İsrail ordusu, aşırı sağcı bir tutum sergileyerek Gazze'den çekilmemesi gerektiğini düşünüyor

Smotrich, vakit kaybetmeden orduyu desteklerken, Washington liderliğindeki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nin kapatılmasını istedi

Gazze sınırı yakınında, İsrail'in güneyinde kurulan Washington liderliğindeki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde bulunan İsrailli ve Amerikalı askerler (Reuters)
Gazze sınırı yakınında, İsrail'in güneyinde kurulan Washington liderliğindeki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde bulunan İsrailli ve Amerikalı askerler (Reuters)
TT

İsrail ordusu, aşırı sağcı bir tutum sergileyerek Gazze'den çekilmemesi gerektiğini düşünüyor

Gazze sınırı yakınında, İsrail'in güneyinde kurulan Washington liderliğindeki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde bulunan İsrailli ve Amerikalı askerler (Reuters)
Gazze sınırı yakınında, İsrail'in güneyinde kurulan Washington liderliğindeki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde bulunan İsrailli ve Amerikalı askerler (Reuters)

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, güvenlik kurumları genelinde ve özellikle İsrail ordusunda, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi'nin geleceğine ilişkin ayrıntılı planına yönelik eleştirilerin arttığını ortaya koydu.

İsrail ordusunun birçok üst düzey yetkilisi aşırı sağcı tutumlar benimsiyor ve Washington'ın iyimser açıklamalarını, özellikle Hamas'ın silahsızlandırılması ve yönetim otoritesinin kimliği konusunda, gerçekçi olmayan ve uygulama mekanizmaları eksik olarak değerlendiriyor gibi görünüyor.

Kaynaklara göre İsrail ordusu ikinci aşamanın şartlarından biri olan İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesinin ertelenmesini talep ediyor.

Trump'ın planına göre Gazze'den çekilme aşamalarının gösteren harita (Beyaz Saray)“Trump'ın planına göre Gazze'den çekilme aşamaları(Beyaz Saray)“

Ya biz ya onlar

İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, hiç vakit kaybetmeden orduyu destekleyen bir açıklamada bulundu.

Daha da ileri giderek Gazze'deki durumu izleyen Kiryat Gat'taki Washington liderliğindeki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nin (CMCC) kapatılmasını isteyen Smotrich, 2005 yılında Gazze'den çekilme ‘hatasını’ düzeltmenin acil bir ihtiyaç olduğunu söyledi. İsrail gazetesi The Times of Israel'e göre Batı Şeria'daki yeni yerleşim birimi Yitzhar’ı tanıtan bir konuşmada Smotrich, İsrail'in Gazze Şeridi’ni kontrol altına almak için ‘bir 20 yıl daha bekleyemeyeceğini’ ifade etti.

İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki Ma'ale Adumim yerleşimini genişletme planına ilişkin bir haritayı incelerken (Arşiv - AFP)İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki Ma'ale Adumim yerleşimini genişletme planına ilişkin bir haritayı incelerken (Arşiv - AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya Gazze'nin kontrolünü ele geçirmesi için çağrıda bulunan Smotrich, “Ya biz ya da onlar; ya İsrail'in tam kontrolü, Hamas'ın yok edilmesi, uzun vadede terörizmin bastırılmaya devam edilmesi, düşmanın yurtdışına göçünün teşvik edilmesi ve kalıcı İsrail yerleşimi ya da -Tanrı korusun- savaşın çabalarının ve maliyetlerinin boşa harcanması ve bir sonraki turun beklenmesi” ifadelerini kullandı.

Trump'ın planı İsrail için kötü

İsrailli aşırı sağcı bakan, ABD Başkanı Donald Trump'ın rehinelerin kurtarılmasındaki rolü nedeniyle İsrail'in minnettarlığını hak ettiğini, ancak ‘planının İsrail Devleti için kötü’ olduğunu ve bir kenara bırakılması gerektiğini ekledi.

