood'una alternatif bir tarih kurgusu sunarak sektörün ırkçılık, cinsiyetçilik ve homofobiyle onlarca yıl daha erken yüzleştiği bir dünyayı hayal ediyor. Hicivden ziyade daha "umutlu" bir tona yaslanan dizi, tarihsel atmosferiyle yapısal sorunların kuşaklar boyunca nasıl inatla sürdüğünü görünür kılıyor.

dfrgty
32 yaşındaki David Corenswet, geçen yıl Superman'i canlandırmadan önce Hollywood'un başrolündeki Jack Castello'yu oynamıştı (Netflix)

Hollywood, klasik sinemaya duyduğu nostaljiyi eleştirel bakışla dengeleyerek The Studio'yla ilginç bir karşıtlık kuruyor. İki dizi de sinema tarihi sevgisini paylaşırken, sanatsal vizyonu sık sık törpüleyen ticari ve toplumsal baskıların farkında. Murphy'nin dizisi, Rogen'ın daha karamsar perspektifine kıyasla sektörün değişimine daha iyimser bir pencereden bakıyor. Buna rağmen iki yapım da Hollywood'un dışarıdan göründüğü gibi olmadığına; idealize edilen imajla sektörün gerçekliği arasındaki farkın hiç kapanmadığına dikkat çekiyor.

IMDb: 7,5
Nereden izlenir: Netflix

The Franchise

The Franchise, süper kahraman serisi çeken bir ekibin set arkasındaki kaosunu anlatan, Hollywood makinesine ince ince dokunduran bir hiciv. Hikayenin merkezinde, her gün dağılmanın eşiğindeki prodüksiyonu ayakta tutmaya çalışan birinci yardımcı yönetmen Daniel var. Daniel şişkin egolarla, tartışmalı yaratıcı kararlarla ve stüdyodan gelen bitmek bilmez baskıyla boğuşuyor. Dizi, parlak kostümlerin ve büyük sözlerin arkasında işlerin çoğu zaman ne kadar dağınık, aceleci ve absürt ilerlediğini gösteriyor. Süper kahraman sinemasının formüllerini, özellikle de büyük "evren" filmlerinin "sonsuz üretim" mantığını parodileştirmesi, diziyi tür meraklıları için ekstra keyifli kılıyor. 

vgth
The Franchise'ın 35 yaşındaki yıldızı Himesh Patel (solda), dizinin sadece bir sezonun ardından iptal edilmesiyle hayal kırıklığına uğradığını söylemişti (HBO)

The Studio'yu sevenler için en tanıdık yanı, sektörün iç yüzünü gülerek ama acı bir gerçeklikle anlatması: Herkes "en iyi filmi" çekmek istiyor, sistem ise herkesi sürekli tökezletiyor. Fark şu ki The Studio daha çok stüdyo koridorlarındaki kurumsal kararları hedef alırken, The Franchise kameraların arkasındaki günlük set savaşlarına yakın plan giriyor. Zekice diyalogları ve ölçülü alaycılığıyla, bir projenin nasıl "idare edilerek" çekildiğini merak edenlere iyi bir seyir sunuyor. Erken bir iptal kararıyla (şaşırdık mı?) tek sezonda kalmış olsa da "bu iş böyle yürümüyor" hissini komediye çevirmekte hayli isabetli.

IMDb: 6,5
Nereden izlenir: HBO Max

Independent Türkçe



Süper Mario Galaksi Filmi, gişede zirveye koşuyor

Peach ve Mario, Süper Mario Galaksi Filmi'nde (Illumination)
Peach ve Mario, Süper Mario Galaksi Filmi'nde (Illumination)
TT

Süper Mario Galaksi Filmi, gişede zirveye koşuyor

Peach ve Mario, Süper Mario Galaksi Filmi'nde (Illumination)
Peach ve Mario, Süper Mario Galaksi Filmi'nde (Illumination)

Süper Mario Galaksi Filmi (The Super Mario Galaxy Movie), ABD gişesinde yılın en büyük açılış gününe imza attı ve 2026'nın şimdiye kadarki en yüksek hasılatlı Hollywood filmi olmaya hazırlanıyor.

Animasyon devam filmi, cuma günü ABD'de 48,3 milyon dolar hasılat elde etti ve açılış hafta sonunda 129 milyon doları aşması bekleniyor.

Yılın önceki rekoru, Ryan Gosling'in başrolünde olduğu bilimkurgu filmi Kurtuluş Projesi'ne (Project Hail Mary) aitti. Bu film ABD'de 80,5 milyon dolarlık bir açılış hafta sonu hasılatı elde etmişti.

