Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
TT

Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)

Son aylarda Laila Cunningham’ın adı, Birleşik Krallık siyasetinin en karmaşık ve hassas yarışlarından biri olarak görülen Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde öne çıkan isimler arasında yer aldı.

Birleşik Krallık’taki Reform UK Partisi’nin lideri Nigel Farage, Laila Cunningham’ın 2028 yılında başkentte yapılacak Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde partisinin adayı olacağını açıkladı.

Mısır kökenli

Eski bir savcı olan Cunningham, 1960’lı yıllarda Birleşik Krallık’a göç eden Mısırlı bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Cunningham ile Farage, 7 Ocak Çarşamba günü düzenlenen bir basın toplantısında birlikte kamuoyunun karşısına çıktı. Toplantıda, üzerinde ‘Londra reform istiyor’ ifadelerinin yer aldığı pankartlar dikkat çekti.

Basın toplantısında konuşan Farage, Cunningham’ın, mayıs ayında yapılacak ve bir sonraki genel seçimler öncesinde ‘en önemli seçim sınavı’ olarak nitelenen seçimlerde, partinin Londra’daki kampanyasının merkezindeki isim olacağını söyledi.

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)

Cunningham, 2022 yılında Muhafazakâr Parti’den Westminster Belediye Meclisi üyeliğine seçildikten sonra, yedi çocuk annesi olarak geçen yıl haziran ayında Reform UK Partisi’ne katıldı. Cunningham, bu adımını ‘vergileri düşürmek, sınırları kontrol altına almak ve Birleşik Krallık’ın çıkarlarını her şeyin önüne koymak’ amacıyla attığını açıkladı.

Orta sınıf bir sosyal çevreden gelen Laila Cunningham, Güney Londra’da büyüdü. Konut sorunu, hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerine ilişkin meselelerin, erken dönem siyasi bilincinin şekillenmesinde etkili olduğunu ifade ediyor.

Cunningham, sosyal bilimler ve kentsel siyaset alanında eğitim aldı. Siyasete girmeden önce, sosyal konut ve kentsel yoksullukla mücadele eden sivil toplum kuruluşlarında uzun yıllar görev yaptı.

Eski savcı... Basketbolu çok seviyor

Cunningham, başkente duyduğu sevgiden söz ederken, Londra Gençlik Oyunları’nda basketbol oynayarak ‘takım ruhunun önemini’ öğrendiğini söyledi. Birleşik Krallık merkezli Independent’a konuşan Cunningham, “Burada kıdemli bir savcı oldum, yedi çocuğumu burada büyütüyorum ve bunlar bu göreve talip olmam için makul nedenler” ifadelerini kullandı.

Cunningham, Reform UK Partisi’ne katıldığını açıkladığı sırada yaptığı bir dizi siyasi içerikli açıklamanın ardından, geçtiğimiz yıl haziran ayında savcılıktaki görevinden ayrılmıştı. Savcı olarak yürüttüğü görevin, tarafsızlığı zedeleyebilecek her türlü siyasi faaliyeti sınırlayan sıkı kurallara tabi olduğu, bunun da kamu görevlileri için geçerli düzenlemelerle uyumlu olduğu belirtildi.

Cunningham’ın açıklamalarının The Standard gazetesinde yayımlanmasının ardından Başsavcılık, istifasının sunulduğunu ve kabul edildiğini duyurdu. Cunningham daha sonra yaptığı açıklamada, bir toplantıya çağrıldığını ve kamu hizmeti etik kurallarını ihlal etmiş olabileceğinin kendisine bildirildiğini söyledi.

Londra için güvenlik planı

Reform UK Partisi’nin Londra Belediye Başkan Adayı Cunningham, kampanyasında suçla mücadeleye odaklanacağını belirtti. Bu kapsamda, İşçi Partisi’nden eski Londra Belediye Başkanı Sir Sadık Han’ın bu alandaki sicilini eleştirdi ve Londralılara ‘farklı bir mesaj’ sunduğunu söyledi. Cunningham, “Şehir için yeni bir lider olacak ve suça karşı kapsamlı bir mücadele başlatacağım” ifadesini kullandı.

 Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)

Cunningham, “Londra Metropolitan Polisi için bıçaklı saldırılar, uyuşturucu suçları, hırsızlık, mağaza hırsızlığı ve tecavüzle mücadeleye odaklanan net ve üst düzey öncelikler belirleyeceğim” dedi. Ayrıca polise, ‘Londra’daki tecavüz çetelerini hedef alma, takip etme ve yargı önüne çıkarma’ talimatı vereceğini açıkladı.

Suç oranlarının nasıl düşürüleceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Cunningham, Suçla Mücadele Planı’nı yeniden şekillendireceğini ve Metropolitan Polisi için ‘ağır suçlarla mücadeleye yönelik yeni talimatlar’ yayımlayacağını söyledi.

Tartışmalı ifadeler

Londra Belediye Başkanlığı’na aday olan Cunningham, peçe ve burkaya ilişkin açıklamalarının hakaret içeren ve kışkırtıcı bulunduğu bir tartışmanın da odağına yerleşti. Cunningham’ın, burka giyen kadınların durdurulup aramaya tabi tutulması çağrısı yapması, çok kültürlü bir toplumda inanç özgürlüğü ve siyasi söylemin sınırları konusunda geniş bir tartışma başlattı.

The Standard gazetesinin podcastine konuşan Cunningham, “Londra’nın bazı bölgelerine gittiğinizde, gerçekten Müslüman bir şehirdeymişsiniz gibi hissedebilirsiniz. Tabelalar farklı dillerde yazılmış, pazarlarda burka satılıyor” ifadelerini kullandı. Cunningham, ‘tek bir sivil kültüre’ ihtiyaç olduğunu savunarak, bunun da ‘Britanyalı olmak’ anlamına geldiğini söyledi.

Birleşik Krallık Müslüman Kadınlar Ağı’nın (Muslim Women’s Network UK – MWNUK) İcra Kurulu Başkanı Shaista Gohir, Cunningham’ın açıklamalarını ‘tehlikeli’ ve ‘ırkçıları kışkırtıcı’ olarak nitelendirdi. Gohir, bu söylemlerin, aralarında peçe takan küçük bir azınlığın da bulunduğu Müslüman kadınların daha fazla dışlanmasına yol açacağını belirtti. Cunningham’ın geçmişine rağmen Müslümanlara ‘buraya ait olmadıkları’ mesajını verdiğini savunan Gohir, bu tür açıklamaların Müslümanlara yönelik kötü muameleyi teşvik ettiğini ve yanlış bilgileri okuyanlar üzerinde olumsuz etki yarattığını ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Guardian’dan aktardığına göre peçe konusu Reform UK Partisi içinde de hassas bir başlık olarak öne çıkıyor. Temmuz ayında partinin eski başkanı Zia Yusuf, parti Milletvekili Sarah Pochin’in burkanın yasaklanmasını öngören bir sorusunu ‘aptalca’ olarak nitelendirmiş ve bunun parti politikasını yansıtmadığını söylemişti. Yusuf’un cuma günü Cunningham’ın X platformundaki bir röportajını yeniden paylaşması ise partinin tutumuna ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.



ABD Kongresi’nde cinsel tacize ilişkin kurallar gözden geçiriliyor

ABD Kongre üyeleri Kat Cammack ve Teresa Leger Fernández. (AP)
ABD Kongre üyeleri Kat Cammack ve Teresa Leger Fernández. (AP)
TT

ABD Kongresi’nde cinsel tacize ilişkin kurallar gözden geçiriliyor

ABD Kongre üyeleri Kat Cammack ve Teresa Leger Fernández. (AP)
ABD Kongre üyeleri Kat Cammack ve Teresa Leger Fernández. (AP)

ABD Kongresi’nde cinsel suistimalle mücadele etmek amacıyla bu ilkbaharda kurulan çalışma grubunda görev almaya başlayan Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Kat Cammack, kısa süre içinde eski kadın çalışanlardan telefonlar almaya başladı. Florida temsilcisi Cammack, bu kadınların yaşadıklarını ve tanıklıklarını paylaşmak istediğini belirtti.

