Kuruluşundan vizyonuna... Suudi devleti ve sözlü tarihi

Sembolik kurumsal sermayeye dönüştürülebilen bir süreklilik öyküsü

Kral Abdulaziz bin Abdurrahman (X)
Kral Abdulaziz bin Abdurrahman (X)
TT

Kuruluşundan vizyonuna... Suudi devleti ve sözlü tarihi

Kral Abdulaziz bin Abdurrahman (X)
Kral Abdulaziz bin Abdurrahman (X)

 

Araplar, temel yapıları, kültürel kimlikleri ve miraslarıyla, sözlü bir toplum olarak tanımlanıyor; ağırlıklı olarak söz ve şiirle var olmuş bir kimlikleri bulunuyor. Şiire ve sözün gücüne hayran olan Araplar, ifadeyle büyülenir, kelimelerle hareketlenir ve kelimenin anlamını canlı imgelerle hayatlarına, çevrelerine, değerlerine ve ahlaki normlarına yansıtır. Arap şiirleri, atasözleri, hikâyeleri; hatta soy ağaçları ve tarihî olayların kaydı, nesilden nesile sözlü olarak aktarılmıştır. Meğazi, siyer ve tarih kitaplarındaki isnad zincirleri, Kur’an tilavetlerinde ve hadis rivayetlerindeki icazetler, Arap kültüründe sözlü geleneğin merkezî rolünü halen gözler önüne seriyor. Bu gelenek, Arap kültürünün ufukları genişlese ve yazılı kültür sanat, bilim ve edebiyat alanlarında gelişse de günümüzde hâlâ yaşatılmakta ve kültürel yaşamın önemli bir parçası olarak varlığını sürdürmektedir.

Meşruiyet unsuru olarak ulusal hafıza

Devletler yalnızca toprak ve iktidara dayanmaz; varlıklarını anlamlı kılan ve sürekliliğini sağlayan ortak bir anlatıya da ihtiyaç duyarlar. Suudi Arabistan’ın sözlü kültürel belleği, ulusal bir anlatının oluşumuna katkı sağlamış, kaos döneminin ardından hukuk ve adaletin egemen olduğu bir devlet imajını pekiştirmiş, kuruluşun sembolizmini vurgulamış ve kuşaklar arasında bağlılık ile dayanışma değerlerini aktarmıştır.

Ancak modern devlet için bu hikâyeleri yalnızca geleneksel sosyal çerçevede tutmak yeterli değildir. Bu anlatılar, ulusal bir proje kapsamında yönetilen ve kullanılan kurumsal sembolik sermayeye dönüştürülebilir. İşte burada korunmaktan vizyona geçiş başlar.

Değişim dönemlerinde, özellikle hızla ilerleyen ekonomik ve sosyal dönüşümler bağlamında, ulusal kimlik sürekli yeni zorluklarla karşı karşıya kalır. Ulusal vizyonlar yalnızca ekonomik yapı kurmakla kalmaz, aynı zamanda vatandaşlık ve aidiyet anlayışını yeniden tanımlar. Dolayısıyla asıl mesele, sözlü anlatıları saklamak değil, onları işlevsel hale getirmektir; hikâyeleri sadece hatırlamaktan öte, yeniden okumak, yorumlamak, eğitimde ve dijital etkileşimli içeriklerde kullanmak, yerel bellekleri kapsayıcı bir ulusal anlatıya bağlamaktır. Böylece hafıza, sadece geçmişe özlem değil, kimliği harekete geçiren bir güç haline gelir.

Terminoloji düzenleme

1- Sözlü miras: Nesilden nesile konuşma, anlatım veya performans yoluyla sözlü olarak aktarılan ve hikâyeler, atasözleri, şiirler, masallar, şarkılar, ilahiler ve efsaneleri içeren mirastır.

2- Sözlü anlatım: Bu, görgü tanıkları ve çağdaşlarından sonraki nesillere sözlü iletişim ve aktarım yoluyla anlatılan bir tarih kaynağıdır.

3- Sözlü tarih: Modern bir terim ve tarih yazımının bir dalı olan sözlü tarih, uzmanlar tarafından tarihi olaylara tanık olan kişilerin sözlü anlatılarını bilimsel standartlara uygun olarak ve kayıtlı ve filme alınmış röportajlar yoluyla, inceleme, doğrulama ve titiz bir değerlendirmeye tabi tutularak belgelemek için kullanılan bilimsel bir yöntem olarak tanımlanır.

Bu nedenle, sözlü mirasın tüm sözlü ifade biçimlerini içerdiğini ve her tarihsel anlatının sözlü tarih olarak kabul edilemeyeceğini görüyoruz.

