Hayır işleri ve yerel temsilciler… Epstein’ın Afrika’daki ağı hakkında neler biliyoruz?

ABD belgelerinde adı geçen Afrika ülkelerindeki yetkililer bu iddialar hakkında henüz yorum yapmadı

Le Monde gazetesi, Epstein’ın Ruanda ve Fildişi Sahili gibi Afrika ülkelerinde etkisini pekiştirmek için hayır işlerine yatırım yaptığını ortaya çıkardı. (Reuters)
Le Monde gazetesi, Epstein’ın Ruanda ve Fildişi Sahili gibi Afrika ülkelerinde etkisini pekiştirmek için hayır işlerine yatırım yaptığını ortaya çıkardı. (Reuters)
TT

Hayır işleri ve yerel temsilciler… Epstein’ın Afrika’daki ağı hakkında neler biliyoruz?

Le Monde gazetesi, Epstein’ın Ruanda ve Fildişi Sahili gibi Afrika ülkelerinde etkisini pekiştirmek için hayır işlerine yatırım yaptığını ortaya çıkardı. (Reuters)
Le Monde gazetesi, Epstein’ın Ruanda ve Fildişi Sahili gibi Afrika ülkelerinde etkisini pekiştirmek için hayır işlerine yatırım yaptığını ortaya çıkardı. (Reuters)

Sağir el-Hidri

ABD Adalet Bakanlığı’nın, cinsel suçlardan hüküm giymiş milyarder Jeffrey Epstein hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin son belge grubunu yayımlamasının ardından, Afrika’da benzeri görülmemiş bir tartışma başladı. Tartışmalar, Epstein’ın kıtadaki faaliyetlerini güvence altına almak için dayandığı bağlantılar üzerine yoğunlaştı.

Fransız gazetesi Le Monde, Epstein’ın karar alma çevrelerine yakınlaşmak ve geniş nüfuz elde etmek amacıyla -bazı Afrika liderlerinin akrabaları gibi- yerel aracılara güvendiğini yazdı. Haberde, bu isimler arasında Fildişi Sahili Cumhurbaşkanı Alassane Ouattara’nın yeğeni Nina Keita’nın da bulunduğu belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Le Monde’den aktardığı habere göre Keita, reşit olmayan kızların ticareti ve cinsel istismarı suçlamalarıyla gündeme gelen Epstein için resmi görüşmeler ayarladı ve Fildişi Sahili’ndeki havalimanlarında güvenlik kolaylıkları sağladı.

Haberde ayrıca Keita’nın, Epstein’ın İsrail menşeli gözetim sistemlerinin Fildişi Sahili’ne satışı için yürüttüğü girişimlerde önündeki engelleri kaldırdığı ifade edildi. 2019 yılında Manhattan’daki cezaevinde intihar eden ABD’li milyarderin, Batı Afrika ülkesinden de reşit olmayan kızları cinsel istismar amacıyla temin etmeye çalıştığı öne sürüldü. Epstein’ın Keita’ya ilettiği ve cinsel talepler içeren yazışmalardan birinde, ‘25 yaşın altında kızları tercih ettiğini’ belirttiği aktarıldı.

Üç katman

ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı belgelerde adı geçen Afrika ülkelerinin yetkilileri, iddialara ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmadı. Bu durum, kıtada etkin denetim mekanizmalarının zayıflığına ilişkin tartışmaları daha da artırdı.

Uluslararası ilişkiler uzmanı siyaset araştırmacısı Nizar Mekni, Epstein hakkında ortaya çıkan bilgilerin ‘geleneksel bir yatırım modelinden ziyade, üç katmanlı klasik bir elit sızma stratejisini’ andırdığını söyledi. Mekni’ye göre ilk katman, aile ve siyasi akrabalık bağları üzerinden kurulan temaslardan oluşuyor. “Epstein devlet kurumlarıyla değil, fiilen karar mekanizmasını kontrol eden kişilerle çalıştı” diyen Mekni, eski Senegal Cumhurbaşkanı Abdoulaye Wade’in oğlu Karim Wade ya da Fildişi Sahili Cumhurbaşkanı Alassane Ouattara çevresindeki isimlerle kurulan bağlantıların stratejinin merkezinde yer aldığını belirtti. Mekni, kişisel ilişkilerin hukukun önüne geçtiği sistemlerde aileye yakınlığın gayriresmi güç anlamına geldiğini ifade etti.