Şarku’l Avsat'ın AP’den aktardığına göre Cammack, kadınların “bir anda ortaya çıktığını” belirtti. Kadınların, maruz kaldıkları olayları bildirmeleri hâlinde büyük emek vererek kurdukları kariyerlerinin sona ereceğine ilişkin yaygın inanış nedeniyle yıllarca sessiz kaldıklarını ifade etti.

Cammack, “Bunlar şimdiye kadar yaptığım en zor konuşmalardan bazılarıydı. Anlatılanlar son derece yürek burkucuydu” ifadelerini kullandı.

Temsilciler Meclisi Etik Komitesi’nin cinsel suistimal iddialarına ilişkin yürüttüğü soruşturmalarda bu yıl yaşanan büyük artış, Kongre yönetimini yeni bir çalışma grubu oluşturmaya yöneltti. Gruba Cammack ile New Mexico eyaletinin Demokrat temsilcisi Teresa Leger Fernández başkanlık ediyor.

Cammack, grubun ulaştığı bulguların “endişe verici” olduğunu belirtti.

Mağdurların yardım almak için hangi mercilere başvurabileceklerini yeterince bilmediklerini belirten Cammack, ayrıca faillerin yaptırımlarla karşılaşacağına dair güvenlerinin de bulunmadığını ifade etti.

Cammack, mevcut taciz bildirim prosedürlerinin de ters etki yaratabildiğine dikkat çekti. Bu kapsamda, iddia edilen ihlalin ardından şikâyette bulunmak için tanınan 180 günlük süreyi örnek göstererek, bu sürenin mağdurlar üzerinde bir “geri sayım saati” baskısı oluşturduğunu söyledi.

Cammack, “Bu, felaket boyutunda bir durum. Kongre’deki sistemin tamamı, aslında mağdurların şikâyette bulunmasını caydıracak şekilde tasarlanmış” değerlendirmesinde bulundu.

Çalışma grubunun, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından değişiklik önerilerini açıklaması bekleniyor. Amaç, yıl sonundan önce gerekli düzenlemelerin hayata geçirilmesi için adım atmak.


Füze mühendisi bir Savunma Bakanı: İran, cephaneliğini yeniden inşa etmek için savaşa karşı yarışıyor

İran'ın yeni atanan Savunma Bakanı Mehrdad Ahlaki
İran'ın yeni atanan Savunma Bakanı Mehrdad Ahlaki
TT

Füze mühendisi bir Savunma Bakanı: İran, cephaneliğini yeniden inşa etmek için savaşa karşı yarışıyor

İran'ın yeni atanan Savunma Bakanı Mehrdad Ahlaki
İran'ın yeni atanan Savunma Bakanı Mehrdad Ahlaki

Alex Vatanka

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Ekim 2026'da Mehrdad Ahlaki'yi Savunma Bakanı olarak atadı; bu, yeni bakanın seleflerinin çoğunu karakterize eden resmi bir askeri geçmişe sahip olmaması nedeniyle alışılmadık bir seçimdi. Ataması, İslam Cumhuriyeti tarihinin belki de en hassas aşamasında gerçekleşti. Ahlaki, İran askeri-sanayi kompleksinin emektarlarından biri ve kariyeri özellikle füze geliştirme ve üretimiyle bağlantılı; bu da seçimini önemli kılıyor. İran rejiminin hayatta kalması artık büyük ölçüde füze cephaneliğinin büyüklüğüne ve niteliğine bağlı. Ahlaki, Tahran'ın ABD ve İsrail ile yeni ve yakın bir savaş olasılığıyla karşı karşıya olduğu, aynı zamanda saldırılar nedeniyle zayıflayan askeri cephaneliğini yeniden inşa etmenin öncelikli bir konu, acil bir ulusal öncelik haline geldiği bir dönemde göreve başladı.