“Gazze bize ait ve onun geleceği bizim geleceğimizi diğer herkesten daha fazla etkileyecek” diye vurgulayan Smotrich, Tel Aviv'in ‘sorumluluk alması ve askeri yönetim uygulaması’ gerektiğini söyledi.

Smotrich, Washington ile anlaşmazlık ve çatışma pahasına olsa bile, ABD'nin liderliğindeki ve Gazze'deki durumu ve Trump'ın planının uygulanmasını izlediği Kiryat Gat'taki CMCC’nin kapatılması çağrısında bulundu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçen ekim ayında İsrail'in güneyindeki CMCC’yi ziyareti sırasında askerlerle konuşurken (AP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçen ekim ayında İsrail'in güneyindeki CMCC’yi ziyareti sırasında askerlerle konuşurken (AP)

İsrail gazetesi Haaretz’in dünkü bir haberine göre güvenlik kaynakları, ABD Başkanı Trump’ın sivil altyapının geliştirilmesi ve hatta yüksek katlı kulelerin inşa edilmesini de içeren ‘Yeni Gazze’ vizyonu ile İsrail ordusuna şu ana kadar sunulan güvenlik anlayışları arasında önemli bir uçurum olduğunu belirtti.

Gazeteye konuşan bir kaynak, şunları söyledi:

“Bu planlar İsrail ordusunun yeni savunma konseptiyle uyumlu değil. Örneğin, yeni Gazze'de güneydeki yerleşim yerleri ve İsrail ordusunun mevzilerini gören yüksek katlı kuleler inşa etme planları var. Bu, güvenlik açısından düşünülemez ve bölgedeki kasabalara ve sahadaki güçlere doğrudan tehdit oluşturacaktır.”

Hamas zaten kontrolü ele geçirmiş durumda

İsrail ordusu, şekillenmekte olan anlaşmalara göre Hamas'ın yaklaşık iki ay içinde silahsızlandırılacağını açıkladı. Ancak güvenlik yetkilileri ne kendilerinin ne de Şin-Bet'in (İsrail'in iç güvenlik servisi) böyle bir eylemi gerçekleştirebilecek yetenekte ve buna hazır olan herhangi bir güçten haberdar olmadığını itiraf ediyor.

İsrailli yüksek rütbeli bir subay şöyle dedi:

“Kimse Hamas'ı silahsızlandırmayacak, özellikle de Hamas'ın halihazırda kontrol ettiği ve yeni Gazze inşa edildikten sonra da kontrol etmeye devam edeceği eski Gazze'de uluslararası güçlerin bunu yapacağı varsayımı kesinlikle temelsiz.”

Başka bir kaynağa göre İsrailli istihbarat yetkilileri, Hamas'ın savaşta zarar gören silah üretim kapasitesini ve askeri gücünü yeniden kazanmaya yönelik devam eden girişimleri konusunda uyardı.

Otoriteye ilişkin farklı değerlendirmeler

Ancak İsrail güvenlik yetkilileri, Filistin Yönetimi'ne ilişkin değerlendirmelerinde sağcı hükümetle aynı fikirde değiller. Hamas'ın güçlendiği mevcut durumu sürdürmektense Gazze Şeridi'ni Filistin Yönetimi'ne devretmeyi tercih edeceklerini ısrarla belirttiler.

Filistin Ulusal Güvenlik Kuvvetleri 101. Özel Operasyon Birimi (Filistin Ulusal Güvenlik Kuvvetleri internet sitesi)Filistin Ulusal Güvenlik Kuvvetleri 101. Özel Operasyon Birimi (Filistin Ulusal Güvenlik Kuvvetleri internet sitesi)

Yetkililer, karar alma sürecine yönelik hayal kırıklıklarını ve öfkelerini dile getirdiler. Şarku’l Avsat’ın Haaretz gazetesinden aktardığına göre üst düzey yetkililer, tüm sürecin onların bilgisi dışında, profesyonel görüşleri dinlenmeden veya dikkate alınmadan yürütüldüğünü belirtiyor. Konuyla ilgili bilgili eski bir üst düzey güvenlik kaynağına göre siyasetçiler, güvenlik kurumlarını önemli tartışmalardan uzak tutuyor.