Mekni, ikinci katmanın ise sözleşmelere yansımayan karşılıklı hizmetlerden oluştuğunu kaydetti. Belgelerde yer alan ülkeye giriş kolaylıkları, güvenlik koruması sağlanması, kapalı toplantıların ayarlanması ve gözetim teknolojisi anlaşmalarının bu çerçevede değerlendirilebileceğini söyledi. Üçüncü katmanın ise hayır faaliyetleri üzerinden ‘ahlaki meşruiyet üretme’ olduğunu belirten Mekni, Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame gibi liderlere yönelik burs programları ya da kalkınma girişimleri aracılığıyla hem etik bir kalkan oluşturulduğunu hem de kırılması zor bir manevi bağ kurulduğunu dile getirdi.

Nitekim Fransız gazetesi Le Monde da Epstein’ın, Ruanda ve Fildişi Sahili gibi Afrika ülkelerinde nüfuzunu pekiştirmek amacıyla hayır faaliyetlerine ağırlık verdiğini yazdı.

Burslar ve hayır işleri

Fransız gazetesi Le Monde, Epstein’ın Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame ile yakınlaşmak için burs programları ve diğer hayır faaliyetlerini kullandığını, bu şekilde imajını parlatmaya çalıştığını belirtti.

Afrika konularında uzman Nijeryalı siyaset araştırmacısı Muhammed Oual ise kıtada hayır işlerinin zaten şüpheli faaliyetler için bir örtü haline geldiğini söyledi. Oual’a göre, bu durum sadece Epstein için değil, diğer aktörler için de geçerli; özellikle kıtadaki devasa zenginliklerin çeşitli ülkeler tarafından değerlendirilme çabaları göz önüne alındığında riskler artıyor.

yjuk
Nina Keita, Epstein’ın İsrail yapımı gözetleme sistemlerini Fildişi Sahili’ne satma anlaşmalarını sonuçlandırmasının önündeki engelleri kaldırdı. (Reuters)

Oual, Epstein ağının Afrika’daki yasal boşlukları fırsat bilerek hem reşit olmayan kızları cinsel istismar için kandırmak hem de belirli ülkelerdeki (örneğin Fas) malikâneleri satın almak veya Senegal ve Somali gibi ülkelerde büyük yatırım anlaşmaları yapmak için hareket ettiğini vurguladı.

Oual, “Güvenlik ve siyasi kaos ile hukuki boşluklar göz önüne alındığında Afrika, Epstein için adeta güvenli bir sığınak oldu. Özellikle ülkeler arasında ABD ile iade anlaşmalarının bulunmaması bunu mümkün kıldı” değerlendirmesinde bulundu.

Siyaset adaleti yutuyor

Afrika’daki Epstein dosyaları etrafında yaşanan tartışmalarda dikkat çeken nokta, belgelerde adı geçen ülkelerde yetkililerin herhangi bir adım atmaması oldu. Bu durum, özellikle suçlamaların bu yetkililere yakın kişilerle ilgili olması nedeniyle, sessiz kalınmasının arkasındaki nedenler üzerinde soru işaretleri oluşturdu.

Nizar Mekni, bu durumu ‘politik alanın adaleti yavaş yavaş yuttuğu bir bölge’ olarak nitelendirdi. Mekni’ye göre dört ana gerekçe öne çıkıyor. Birincisi, elitlerin davayla iç içe olması. Aracılar iktidara yakın olduğunda soruşturma açmak, doğrudan hükümet yapısına yönelik bir sorgulamayı beraberinde getiriyor.

İkinci olarak, sınır ötesi kurumsal kapasitenin zayıf olması öne çıkıyor. Özel uçaklar, offshore hesaplar ve çoklu aracılar içeren bu tür davalar, yüksek verimli uluslararası adli iş birliği gerektiriyor, ancak dünya genelinde bu iş birliği dengeli değil. Üçüncü gerekçe ise egemenlik ve politik utançla ilgili; uluslararası bir şahsın devleti bir sığınak veya nüfuz platformu olarak kullanmış olması, hem iç hem dış itibarı zedeleyebilir. Bu nedenle bazı ülkeler skandala sessiz kalmayı tercih ediyor.

