İyad el-Anbar
Amerika Birleşik Devletleri’nin Başkan Donald Trump tarafından yönetildiği bir dönemde yaşadığımız için, Ortadoğu'daki ülkelerimizle ilgili olarak açıkladığı herhangi bir pozisyona veya yaptığı herhangi bir açıklamaya şaşırmamalıyız. Ancak, kurmuş olduğu Truth Social platformunda Nuri el-Maliki'nin bir sonraki başbakan adayı olarak seçilmesini reddettiğini açıklaması ve Trump'ın onu adıyla anarak “çok kötü bir seçim” olarak nitelendirmesi, beklenmedik bir şeydi ve politikacıların veya gözlemcilerin aklına bile gelmemişti!
Donald Trump ile birlikte kararların yalnızca resmi kurumlar aracılığıyla alınmasını ve açıklanmasını bekleyemeyeceğimiz doğru, nitekim bu kez Irak'ın bir sonraki başbakanının seçimine müdahale etti. Yorumların ve komplo teorilerinin ötesinde, bu müdahale, Amerikan yaklaşımının Irak meselesine dair en ciddi göstergelerinden biri. Zira Irak'ın birçok siyasi “dahisi” ve “kurnaz stratejisti”, Trump'ın Irak meseleleriyle ve bunların incelikleriyle ilgilenmeyeceğini tahmin etmişti.
Amerikan Başkanı’nın başbakan adayının seçimine müdahalesini reddeden, hatta belki de kınayan açıklamaların yapıldığı doğru. Ancak bu açıklamaların dikkatli bir şekilde seçilmiş kelimeleri diplomatikti ve çatışmacı söylemlerden kaçınıyordu. Bu, “dış dayatmaları”, “egemenlikle ilgili meselelere müdahaleyi” ve “Irak halkının iradesi üzerinde vesayeti” reddeden olağan açıklamalarıyla keskin bir tezat oluşturuyordu. Bunun nedeni bu coşkulu açıklamaların Trump söz konusu olunca işe yaramayacağını bilmeleri olabilir. Keza bunların Trump’ın İran nükleer tesislerine B-2 bombardıman uçaklarını nasıl gönderdiğini, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu nasıl tutukladığını ve şimdi de İran'ı tehdit etmek için Arap Körfezi'ne yığınak yaptığını haberlerde gören bir kamuoyunu ikna edemeyeceğinin de farkındalar.
Koordinasyon Çerçevesi’nin çıkmazı
Koordinasyon Çerçevesi dokuzuncu başbakan adayı olarak Nuri Maliki'yi seçtiğinde, bu seçim Çerçeve’nin kapsadığı güçler arasında fikir birliğiyle değil, çoğunluğun oyuyla gerçekleşti. Maliki'nin seçimine karşı çekinceleri olan güçler, düşmanlığı kişiselleştirmesiyle bilinen Maliki ile aralarındaki bağı tamamen koparmayıp korumak istercesine, itirazlarını çekingen bir şekilde dile getirdiler. Ancak ABD Başkanı Donald Trump'ın Maliki'nin adaylığına ilişkin tutumundan sonra, hem Çerçeve içinde hem de dışında muhalif sesler yükselmeye başladı.
Trump'ın Maliki'nin adaylığına itirazını açıklamasından sonra, adaylığına muhalif Çerçeve güçleri öncekinden daha fazla ne yapacağını bilemez hale geldi. Seçenekleri artık ya Hamaney'in desteğini reddetmek ya da Trump'ın reddini kabul etmekle sınırlı hale geldi ki her iki seçenek de birbirinden acı
Trump'ın “Koordinasyon Çerçevesi”nin seçimine itirazını açıklaması, Ammar el-Hekim liderliğindeki “Devlet Güçleri” ittifakı tarafından etkili bir şekilde istismar edildi. Zira Nuri Maliki'nin adaylığına ilişkin çekincelerini ilk dile getiren oydu ve bu seçimin ulusal siyasi alanda, bölgesel ve uluslararası toplumda kabul görmesine bağlı olmasını talep etmişti.