İstihbarat teşkilatları tarafından iyi bilinen bir figür

Ahlaki, 1958 yılında İran'ın kuzeyinde, Hazar Denizi yakınlarındaki Raşt şehrinde doğdu. İran kamuoyu tarafından çok bilinmese de, en az 20 yıldır Batı istihbarat teşkilatlarının ilgisini çekmeye devam etti. Mart 2007'de BM Güvenlik Konseyi, İran'ın balistik füze programındaki rolü nedeniyle kendisine yaptırımlar uyguladı. O dönemde, ülkenin füze endüstrisinin önemli bir ayağı olan Şehid Bakıri Sanayi Grubu'nun başındaydı. Daha sonra ABD ona kendi yaptırımlarını uyguladı, ardından Avrupa Birliği ve İngiltere de yaptırımlar uyguladı. Böylece, uzun zamandır perde arkasında faaliyet gösteren bir figür, yeni atama ile birlikte öne çıkmış oldu.

Ahlaki, Amirkabir Teknoloji Üniversitesi'nde kimya mühendisliği okudu ve daha sonra İran'ın savunma teşkilatına bağlı Malek Aştar Üniversitesi'nde stratejik yönetim alanında yüksek lisans yaptı. 1984 yılında, İran ile Saddam Hüseyin Irakı arasındaki kanlı savaşın başlamasından dört yıl sonra, uluslararası izolasyonun, yerli askeri üretimi geliştirmeyi en önemli öncelik haline getirdiği bir dönemde savunma sanayine katıldığını söylüyor. 2000'li yılların ortalarına gelindiğinde, İran'ın füze sanayisinde üst düzey bir pozisyona yükselmişti.

İran'ın küresel silah pazarlarına erişimine getirilen kısıtlamalar, 1988'de Irak ile olan savaşının sona ermesiyle bitmedi. Tahran, konvansiyonel hava ve deniz kuvvetlerinin zayıflığını, füze geliştirme ve daha sonra insansız hava araçlarına yapılan büyük yatırımlarla telafi etmeye çalıştı. Şehid Bakıri Sanayi Grubu gibi kuruluşlar bu çabalarda çok önemli bir rol oynadı. İran haberleri, Ahlaki'nin Fatih (Fateh)-110 füze ailesi de dahil olmak üzere katı yakıtlı füzelerin geliştirilmesini desteklemede rol oynadığını belirtiyor. İdari kariyerinin sonraki aşamaları da Siccil ve Zülfikar balistik füzelerinin geliştirilmesiyle bağlantılı.

Bu sistemlerin her birinin geliştirilmesine kişisel katkısının kesin boyutunu belirlemek zor. Ancak kesin olan husus, İran'ın füze cephaneliğini genişletmede kilit rol oynayan kurumlarda liderlik pozisyonlarında bulunduğudur.

Siyasi ilişkiler

İslam Cumhuriyeti'nde, teknik yetkinlik ve idari deneyim, yönetimin en üst kademelerine ulaşmak için yeterli değil; siyasi destek de şart. Yeni savunma bakanının geçmiş bağlantılarının yükselişine katkıda bulunduğu görülüyor. Nitekim Pezeşkiyan, Ahlaki'nin adaylığını parlamentoda savunurken, eski meslektaşlarından üçünün adını özellikle andı: Hasan Tehrani Mukaddem, Muhsin Fahrizade ve Emir Ali Hacızade. Bu isimleri seçmesi rastgele değildi.

 vfgb
İran'ın yeni Savunma Bakanı Mehrdad Ahlaki Kitapçi, 18 Ekim 2026'da Tahran'da konuşuyor (Reuters)

Üçü de İran'ın stratejik askeri yapılanmasında öne çıkan isimler. Fahrizade, İran'ın nükleer programında kilit bir isimdi ve 2020'de Mossad'a atfedilen bir operasyonda öldürüldü. Devrim Muhafızları Ordusu Hava Kuvvetleri Komutanı olan Hacızade, Haziran 2025 savaşında İsrail hava saldırısında öldürüldü. Ahlaki'nin akıl hocası olduğuna inanılan ve “İran füze programının babası” olarak bilinen Tehrani Mukaddem, bazı kaynaklara göre İsrail'e atfedilen 2011'deki bir patlamada öldürüldü. Siyasi sistemde, bir İranlı için, resmi olarak saygı duyulan kişilerle yakın ilişkilerin sağladığı siyasi sermaye ve yönetim kurumu içindeki konumun yerini tutacak çok az şey vardır.