Dördüncü ve son gerekçe ise kamuoyu baskısındaki farklılıklar. Avrupa’da medya, karar vericilere sürekli baskı uygulayan kurumsal bir ortamda çalışırken, diğer ülkelerde medya ve siyaset arasındaki denge farklı; hatta bazen medya tamamen siyasetin hizmetinde hareket ediyor. Mekni, tüm bu faktörlerin birleşiminin, Afrika ülkelerinde Epstein soruşturmalarının ilerlemesini zorlaştırdığını ve sessizliğe yol açtığını vurguladı.



Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.


Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
TT

Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’da kapsamlı barış planının başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair tartışmalar sürerken, özellikle Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmeyeceğini düşünen çevreler planın uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Bu kesimler, İsrail hükümetinin de bu durumu, süreci bütünüyle sekteye uğratmak için kullanabileceğini ve müzakereleri zorlaştıracak çok sayıda ağır şart öne sürebileceğini savunuyor. Buna karşılık ABD yönetimine yakın isimler ise iyimser mesajlar veriyor. Projede kilit sorumluluklar üstlenen üç İsrailli yetkili de bu isimler arasında yer alıyor.

Söz konusu isimler, ABD Başkanı’nın planın başarıya ulaşması konusunda kararlı olduğunu ve sürecin sabote edilmesine izin vermeyeceğini vurguluyor. Ayrıca şimdiye kadar atılan adımların, biriken engellere rağmen ‘umut verici’ olduğunu ifade ediyorlar.

dvfd
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, toplu iftar yapan yerinden edilmiş aileler, 21 Şubat 2026 (AFP)

İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronoth, ABD ekibi tarafından görevlendirilen ve İsrail’i resmen temsil etmeyen İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, sürecin artık geri dönülmez biçimde başladığını aktardı. Yetkililer, Mısır, Türkiye ve Katar’ın Hamas’ı iş birliğine ikna etmek için etkili bir rol üstlendiğini ifade etti.

Gazete, İsrail’in siyasi ve askeri liderliğinde birçok ismin Trump’ın vizyonuna ve bu vizyona inanan danışmanları Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın planı fiilen hayata geçirme kapasitesine kuşkuyla yaklaştığını yazdı. Söz konusu iki ismin, planın uygulanma mekanizmalarını oluşturmak ve başarıya ulaştırmakla görevlendirildiği belirtildi.

Buna karşılık Barış Konseyi’nde yer alan İsrailli yetkililer (İş insanı Yakir Gabay, teknoloji sektörü yöneticisi Liran Tancman ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD koordinasyon merkezindeki temsilcisi Michael Eisenberg) Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmesi ve Filistinlilerin okul müfredatını ‘barış ve hoşgörü kültürünü’ esas alacak şekilde değiştirmesi halinde Trump’ın projesinin ‘Gazze Şeridi’ni gerçek bir rivieraya dönüştürmek için tarihi bir fırsat’ olacağını savundu.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre yetkililer, projenin arkasında ‘engellenmesi zor, sağlam, profesyonel ve dengeli bir çekirdek oluşturan’ Amerikalı, Arap ve uluslararası isimlerden oluşan bir kadronun bulunduğunu ifade etti.

Ancak aynı yetkililer, Hamas’tan talep edilen hususun ‘taviz verilemeyecek belirleyici unsur’ olduğuna da dikkat çekti.

İlk görev

Barış Konseyi üyesi Yakir Gabay, projenin uygulanmasına ilişkin vizyonunu açıklarken, “İlk görev 70 milyon ton moloz ve patlayıcı kalıntısını temizlemek, geri dönüştürülebilecek malzemeleri değerlendirmek, yüzlerce kilometrelik tüneli yıkıp doldurmak ve Gazze sakinleri için dayanıklı çadırlar ile konteynerlerden oluşan geçici konutları hızla organize etmek olacak. Bu adımlar, altyapı ve konut inşasıyla eş zamanlı yürütülecek” dedi.

dfvfdv
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, yerinden edilmiş kişiler için kurulan çadırlar (AFP)

Gabay, modern hastaneler, okullar, fabrikalar, tarım alanları, karayolu ve demiryolu ağları, enerji, su ve veri merkezleri ile bir liman ve havaalanı inşasını içeren ayrıntılı bir plan hazırlandığını belirtti.