Ancak, Koordinasyon Çerçevesi güçleri pozisyonlarını belirlerken daha şaşkın hale geldiler, çünkü Nuri Maliki'nin seçimi İran İslam Cumhuriyeti Dini Lideri Ali Hamaney'in onayını aldı. Bu onay, Maliki'nin adaylığı konusunda tereddütlü veya karşı çıkan tarafları zor bir durumda bırakmıştı. Adaylığını açıkça reddetmemelerinin ve bir dizi itiraza işaret eden imalarla yetinmelerinin nedeni de buydu. Zira İran Dini Lider'inin onayını reddetmek, Velayet-i Fakih’in mutlak otoritesine inananların ideolojik temeline aykırı ve aynı zamanda Hameney'e olan bağlılık ve itaat ipini koparmak anlamına geliyor. Bunu yapan herkes, siyasi varlığını kaybetmeyi de içerebilecek sonuçlarına katlanmalıdır.

Hamaney'in onayı, Maliki'nin Koordinasyon Çerçevesi içinde şansını artırmış olabilir. Ancak bu durum, 7 Ekim 2023'ten sonra başlayan ve bölgedeki İran nüfuzunu sona erdirmeyi amaçlayan Amerikalılar ve Irak'ın bölgesel komşuları için geçerli değil.
Trump'ın Maliki'nin adaylığına itirazını açıklamasının ardından, adaylığına muhalif Çerçeve güçleri öncekinden daha fazla ne yapacağını bilemez hale geldi. Seçenekleri artık ya Hamaney'in desteğini reddetmek ya da Trump'ın reddini kabul etmekle sınırlı hale geldi ki her iki seçenek de birbirinden acı. İran, Şii siyasi evi üzerinde önemli bir etkiye sahip ve İran'ın savaş tehdidi tehlikesini atlatması durumunda Tahran gemisinden Washington gemisine atlamayı seçmek cezasız kalmayacaktır. Irak, Lübnan, Suriye veya Yemen değil ve Tahran'ın politikacıları Bağdat'taki nüfuz alanlarında bir kırılmayı kabul edemezler.
Maliki'nin adaylığına itiraz edenler ittifakını birleştiren şeyin, onun atanmasını reddetmeleri olduğu söylenebilir. Ancak bu ittifak, Maliki'nin şansını zayıflatabilecek sağlam bir zemine oturmuyor
Koordinasyon Çerçevesi içinde yer alan ve “direniş” eksenine ve liderine bağlı olduklarını söyleyenler Dini Lider'in onayına itiraz etmiyorlar, ancak aynı zamanda Trump'ın Nuri Maliki'nin adaylığını reddetmesinden de faydalanmak istiyorlar. Bu siyasi pragmatizm manevralarında başarılı olabilir, ancak bunlar bedelsiz olamaz. Maliki başbakan olarak onaylanırsa veya İran'a karşı askeri saldırı tehditleri ortadan kalktıktan ve Bağdat'taki ittifaklar yeniden şekillendikten sonra bir bedel ödenmesi gerekecektir. Trump'ın İran'a karşı askeri saldırı tehdidini gerçekleştirmesi halinde ise kazançlı olabilir.
Maliki'nin şansı
Başkan Trump'ın reddinden sonra Maliki'nin adaylığının kabul edilmesine dair bahse girmek imkansız, ancak belki de Maliki ve adaylığını destekleyenler de, Trump'ın pozisyonunda bir değişiklik olacağına güveniyorlar. Zira birçok teori, ABD Başkanı'nın reddinin arkasında Irak Özel Temsilcisi Mark Savaya'nın durduğuna işaret ediyor. Savaya'nın Irak'taki siyasi ve ekonomik lobilerin etkisi altında çalıştığı ve Bağdat'ta görevine resmen başlamadan önce görevine son verildiği yönünde haberler yapıldı. Savaya'nın görevine son verilmesiyle, Maliki kendisini belki de bölgesel aracı kurumlar aracılığıyla Amerikalılara yeniden pazarlayabilir.
İç politikada, Takaddüm (İlerleme) Partisi’nin lideri Muhammed el-Halbusi, Nuri Maliki'nin başbakanlığa aday gösterilmesine karşı tutumu en net ve belki de en kararlı olan taraf olabilir. Koordinasyon Çerçevesi güçleri arasında ise Sayın Ammar el-Hekim ve Şeyh Kays el-Hazali'nin tutumu, Koordinasyon Çerçevesi içinde dokuzuncu başbakanın onaylanmasını kolaylaştırabilecek Şii siyasi uzlaşısını bozan bir faktör.

