Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Kahire'nin seyirci kalmaya niyeti yok

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Babülmendep'te Husi varlığının sona erdirilmesi yaklaşıyor, Lahic'te saldırılarını yoğunlaştırıyorlar

Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)
Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)
TT

Babülmendep'te Husi varlığının sona erdirilmesi yaklaşıyor, Lahic'te saldırılarını yoğunlaştırıyorlar

Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)
Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)

Yemen hükümet güçleri, Husilerin Babülmendep bölgesinde kontrolünde tuttuğu son mevzileri ele geçirmeye yaklaşırken, Lahic vilayetinde çatışmalar şiddetlendi. Husiler, Babülmendep'e doğru ilerleyebilmek ve Tur el-Baha ilçesine ulaşmak amacıyla Lahic'in Mukatira ilçesinde hükümet güçlerinin mevzilerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı.

Amalika Tugayları, Babülmendep'te Husilerin elinde kalan sınırlı sayıdaki mevziye yönelik operasyonlarını sürdürürken, hükümet güçleri ve Halk Direnişi birlikleri de Taiz ve Lahic cephelerinde şiddetlenen çatışmalara girdi. Husiler, son günlerde kaybettikleri mevzileri geri almak ve batı kıyısına hâkim stratejik bölgelere doğru yeni ilerleme hatları açmak için girişimlerde bulunuyor.

Sahadaki gelişmelerle eş zamanlı olarak Başkanlık Konseyi Başkanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Reşad el-Alimi, Tur el-Baha Askerî Ekseni'nin komuta yapısını ve Taiz cephesinin sorumluluğunu yeniden düzenleyen kararlar aldı. Son haftalarda bazı mevzilerde yaşanan başarısızlıkların ardından alınan kararlar, siyasi liderliğin ilan edilen hedeflere ulaşılıncaya kadar “Yemen Şafağı” operasyonunun sürdürüleceğini yinelediği bir döneme denk geldi.

Sahadaki kaynaklara göre Husilerin Babülmendep'te elinde yalnızca bir ana mevzi ile az sayıda milisin bulunduğu birkaç tepe kaldı.

fbg
Taiz kenti çevresinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında bir Yemen askeri (AFP)

Kaynaklar, hükümet güçlerinin bu noktaların kontrolünü tamamen ele geçirmeye yaklaştığını, ancak Husilerin bölgeye döşediği yoğun mayın ve el yapımı patlayıcıların ilerlemeyi zorlaştırdığını belirtti. Askerler için ciddi tehdit oluşturan patlayıcıların temizlenmesinin, operasyonların tamamlanması açısından zorunlu olduğu ifade edildi.

Amalika Tugayları, Babülmendep Boğazı'na ve uluslararası deniz ulaşım güzergâhlarına hâkim konumu nedeniyle stratejik önem taşıyan bu bölgedeki Husi varlığını tamamen sona erdirmek için operasyonlarını sürdürüyor.

Husiler Lahic'in kuzeyinde saldırılarını yoğunlaştırıyor

Lahic vilayetinin kuzeyindeki Mukatira cephesinde Husiler, salı günü şafak vakti Memşah bölgesinde hükümet güçlerinin mevzilerine şiddetli bir saldırı düzenledi. Ancak 4. Hazım Tugayı ile 1. Komando Ulusal Direniş Tugayı birlikleri saldırıyı püskürttü. Böylece Husilerin aynı noktaya iki gün içinde düzenlediği ikinci saldırı da başarısızlıkla sonuçlandı. Örgüt, pazartesi günü de aynı mevziyi hedef almıştı.

Askerî kaynaklar, hükümet güçlerinin eş zamanlı olarak Nasıra bölgesindeki Savaliha dağlarında bulunan Husi mevzilerini orta ve ağır silahlarla hedef aldığını bildirdi. Saldırılarda Husilerin personel ve askerî teçhizat bakımından kayıplar verdiği belirtildi.

Askerî kaynaklardan alınan bilgilere göre hükümet güçleri, Nasıra cephesindeki Kızıl Su Deposu bölgesinde bazı mevzileri geri alarak Husi unsurlarını bölgeden çıkardı. Topçu birlikleri de Sakhir mevzilerinde Husilere ait toplanma noktalarını ve askerî araçları hedef aldı. Muayık ve Anan bölgelerinde ise çatışmalar devam etti.

scdfvg
Yemen ordusu, Husi saldırılarına karşı Taiz kentindeki mevzilerini koruyor (AFP)

Çatışmalar Kurbe ve Heycet el-Abd hatlarına da yayıldı. Husiler, Turbe ve Vaziiye yönünden askerî araçlar sevk ederek hükümet güçlerinin mevzilerine ilerlemeye çalıştı. Ancak hükümet güçleri saldırıyı püskürttü. Saatler süren çatışmaların ardından Husi unsurları Şerc bölgesinde durduruldu.

Hayfan ilçesindeki Ebus cephesinde de Kerb ve Memşah dağları çevresinde çatışmalar yaşandı. Hükümet güçleri, Husi saldırılarını püskürterek saldırganlara personel ve teçhizat kaybı verdirdi.

Son gelişmeler, Husilerin Babülmendep'te karşılaştıkları baskıya rağmen Lahic'in kuzeyindeki Mukatira cephesine ve buraya bağlı diğer hatlara ağırlık verdiğini gösteriyor. Örgüt, hükümet güçlerinin savunma hatlarını aşarak yeni bir ilerleme sağlamaya çalışıyor.