Ortadoğu’da milyonlarca konut inşa etmiş deneyimli müteahhitlerin projeye dahil edileceğini kaydeden Gabay, ‘uygun maliyetli’ konut üretimi için finansmanın hazır olduğunu, yüz binlerce kişiye istihdam sağlanacağını ifade etti.

Konut ve iş alanlarının yanı sıra 200 otelin inşasının da planlandığını açıkladı.

Gabay ayrıca, bu çerçevede Jared Kushner’ın açıklamalarına atıfta bulunarak, Gazze’de Ali Şaas liderliğinde kurulan teknokrat hükümete ve yolsuzlukla mücadele konusunda sağlanan mutabakata dayandıklarını söyledi.

Yüksek teknoloji girişimcisi ve hükümete bağlı siber merkez danışmanı Liran Tancman ise Amerikalı, Arap ve Filistinli taraflarla iş birliği içinde modern teknolojik çözümler geliştirilmesini öngören bir planın uygulanmasından sorumlu olduğunu belirtti. Gazze Şeridi’nde internet altyapısının 2G’den beşinci nesil teknolojiye yükseltileceğini ve hizmetin halka ücretsiz sunulacağını vaat eden Tancman, Gazze Şeridi’nde üretilen mal ve ürünlerin yurt dışına ihracı için modern mekanizmaların oluşturulduğunu da açıkladı.

Yeni bir çağ

İsrailli yetkililer, Yedioth Ahronoth gazetesine yaptıkları açıklamada, Gazze Şeridi’nin yeniden imar planının fiilen Refah’ta başladığını ve üç yıl süreceğini bildirdi. İsrail’in halihazırda moloz temizleme çalışmalarını yürüttüğünü belirten yetkililer, ilk aşamada 500 bin kişiyi barındıracak 100 bin konut inşa edileceğini, yalnızca altyapı maliyetinin 5 milyar dolar olacağını ifade etti. Hedefin, Gazze Şeridi’ndeki tüm vatandaşlar için 400 bin konut inşa etmek olduğu; altyapı için 30 milyar dolar ve yeniden inşa için aynı tutarda kaynak öngörüldüğü kaydedildi.

vfdvfd
Gazze şehrindeki er-Rimal Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş bir kadın, seyyar su tankerlerinden doldurduğu iki su kabını taşıyor, 21 Şubat 2026 (AFP)

Gazete, Barış Konseyi’nden üst düzey bir üyenin, “Hamas planla olumlu şekilde etkileşime girerse bunun iyi bir karşılığı olur. İsrail’de liderleri için af çıkabilir, hatta silahları para karşılığında satın alınabilir. En önemlisi, Gazze ve halkı dünyaya açık ve bağlantılı yeni bir döneme geçer” ifadelerini aktardı.

Öte yandan The Times of Israel’e konuşan bir ABD’li yetkili, Yedioth Ahronoth’ta yer alan bilgilerin büyük bölümünü doğruladı. Yetkili, “Hamas silah bırakmayı kabul etmeden fon akışı başlamaz. Ancak İsrail’in de olumlu bir tutum sergilemesi gerekecek” dedi.

The Times of Israel’e konuşan bir Arap diplomat ise “Ortadoğu’da kibir tehlikeli olabilir” uyarısında bulunarak, ABD’nin Gazze’nin yeniden inşasını ve bölgede yeni bir teknokrat hükümet kurulmasını kapsayan planının ikinci aşamasının başarıya ulaşması için hem İsrail hem de Hamas üzerindeki sürekli baskının gerekli olacağını söyledi.

Bölgesel arabulucuların Hamas ile yürüttüğü silahsızlanma görüşmelerine de vakıf olduğu belirtilen diplomat, Washington’un bu konuda bir anlaşmaya varılabileceğine inanması için gerekçeler bulunduğunu aktardı.