Araştırmacılar ve tarihçiler genellikle ‘sözlü miras’, ‘sözlü anlatı’ ve ‘sözlü tarih’ terimlerini karıştırırlar, bu da alıcılar arasında kafa karışıklığına neden olur.

Sözlü gelenek ve yazı

Sözlü anlatı, tarih yazımının temel taşlarından biri olarak öne çıkıyor. Tarih biliminin gelişmesiyle birlikte, sözlü anlatılar tarihî belgeleri tamamlayıcı bir nitelik kazandı. Araştırmacılar, bu anlatıların belirli bir döneme ilişkin bazı olayları aydınlattığını, gizemleri çözümlediğini ve toplumun davranışlarını, değerlerini ve özelliklerini yansıttığını belirtiyor. Sözlü anlatılar, kişisel anılardan toplumsal hikâyelere kadar günlük yaşam, yaşam biçimleri, meslekler, sosyal ilişkiler ve çeşitli uygulamalar hakkında bilgi sunuyor; tarım, ticaret, hayvancılık ve eğitim gibi alanları da kapsıyor.

Resmî tarih ve yazılı belgeler genellikle siyaset ve savaş odaklıyken, sözlü anlatı alışkanlıklar, gelenekler ve toplumsal, ekonomik ve kültürel konulara ışık tutar. Aynı zamanda yemek ve içecekler, kıyafetler, tedavi yöntemleri, sanat, oyunlar, sohbetler, seyahat hikâyeleri, aşk ve yaşam öyküleri ile acı, hastalık ve ölüm öykülerini de aktarır. Sözlü anlatılar, duyguları ve düşünceleri ifade ederek bazı kayıtlar, kişisel günlükler ve aile belgelerinde de bulunabilen içsel deneyimleri gün yüzüne çıkarır.

Araştırmacılar, Arapların sözlü mirasa ve sözlü anlatıya gösterdiği ilginin geçici ya da modern bir uygulama olmadığını vurguluyor. Dr. Abdullah el-Asker’e göre, “Müslüman bilim insanları sözlü anlatılardan yararlanmak için bilimsel kurallar geliştirdi. Bu kurallar zamanla bağımsız ilim dallarına dönüştü; örneğin isnad ilmi, râvî ilmi, cerh ve tadil, hadis terimleri ve daha birçok alan.” Arapların bu yöntemle sözlü mirası sistematik şekilde topladığı ve yazıya geçirdiği, özellikle hadislerin derlenmesinde uygulandığı ifade ediliyor.

Sözlü miras

Sözlü edebî miras, şiir ve haberler gibi alanları kapsar. Dr. Ömer es-Seyf, bu konudaki çalışmaları şöyle özetliyor: “Sözlü şiir mirasının kaybolma tehlikesi fark edildiğinde, sözlü miras toplandı, sınıflama ve belgeleme sistemleri kuruldu, ardından çalışma ve analiz süreci başladı. Râvîler, dil materyalini toplarken belli kurallar ve ölçütler belirledi. Amaç, saf Arap dilini, yabancılarla karışmamış seçkin Araplardan derlemekti. Ayrıca, dilsel sezgi ve kullanımın İslam Devleti’nin genişlemesiyle değiştiği düşüncesiyle belirli bir döneme ait eserler önceliklendirildi. Materyal toplandıktan sonra dil, edebiyat, tarih ve hadis alanlarında yoğun bir yazım faaliyeti başladı ve birçok önemli yazılı kayıt oluşturuldu. Bu kayıtlar, halen mevcut olan metinlerin incelenmesi, analiz edilmesi ve gizli anlamlarının ortaya çıkarılması çalışmalarının temelini oluşturdu. Bu nedenle, Arapların sözlü mirası toplama ve yazıya aktarma geleneğinin yeni bir uygulama olduğunu söylemek doğru değil; ancak sözlü mirasın yazılı hale dönüşmesi, ona günümüzdeki saygı ve değeri kazandırdı, bu saygı günümüzdeki sözlü mirasta eksik.”

Özellikle Suudi Arabistan örneğinde ise birçok sözlü miras halen yazıya geçirilmiş değil. Bu durum, henüz keşfedilmemiş tarihî bir hazine ve büyük bir bilgi alanı olarak değerlendiriliyor; mevcut kaynaklardan yalnızca küçük bir kısmı gün yüzüne çıkarılabilmiş durumda.