Deadline'ın haberine göre, Süper Mario Galaksi Filmi'nin bu hafta sonu dünya genelinde 370 milyon doların biraz üzerinde hasılat elde etmesi bekleniyor; bu da onu yılın en büyük Hollywood filmi yapacak ve açılış hafta sonunda 392 milyon dolar hasılat elde eden Çin yapımı yarış komedisi Pegasus 3'ün ardından ikinci sıraya yerleştirecek.

İkinci animasyonlu Süper Mario filminin bu performansı, ilk filmin de 2023'te gişede muazzam bir başarı elde etmesi göz önüne alındığında çok da şaşırtıcı değil. Bir milyar doların üzerinde hasılat elde ederek, Karlar Ülkesi 2'nin (Frozen II) ardından tüm zamanların en çok kazanan ikinci animasyon filmi olmuştu.

Süper Mario Galaksi Filmi'nde Mario (Chris Pratt), Prenses Peach (Anya Taylor-Joy), Luigi (Charlie Day) ve Yoshi (Donald Glover) geri dönüyor. Onlara Fox McCloud rolünde Glen Powell, Prenses Rosalina'yı seslendiren Brie Larson ve Honey Queen'e hayat veren Issa Rae eşlik ediyor.

Hayranlar filmi izlemek için akın ederken, eleştirmenler aynı ölçüde etkilenmiş görünmüyor. The Independent'tan Clarisse Loughrey, devam filminin "kendi sıradanlığını ikiye katladığını" yazdı.

Burada neredeyse hiç olay örgüsü yok. Tek bir akılda kalıcı karakter bile yok. Jack Black'in söyleyeceği başka bir piyano melodisi bile yok. Film, Mario'nun, kardeşi Luigi'nin (Charlie Day) ve aşkı Prenses Peach'in (Anya Taylor-Joy) süper kahraman pozu vererek önünde durabileceği, gevşek biçimde birbirine bağlanmış büyük patlamalar dizisinden ibaret. Bu tatlı ve şapşal video oyunu avatarlarının neden Marvel'ın Avengers kahramanları kadar ciddiye alındığını sormak çok mu yanlış? Süper Mario Galaksi Filmi, nostalji anlayışımızın ne kadar tekdüze hale geldiğini çok net hissettiriyor. Öyle ki bir kuşak çocuk, merak ve hayal gücünü besleyen sanattan mahrum kalıyor; bunun yerine yetişkinlere, kayıp çocukluk tutkularının ne kadar havalı ve ne kadar önemli olduğu yeniden hatırlatılıyor. Bu filmde… Tek bir gerçek, sağlam espri var mı? Ve film çoğunlukla Disney'in Zootropolis: Hayvanlar Şehri'nden (Zootopia) bir bölümü tekrarlamaktan ibaret.

Independent Türkçe


Yüzüklerin Efendisi hayranlarını üzecek haber: Yeni Aragorn aranıyor

Yüzüklerin Efendisi serisinde Aragorn'u canlandıran Danimarka asıllı 67 yaşındaki Viggo Mortensen, proje seçerken bütçeden çok filmin iyi yazılmasına öncelik verdiğini söylüyor (New Line Cinema)
Yüzüklerin Efendisi serisinde Aragorn'u canlandıran Danimarka asıllı 67 yaşındaki Viggo Mortensen, proje seçerken bütçeden çok filmin iyi yazılmasına öncelik verdiğini söylüyor (New Line Cinema)
TT

Yüzüklerin Efendisi hayranlarını üzecek haber: Yeni Aragorn aranıyor

Yüzüklerin Efendisi serisinde Aragorn'u canlandıran Danimarka asıllı 67 yaşındaki Viggo Mortensen, proje seçerken bütçeden çok filmin iyi yazılmasına öncelik verdiğini söylüyor (New Line Cinema)
Yüzüklerin Efendisi serisinde Aragorn'u canlandıran Danimarka asıllı 67 yaşındaki Viggo Mortensen, proje seçerken bütçeden çok filmin iyi yazılmasına öncelik verdiğini söylüyor (New Line Cinema)

Yüzüklerin Efendisi (The Lord of the Rings) evreninin yeni filmi The Hunt for Gollum için hazırlıklar sürerken, en çok merak edilen sorulardan biri de yanıtlandı. 

Andy Serkis'in hem yöneteceği hem de Gollum rolüyle bir kez daha kamera karşısına geçeceği filmde, ikonik Aragorn karakterini Viggo Mortensen'in canlandırmayacağı resmen açıklandı.

