Dünyayı sarsan ve Ortadoğu'yu değiştiren üç olay

Bugün dünyada ideolojik bir çatışma ya da iki ekonomik sistem arasında bir çatışma yok. Çatışma, kapitalist sistemin kendi içinde dönüyor

İsrail-Gazze sınırının İsrail tarafında, güney İsrail'e sızan Filistinli militanların açtığı ateş sonucu yanan bir İsrail tankı, 7 Ekim 2023 (Reuters)
İsrail-Gazze sınırının İsrail tarafında, güney İsrail'e sızan Filistinli militanların açtığı ateş sonucu yanan bir İsrail tankı, 7 Ekim 2023 (Reuters)
TT

Dünyayı sarsan ve Ortadoğu'yu değiştiren üç olay

İsrail-Gazze sınırının İsrail tarafında, güney İsrail'e sızan Filistinli militanların açtığı ateş sonucu yanan bir İsrail tankı, 7 Ekim 2023 (Reuters)
İsrail-Gazze sınırının İsrail tarafında, güney İsrail'e sızan Filistinli militanların açtığı ateş sonucu yanan bir İsrail tankı, 7 Ekim 2023 (Reuters)

Macid Kayali

21. yüzyılın ilk çeyreğinde, özellikle Ortadoğu'yu sarsan üç büyük olay yaşandı. Birincisi, New York ve Washington'a yapılan terör saldırısıydı (2001). Saldırının sonuçlarından biri küresel Terörle Savaş'ın başlatılması ve ABD'nin Afganistan (2001) ve Irak'ı (2003) işgaliydi. Söz konusu savaş ve işgaller Ortadoğu'nun siyasi ve güvenlik haritasının değişmesine, son yirmi yılda İran'ın aktif, hatta belirleyici bir bölgesel güç olarak yükselişine, Irak'tan Lübnan ve Suriye'ye kadar Maşrık (Levant) ülkelerindeki nüfuzunu güçlendirmesine neden oldu. Ancak bu, Amerika Birleşik Devletleri'nin iradesine aykırı olarak değil, aksine ABD'nin kolaylaştırıcılığı sayesinde gerçekleşti; ABD, Irak'ı oradaki milis vekilleri aracılığıyla İran'a teslim etti ve ardından İran destekli milislerin Suriye'ye girerek Esed rejimini savunmasına izin verdi.

İkinci olay ise Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliydi (2022), bu da dünya ve uluslararası güçler arasındaki ilişkiler üzerinde siyasi, güvenlik, ekonomik ve teknolojik sonuçlar doğurdu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in bu savaşa çekilip çekilmediği veya hatalı değerlendirmelere dayanarak bu savaşı isteyip istemediğine bakılmaksızın, Rusya'nın dört yıldır süren bu savaşta başarısız olduğuna dikkat çekilmeli. Zira sonuç olarak, bu savaş Rusya'yı insan kaynağı, ekonomik ve askeri açıdan tüketti ve daha da tehlikelisi, alan, nüfus ve kaynaklar açısından küçük bir ülkeye karşı savaşta imkanlarının ve kaynaklarının sınırlılıklarını ortaya koydu. Buna ek olarak, Putin'in Rusya'nın büyük güç statüsünü geri kazanması ve uluslararası bir güç olarak saygınlığını sağlayarak çok kutuplu bir dünya kurma yönündeki açıklamalarının boşluğunu da açığa çıkardı. Bu noktada, ABD'nin Putin'i dizginlemede, Rusya'nın meydan okumasına karşı Avrupa'nın konumunu birleştirmede ve sağlamlaştırmada ve savaşın hiçbir tarafın -Rusya veya Ukrayna- ne kazanacağı ne de kaybetmeyeceği şekilde yönetilmesinde başrol oynadığını belirtmekte önem var. Bu, Putin'in dikkatini Ortadoğu'dan uzaklaştırmayı veya en azından oradaki, özellikle Suriye'deki konumunu zayıflatmayı da içeriyordu.