Suudi tarihçilerin yaklaşımı

Suudi tarihinin, çok çeşitli bileşenleri, kanalları ve zengin mirasıyla Arap-İslam tarihinin bir devamı olduğu dikkate alındığında, tarihçilerin yoğun şekilde başvurduğu sözlü anlatılar öne çıkıyor. Suudi tarihçiler, devletin kuruluşundan yaklaşık üç yüzyıl önce başlayarak sözlü anlatıları farklı yollarla derlemiş ve kendi yöntemlerine göre Suudi tarihini yazmışlardır. Dr. Abdullatif el-Hamid’in, devletin kuruluşundan Kral Abdulaziz dönemine kadar 18 tarihçinin sözlü anlatıları belgeleme yöntemlerini incelediği araştırmasına göre, bu tarihçiler üç okulda sınıflandırılabiliyor: Birinci okulda yer alan İbn Bişr, Muhammed el-Ubeyyid, Abdurrahman bin Nasır, ez-Zerklî ve Muhammed el-Ukaylî, sözlü anlatılardan faydalanmış ve bunları titiz, bilimsel bir yöntemle belgelemiştir. Bu yaklaşım, olayları doğrudan tanıklardan veya güvenilir aktarımlardan almayı, anlatıyı iletenin adını, olayın yerini ve niteliğini kayda geçirmeyi içeriyordu.

İkinci okuldaki İbn Gınâm, el-Bessâm, İbn İsa, er-Reyhânî, Mukbil ez-Zekîr, Halid el-Ferac, Hafız Vehbe, Suud bin Hezlûl, Ahmed Attar ve Muhammed Âl Abdulkadir ise sözlü anlatıları sistematik olarak belgelemedi; yalnızca eserlerinin girişlerinde kaynak olarak işaret etmekle yetindiler. Üçüncü okulda yer alan İbn Abbâd, el-Fâhırî ve İbn Davyân ise sözlü kaynaklarını veya belgelemeye dair yöntemlerini hiç belirtmedi.

Sözlü miras geleneği

Suudi devletinin kuruluş dönemine bakıldığında, yerel toplulukların kolektif hafızasında, devletin kurulmasından önce yaşanan kaos ve adaletsizlik ile kurulduktan sonraki değişimle ilgili birçok aktarım yer alıyor. Bu durum, Kral Abdulaziz döneminden önce ve onun döneminde yaşanan olaylarla ilgili anlatılan hikâyelerle paralellik gösteriyor. Ayrıca, insanların günlük yaşamlarına ve geçim koşullarına dair tasvirler de sözlü anlatılarda yer alıyor.

‘Meclisler’ ise adeta birer tarih platformu olarak tanımlanabilir; burada haberler paylaşılır, hikâyeler anlatılır ve şiirler okunur. Bu meclislerin kendine özgü kuralları, adetleri ve gelenekleri bulunmakta ve bunlara uyulması beklenmektedir.

Sözlü anlatıda yeterince dikkat çekilmeyen bir diğer konu da kadının rolüdür. Kadınlar yalnızca anlatıları koruyan kişiler değil, aynı zamanda ailelerin sosyal yaşamındaki ayrıntıları ve tarihî hikâyeleri aktaran anlatıcılardır. Bu görev, ‘büyükanneler’ aracılığıyla nesiller boyu sürdürülmüş ve günümüzde de devam etmektedir.

Şiirler, özdeyişler ve atasözleri ise tarihî olayları ve yaşanmış vakaları kaydeden hazineler olarak değerlendirilmektedir; bu eserler, olayları bir şiir dizesi, bir öğüt veya atasözü şeklinde özetlemiştir.

Tüm bu unsurlar, resmi yazılı kaynaklarda yer almayan tarihî bilgileri günümüze taşıyan sözlü mirasın önemli örnekleri olarak değerlendirilmektedir.

Güvenilirlik, önyargı ve seçici hafıza sorunu

Sözlü anlatılar, olayları birebir olduğu şekilde aktarmaktan ziyade, anlatıcının zamanı, bilinci ve topluluğun kimliği doğrultusunda yeniden şekillendirir. Bu nedenle sözlü anlatılar, doğrudan hazır bir gerçek olarak kabul edilmez; eleştirel bir bakışla, üç temel noktaya dikkat ederek değerlendirilmelidir.

Güvenilirlik: Bellek zamanla değişir ve hikâyenin tekrar edilmesi ile anlatıldığı bağlamdan etkilenir. Çözüm, anlatıyı tamamen göz ardı etmek değil, diğer anlatılarla karşılaştırmak, varsa belgelerle doğrulamak ve ortaya çıkış zamanı ile koşullarını anlamaktır.

Önyargı: Anlatıcı, sosyal, sınıfsal veya politik bir konumdan konuşur; topluluğunun rolünü abartabilir, meşrulaştırabilir veya sembolizmi güçlendirebilir. Bu nedenle sözlü anlatı, hem olayları hem de anlatıcının perspektifini yansıtan bir kaynak olarak okunmalıdır.

