Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.



Husilerin saldırıları Batı Taiz ve Babülmendep'in doğusundaki dağlarda kırılıyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
TT

Husilerin saldırıları Batı Taiz ve Babülmendep'in doğusundaki dağlarda kırılıyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare

Husiler, Taiz vilayetinin batısı ile Lahic vilayetinin kuzeyi arasındaki cephelerde şiddetli bir direnişle karşı karşıya. Babülmendep'e hakim yüksek kesimlerde şiddetli çatışmalar yaşanırken Marib'in güneyinde de çatışmalar sürüyor. Saha kaynakları, İran'la ittifak halindeki Husilerin son ilerleme girişimlerinde ağır kayıplar verdiğini bildiriyor.

En şiddetli çatışmalar Vaziye ve Kahbub cepheleri ile Mudarebe ve Ras el-Ara ilçesine bağlanan bölgelerde yaşanıyor. Hükümet güçleri, Husilerin saldırılarının püskürtüldüğünü ve bazı dağlık bölgelerin geri alındığını duyururken saha kaynakları son 24 saatte çok sayıda  Husi milisinin öldürüldüğünü bildirdi.

Amalika Tugayları,  pazartesi günü, Babülmendep Boğazı'na komşu Kahbub cephesinde Husilere ait beş aracın imha edildiğini açıkladı. Güçler, araçlarda bulunan herkesin öldürüldüğünü belirtti. Hedef alınan araçlardan birinin Husilerin bir saha komutanını taşıdığı, diğerinin ise 23 milimetrelik uçaksavar silahı taşıdığı kaydedildi.

AmalikaTugayları Medya Merkezi, araçların hedef alınmasını ve alevler içinde kalmasını gösterdiğini belirttiği bir video yayımladı.

Aynı cephede Vatan Kalkanı Güçleri de Birinci Tümen'in üçüncü tugayının mevzilerine yönelik Husilerin saldırısını püskürttüğünü açıkladı. Açıklamada saldırganlar arasında ve askeri teçhizatta kayıplar verildiği, güçlerin mevzilerini hedef almaya çalışan intihar dronunun düşürüldüğü belirtildi.

vffgthy
Husilerin cephelerde ölen mensupları için her gün düzenlenen cenaze törenleri (AFP)

Vatan Kalkanı Güçleri Medya Dairesi ayrıca Kahbub semalarında uçan bir başka Husiler insansız hava aracının düşürüldüğünü duyurdu. Açıklamada bölgede güçlerin konuşlanmasının sürdüğü ve hazırlık seviyesinin yükseltildiği belirtildi.

Kahbub, Babülmendep'e komşu konumu nedeniyle askeri açıdan önem taşıyor. Saha bilgilerine göre çatışmalar, Vaziye'nin güneydoğusu ile Mudarebe ve Ras el-Ara'nın kuzeyi arasında uzanan bir dizi yüksek kesim ve mevzide yoğunlaşıyor. Çatışmalara Amalika Tugayları, Vatan Kalkanı Güçleri ve Sabiha aşiretlerinden savaşçılar katılıyor.

Batı Taiz

Taiz'in batısında çatışmalar sürerken Husiler, Vaziye'den doğuya doğru Şimayteyn ilçesine ilerlemeye çalışıyor. Pazar günü Husilerin Şimayteyn ilçesine doğru ilerlediği ve Şerira köyünü ele geçirdiği, ayrıca Geyl bölgesi yakınlarındaki Merzam Dağı'na ve Beni Ömer köyüne doğru ilerlediği yönünde haberler gelmişti.

Buna karşılık kaynaklar, Husilerin ele geçirmeye çalıştıkları Acaram Dağı'ndan geri çekildiğini bildirdi. Husilerin sızma girişimlerinin püskürtülmesinin ardından Cerdad Dağı'na ulaşmayı da başaramadığı belirtildi. Diğer bazı bilgilerde ise hükümet güçlerinin Numan Dağı'nı kontrol altına aldığı kaydedildi.

Saha kaynakları pazartesi sabahı çatışmaların sürdüğünü, Husilerin saldırılarının püskürtüldüğünü ve gruba ait zırhlı araçlarla diğer askeri araçların imha edildiğini bildirdi. Kaynaklar ayrıca çok sayıda Husi unsurunun öldürüldüğünü aktardı.

Hükümet güçlerinden çatışmaların ayrıntıları ve operasyon bölgesine ilişkin henüz resmi bir açıklama gelmezken pazartesi günü Et-Turbe kentinden, Taiz'in batı kırsalındaki Vaziye'de Cerdad, Rasin ve Alkame cephelerinde görev yapan hükümet güçlerine destek amacıyla bir yardım konvoyu yola çıktı. Bu gelişme, bölgedeki yerel unsurların çatışmalara katılan güçlere destek vermek üzere seferberliğini sürdürdüğüne işaret ediyor.