Bu bağlamda İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Hamas etkili bir şekilde silahsızlandırılana kadar İsrail ordusunun Sarı Hat’tan çekilmesine izin verilmemesini, İsrailli rehine Ran Gvili'nin cesedi iade edilene kadar Refah Sınır Kapısı’nın Gazzelilere açılmamasını ve savaşta hasar gören tünel ağının yeniden inşası için Hamas'a aktarılmasını önlemek amacıyla çimento, demir ve benzeri inşaat malzemelerinin Gazze Şeridi'ne girişini yakından izlemek için bir mekanizma kurulmasını talep etti.

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında Gazze Şeridi'ne girmek için bekleyen ağır ekipmanlar (AFP)Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında Gazze Şeridi'ne girmek için bekleyen ağır ekipmanlar (AFP)

Gazete, güvenlik kurumlarının endişe duyduğu bir başka konuyu; Amerika'nın Gazze Şeridi'nde bir liman kurma planına da dikkati çekti. Bu plan henüz sadece teoride olmasına ve pratikte uygulanmamasına rağmen güvenlik kurumları, ABD ve Türkiye ile Katar dahil olmak üzere Gazze Şeridi'nin yeniden inşasına katılan diğer ülkelerin, malların doğrudan Gazze Şeridi'ne girişini sağlayacak bir liman kurulmasına ilgi gösterdiğinin farkında.

Güvenlik kaynakları, bu adımın içerdiği güvenlik riskleri nedeniyle İsrail ordusu ve güvenlik kurumlarıyla tam ve dikkatli bir koordinasyon gerektirdiği konusunda uyardı.



Sadr silahlı grubunu kendi eliyle lağvediyor: Necefli lider Irak'ın haritasını yeniden mi çiziyor?

Muktada es-Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef kentinde bir konuşma yaparken, 1 Mayıs 2025 (AFP)
Muktada es-Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef kentinde bir konuşma yaparken, 1 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Sadr silahlı grubunu kendi eliyle lağvediyor: Necefli lider Irak'ın haritasını yeniden mi çiziyor?

Muktada es-Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef kentinde bir konuşma yaparken, 1 Mayıs 2025 (AFP)
Muktada es-Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef kentinde bir konuşma yaparken, 1 Mayıs 2025 (AFP)

Hayreddin Mahzumi

Iraklı Şii din adamı Mukteda es-Sadr, on yıldan kısa bir sürede üçüncü kez bizzat kurduğu bir silahlı oluşumu lağvedeceğini duyurdu. Bu karar her seferinde Sadr Hareketi tarihinde tam bir dönemin kapanışı gibi görünmüş, ardından yeni siyasi ya da askeri nüfuz biçiminin doğumuna zemin hazırlayan bir geçiş noktasına dönüşmüştür. Bu kez söz konusu olan ise Irak iç savaşı yıllarının ardından dağıtılan ‘Mehdi Ordusu’ değil, Sadr akımıyla bağlantılı son ve en önemli silahlı kanat olan ‘Barış Tugayları’.

Sadr, 27 Mayıs 2026 tarihinde Barış Tugayları’nın (Seraya es-Selam) ‘Ulusal Şii Akım’dan ayrılarak Irak devletine tam bağlılığını ilan ettiğini duyururken, silahlı oluşumu Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı’na teslim etmeye hazır olduğunu vurguladı. Barış Tugayları ile bağlantılı sivil kurumların ise silahsız, karargâhsız ve askeri kıyafetsiz biçimde tamamen sivil bir hizmet kurumuna dönüştürülmek üzere ‘birleştirilmiş yapı’ projesine devredileceğini açıkladı.