Seçicilik: Toplumlar, kendi anlatılarını destekleyen bilgileri korur, rahatsız edici olanları sessiz bırakabilir; bu sessizlik de bir göstergedir. Dolayısıyla boşluklara ve anlatılmayanlara dikkat etmek, yalnızca anlatıyı aktarmakla yetinmemek gerekir. Bu yaklaşım, sözlü anlatıyı basit bir hikâyeden, bilimsel olarak analiz edilebilecek bir materyale dönüştürür.

Dr. Abdullah el-Asker bu konuyu şöyle açıklıyor: “Tarihçinin, sözlü anlatıları incelemesi, değerlendirmesi, ardındaki motivasyonları ve aktarım biçimini bilmesi önemlidir. Bu çalışma, anlatının stilistik yapısını, amacını ve anlatıcının arka planını incelemeyi de kapsar. Tarihçi, ayrıca sözlü anlatının iç ve dış yapısını da tarihçilerce bilinen yöntemle analiz etmelidir. Tüm bu adımlar başarıyla tamamlandığında, sözlü anlatı yazıya geçirilebilir ve bilinen belgeler gibi tarihî bir belge haline gelir.”

Kültürel mirası ve sözlü anlatıları belgeleme çabaları

Tüm bunlara rağmen, Suudi devletinin kuruluşundan bu yana sözlü anlatıları belgeleme çabalarının var olduğu söylenebilir. Daha önce değinilen bazı tarihçilerin çalışmalarının yanı sıra, bireysel ve kurumsal girişimler de sözlü mirasın, özellikle sözlü anlatıların korunmasına katkı sağlamıştır. Bu kapsamda medya kuruluşları -gazeteler, dergiler, radyo ve televizyon- çok sayıda alan uzmanıyla yapılan röportajlar aracılığıyla önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca, o dönemde kültür ve sanat sektörünü denetleyen Gençlik Başkanlığı, 1980’lerde sözlü mirasın çeşitli yönlerini kayıt altına almıştır.

Bireysel çabalar, yazarlar, araştırmacılar ve tarihçiler tarafından yürütülmüş olup sayısızdır; ancak bu alanda öne çıkan isimlerden biri Dr. Saad es-Suveyyan’dır. 1983-1990 yılları arasında, çöl hayatına dair tarih, şiir, soy ağaçları, hikâyeler, yerleşimler ve kaynaklar gibi pek çok konuyu kapsayan yüzlerce saatlik sözlü anlatı kaydı yapmıştır.

Ayrıca Suudi edebiyatçı ve entelektüel Abdulmaksud Hoca’nın edebî salonu (El-İsneyniyye Salonu 1982-2015) önemli bir tarihî platform olarak öne çıkmaktadır. Salon, edebiyat alanındaki rolünün yanı sıra, 500’den fazla bilim insanı, düşünür ve yazarın hayatını, deneyimlerini ve başarılarını kaydetmiş; anlatılar, ödül alan kişilerin kendileri veya sürekli konukların katkılarıyla belgelenmiştir. Bu süreçte nadir tarihî bilgiler de ortaya çıkmıştır. El-İsneyniyye Salonu, hem tarihî hem de kültürel bir hafıza işlevi görmüştür; ancak en önemlisi Abdulmaksud Hoca’nın sözlü anlatıları yazıya geçirme çabasıdır. Bu süreçte, anlatıların tüm detaylarını derleyip, 30’dan fazla cilt halinde yayımlamıştır. Böylece Abdulmaksud Hoca, binlerce sayfalık sözlü anlatıyı ve tanıklığı ulusal hafızaya kazandırmıştır.

Sözlü tarih

Sözlü tarih, daha önce de belirtildiği gibi, nispeten yeni bir alan olarak kendi yöntemleri, kuralları ve ilkelerine sahiptir ve özellikle çağdaş tarih üzerinde yoğunlaşır. Bu alanda kurumların katkıları öne çıkmaktadır.

Hac Araştırmaları Merkezi: 1970’lerde, Kral Abdulaziz Üniversitesi’ne bağlıyken, hacı adayları ve umreciler için hizmet veren meslek gruplarıyla -rehberler, görevliler ve acenteler- röportajlar gerçekleştirdi. Bu kayıtlar, söz konusu mesleklerin tarihine ve sunulan hizmetlere dair önemli bilgiler içermektedir.