Bu kişilerle varsayılan ilişkileri, onu Savunma Bakanlığı'nın endüstriyel aygıtını İran'ın en hassas askeri programlarından bazılarıyla ilişkilendiren bir konuma yerleştirdi. Her biriyle olan iş birliğinin niteliği belirsizliğini korusa da, Pezeşkiyan'ın bu ilişkileri vurgulaması kasıtlıydı ve Ahlaki'yi İran'ın stratejik caydırıcılık yeteneklerinin inşasına katkıda bulunan bir neslin son kalan üyelerinden biri olarak sunuyordu.

Ahlaki'nin ilişkileri, onu Savunma Bakanlığı'nın endüstriyel aygıtını İran'ın en hassas askeri programlarından bazılarıyla ilişkilendiren bir konuma yerleştirdi

Ahlaki'nin kariyerindeki en önemli terfi, Kasım 2014'te dönemin Savunma Bakanı Hüseyin Dehkan'ın, idari deneyimini ve kurum içindeki yükselişini övgüyle karşılayarak onu Havacılık ve Uzay Sanayileri Örgütü'nün başına atamasıyla gerçekleşti. Bu olay, İran'ın nükleer anlaşma konusunda dünya güçleriyle müzakereler yürüttüğü bir dönemde, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani döneminde yaşandı. Söz konusu atama, İran siyasetinin derinlere işlemiş bir özelliğini ortaya koydu; seçilmiş hükümetlerin farklı diplomatik tutumlarına rağmen, stratejik askeri yeteneklerin geliştirilmesinin sürekli bir unsur olmaya devam etmesi. Bu büyük bir kurumdur ve yalnızca Dini Lider’in ofisine bağlı bağımsız bir yolda faaliyet göstermektedir.

Ahlaki daha sonra Savunma Sanayi Teşkilatı'nda üst düzey yönetim pozisyonları üstlendi ve burada ışıklardan uzakta daha geniş bir yelpazedeki askeri üretimi denetledi. İran medyasına göre, Ekim 2026'daki adaylığından önce fotoğrafını bulmak bile zordu. İlk yaygın olarak dolaşıma giren fotoğraflardaysa, parlamento komitelerinde askeri üniformalı subaylarla çevrili, gözlük takan ve takım elbise giyen bir adama aitti.

Son derece hassas bir dönem

Ahlaki'nin atanması olağanüstü koşullar altında gerçekleşti. Selefi Aziz Nasırzade, 28 Şubat 2026'daki ilk ABD-İsrail hava saldırılarında öldürüldü. Macid İbn-ül Rıza, Pezeşkiyan ekim ayı başlarında Ahlaki'yi aday gösterene kadar yaklaşık sekiz ay boyunca vekaleten bakanlık yaptı. 18 Ekim'de parlamento, 237 lehte ve 15 aleyhte oyla atamasını onayladı. Oylama süreci uzaktan gerçekleştirildi; bu da devam eden askeri saldırı tehdidi nedeniyle İran kurumlarında uygulanan güvenlik önlemlerinin bir göstergesidir.

cvfgbh
İranlı polis memurları ve bir grup vatandaş, Tahran'da bir askeri üssün içinde gerçekleşen patlamada öldürülen Devrim Muhafızları komutanı Hasan Tehrani Mukaddem'in fotoğrafını ve tabutunu taşıyor, 14 Kasım 2011 (Reuters)

Ahlaki'nin mesleki nitelikleri açık olsa da, siyasi desteğinin kaynakları daha az belirgin. Herhangi bir siyasi fraksiyonla bağlantısı olduğuna veya rejimin sertlik yanlılarının Pezeşkiyan'ı onu atamayı zorladığına dair ikna edici bir kanıt yok. Kariyeri birkaç yönetim dönemini kapsayan Ahlaki'nin seçimi, Devrim Muhafızları ve (Arteş olarak bilinen) düzenli ordu içindeki önde gelen isimlerin desteğini almış gibi görünüyor. Ataması hem Devrim Muhafızları Komutanı Ahmed Vahidi hem de Ordu Komutanı Emir Hatemi tarafından memnuniyetle karşılandı.