Marib cephesi

Taiz ve Lahic'teki çatışmalarla eş zamanlı olarak Marib'in güneyinde de hükümet güçleri ile Husiler arasında özellikle Harib, Mel'a geçidi ve Ümmü Riş çevresinde çatışmalar ve karşılıklı topçu atışları yaşandı. Mevcut bilgilere göre kontrol hatlarında kalıcı bir değişiklik olmadı.

Hükümet güçleri, Mel'a ve Ümmü Riş bölgelerinde Husi unsurlarının toplanma noktaları, takviye birlikleri ve tahkimatlarının hedef alındığını açıkladı. Açıklamada roketatarlarla topçu mevzilerinin imha edildiği, Beyhan eksenine bağlı topçu birliklerinin de Husi mevzilerini vurduğu ve 23 milimetrelik uçaksavar silahının etkisiz hale getirildiği belirtildi.

Hükümet güçleri ayrıca Marib ve Beyda vilayetleri de dahil olmak üzere çeşitli cephelerde Husi unsurları, araçları ve tahkimatlarına yönelik hava saldırıları ile İHA saldırıları düzenlendiğini duyurdu.

sdefr
Yemen ordusunun 3. Askeri Bölge Komutanı Mansur Sevabe

Üçüncü Askeri Bölge Komutanı Tümgeneral Mansur bin Abdullah Sevabe, hükümet güçlerinin Marib'in güneyinde daha önce düzenlenen Husi saldırılarını püskürttüğünü ve örgüt mensuplarından onlarcasının öldürüldüğünü, yaralandığını veya esir alındığını söyledi. Sevabe ayrıca bazı militanların cesetlerinin çatışma bölgelerinde kaldığını belirtti.

Sevabe, hükümet güçlerinin ortak bir harekât merkezi ve birleşik komuta altında faaliyet gösterdiğini belirterek kara ve hava güçleri arasındaki koordinasyona ve Suudi Arabistan liderliğindeki Yemen'e destek koalisyonunun sağladığı desteğe övgüde bulundu.

Bu gelişmeler, Yemen'de Husilerin batı kıyısında ve Babülmendep'te geniş stratejik bölgeleri ve mevzileri kontrol altına almasının olası sonuçlarına ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yaşanıyor.

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi ve Marib Valisi Sultan el-Arade, İngiltere'nin Yemen Büyükelçisi Abda Şerif ile gerçekleştirdiği video konferans görüşmesinde son askeri gelişmelerin uluslararası deniz taşımacılığının ve bölgenin güvenliği açısından tehdit oluşturduğunu söyledi.


Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Bir yıl önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsündeydi. O günkü katılımın en önemli yanı, sırf orada bulunmuş olmasındaydı. Beşşar Esed yönetiminden ve onlarca yıllık izolasyondan sıyrılan Suriye, uluslararası sahneye geri dönmüştü.

Şera bu hafta ikinci kez New York’a geliyor; ancak bu defa ortada farklı bir Suriye ve yanıt bekleyen farklı sorular var. Geçen yıl karşı karşıya olunan meydan okuma siyasiydi: Yeni Suriye’nin tanınması, yaptırımların kaldırılması ve kapalı kapıların açılması... Bugün ise asıl sınama ekonomik alanda. Suriyeliler bu dışa açılmanın sonuçlarını kendi günlük hayatlarında nasıl hissedecek?

Bu soruyu New York’taki toplantılardan önce Suriye sokakları sordu. Ülkenin çeşitli bölgeleri akaryakıt fiyatlarındaki artışa tepki gösteren protestolara sahne oldu. Yoksulluk halkasının her geçen gün genişlediği bir ülkede mazot ve benzin zamları basit birer ekonomik karar olarak kalmaz; doğrudan ulaşıma, gıdaya, ısınmaya ve üretime yansır.

Asala Nasri’nin konseri etrafındaki tartışmalar bile sadece sanatsal bir meseleden ibaret değildi. Yıllarca süren savaşın ardından Suriyelilerin konserler ve kültür de dâhil olmak üzere normal hayatlarına geri dönmeleri en doğal hakları. Ancak yoksulluk derinleşip enerji fiyatları fırladığında, dev bir konser bir anda öncelikler tartışmasına ve Yeni Suriye imajı ile Suriyelilerin gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafeye dönüşüveriyor.

İşte tam bu noktada, Suriye’nin Yeniden İmarı Konferansı ve başta Körfez ülkeleri olmak üzere dış yatırımlara bağlanan umutlar devreye giriyor. Esed’in devrilmesinden bu yana Suudi Arabistan, Suriye’nin istikrarını sadece bir Suriye meselesi olarak değil, bölgesel bir Arap çıkarı olarak gören başlıca ülkelerden biri oldu. Şam’ın dünyaya açılmasını destekledi; yaptırımların kaldırılması, ekonomik yüklerin hafifletilmesi için bastırdı ve izolasyondan yatırım ile imar dönemine geçişi teşvik etti.