Ulusal Muhafızlar: 1980’ler ve 1990’lar boyunca Kral Abdulaziz’in yanında çalışmış kişilerle röportajlar yaptı. Bu görüşmeler, Kral’ın hayatı ve devletin kuruluş süreci hakkında değerli bilgiler sundu. Kayıtların bir kısmı yayımlandı ve sonrasında Kral Abdulaziz Vakfı’na devredildi.

Kral Fahd Milli Kütüphanesi: 1994’te sözlü tarih projesini başlattı ve Suudi Arabistan’ın farklı bölgelerindeki entelektüeller, yazarlar ve toplum önderleriyle 350’den fazla röportaj yaptı. Ancak bu kayıtların hiçbiri yayımlanmadı.

Yüzüncü Yıl Etkinlikleri: 1999’da Suudi Arabistan’ın yüzüncü yılı hazırlıkları sırasında, Eğitim ve Ulaştırma bakanlıkları dahil birçok kamu kurumu, kendi personeli ve ilgili kişilerle röportajlar yaparak eğitim, ulaşım ve iletişim tarihini belgeledi.

Kral Halid Hayır Kurumu: Kurum, Kral Halid’in hayatının belgelenmesi için yaklaşık 100 kişilik bir grup üzerinden röportajlar yaptı; bu grup arasında prensler, bakanlar, devlet başkanları, danışmanlar, doktorlar, saray görevlileri ve Kral’ın yakın çevresi yer aldı. Röportaj metinleri, Kral Halid bilgi tabanında yayımlandı.

Kral Abdulaziz Vakfı: Kral Selman’ın yönetiminde, 1995’te Suudi Arabistan’da sözlü tarih alanında uzman ilk merkezi kurdu. Önceki çabaların üzerine inşa edilen merkez, UCLA’nın (Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles) sözlü tarih deneyiminden yararlandı ve bilimsel metodoloji ile standartlar oluşturdu. Yaklaşık 8 bin röportaj kaydedildi; bunlar krallar, prensler, devlet yetkilileri ve kurumların kuruluş ve gelişim süreçlerini kapsıyordu. Bu çalışmalar, sözlü anlatının yazılı belgeleri tamamlayan, güvenilir bir tarih kaynağı ve Suudi Arabistan tarihindeki siyasi ve toplumsal dönüşümlerin anlaşılmasında önemli bir kaynak olduğunu pekiştirdi.

Ulusal dijital arşiv

Sözlü hafıza, Suudi devletinin kuruluşunu ve değerlerini koruduğu gibi, yüzyıllar boyunca ülkenin tarihinin birçok yönünü de aktardı. Günümüzde ise asıl zorluk, yalnızca bu anlatıları toplamak değil; onları kurumsal bir bilinçle yöneterek ulusal hafızayı belgelenmiş bir kaynak haline getirmektir. Amaç, bu hafızayı farklı kurumlarda saklanan arşivlerden ulusal dijital bir arşive taşımak, kayıt ve sınıflandırma standartlarını birleştirmek, ayrıntılı tanımlayıcı verilerle ilişkilendirmek ve dijital olarak erişilebilir hale getirmektir. Bu süreçte gizlilik ve hakları koruyacak düzenlemeler uygulanmalı, aynı zamanda dijital analiz ve yapay zekâ araçlarıyla kalıplar ve anlamlar çıkarılmalıdır.

Böylesi bir girişimi teşvik eden adımlardan biri, Kral Abdulaziz Vakfı ile Ulusal Muhafız Bakanlığı iş birliğiyle başlatılan ‘Kral Abdulaziz’in Adamları’ projesidir. Bu proje, Aralık 2025’te düzenlenen ‘Sözlü Tarih Buluşması’ etkinliği kapsamında yürütülmektedir.

Sözlü arşivin yönetimi, hafızayı yalnızca bir bilgi yığını olmaktan çıkarıp ulusal kimliği destekleyen, bilimsel araştırmalara hizmet eden ve çok sesli bir tarih anlatısını inşa eden bir bilgi sistemine dönüştürebilir. Böylece hafıza, geçmişin saklanmasından öte, dijital çağda ulusal bilgi yönetimi için stratejik bir dayanak haline gelir. Bu noktada, Kral Abdulaziz Vakfı’nın, Suudi mirasının referans kurumu olarak ve ulusal tarihin bir penceresi, milletin hafızasını koruyan ve Suudi Arabistan’ın tarihî belgeler hazinesini yöneten bir kurum olarak, böyle bir girişimi üstlenmeye en uygun ve yetkin kurum olduğu görülmektedir.