Ancak diplomat, silahsızlanma sürecinin zaman alacağını ve Hamas’ın bazı üyelerinin, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere oluşturulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi gözetimindeki kamu sektörüne entegre edilmesini gerektireceğini ifade etti. İsrail’in bu çerçeveye karşı çıkmasının muhtemel olduğunu belirten diplomat, Tel Aviv yönetiminin söz konusu komitenin başarısını kolaylaştıracağı konusunda da ciddi şüpheler bulunduğunu dile getirdi.


İranlı yetkili, ABD ile anlaşmazlık noktalarını açıkladı

Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
TT

İranlı yetkili, ABD ile anlaşmazlık noktalarını açıkladı

Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)

 

Üst düzey bir İranlı yetkili dün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında, ülkesinin nükleer programına kısıtlamalar getirilmesi karşılığında yaptırımların hafifletilmesi, askıya alınması ya da tamamen kaldırılmasının kapsamı ve yöntemi konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu söyledi. Yetkili, artan askeri çatışma endişeleri gölgesinde yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını belirtti.

İran ile ABD, Tahran’ın nükleer programı konusunda onlarca yıldır süren anlaşmazlığı ele almak üzere bu ayın başında müzakerelere yeniden başlamıştı. Süreç, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmasıyla eş zamanlı yürürken, daha geniş çaplı bir savaş ihtimaline dair kaygıları da artırdı.

İran, ABD güçleri tarafından hedef alınması halinde Ortadoğu’daki Amerikan üslerini vurmakla tehdit ediyor.

Yetkili, “Son tur görüşmeler, yaptırımların hafifletilmesi, askıya alınması veya kaldırılmasının kapsamı ve yöntemi konusunda ABD’nin tutumunun İran’ın taleplerinden farklı olduğunu ortaya koydu. Tarafların yaptırımların kaldırılmasına ilişkin makul bir takvim üzerinde uzlaşması gerekiyor. Bu yol haritası makul ve ortak çıkarlara dayalı olmalı” ifadelerini kullandı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi cuma günü yaptığı açıklamada, birkaç gün içinde alternatif bir taslak hazırlanmasının beklendiğini belirtmişti. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik sınırlı askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiğini ifade etmişti.

Taviz vermeye hazır olma

Tahran, önceki müzakerelerde büyük bir anlaşmazlık noktası olan ‘zenginleştirmenin tamamen durdurulması’ yönündeki ABD talebini reddetmesine rağmen, nükleer programına ilişkin bazı tavizler vermeye hazır olduğunu bildirdi.

Washington, İran topraklarında uranyum zenginleştirilmesini nükleer silah edinmeye giden potansiyel bir yol olarak değerlendiriyor. Tahran ise bu suçlamayı reddederek uranyumu barışçıl amaçlarla zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ediyor.

ABD ayrıca, İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini istiyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) geçen yıl, İran’ın yüzde 60 saflık düzeyine kadar zenginleştirilmiş 440 kilogramın üzerinde uranyum stokuna sahip olduğu tahmininde bulunmuştu. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığı habere göre İranlı yetkili, Tahran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir bölümünü ihraç etmeyi, en yüksek zenginleştirme seviyesini düşürmeyi ve bölgesel bir uranyum zenginleştirme konsorsiyumu oluşturmayı içeren bir seçeneği ciddi biçimde değerlendirebileceğini söyledi. Ancak bunun karşılığında İran’a ‘barışçıl amaçlarla nükleer zenginleştirme’ hakkının tanınması gerektiğini vurguladı. Yetkili, “Müzakereler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varılması mümkün” şeklinde konuştu.

Her iki taraf için de faydaları

İranlı yetkili, diplomatik bir çözümün hem Tahran hem de Washington için ekonomik faydalar sağlayacağını belirtti. Üst düzey İranlı yetkili, müzakere edilen ‘ekonomik paketin’ ABD’ye İran’ın petrol sektöründe ciddi yatırım fırsatları ve somut ekonomik çıkarlar sunmayı içerdiğini söyledi. Ancak Tahran’ın petrol ve maden kaynakları üzerindeki kontrolünden vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Yetkili, “Nihayetinde ABD, İran için en fazla ekonomik bir ortak olabilir. Amerikan şirketleri her zaman İran’daki petrol ve gaz sahalarında yüklenici olarak yer alabilir” ifadelerini kullandı.