Ancak Şam’ın umut bağladığı Riyad, terör saldırısı girişimleriyle karşı karşıya. Husiler, füzeler ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan’ı tehdit ediyor. Husi nüfuzunun Yemen kıyılarında yayılması ve Babu’l Mendeb’e yaklaşması, dünyanın en önemli ticaret ve enerji damarlarından birine ek bir tehlike arz ediyor. Diğer taraftan ise enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’ndaki baskıların ve İran ile yaşanan gerilimin tehdidi altında.

İşte burada Yemen ile Suriye arasındaki mesafe göründüğünden çok daha kısalıyor. Husilerin her girişimi ve İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Babu’l Mendeb’e ya da enerji hatlarına yönelik her tehdidi, bölgesel ekonominin maliyetini yükseltiyor ve öncelikleri yeniden sıralıyor. Ve bu maliyet en nihayetinde Suriye’ye kadar ulaşıyor.

Yükselen enerji fiyatları ekonomiyi sıkıştırıyor ve yaşam maliyetini artırıyor. Şam’dan binlerce kilometre ötedeki bir füze saldırısının ekonomik şarapnel parçaları, gelip bir Suriyelinin cebini vurabiliyor.

Ancak Suriye deneyiminin üzerinde durulmaya değer başka bir boyutu daha var. Yeni Suriye’nin 2024 sonundan bu yana verdiği en önemli sınavlardan biri, gruplaşmaları sona erdirme ve silahları devlet kontrolüne alma çabasıydı. Ordu yeniden yapılandırıldı, gruplar devlet kurumlarına entegre edildi ve Şam; toprağı, silahı ve sadakati paylaşan birden fazla ordu ve milis gücü yerine, tek bir ordu ve tek bir askeri karar merciine ulaşmak amacıyla SDG’yi entegre etme sürecinde ilerledi.

Tüm sorunlar çözülmüş ya da entegrasyonun bütün aşamaları tamamlanmış değil, ancak gidişat oldukça net. Birden fazla silahlı gücün, savaş ve barış hususunda farklı karar mercilerinin bulunduğu bir ülkede istikrar sağlanamaz. Tam da bu noktada Şam ile Yemen arasındaki mesafe bir kez daha kısalıyor. Yemen’de yaşananlar, bu durumun tam tersi bir tablo sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre silahların devletin elinde toplanması yerine Husi milisler, devlete paralel bir askeri güç inşa etmeyi ve bu gücü karada hakimiyet kurup emrivakiler yaratmak için kullanmayı başardılar. Sonrasında ise oluşturdukları tehlike, karadan ve denizden Yemen sınırlarını aşarak komşularına kadar uzandı.

Silahlı bir milis gücü komşu bir devleti ve kutsal mekânları tehdit edebildiğinde, enerji tesislerini ve hatlarını hedef alıp dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birini etkileyebildiğinde; Yemen devletinin yeniden inşası ve egemenliğinin ihyası, bölge güvenliğinin ve küresel ekonominin bir parçası haline gelir. Dolayısıyla Yemen devletinin ve meşruiyetinin desteklenmesi artık sadece Yemen’i ilgilendiren bir iç mesele değildir.

Suriye deneyimi bu noktada önemli bir ders sunuyor: Milis güçlerini dizginlemek ya da onlarla sonsuza dek bir arada yaşamaya çalışmak yeterli değildir. Asıl gereken; devlet kurumlarının inşasını desteklemek, orduyu güçlendirmek ve savaş ile barış kararının yalnızca devletin elinde olacağı şekilde silahı tek bir merkezde toplamaktır. Suriye’nin dönüşümünü tamamlamak için ihtiyaç duyduğu şey de, Yemen’in savaştan çıkmak için gereksinim duyduğu şey de tam olarak budur. Ve Washington, SDG üzerindeki koruma kalkanını nasıl kaldırdıysa, Husilerin üzerindekini de öyle kaldırmalıdır.

Bir yıl önce Şera, New York’a çantasında siyasi tanınma sorusuyla gitmişti. Bu kez ise yanında daha zor bir soru taşıyor: Bu tanınma nasıl yatırıma, yatırım nasıl istihdama ve dünyaya açılma Suriyelilerin günlük hayatında hissettiği somut bir iyileşmeye nasıl dönüşecek?

Yanıt sadece Şam’da gizli değil. Nitekim Suriye, toparlanmak ve yeniden imar sürecini tamamlamak için Arap coğrafyasının desteğine güveniyor. Ancak bu coğrafyanın da kendi devletlerini, enerji kaynaklarını ve deniz yollarını milis tehditlerinden korumaya ihtiyacı var.

Bu yüzden sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin istikrar reçetesini yeniden kazanmaya ihtiyacı var: Daha güçlü bir devlet, tek bir ordu ve tek bir silah. Suriye’den Yemen’e uzanan hat üzerinde sadece devletin güçlenmesi yetmez; çözüm, milislerin zayıflatılmasıyla başlar... Aksiyle değil.


Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.