Kuveyt ve Bahreyn'e füze saldırıları düzenlenirken Katar'da "güvenlik alarmı" verildi

Kuveyt kenti, Selmiye bölgesindeki sahil şeridinin karşı kıyısından görüntülendi, (AFP)
Kuveyt kenti, Selmiye bölgesindeki sahil şeridinin karşı kıyısından görüntülendi, (AFP)
TT

Kuveyt ve Bahreyn'e füze saldırıları düzenlenirken Katar'da "güvenlik alarmı" verildi

Kuveyt kenti, Selmiye bölgesindeki sahil şeridinin karşı kıyısından görüntülendi, (AFP)
Kuveyt kenti, Selmiye bölgesindeki sahil şeridinin karşı kıyısından görüntülendi, (AFP)

Bahreyn İçişleri Bakanlığı, bugün sabah saatlerinde olası bir saldırıya karşı uyarı sirenlerinin devreye sokulduğunu, daha sonra ise düşmanca füze saldırılarının engellendiğini açıkladı.

Kuveyt, hava savunma sistemlerinin düşmanca füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarını önlediğini duyururken, Katar İçişleri Bakanlığı da güvenlik tehdidi seviyesinin yüksek olduğunu bildirdi. Bakanlık, vatandaşlar ve ülkede yaşayan yabancılardan evlerinde kalmalarını, dışarı çıkmamalarını ve güvenlik amacıyla pencerelerle açık alanlardan uzak durmalarını istedi.

Bahreyn İçişleri Bakanlığı, X platformundan yaptığı açıklamada, vatandaşlar ve ülkede yaşayan yabancılara sakin olmaları, en yakın güvenli noktaya gitmeleri ve gelişmeleri yalnızca resmi kanallar üzerinden takip etmeleri çağrısında bulundu.

Kuveyt Genelkurmay Başkanlığı ise X platformundan yaptığı açıklamada, "Kuveyt hava savunma sistemleri şu anda düşmanca füze ve İHA saldırılarına karşı koymaktadır. Duyulabilecek patlama sesleri, hava savunma sistemlerinin söz konusu saldırıları önlemesi sırasında meydana gelmektedir. Herkesin ilgili makamların güvenlik ve emniyet talimatlarına uyması önemle rica olunur" ifadelerine yer verdi.


NATO ve Körfez ülkeleri güvenlik durumunu ele aldı ve iş birliğinin güçlendirilmesini teşvik etti

Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nin oturum aralarında, İstanbul İşbirliği Girişimi’ne katılan NATO dışişleri bakanları ile Körfez ülkeleri dışişleri bakanlarının toplantısından (Dışişleri Bakanlığı)
Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nin oturum aralarında, İstanbul İşbirliği Girişimi’ne katılan NATO dışişleri bakanları ile Körfez ülkeleri dışişleri bakanlarının toplantısından (Dışişleri Bakanlığı)
TT

NATO ve Körfez ülkeleri güvenlik durumunu ele aldı ve iş birliğinin güçlendirilmesini teşvik etti

Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nin oturum aralarında, İstanbul İşbirliği Girişimi’ne katılan NATO dışişleri bakanları ile Körfez ülkeleri dışişleri bakanlarının toplantısından (Dışişleri Bakanlığı)
Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nin oturum aralarında, İstanbul İşbirliği Girişimi’ne katılan NATO dışişleri bakanları ile Körfez ülkeleri dışişleri bakanlarının toplantısından (Dışişleri Bakanlığı)

NATO üyesi ülkelerin dışişleri bakanları ile İstanbul İşbirliği Girişimi’ne katılan Körfez ülkelerinin dışişleri bakanları, İran savaşının ortaya çıkardığı güvenlik sınamaları karşısında iş birliğinin güçlendirilmesi konusunda mutabakata vardı.

Salıyı çarşambaya bağlayan gece, Ankara’da düzenlenen 36. NATO Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen toplantıda, bölgedeki güvenlik gelişmeleri, deniz ulaşım yollarının güvenliği ve İstanbul İşbirliği Girişimi kapsamındaki ülkeler ile NATO arasındaki ortaklığın geliştirilmesi ele alındı.

(foto altı) Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İstanbul İşbirliği Girişimi’ne katılan NATO dışişleri bakanları ile Körfez ülkeleri dışişleri bakanlarının toplantısında (Dışişleri Bakanlığı)

Toplantı, 36. NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Türkiye’nin, İran savaşı ile bunun bölge ve dünya üzerindeki etkilerini değerlendirme girişimi çerçevesinde düzenlendi.

Görüşme, ABD ile İran arasında geçici bir barış anlaşmasına varılmış olmasına rağmen, Hürmüz Boğazı’nda haftalardır devam eden gerginliğin ardından gerçekleştirildi.