Ahlaki, Savunma Bakanlığı için planlarını silahlı kuvvetler komutanlığıyla istişare ederek hazırladığını ve bunun başarısı için çok önemli bir faktör olduğunu söyledi. İran Savunma Bakanı, hem Devrim Muhafızları Ordusu hem de düzenli silahlı kuvvetlerin ihtiyaçlarını karşılamaktan sorumluyken; Dini Lider Mücteba Hamaney ise askeri meseleler üzerinde nihai yetkiye sahip. Bu açıdan bakıldığında, Ahlaki'nin seçilmesinin ilgili kurumlar içinde bir fikir birliğine dayandığı muhtemel, ancak adaylığını ilk öneren ve destekleyen kurumun kimliği bilinmiyor.

Ancak bu fikir birliği oybirliğiyle sağlanmadı. Sertlik yanlısı milletvekili Muhammed-Taki Nağdali, Ahlaki'nin sicilini sorgulayarak, onu coşkusuz, kötü yönetim ve önemli savunma projelerini tamamlayamamakla suçladı. Ahlaki'nin İran-Irak Savaşı sırasında savaş deneyiminin olmamasını eleştiren Nağdali, yaşam tarzının ve mesleki alışkanlıklarının savaş zamanında bir savunma bakanından beklenen devrimci ruhla bağdaşmadığını savundu. Bir diğer milletvekili Hamid Yazdiyan ise Ahlaki'nin programının aşırı geleneksel olduğunu ve ideolojik bağlılığa, teknolojik yeniliğe ve hibrit savaşın gereklerine yeterince önem vermediğini savundu.

Bu itirazlar, iktidar kurumu içinde bazı çekinceleri ortaya koyuyor, ancak etkileri sınırlı kalıyor. Bu, Ahlaki’nin en önemli zayıf noktalarının teknik yetkinliğinde değil, bazı sertlik yanlısı çevrelerin tercih ettiği devrimci askeri lider imajına uymamasında yatabileceğini düşündürüyor. Bununla birlikte, Pezeşkiyan onu güçlü bir şekilde savundu ve bilimsel ve idari deneyiminin, uzun süredir silah geliştirme alanındaki çalışmalarıyla birlikte, İran'ın bu aşamada ihtiyaç duyduğu nitelikler olduğunu vurguladı.

Bu, şu soruyu gündeme getiriyor: Ahlaki'nin atanması, sertlik yanlılarına siyasi bir taviz mi, yoksa İran'ın karşı karşıya olduğu askeri çıkmaza pragmatik bir yanıt mı?

Ahlaki, Savunma Bakanlığı dışındaki kuruluşlara dayanan savunma üretimini genişletmekte ısrar ediyor ve 2027 yılına kadar bunların payını yüzde 85'in üzerine çıkarmayı hedefliyor.

Mevcut veriler ikincisini gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Ahlaki, İslam Cumhuriyeti'nin güvenlik kurumunun kalbinde yer alıyor, ancak belirli bir ideolojik akımı temsil ediyor gibi görünmüyor. En büyük avantajı, İran silahlarının üretiminden sorumlu endüstriyel sistem hakkındaki derin bilgisine dayanıyor. Ardı ardına gelen savaşların yol açtığı yıkımdan sonra, Tahran'ın karşı karşıya olduğu  en acil sorun artık yeterli miktarda füze üretmek, üretim tesislerini korumak, tükenmiş stokları yenilemek ve yeni füze sistemleri geliştirmektir.