Kararın önemi yalnızca duyurunun kendisinde değil, zamanlamasında yatıyor. Karar, ABD'nin Bağdat üzerindeki silahların devletle sınırlandırılması ve resmî kurumların dışında kalan silahlı grupların nüfuzunun kırılması yönündeki baskılarının yoğunlaştığı hassas bir bölgesel konjonktürde açıklandı. Bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendiren hızlı dönüşümlerle eş zamanlı yaşandı. Devletin otoritesini yeniden tesis etmeye ve resmî kurumlarla silahlı gruplar arasındaki ilişkiyi yeniden düzenlemeye çalışan yeni Irak hükümetinin kurulmasıyla eş zamanlı geldi.

Sadr'ın açıklamasının ardından yalnızca birkaç gün içinde İmam Ali Tugayları ve Asaib Ehli’l Hak dahil olmak üzere diğer silahlı gruplar, Halk Seferberlik Güçleri’nden (Haşdi Şabi) ayrılma ve silahı devlet tekeline bırakma prosedürlerini başlattıklarını duyurdu. Bu adım, Şii Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin söz konusu yönelimi destekleyerek Başbakan ve Başkomutan Ali Zeydi'yi gerekli tedbirleri almak üzere yetkilendirmesinin ardından gündeme geldi.

İlandan birkaç hafta önce Sadr, yeni siyasi tabloya sert koşullar öne sürmüştü. Silahlı bir kanada sahip her örgütün hükümetten dışlanmasını ve silahın bütünüyle devlet tekeline alınmasını talep etmişti. Sadr sanki kendini silahlı grup lideri değil Şii devlet adamı, gündem belirleyicisi değil siyasi sürecin aktörü olarak yeniden konumlandırmaya çalışır gibiydi.

Sadr'ın açıklamasından yalnızca birkaç gün sonra İmam Ali Tugayları ve Asaib Ehl'il Hak dahil diğer silahlı gruplar, Halk Haşdi Şabi oluşumlarından ayrılma prosedürlerini başlattıklarını ilan etti.

Ne var ki bu adımını, Sadr'ın geçmişinin arka planından bağımsız okumak eksik bir değerlendirme olur. Mehdi Ordusu, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin çöküşünün ardından yeni Irak'ın en önemli silahlı aktörlerinden biri olarak sahneye çıktı. Örgüt, yalnızca birkaç yılda Amerikan kuvvetleriyle çatışmalar yaşayan ve ardından Irak'ın iç çatışmalarına dahil olan büyük bir askeri ve halk gücüne dönüştü. Silahlı çatışmaların artması ve siyasi baskılar Sadr'ı 2007'de ateşkes ilan etmeye iterken, Ağustos 2008'de en ünlü kararı olan; Mehdi Ordusu’nun süresiz dondurulması kararını aldı.

O dönem bu karar yenilginin kabulü değil, Sadr projesini askeri ve siyasi yıpranmadan kurtarma girişimiydi. Sadr, milis grubunu eski yapısıyla sürdürmenin siyasi geleceğini tehdit ettiğini ve yeni Irak sistemi içinde manevra kabiliyetini daralttığını fark etmişti. Bu nedenle yeniden yapılanmaya yöneldi; dini ve toplumsal nitelikte yeni kanatlar oluşturdu; daha disiplinli ve daha az görünür bir çekirdek yapıyı ise korudu.

Ancak Sadr'ın dondurma deneyimi ne istisnai bir olaydı ne de nihai bir karardı. O günden bu yana dondurma ve yeniden harekete geçirme, onun siyasi araç kutusunun ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Sadr, silahlı kanadın siyasi projesine ya da Irak kamuoyundaki imajına yük oluşturduğunu hissettiği her an bu mekanizmaya başvurmayı alışkanlık edindi.

defrty65
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, başkent Bağdat’ta başbakan olarak göreve başladıktan hemen sonra konuşma yaparken, 16 Mayıs 2026 (AFP)

Ancak dondurma hikâyenin sonu olmadı. 2014'te DEAŞ’ın yükselişi ve Irak'ın geniş güvenlik yapılarının çöküşüyle birlikte Sadr, askeri alana yeni bir kapıdan geri döndü.