Rus silahları, hem teknolojik gelişim hem de yıkıcı güç açısından Amerikan ve Batı silahlarının üstünlüğüne karşı etkisiz kaldı. Aynı durum kendisine alternatif bulunamadığı için ABD doları için de geçerli

 Üçüncü olay ise Hamas tarafından düzenlenen (Ekim 2023) Aksa Tufanı operasyonuydu. İsrail bunu acımasız bir soykırım savaşı başlatmak için mükemmel bir fırsat olarak değerlendirdi. Ne var ki saldırıyı sadece Filistinlileri ezmek ve onları siyasi denklemden çıkarmak için kullanmakla kalmadı, aynı zamanda Lübnan'dan İran'a kadar Ortadoğu'da hegemonyasını pekiştirmek ve aynı zamanda “direniş ve karşı koyma” kampı olarak bilinen ekseni zayıflatmak için de kullandı. Bu kamp, ​​daha önce propagandasını yaptığı “arenalar birliği” kavramına göre hareket edemedi ve “korku dengesi”, “İsrail'in ayaklarının altındaki toprağı sarsmak” ve onu “örümcek ağından daha zayıf” olarak göstermek gibi sloganlarının çoğunun, yalnızca kusurlu ve nihayetinde başarısızlığa mahkum algılar ve yanılsamalar olduğu ortaya çıktı. Böylece İsrail, bu saldırıyı ABD'nin sınırsız desteğiyle kapsamlı, çok yönlü bir savaş başlatmak için kullanabildi ve bu da Arap Maşrık bölgesinde siyasi sahnenin radikal bir şekilde değişmesine neden oldu. Daha da önemlisi, İran'ın bu ülkelerdeki nüfuzunu bitirdi, onu kendi sınırları içine geri itti ve hatta bugün şahit olduğumuz gibi oradaki rejimi tehdit etti.

Yıkılmaz Amerika Birleşik Devletleri

Yukarıda bahsedilen tüm olaylarda, Amerika Birleşik Devletleri'nin birincil aktör ve karar verici olduğu dikkatleri çekmelidir. Buna rağmen, ona karşıt veya düşman tarafların algıları sınırlı, ideolojik güdümlü olmaya, hayal ürünü veya kendi yeteneklerinin abartılmasına dayanmaya devam etti.

sdvdfs
İsrail'in Gazze'ye hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar, 7 Ekim 2023 (Reuters)

Gerçekte, bu algılar, karşıt tarafların çoğu için, ABD'nin yakın zamanda çökeceği (tıpkı İsrail'in yakın zamanda çökeceği varsayımı gibi) ve çok kutuplu bir dünyayla karşı karşıya olduğumuz, BRICS ülkelerinin artık ABD ve Batı bloğunu ekonomik, teknolojik ve askeri olarak geride bıraktığı, ABD'nin konumunu zayıflatmaya katkıda bulunacak yeni bir küresel finans sistemi ve uluslararası para birimi dayatmak üzere oldukları varsayımına dayanıyor.

Şarku’l Avsat Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD'nin yükselişi veya düşüşü hakkındaki bu algı ve analizlerin yeni olmadığı iyi biliniyor. Soğuk Savaş sırasında, Amerikan imparatorluğunun ve kapitalist dünyanın kaçınılmaz çöküşünden ve sosyalist blok, kapitalist ülkelerdeki işçi partileri ve ulusal kurtuluş hareketlerini içeren sözde “küresel devrim güçlerinin” kesin zaferinden çokça bahsedildi.

Ancak, tüm bu iddialar veya özlemler sürdürülemez olduğunu, kırılganlıklarını ve yüzeyselliklerini ortaya koydu. Örneğin, dünyanın fabrikası olan Çin, Batı yatırımlarına ve pazarlarına, hatta bazı ileri teknoloji sektörlerinde Batı'nın ona olan bağımlılığından daha fazla bağımlıdır.