Ahlaki'nin planları bu ihtiyacı yansıtıyor. Nitekim Savunma Bakanlığı dışındaki kuruluşlara dayanan savunma üretimini genişletme çağrısında bulundu ve 2027 yılına kadar bunların payını yüzde 85'in üzerine çıkarmayı hedefliyor. Ayrıca, üretim tesislerinin birden fazla yere dağıtılmasını, önemli fabrikaların savunmasının güçlendirilmesini, üniversitelere ve özel teknoloji şirketlerine olan bağımlılığın artırılmasını savunuyor. İranlı yetkililer, savaşın ardından silah üretiminin önemli ölçüde arttığını söylüyor, ancak bu rakamların bağımsız olarak doğrulanması zor. Ahlaki ayrıca, 2025 ve 2026 yıllarındaki ABD ve İsrail saldırılarının bu sistemdeki önemli eksiklikleri ortaya koymasının ardından, hava savunmasına daha fazla önem vereceği sözünü de verdi.

Dolayısıyla, Ahlaki'nin siyasi geleceği, nihayetinde rejim içindeki çeşitli kanatların ihtiyaçlarını karşılayabilme yeteneğine, onları siyasi olarak yatıştırma yeteneğinden daha çok bağlı olacaktır. Herkesin yeni saldırılara dayanabilecek ve gelecekteki çatışmalar için gerekli silahları sağlayabilecek bir savunma sanayisine ihtiyacı var. İran liderliği Washington ile çatışmayı nasıl yöneteceği konusunda farklı görüşlere sahip olsa da, ülkenin askeri kapasitesini yeniden inşa etme ihtiyacı konusunda daha fazla hemfikir görünüyor.


Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Tek bir haftada üç önemli tarih: İsrail’deki seçimler, Süveyş Savaşı’nın yetmişinci yıl dönümü ve ABD’deki ara seçimler.

Aralarında bir savaşın yıl dönümü bulunan iki sandık. Esas mesele takvimlerin yakınlığı değil, anlamların kesişimi. Savaşları ‘varoluşsal’ gören bir devletteki seçimler. Savaşlara karar verme, onları bitirme veya durdurma kudretine sahip bir imparatorluktaki seçimler. Ve ilk kurşunu sıkanın son sözü söylemeyebileceğini gözler önüne seren bir savaşın yıl dönümü.

27 Ekim’de İsrail, 7 Ekim saldırıları ile Gazze’den Lübnan, Suriye ve İran’a kadar uzanan yansımalarının üzerinden geçen üç yılın ardından sandık başına gidiyor. Askeri haritalar değişti, liderler suikasta uğradı, tesisler yerle bir edildi. Ancak yeni bölgesel düzenin kelimeleri henüz yazılmış değil.

Seçim kampanyasında Binyamin Netanyahu, İran’ın nükleer programını ve füze cephaneliğini yok etmenin de ötesine geçti. Tahran’daki kuşatılmış rejimi değiştirmenin, İran tehdidini ortadan kaldırmanın yolu olduğunu söyledi. Ancak hedef ile uygulama arasında katedilmesi gereken mesafeler var. İran ağır darbeler aldı. Rejimdeki isimlerin yüzleri değişti; liderliğini yeniden düzenledi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) konumunu güçlendirdi, bölgesel kozlarını kullanmaya devam etti ve yaptırımlarla köşeye sıkışıp daha da hırçınlaştı. Yemen, Lübnan ve Irak’taki kanıtlar çok açık.

Yeni bir raunt, önceki rauntların başaramadığını başarabilecek mi? Amerikan raporları, ara seçimlerden sonra İran’a karşı yeni saldırılar düzenlemek amacıyla hazırlanan ortak askeri planlardan söz etti. Sahadaki hareketlilik ile diplomatik girişimler adeta yarışıyor.

İşte tam bu noktada ikinci tarih devreye giriyor: 29 Ekim 1956’da Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail, Cemal Abdunnasır’ı devirmek ve Süveyş Kanalı’nın denetimini geri almak da dahil olmak üzere farklı hedeflerle Süveyş Savaşı’na girdi. Ordular ilerledi, ancak ABD Başkanı Dwight Eisenhower savaşın durdurulmasını dayattı. Abdunnasır devrilmedi; aksine daha da hırslı hale geldi. Savaş, İngiliz ve Fransız imparatorluklarının çöküşünü ve Amerikan nüfuzunun yükselişini gözler önüne serdi.