İş birliğini güçlendirmek

Toplantı öncesinde açıklamalarda bulunan Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prevot, ABD ve İsrail ile yaşanan savaş sırasında İran saldırılarına maruz kalan Körfez ülkelerinin istikrarının Avrupa’nın istikrarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. Konunun, Avrupa’nın enerji güvenliği açısından büyük önem taşıyan Hürmüz Boğazı’nın ötesine geçtiğini vurgulayan Prevot, bölgesel istikrarın Avrupa güvenliği açısından stratejik önem taşıdığını ifade etti.

Toplantıya katılan Körfez ülkelerinin temsilcileri de NATO ile iş birliğinin daha da güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.

VGBHYJU
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Cerrah Cabir el-Ahmed es-Sabah’ın Ankara’daki Dışişleri Bakanlığı binasında gerçekleşen görüşmesinden (Dışişleri Bakanlığı)

İstanbul İşbirliği Girişimi’nin ev sahibi ülkesi olan Kuveyt’i toplantıda Dışişleri Bakanı Şeyh Cerrah Cabir el-Ahmed temsil etti. El-Ahmed, NATO Zirvesi’nin başlamasından bir gün önce (pazartesi) Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Dışişleri Bakanlığı’nda bir araya gelerek ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmeleri ele aldı.

Bahreyn heyetine ise Dışişleri Bakanlığı İkili İlişkiler Genel Müdürü Şeyh Abdullah bin Ali Al Halife başkanlık etti.

Katar heyetinin başkanı Muhammed el-Huleyfi toplantıda yaptığı açıklamada, ülkesi ile NATO’nun ayrıntıları henüz açıklanmayan bir ortaklık programı üzerinde anlaşmaya vardığını duyurdu. El-Huleyfi, söz konusu programın iki taraf arasındaki sivil ve askerî iş birliğinin düzenlenmesi ve yönlendirilmesi için kapsamlı stratejik çerçeveyi oluşturacağını söyledi.

XSDVFBHYTJ
Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen İstanbul İşbirliği Girişimi toplantısına katılan Körfez heyetleri (Dışişleri Bakanlığı)

Katar’ın İstanbul İşbirliği Girişimi kapsamında NATO ile iş birliğinin geliştirilmesine büyük önem verdiğini belirten el-Huleyfi, NATO himayesinde Katar’da kurulacak Bölgesel Barış Destek Operasyonları Merkezi’nin kuruluş sürecinde son aşamaya yaklaşıldığını açıkladı.

Ankara’daki toplantının, güvenlik ve siyasi tehditlerin giderek daha fazla iç içe geçtiği, uluslararası çıkarların ise daha yoğun şekilde kesiştiği kritik bir dönemde yapıldığına dikkat çeken el-Huleyfi, Ortadoğu ülkelerinin güvenliğini etkileyen ve bölgesel ile uluslararası istikrarın temellerini tehdit eden sorunlarla mücadelede çabaların birleştirilmesi ve koordinasyonun güçlendirilmesinin zorunlu hale geldiğini ifade etti.

İstanbul İşbirliği Girişimi ve İran savaşı

Bölgede art arda yaşanan krizler nedeniyle uzun süre askıda kalan İstanbul İşbirliği Girişimi, son gelişmeler ve ABD, İsrail ile İran arasında yaşanan savaşın ardından yeniden önem kazandı. Türkiye ise girişimin, bölgesel istikrarsızlığın yükünü taşıyan ülkelerle iş birliği içinde daha etkin bir mekanizmaya dönüştürülmesini savunuyor.

NATO liderleri, İstanbul İşbirliği Girişimi’ni 28 Haziran 2004’te İstanbul’da düzenlenen zirvede, terörle mücadele, enerji güvenliği, hava savunması ve ortak askerî tatbikatlar gibi alanlarda pratik iş birliğini geliştirmeyi amaçlayan bir ortaklık çerçevesi olarak hayata geçirdi. Girişimin oluşturulmasında, 11 Eylül 2001’de ABD’ye düzenlenen terör saldırılarının ardından NATO’nun kuruluş anlaşmasının 5. maddesini tarihinde ilk kez yürürlüğe koyması belirleyici rol oynadı. Sınır aşan ve ortak müdahale gerektiren terör tehdidinin ortaya çıkardığı yeni güvenlik ortamı, NATO’nun bölgesel ortaklarıyla siyasi ve operasyonel iş birliğini güçlendirmesini zorunlu kıldı.

SCDFRGTY6
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İstanbul İşbirliği Girişimi’ne katılan NATO dışişleri bakanları ile Körfez ülkeleri dışişleri bakanlarının toplantısında (Dışişleri Bakanlığı)

İstanbul İşbirliği Girişimi, NATO’nun 1994 yılında başlattığı Akdeniz Diyaloğu ile Kuzey Afrika ülkeleriyle ortaklığını derinleştirme adımının devamı niteliğinde hayata geçirildi.

Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), 2005 yılında Körfez bölgesinden başlanarak Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da geniş kapsamlı bir iş birliği çerçevesi olarak uygulamaya konulan İstanbul İşbirliği Girişimi’ne katıldı. Suudi Arabistan ile Umman ise girişime resmen katılmayarak yalnızca belirli faaliyetlerde yer almayı tercih etti.

Girişimin hedefleri

İstanbul İşbirliği Girişimi, başta Körfez bölgesi olmak üzere katılım göstermeye istekli Ortadoğu ülkeleriyle ikili ve uygulamaya dönük ortaklıklar kurarak bölgesel ve uluslararası güvenlik ile istikrarın güçlendirilmesini amaçlıyor.

Girişim kapsamında, NATO ile ortak ülkeler arasındaki ilişkileri yürütmek üzere NATO üyesi ülkelerin siyasi danışmanlarından oluşan İstanbul İşbirliği Girişimi Grubu kuruldu. Daha sonra bu yapı, NATO’nun tüm ortaklık ilişkilerinden sorumlu olan Siyasi Ortaklıklar Komitesi ile değiştirildi.

DFGRTHY
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ve dört Körfez ülkesinin temsilcileri Ankara’daki İstanbul İşbirliği Girişimi toplantısında (NATO internet sitesi)

İstanbul İşbirliği Girişimi Bölgesel Merkezi, Ocak 2017’de Kuveyt’te kuruldu. Merkez, NATO ile girişime üye Körfez ülkeleri arasındaki eğitim, öğretim ve operasyonel ortaklığın geliştirilmesinde temel bir platform olarak faaliyet gösteriyor. NATO’nun eski Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de girişimin kuruluşunun 20. yılı dolayısıyla 2024 yılında Kuveyt’te düzenlenen toplantılara katılmıştı.

NATO Genel Sekreteri, ittifakın Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Sahel bölgesindeki ortaklarla yürüttüğü iş birliğini koordine etmek üzere Güney Komşuluğu Özel Temsilcisi atadı. Bu görev kapsamında, İstanbul İşbirliği Girişimi ortaklarıyla savunma planlaması, savunma bütçesi ve kapasite geliştirme ile sivil-asker ilişkileri gibi alanlarda, her ülkenin kendine özgü koşulları dikkate alınarak iş birliğinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Bu çerçevede, NATO kuvvetleri ile ortak ülkelerin silahlı kuvvetleri arasında koordineli operasyonların yürütülmesine imkân sağlayacak iş birliği mekanizmalarının oluşturulması ve ortak ülkelerin NATO tatbikatlarına katılımının kolaylaştırılması amaçlanıyor.

Özel temsilci ayrıca belirli askerî tatbikat programlarının koordinasyonu, istihbarat paylaşımı yoluyla terörle mücadele, kitle imha silahları ve bunların taşıma sistemlerinin yayılmasının önlenmesi ile sınır güvenliği alanlarında da koordinasyon görevini yürütüyor. Çalışmalar; terörle mücadele, hafif silahların kontrolsüz yayılmasının önlenmesi, kaçakçılıkla mücadele ve doğal afetlere müdahale amacıyla sivil acil durum eylem planlarının hazırlanmasına odaklanıyor.


Devrim Muhafızları, Kuveyt ve Bahreyn'deki 85 Amerikan tesisini hedef aldığını duyurdu

“İran yapımı ‘Şahid’ insansız hava aracı (AP)
“İran yapımı ‘Şahid’ insansız hava aracı (AP)
TT

Devrim Muhafızları, Kuveyt ve Bahreyn'deki 85 Amerikan tesisini hedef aldığını duyurdu

“İran yapımı ‘Şahid’ insansız hava aracı (AP)
“İran yapımı ‘Şahid’ insansız hava aracı (AP)

İran devlet televizyonunun haberine göre Devrim Muhafızları Ordusu, ABD’nin saldırılarına karşılık olarak Bahreyn ve Kuveyt’teki onlarca ABD askeri tesisini hedef aldığını açıkladı.

Devrim Muhafızları tarafından yapılan açıklamada, “Bu saldırganlığa karşı ilk yanıt kapsamında, Devrim Muhafızları’nın Deniz Kuvvetleri ve Hava-Uzay Kuvvetleri, füzeler ve insansız hava araçlarının (İHA) kullanıldığı ortak bir operasyon düzenledi. Operasyonda iki ülkedeki 85 önemli ABD askeri tesisi hedef alındı” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada ayrıca, “MQ-9 tipi bir insansız hava aracının düşürüldüğü” de belirtildi.