Barış Tugayları o dönemde dini türbeleri korumak ve örgütle mücadeleye katılmak amacıyla kuruldu. Mehdi Ordusu, Yüksek Dini Merci Seyyid Ali Sistani'nin tarihi ‘Kifai Cihad’ fetvasına yanıt olarak kurulmuştu. Ad ve koşullar farklı olsa da yeni yapı özünde Sadr'ın askeri kapasitesinin farklı bir siyasi ve güvenlik bağlamında geri dönüşünü temsil ediyordu.

Mehdi Ordusu ismen tarihe karışsa da işlev olarak geri döndü. Bu nedenle pek çok araştırmacıya göre 2014 yılında yaşananlar, önceki deneyimden bir kopuş değil, DEAŞ’ın yayılmasının dayattığı yeni koşullarla daha uyumlu bir biçimde yeniden üretimiydi.

Mesele burada da bitmiyor. Son yıllarda Sadr, örgüt faaliyetlerini dondurma politikasına bir kez daha başvurdu. 2026 yılı başlarında ‘örgütsel ve davranışsal ihlaller’ olarak nitelendirdiği gerekçelerle Basra ve Vasit illerinde Barış Tugayları’nın faaliyetlerini askıya aldığını açıkladı. Ancak bu karar uzun sürmedi ve Sadr daha sonra bizzat geri adım atarak kararı geri çekti.

Bu olay önemli. Zira Sadr'ın silahlı örgütleriyle ilişkisini bağımsız kurumlar olarak değil, siyasi anın gereklerine göre yeniden ayarlanıp yönlendirilebilecek araçlar olarak kurduğunu gözler önüne seriyor.

İşte tam da burada ‘Sadr neden milislerini dağıtıp sonra farklı biçimlerle yeniden üretiyor?’ şeklindeki başlıca soru ortaya çıkıyor.

Yanıt belki de silahta değil, Sadr liderliğinin doğasında yatıyordur. Mukteda es-Sadr nüfuzunu geleneksel parti yapısı ya da sabit bir askeri oluşum üzerine değil, din, siyaset ve sokak arasında geniş bir kitleyi seferber edip harekete geçirmedeki olağanüstü kapasitesi üzerine inşa etti.

Sadr'ı tek bir role ya da tutuma sığdırmak güç. Çünkü görünürde çelişkili yollar arasında hareket etmeye alışmış, belirsizliği ve siyasi manevrası ile tanınan bir siyasi figür. 2003 yılından bu yana milis grup komutanı, halk hareketleri lideri, iktidar ortağı, siyasi süreçten çekilen ve ardından dışarıdan reforma çağıran biri olarak pek çok farklı rolü üstlendi. Dolayısıyla silahlara ilişkin kararları, nüfuzu yönetmeye yönelik daha geniş stratejisinden bağımsız okunamaz. Silah onun için gücün özü değil, güç araçlarından biri olarak kaldı. Silahlı yapı, siyasi bir yüke dönüştüğünde onu dondurdu, güvenlik ya da siyasi koşullar yeniden seferberliği dayattığında ise farklı bir biçimde yeniden üretti.

Böylece Sadr Hareketi, son yirmi yılda siyasi eylem, halk protestosu ve askeri örgütlenmeyi bir arada barındıran, ancak bunlardan hiçbirinde kalıcı olarak karar kılmayan özgün bir modele dönüştü. Bu durum pek çok kesimin 2026 ilanına ihtiyatla yaklaşmasına yol açıyor.