Daha önce bu köşede Süveyş ile Hürmüz arasındaki kesişme noktalarına değinmiştim. Ancak Süveyş’in bugünkü yıl dönümü; coğrafya, ittifaklar ve güç dengeleriyle ilgili başka çelişkileri de akla getiriyor. Mısır’ın ulusal güvenliği hâlâ Süveyş Kanalı ile mi sınırlı, yoksa komşu ülkelere, Kızıldeniz’e ve Babu’l Mendeb’e kadar uzanıyor mu? Washington, müttefiki İsrail’in yeni bir savaşa doğru atılmasını durduracak mı, yoksa buna ortak mı olacak? Çin ile Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa’nın krizinden yararlanan Washington gibi, ABD’nin Ortadoğu savaşlarıyla meşgul olmasını kendi nüfuzunu yıpratmak için bir fırsat olarak mı görüyor?

Trump bir Eisenhower değil ve Kongre haritasını gözlüyor; Netanyahu da David Ben-Gurion değil ve Knesset haritasını bekliyor. Yetmiş yıl önce Avrupalı güçlerin nüfuzunu devralan ABD ile bugün müttefiklerinin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini söyleyen ABD aynı ABD değil. Birkaç gün önce Tom Barrack, bu dönüşümün ipuçlarını sundu. Geleneksel güvenlik garantörü olarak ABD’nin rolünün gözden geçirildiğinden bahsetti; bölge ülkelerini kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk almaya ve yeni ittifaklar kurmaya çağırdı. Ayrıca Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’deki Amerikan müdahalelerinin ve rejim değiştirme çabalarının başarısızlıklarını hatırlattı.

Çelişki şu ki; Trump’ın temsilcisi rejim değiştirme deneyimlerinin başarısızlığından bahsederken, Netanyahu İran rejimini değiştirmekten söz ediyor. Bir başka çelişki ise ABD müttefiklerinden kendi ayakları üzerinde durmalarını isterken, askeri kararlarının ve İsrail ile olan ilişkisinin onların güvenliğini belirleyen en önemli etkenlerden biri olmaya devam etmesi ve Başkanlarının kararları, tweetleri ve ani dönüşleriyle onları şaşırtması.

İşte tam bu noktada üçüncü tarihin önemi ortaya çıkıyor: 3 Kasım. ABD’deki ara seçimler, Kongre’deki güç dengelerini yeniden dağıtabilir ve Trump’ın görev süresinin geri kalanında politikalarını uygulama yeteneğini etkileyebilir. Dış politikanın sadece Kongre seçimlerinin sonuçlarına bağlı kalmadığı doğru; ancak savaş, müzakere, güçler dengesi ve siyasi bölünmelere dair hesaplamalar iç politikadan doğrudan etkilenir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail ve ABD’deki seçimlerin arasında Ortadoğu ülkeleri kendilerini çelişkili ihtimallerin karşısında buluyor: İran’la yeni bir savaş ya da bir uzlaşma; eski ittifakların sürmesi ya da yeniden şekillenmesi; ve müttefiklerin güvenlik yükünü taşıma isteğindeki azalmaya tezat oluşturan bir Amerikan askeri varlığı ile sonuçlarının bedelini ödeyen ortaklarla koordinasyon kurulmadan yürütülen savaşlar.

1956’da Süveyş, uluslararası ağırlık merkezinin Avrupa’dan ABD’ye kaydığını gözler önüne seren bir an olmuştu. Yetmiş yıl sonra ise Washington’ın mirasını devralmaya hazır tek bir güç görünmüyor. Amerika en güçlüsü, Çin ilerliyor, Rusya maceralara giriyor ve bölge ülkeleri yeni bölgesel ittifaklar dokuyarak büyük güçler arasındaki karar alma marjlarını genişletmeye çalışıyor.

Üç tarih ve yetmiş yıl. Seçim süreçleri ve askeri hazırlıklar. Süveyş Savaşı’nda son sözü ilk kurşunu sıkan söylememişti. İsrail ve ABD’deki sandıklar, İran’a yönelik deniz ablukası sandığı, savaş hazırlıkları ve uzlaşma girişimleri arasında; bu kez sonsözü kim yazacak?