Rus silahları, ne teknolojik gelişim ne de yıkıcı güç açısından Amerikan veya Batı silahlarının üstünlüğüne karşı değerini kanıtlayamadı. Aynı durum, kendisine alternatif bulunamadığı için ABD doları veya ABD'nin egemen olduğu bankacılık sistemi için de geçerli.

BRICS ülkeleri yalnızca Çin'in ekonomik gücüne bağımlıyken, bu bloğun diğer üyeleri gelişmekte olan ülkeler ve Rusya yalnızca askeri gücüne güvenen bir devlet haline geldi

 Öte yandan, BRICS ülkeleri, açıklamalar yayınlamanın dışında, herhangi bir uluslararası kriz veya çatışmada etkili bir performans sergilememiştir. Birleşik bir blok olarak hareket etmemişler, Ukrayna konusunda Rusya'nın veya Tayvan konusunda Çin'in yanında yer almamışlardır. Ayrıca, İsrail'in Filistinlilere karşı yürüttüğü soykırım savaşına karşı Filistinlilere hiçbir destek sunmamışlardır. Buna karşılık, Batı ülkeleri hem toplumsal hem de resmi düzeyde çok daha etkili olmuştur. ABD'nin sözde müttefikleri olan Venezuela Devlet Başkanı'nı kaçırması konusunda, açıklamalar veya medyatik tutumların ötesinde hiçbir eylemde bulunmamaları da buna eklenmeli.

Tüm bunlar ABD’nin, siyasi, ekonomik ve sosyal krizlerine, özellikle İsrail'e olan sarsılmaz desteği ve sömürgeci, ırkçı ve saldırgan politikaları nedeniyle dış politikalarına yöneltilen tüm eleştirilere rağmen çökmediği veya zayıflamadığı sonucuna götürüyor.

Bununla birlikte, ABD'nin dünyadaki tek süper güç olduğu anlamına da gelmiyor. Gerçekten de çok kutuplu bir dünyada yaşıyoruz, ne var ki çok kutupluluk, eşitsizler arasında eşitlik demek değil. Zira her gücün yetenekleri, kaynakları ve etkinliği arasında bir eşitsizlik vardır. Yani ABD'nin konumu gerilemiyor, aksine diğerleri yükseliyor.

erv
Şam'da rejiminin devrilmesinden bir gün sonra Beşşar Esed'in tahrip edilmiş bir fotoğrafı, 9 Aralık 2024 (AFP)

ABD'nin dünyadaki lider konumunun yalnızca savunma ve silahlanma harcamalarına ayırdığı yaklaşık 1 trilyon dolardan (2025 yılı için küresel harcamaların yaklaşık yarısı) kaynaklanmadığını belirtmekte fayda var. Kaldı ki bu miktar Rusya'nın GSYİH'sının (iki trilyon dolar) yarısına denk geliyor. Bu harcama önemli olmakla birlikte, dahası üstün silah sistemlerine, yönetim yeteneklerine ve üretim gücüne rağmen, ABD'nin temel gücü veya ayırt edici özelliği, yumuşak gücünden ve dünya çapında (uzay, tıp, enerji ve iletişim alanları dahil) bilimsel ve teknolojik gelişmelerin itici gücü olma rolünden kaynaklanıyor.

Baskın bir kutupla birlikte çok kutuplu bir dünya

Sayıların diliyle konuşacak olursak, IMF'nin 2024 verilerine göre, ABD'nin GSYİH'si 28,7 trilyon dolara, Almanya'nın 4,59 trilyon dolara, Japonya'nın 4,11 trilyon dolara, İngiltere’nin 3,49 trilyon dolara, Fransa'nın 3,13 trilyon dolara, İtalya'nın 2,32 trilyon dolara ve Kanada'nın 2,24 trilyon dolara ulaştı. Bu arada, Çin'in GSYİH'si 18,5 trilyon dolara, Hindistan'ın 3,93 trilyon dolara, Brezilya'nın 2,33 trilyon dolara ve Rusya'nın 2 trilyon dolara ulaştı.