Ne var ki Sadr ile diğer Irak grup liderleri arasında önemli bir fark var. Sadr, gerçek gücünün yalnızca silaha dayanmadığının farkında. Sadr akımının yirmi yılı aşkın bir süre boyunca tabanıyla kurduğu toplumsal sözleşme, diğer grupların kendi kitleleriyle ilişkisinden köklü biçimde ayrışıyor. Sadr hareketi; askeri boyutun çok ötesine geçen geniş bir dini, toplumsal, hizmet ve halk tabanına sahip.

dfergthyu
Bağdat'ta, bir İHA saldırısında hayatını kaybeden Hizbullah Tugayları üyesinin cenaze töreni sırasında, 21 Kasım 2023 (AFP)

Dolayısıyla Sadr’ın silahlı oluşumdan vazgeçmesi onun nüfuzdan vazgeçmesi anlamına gelmezken, harekete geçirme kapasitesini ya da siyasi tabloya etkisini de otomatik olarak zayıflatmaz. Dahası Sadr, bu evrede silahlı grup lideri imajını korumaktan çok devlet adamı imajını sürdürmenin kendisi için daha işlevsel olduğunu düşünüyor olabilir.

Bununla birlikte geçmiş ile bugün arasındaki farkları görmezden gelmek de hata olur. Irak bugün 2008'in ya da 2014'ün Irak'ı değil ve İran’ın nüfuzunun arttığı bölgesel baskılarla karşı karşıya. Irak devleti silahlı güç üzerindeki tekeli pekiştirme çabasında. Sadr'ın kendisi de dar mezhepsel hesapların ötesine geçen ulusal bir referans noktası olarak konumlanmaya önceki dönemlerden çok daha fazla yatkın görünüyor.

Asıl büyük engel ise Tahran'la daha sıkı bağları olan gruplarda düğümleniyor. Sadr, Barış Tugayları’nın devlete katılımını ilan etmeyi tercih ederken, öne çıkan bazı gruplar bağımsız askeri kapasitelerini korumakta ısrar ediyor. Silahlarından tümüyle vazgeçmeyi, askeri güçlerini devlet kurumlarıyla bütünleştirmeyi ya da silahın devlet tekeline bırakılmasını kabul etmeyi reddediyor.

Bu gruplar silahlarının yalnızca Irak'ın iç denklemine değil, Irak sınırlarını aşan ve son yirmi yılda şekillenen ‘direniş ekseni’ kavramı ile bölgesel nüfuz ağlarıyla bağlantılı daha geniş bir stratejik ve bölgesel işleve bağlı olduğunu savunuyor.

Soru açık kalmaya devam ediyor: Sadr hareketinin seyrinde gerçek anlamda stratejik bir dönüşüme mi tanıklık ediyoruz, yoksa Mukteda Sadr'ın son yirmi yıllık deneyimini damgalayan çekilme ve geri dönüş döngüsünün yeni bir halkasıyla mı karşı karşıyayız?

Tam da bu noktada Sadr modeli ile İran eksenine bağlı grupların modeli arasındaki temel fark belirginleşiyor. Sadr silahlı kanadın yokluğunda bile geniş bir toplumsal ve siyasi tabana yaslanabilirken, söz konusu gruplar nüfuz ve meşruiyetlerinin başlıca kaynağı olarak silahlı güce çok daha bağımlı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu nedenle Sadr'ın adımı, motivasyonu ne olursa olsun, diğer grupların aynı yolu izleyeceği anlamına gelmiyor. Aksine Irak Şii sahnesinde birbirinden farklılaşan iki projenin arasındaki açılımın boyutunu gözler önüne seriyor olabilir. Biri devlet içinde yeniden konumlanmayı hedefleyen, diğeri ise silahı, güç dengesinin vazgeçilmez bir direği olarak görmeyi sürdüren iki proje.

Devletin gerçek sınavı, Sadr’ın adımının sona erdiği yerde başlıyor. Barış Tugayları merkezi bir siyasi karara doğrudan bağlı olduğundan devlet kurumlarına entegre edilebilir. Asıl büyük zorluk ise rolünü Irak sınırlarını aşan bölgesel denklemlerin parçası olarak gören silahlı güçlerle baş etmektir. Bu yüzden silahın devlet tekeline alınması projesinin akıbeti tek bir grubun kararıyla değil, devletin bütün silahlı aktörlere ulusal ve kapsayıcı bir vizyonu dayatma kapasitesiyle belirlenecek.