Serkis, ScreenRant'e verdiği röportajda, Aragorn karakteri için Viggo Mortensen yerine yeni bir oyuncu arayışında olduklarını doğruladı. 61 yaşındaki sinemacı, "Şu anda çok fazla spekülasyon olduğunu biliyorum ama dürüst olmak gerekirse rol için yeni bir isim arıyoruz" diyerek tartışmalara nokta koydu.

Kadroda kimler var?

Filmde Serkis'e eşlik edeceği kesinleşen tek isim şu an için Oscar ödüllü Kate Winslet. Winslet'ın kadroya dahil olduğu geçen ay duyurulsa da canlandıracağı karakterin detayları gizemini koruyor. 

Öte yandan, serinin emektar isimleri Elijah Wood (Frodo Baggins) ve Ian McKellen'ın (Gandalf) rolleriyle geri döneceklerine dair söylentiler ise güçlenmeye devam ediyor.

Filmin zaman çizelgesine de değinen Serkis, hikayenin Hobbit'le Yüzüklerin Efendisi arasındaki dönemde geçeceğini belirtti. 

Yapımı, "Gollum'un hem fiziksel hem de içsel yolculuğunu anlatan büyük bir macera" diye tanımlayan yönetmen, projenin artık başlangıç aşamasına geldiğini söyledi.

"Onun yerini doldurmak çok zor"

Serinin efsaneleşmiş kadrosundan Elijah Wood, geçen haftalarda katıldığı bir podcast'te yeni bir Aragorn bulmanın kolay olmayacağını söylemişti. Sunday Times'a konuştuğunda ise "Onun yerini doldurmak gerçekten çok zor olacak" diyen oyuncu, Mortensen'in bıraktığı etkiye dikkat çekmişti.

Frodo'nun başka bir oyuncu tarafından canlandırılmasını istemediğini de belirten Wood, "Nefes aldığım sürece Frodo'yu başkasının oynamasını istemem. Orta Dünya gibi bir evrende yeni filmlerden bahsetmek her zaman biraz sinir bozucudur, herkes bu dünyanın bütünlüğünün korunmasını ister. Ancak 'ekibin yeniden toplanması' hissi gerçekten heyecan verici" demişti.

Warner Bros. ve New Line, şu an iki farklı Yüzüklerin Efendisi projesi üzerinde çalışıyor. Bu yıl çekimlerine başlanacak olan The Hunt for Gollum'un yapımcılığını Peter Jackson, Fran Walsh ve Philippa Boyens üstleniyor. 

Diğer projede ise ünlü sunucu Stephen Colbert, oğlu Peter McGee ve Philippa Boyens'la birlikte senaryo aşamasında yer alıyor.

The Lord of the Rings: The Hunt for Gollum, 17 Aralık 2027'de sinemaseverlerle buluşacak.

Independent Türkçe, ScreenRant, Variety, Sunday Times


Viagra, ölümcül çocuk hastalığına umut oldu

Viagra'ya uyarıcı etkisini veren bileşen, nadir görülen ve ölüme yol açabilen bir çocuk genetik hastalığı olan Leigh hastalığının semptomlarını hafifletmede de umut vaat ediyor. Alman araştırmacılar, ilacın hastaların daha iyi yürümesine ve düşünmesine katkı sağladığını söylüyor (AFP)
Viagra'ya uyarıcı etkisini veren bileşen, nadir görülen ve ölüme yol açabilen bir çocuk genetik hastalığı olan Leigh hastalığının semptomlarını hafifletmede de umut vaat ediyor. Alman araştırmacılar, ilacın hastaların daha iyi yürümesine ve düşünmesine katkı sağladığını söylüyor (AFP)
TT

Viagra, ölümcül çocuk hastalığına umut oldu

Viagra'ya uyarıcı etkisini veren bileşen, nadir görülen ve ölüme yol açabilen bir çocuk genetik hastalığı olan Leigh hastalığının semptomlarını hafifletmede de umut vaat ediyor. Alman araştırmacılar, ilacın hastaların daha iyi yürümesine ve düşünmesine katkı sağladığını söylüyor (AFP)
Viagra'ya uyarıcı etkisini veren bileşen, nadir görülen ve ölüme yol açabilen bir çocuk genetik hastalığı olan Leigh hastalığının semptomlarını hafifletmede de umut vaat ediyor. Alman araştırmacılar, ilacın hastaların daha iyi yürümesine ve düşünmesine katkı sağladığını söylüyor (AFP)

Alman araştırmacılar, popüler ereksiyon bozukluğu ilacı Viagra'ya uyarıcı etkisini veren bileşenin, nadir görülen ölümcül bir çocuk genetik hastalığına da çözüm olabileceğini söylüyor.