Yukarıdaki veriler, nüfus ve yüzölçümü bakımından bu ülkeler arasında büyük bir fark olmasına rağmen, ABD'nin tek başına BRICS ülkelerinin tamamını geride bıraktığını gösteriyor. Ayrıca, ABD teknolojik ve bilimsel gelişmelerde de lider konumda ve bu da ona dünyayı domine etmesini sağlayan bir yumuşak güç kazandırıyor.

BRICS ülkeleri yalnızca Çin'in ekonomik gücüne bağımlıyken, bu bloğun diğer üyeleri gelişmekte olan ülkeler arasında. Öte yandan Rusya, ekonomik ve teknolojik gücü İtalya, Kanada, Meksika ve Güney Kore seviyesine gerilemiş, yalnızca askeri gücüne ve bol doğal kaynaklarına güvenen bir ülke haline geldi. Rusya’nın muazzam büyüklüğüne ve doğal kaynaklarına rağmen, Almanya veya Japonya'nın GSYİH'si Rusya'nınkinin iki katıdır.

Çin'i Almanya veya Japonya ile karşılaştırdığımızda, Çin (9,5 milyon km²) her ikisinden de  otuz kat daha büyüktür (her ikisi de 400.000 km²'den azdır). Nüfusu sırasıyla 17 veya 14 kat daha fazladır. Ancak, bunların her birinin toplam GSYİH'si, Çin'in toplam GSYİH'sinin dörtte birinden daha fazladır. Almanya'da kişi başına düşen gelirin 51 bin dolar (nüfus 85 milyon), Japonya’da ise 39 bin dolar (nüfus 125 milyon) olduğunu, yani Çin'inkinden birkaç kat daha yüksek olduğunu belirtmekte de fayda var.

Bugün dünyada ideolojik bir çatışma ya da iki ekonomik sistem arasında bir çatışma yok. Çatışma, kapitalist sistemin kendi içinde dönüyor

Hatırlatmak gerekirse, daha önce de belirtildiği gibi, savunmaya yaklaşık 1 trilyon dolar harcayan ABD, bilimsel araştırmaya da yaklaşık 1 trilyon dolar harcıyor. Yani, bilimsel araştırma ve savunmaya yaptığı harcamalar, kabaca Rusya'nın GSYİH'sine eşdeğerdir. Bu durum Almanya ve Japonya için de geçerli, çünkü güçleri sadece ordularının ve sanayilerinin büyüklüğünden değil, aynı zamanda ekonomik ve üretken kapasitelerinden, bilim ve teknolojideki ilerlemelerinden de kaynaklanıyor.

Yukarıda belirtilenlerin özü şudur; bugün dünyada ideolojik bir çatışma ya da iki ekonomik sistem arasında bir çatışma yoktur. Aksine, çatışma kapitalist sistemin kendi içinde, yaşam tarzları ve siyasi değerlerle ilgili olarak, (tüm eksikliklerine rağmen) liberal demokrasiyi ve insan haklarını benimseyen kapitalist devletler ile demokrasiyi, temsili ve insan haklarını tamamen göz ardı eden ve hatta hem iç hem de uluslararası alanda otoriter bir yaklaşım izleyen kapitalist devletler arasında dönmektedir.

Dahası, yukarıdakilerin hiçbiri ABD'nin, Avrupa ülkelerinin veya Japonya'nın ütopik ya da ideal devletler olduğu anlamına gelmez. Aksine, bu ülkelerin, etkinlikleri ve kaynakları sayesinde, imkanlarını geliştirme, araçlarını modernize etme ve kendi kurallarını uygulama konusunda bugüne kadar en kudretli ülkeler oldukları anlamına gelir.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.