Geçtiğimiz mayıs ayında yaşananlar, Irak devlet tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı ya da hem hasımlarını hem de müttefiklerini şaşırtmayı alışkanlık edinmiş bir adamın zekice yeniden konumlanması olabilir. Irak ise her zamanki gibi tek bir bölümden okunamaz ve denklemleri tek bir bildiriyle çözüme kavuşturulamaz.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail’in 900 yıllık kaleye tekrar bayrak dikmesi Lübnan’ı öfkelendirdi

İsrail, 1982'de ele geçirdiği Beaufort'u 2000'de Lübnan'dan geri çekilene dek gözetleme noktası olarak kullanmıştı (AFP)
İsrail, 1982'de ele geçirdiği Beaufort'u 2000'de Lübnan'dan geri çekilene dek gözetleme noktası olarak kullanmıştı (AFP)
TT

İsrail’in 900 yıllık kaleye tekrar bayrak dikmesi Lübnan’ı öfkelendirdi

İsrail, 1982'de ele geçirdiği Beaufort'u 2000'de Lübnan'dan geri çekilene dek gözetleme noktası olarak kullanmıştı (AFP)
İsrail, 1982'de ele geçirdiği Beaufort'u 2000'de Lübnan'dan geri çekilene dek gözetleme noktası olarak kullanmıştı (AFP)

İsrail ordusunun, Lübnan'daki Beaufort Kalesi'ne yıllar sonra tekrar bayrak dikmesi ülke halkını öfkelendirdi.

İsrail güçleri, Hizbullah'a karşı yürütülen askeri operasyonlar kapsamında Lübnan'ın güneyindeki 900 yıllık kaleye cumartesi günü girip bayrak dikmişti.

UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan kale, 1982-2000'deki işgalde İsrail'in elindeydi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kalenin işgal edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, "Buraya birlik olmuş, azimli ve daha güçlü bir şekilde geri döndük" dedi.

Hizbullah ise işgal sırasında kalede militan olmadığını ancak bölgedeki çatışmaların sürdüğünü bildirdi.

Tel Aviv güçlerinin kaleye İsrail ve Golani Tugayı bayraklarını dikmesine Lübnan halkı tepki gösterdi.

Guardian'ın görüştüğü Lübnanlı tur rehberi Hüseyin Aleviye şunları söylüyor:

Kalenin tepesine İsrail bayrağıyla Golani Tugayı bayrağının çekilmesi beni, ülkenin güneyindekileri ve tüm Lübnan halkını şoke etti.

Rehber, kalenin Lübnan'ın güneyinde bir "direniş sembolü" olduğunu belirtiyor. Filistin Kurtuluş Örgütü de 1980'lerde İsrail'in bombardımanlarından kurtulmak için buraya sığınmıştı.

Aleviye şöyle devam ediyor:

Oraya İsrail bayrağını dikmek, halka psikolojik bir hakimiyet ve yenilgi mesajı vermek amacıyla yapıldı. Bize ‘Ele geçirilemez sandığınız yerler düştü' mesajı veriyorlar.

Kalenin yer aldığı Nebatiye bölgesine bağlı Arnun kasabasının belediye başkanı Fuad Fatimi, "Bu beni işgal günlerine geri götürdü. 1986, 1987 ve 2000'lere geri döndük. O acılı günlerin anıları canlandı" dedi. 

Suriye'de İsrail işgali altındaki Golani Tepeleri'ne yaklaşık 10 kilometre mesafedeki kale, 12. yüzyılda Haçlı seferleri sırasında inşa edilmişti.