Ne var ki Maliki'nin adaylığına itiraz edenler ittifakını birleştiren şeyin, onun atanmasını reddetmeleri olduğu söylenebilir. Ancak bu ittifak, Trump'ın reddini aşması durumunda Maliki'nin hükümet kurma şansını zayıflatabilecek sağlam bir zemine oturmuyor. Halbusi, gelecekte siyasi nüfuzunu kaybetme pahasına bile olsa, Maliki tarafından kurulacak bir hükümete katılmamayı seçerek risk alabilir. Ammar Hekim ve Kays Hazali ise, siyasi düşmanlıklarını onların siyasi desteklerini ve ekonomik kaynaklarını kurutmak için kullanmakta usta olan Nuri Maliki'yi kızdırmanın bedelini tam olarak kavrayamıyorlar.
Sudani-Maliki ittifakı, Sudani'nin ikinci dönem adaylığına karşı çıkan veya Maliki'nin atanmasına oy vermeyenler başta olmak üzere, Koordinasyon Çerçevesi içindeki diğer taraflar tarafından dayatılan bir adayı kabul etmeyecektir
Bu nedenle, Maliki'nin dokuzuncu hükümetin başına atanmasını engellemek için iç siyasi çekişmelere güvenilemez. Aksine, asıl engel Amerikan reddinde yatmaktadır. Maliki, medyaya yaptığı açıklamalar ve “X” platformundan yaptığı paylaşımlarla, bir sonraki aşama için Amerikan şartlarına uyum sağladığı izlenimini vermeyi amaçlayan mesajlar göndermeye çalışıyor. Bu şartların başında da silahın devletin elinde toplanması geliyor. Maliki, ABD kapısının anahtarı olması umuduyla, devlet kontrolü dışındaki silahları ortadan kaldıracak ve İran'ın nüfuz ağlarını azaltacak çevreleme veya mücadele stratejilerini içeren bir yol haritası sunabilir.
Diğer seçenekler
Siyasi çıkmaz, 2025 seçim sonuçlarının onaylanmasının ardından çok hızlı bir şekilde hükümet kurulacağına dair açıklamaların aksine, seçim sonrası dönemle eş anlamlı hale geldi. Üç başkanın seçiminde anayasal zaman çizelgelerine saygı duyulmasının gerekliliğinde ısrar edilmesine rağmen, Kürtler arasındaki cumhurbaşkanlığı anlaşmazlığı, siyasi uzlaşmayı beklerken anayasayı atlayan bir siyasi gelenek oluşturmuş durumda.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Koordinasyon Çerçevesi, Maliki'nin bir sonraki başbakan adayı olarak kalması veya diğer seçeneklerin değerlendirilmesi konusunun görüşülmesinde bu gecikmeden büyük ölçüde fayda sağlayabilir. Ancak, bu konunun Koordinasyon Çerçevesi’nin diyalog masasında ciddi bir şekilde ele alınması beklenmiyor.
Maliki gibi bir ismin, özellikle başbakanlıktan ayrıldıktan 12 yıl sonra bu fırsatı elde ettiği göz önüne alındığında, başbakanlık adaylığından kolayca vazgeçeceğini hayal etmek zor. Ayrıca, şu anda kimse onun adaylıktan çekilmesi konusunu açık ve net bir şekilde gündeme getirmiyor. Cumhurbaşkanı seçilip Temsilciler Meclisi'nden güvenoyu almadığı sürece, Maliki'nin atanması veya alternatif bir adayın aranmasıyla ilgili ciddi görüşmeler de başlamayacak.
Bir uzlaşma sağlansa bile, başka bir aday üzerinde anlaşmaya varmak kolay olmayacaktır. Sudani-Maliki ittifakı, Sudani'nin ikinci dönem adaylığına karşı çıkan veya Maliki'nin atanmasına oy vermeyenler başta olmak üzere, Koordinasyon Çerçevesi içindeki diğer taraflar tarafından dayatılan bir adayı kabul etmeyecektir. Bu nedenle, Çerçeve içindeki diğer güçler tarafından öne sürülen uzlaşı adaylarına karşı tutumları daha da katı olacaktır.
Bir sonraki aşama, Koordinasyon Çerçevesi içinde, en az seçim ağırlığına sahip Çerçeve liderlerinin isteklerine boyun eğen bir başbakan isteyenler ile Çerçeve içinde en çok sandalyeye sahip güçlerin iradesini temsil eden güçlü bir başbakan isteyenler arasında bir irade savaşı olacaktır. Bu başbakan, yükselen bu güçlerin artan gücüyle başa çıkabilecek, siyasi etkilerini ve ekonomik hakimiyetlerini azaltabilecek ve gelecekteki etkilerini sınırlayabilecek kapasitede olmalıdır.