Sildenafil adlı bileşik, Leigh hastalığıyla yaşayan 6 hastanın sadece birkaç ay içinde kas gücünün artmasını, nörolojik ve metabolik semptomlarının iyileşmesini sağladı.

Bulgular, motor becerilerin kaybına, kusmaya, nöbetlere, kas güçsüzlüğüne, sinir hasarına, solunum, kalp ve böbrek fonksiyonlarında bozulmaya yol açabilen bu dejeneratif hastalıktan muzdarip hastalara umut ışığı sunuyor.

ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri'ne göre halihazırda Leigh hastalığı için onaylanmış bir tedavi yok ve bu hastalıkla doğan çocukların yarısı üç yaşına gelmeden hayatını kaybediyor.

Yeni bir ilaç, hastaların daha uzun ve daha kaliteli bir yaşam sürmesine katkı sağlayabilir. Leigh hastalığı, dünya çapında her 36 bin çocuktan birini etkiliyor.

Berlin'deki tıp araştırmaları üniversitesi Charité's Universitätsmedizin'den bilim insanı Dr. Markus Schuelke yaptığı açıklamada, "Bu ilk gözlemleri daha kapsamlı bir çalışmada doğrulamamız gerekse de bu ciddi kalıtsal hastalığın tedavisinde umut vaat eden bir ilaç adayı bulmaktan çok memnunuz" diyor.

Çalışmanın başyazarı Schuelke ve diğer araştırmacılar, Avrupa çapında bir klinik deneyle ilacı test etmeyi planlıyor.

"500'den 5 bine"

Science'a konuşan Schuelke, pilot çalışmada 9 ila 38 yaşlarındaki hastaların ilacı 7 yıla kadar her gün kullandığını söylüyor.

Katılımcılar, en az 0,66 miligram ve en çok 3 miligram olmak üzere düşük veya orta dozda sildenafil aldı.

Bu, 25 miligramla 100 miligram arasında değişen dozlarda satılan Viagra'nın çok küçük bir kısmı.

Viagra, penise kan akışını artırarak etki ediyor.

Artan kan akışı, akciğer atardamarlarındaki yüksek tansiyonu tedavi etmeye yardımcı oluyor; Leigh hastalığında görülen bu komplikasyon, akciğerleri, kalbi ve böbrekleri etkileyebiliyor.

fbfrbfr
Araştırmacılar, laboratuvarda yetiştirilen ve gelişme aşamasındaki insan beyninin bazı yönlerini taklit eden doku üzerinde sildenafilin etkisini test etti. Görseldeki doku, bir hastanın kök hücrelerinden üretildi. Sinir hücreleri mavi, sinir kök hücreleri de kırmızı renkte gösteriliyor (HHU / Stephanie Le / AG Prigione)

Araştırmacılar kan dolaşımının iyileşmesinin, yürüme yeteneğini, dili anlama becerisini ve sinir hücrelerinin işlevini artırdığını belirtiyor.

Schuelke, "Örneğin sildenafil tedavisi gören bir çocukta yürüme mesafesi 500 metreden 5 bin metreye çıkarak 10 kat arttı" diyor.

Tedavi, başka bir çocuğun neredeyse her ay yaşadığı metabolik krizleri tamamen ortadan kaldırırken, bir başka hasta da artık epileptik nöbetler geçirmiyordu.

Araştırmacılar sildenafili laboratuvarda yetiştirilen doku ve hayvanlar üzerinde test edince de benzer faydalar saptadı.

İlaç, Leigh hastalığından muzdarip kemirgen ve domuzların daha uzun yaşamasını sağladı.

Ölümcül Leigh hastalığına yakalanan 7 domuzdan ikisi sildenafil aldıktan sonra iki aydan uzun süre hayatta kaldı. Birinin de durumu 6 ay boyunca stabil kaldı.

Tanı keşfi 

ABD'de bu hastalıktan etkilenen çocukların sayısı bilinmiyor.

Hastalık, MR taramaları ve kan testleriyle teşhis ediliyor.

Belirtiler genellikle bebeklik ve erken çocukluk döneminde ortaya çıkıyor.

Çocuk Nöroloji Vakfı, "Bazı kişilerde hastalık, daha hafif semptomlarla nispeten stabil bir seyir izliyor. Diğerlerindeyse hızlı bir nörolojik gerileme görülüyor ve yaşam süresi kısalıyor" ifadelerini kullanıyor.

Virginia Tech Üniversitesi'nden araştırmacılar, hastalığı daha erken teşhis etmeye yarayabilecek bir beyin sinyalini ocak ayında keşfetmişti.

Independent Türkçe