Reuters'ın görüş aldığı Ortadoğu uzmanı Riyad Kahvaci, Litani Nehri'nin yukarısında, 25 kilometre ötedeki Akdeniz'e bakan Beaufort'ın hâlâ önemini koruduğunu belirtiyor:

Kale önemli stratejik konumu nedeniyle buraya inşa edilmişti. Bu önem zamanla azalmadı. Hâlâ kritik bir yer, özellikle de kara harekatlarında.

Emekli Lübnanlı tuğgeneral ve askeri analist Bassam Yassin'e göreyse Beaufort'un işgali, çatışmalarda belirleyici bir olay değil:

Beaufort'un ele geçirilmesi askeri dengede hiçbir şeyi değiştirmez. Hizbullah insansız hava araçları ve roket saldırılarına devam edecek. Bu durum neden değişsin ki?

Independent Türkçe, Guardian, Reuters, New Arab, Haaretz


İsrail, Gazze’de Hamas’ın askeri kanat komutanını hedef aldığını açıkladı

İsrail bombardımanının ardından Gazze kentindeki bir apartman dairesinde yangın çıktı (Reuters)
İsrail bombardımanının ardından Gazze kentindeki bir apartman dairesinde yangın çıktı (Reuters)
TT

İsrail, Gazze’de Hamas’ın askeri kanat komutanını hedef aldığını açıkladı

İsrail bombardımanının ardından Gazze kentindeki bir apartman dairesinde yangın çıktı (Reuters)
İsrail bombardımanının ardından Gazze kentindeki bir apartman dairesinde yangın çıktı (Reuters)

İsrail, cuma günü yaptığı açıklamada, Gazze’ye düzenlediği hava saldırısında, Filistinli Hamas hareketinin askeri kanadının lideri olarak tanımladığı İzzeddin el-Haddad’ı hedef aldığını duyurdu.

İsrail Savunma Bakanlığı açıklamasında, “Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın talimatıyla İsrail ordusu, Gazze’de Hamas’ın askeri kanadının komutanı ve 7 Ekim 2023 saldırılarının başlıca planlayıcılarından biri olan tehlikeli terörist İzzeddin el-Haddad’ı hedef alan bir hava saldırısı gerçekleştirdi” denildi.

Açıklamada, AFP’ye göre, “Haddad’ın binlerce İsrailli sivilin ve askerin öldürülmesi, kaçırılması ve zarar görmesinden sorumlu olduğu” ifade edildi.

Bakanlık ayrıca, “Rehinelerimizi vahşi koşullar altında tuttu, güçlerimize yönelik terör saldırıları planladı ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından önerilen Hamas’ın silahsızlandırılması ile Gazze Şeridi’nin silahtan arındırılması anlaşmasını uygulamayı reddetti” açıklamasında bulundu.

Hamas ise, Mayıs 2025’te İsrail’in hareketin liderlerinden Muhammed Sinvar’ı öldürmesinin ardından Gazze’de hareketin askeri liderliğini üstlenen Haddad’ın akıbetine ilişkin yorum talebine henüz yanıt vermedi.

Haddad, ABD arabuluculuğunda geçen ekim ayında varılan Gazze’de çatışmaların durdurulması anlaşmasından bu yana İsrail’in hava saldırısıyla hedef aldığı en üst düzey Hamas yetkilisi oldu.

Söz konusu saldırı, Hamas’ın Gazze Şeridi kıyısındaki dar bir alan üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdığı bir dönemde gerçekleşti.

Gazze’deki sağlık görevlileri ve görgü tanıkları, Gazze kentinin Rimal Mahallesi’nde bir konut binasının hava saldırısıyla hedef alındığını, saldırıda en az bir kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin yaralandığını söyledi. Ölen kişinin kimliği henüz belirlenemedi.

Görgü tanıkları ayrıca kısa süre sonra yakındaki bir caddede bulunan bir aracın ikinci bir İsrail hava saldırısıyla hedef alındığını aktardı. İkinci saldırıda ölü ya da yaralı olup olmadığına dair henüz bilgi verilmedi.