Taiz cephesinin komuta yapısı değiştirildi

Cephelerdeki gelişmelerin ardından Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Tur el-Baha Askerî Ekseni'nin komuta yapısını yeniden düzenleyen ve Taiz cephesinin yönetimini değiştiren kararlar aldı. Kararlarla, çatışmaların en yoğun yaşandığı bölgelerden birindeki askerî sorumluluklar yeniden dağıtıldı.

2026 tarihli 247 sayılı karar uyarınca Albay Macdi Munadıl Sabit Ahmed, Tur el-Baha Askerî Ekseni komutanlığına ve 1. Vatan Kalkanı Kuvvetleri Tugayı komutanlığına atandı. Ahmed'in rütbesi tümgeneralliğe yükseltildi.

Albay Bessam Abdu Said Salim el-Hark, eksenin kurmay başkanlığına ve 4. Dağ Piyade Tugayı komutanlığına getirilirken, Tuğgeneral Naci Mukbil Muhammed Said eş-Şattaf da eksenin harekât sorumlusu olarak görevlendirildi.

246 sayılı kararla ise Tuğgeneral Reşad Ahmed İsmail el-Yusufi, Yüksek Askerî Komite üyeliğine ve Taiz cephesi sorumluluğuna atandı. El-Yusufi'nin rütbesi tümgeneralliğe yükseltilirken, bu görevde Tümgeneral Yusuf eş-Şeraci'nin yerini aldı.

Taiz çevresindeki çatışmalar sürüyor

Taiz kentinin güneyinde hükümet güçleri, Halk Direnişi birliklerinin desteğiyle Akruz cephesinde bazı stratejik mevzileri yeniden ele geçirdi. Nube ve Seyb bölgeleri ile Mübarek Tepesi, Husilerle yaşanan çatışmaların ardından hükümet güçlerinin kontrolüne geçti. Çatışmalarda Husilerin ağır kayıplar verdiği bildirildi.

Hükümet güçleri, Misrah ilçesindeki Hubeyl es-Sarm bölgesinde mevzilerine yönelik Husi saldırısını da püskürttü. Vilayetin diğer cephelerinde ise çatışmalar devam etti.

Öte yandan savaş uçakları, Cebel Habşi kavşağında ağaçların altında konuşlanan Husi unsurlarını ve askerî araçlarını hedef aldı. Sahadaki bilgilere göre hava saldırılarında doğrudan kayıplar meydana geldi.

vfgb
Cevf vilayetindeki cephe hatlarında görev yapan Yemen hükümet güçlerinden bir asker (AFP)

Husiler ise Şakab köylerini havan toplarıyla bombaladı. Saldırılarda bazı evler zarar görürken, bölge sakinleri arasında korku ve panik yaşandı.

Taiz kentinin çevresindeki cephelerde hükümet güçleri ve yerel savaşçılar, kentin giriş ve çıkış noktalarındaki savunma mevzilerini korumayı sürdürüyor. Bölgede topçu ateşi ve aralıklı çatışmalar devam ediyor.

Kent çevresindeki Husi saldırılarının görece azalması, örgütün Mukatira ve Tur el-Baha cephelerindeki çatışmalara yoğunlaşmasıyla aynı döneme denk geldi. Böylece askerî operasyonların ağırlığı Taiz çevresindeki diğer cephelere kaydı.

Yemen Başkanlık Konseyi: Operasyon hedeflerine ulaşılıncaya kadar sürecek

Siyasi cephede Yemen Başkanlık Konseyi, “Yemen Şafağı” operasyonunun ilan edilen hedeflere ulaşılıncaya kadar devam edeceğini yineledi. Bu hedeflerin başında Husi darbesinin sona erdirilmesi, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesi ve devlet otoritesinin ülkenin tamamında sağlanması geliyor.

Reşad el-Alimi başkanlığında, tüm konsey üyelerinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda, hükümet güçleri, askerî birlikler ve Halk Direnişi unsurlarının Suudi Arabistan öncülüğündeki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu'nun desteğiyle Cevf, Marib ve batı kıyısı cephelerinde ilerleme kaydettiği, Taiz'de ise direnişin sürdüğü belirtildi.

Resmî medyanın aktardığına göre toplantıda, Husilerin askerî saldırılarındaki tırmanış ele alındı. Devlet kurumları ve sivil tesislere yönelik füze ve İHA saldırıları, kent ve köylere yönelik saldırıların genişletilmesi, Taiz kuşatmasının sürdürülmesi ve yerleşim bölgelerinin bombalanması değerlendirildi. Uluslararası su yolları ve deniz ulaşımına yönelik tehditler de toplantının gündeminde yer aldı.

Başkanlık Konseyi, Husilerin saldırıları karşısında cephelerde gösterilen direnişin Suudi Arabistan'ın desteğiyle sürdürüldüğünü vurguladı. Konsey, Riyad yönetiminin hükümet güçlerine verdiği desteğin yanı sıra Taiz ve diğer vilayetlerdeki insani ihtiyaçların karşılanmasına yönelik yardımlarını da takdir etti.

Konsey ayrıca Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan vatandaşlara, örgütün milis devşirme ve eleman kazanma faaliyetlerini reddetmeleri, çocuklarının çatışmalara sürüklenmesine izin vermemeleri çağrısında bulundu.

Açıklamada, silah bırakarak Husiler saflarında savaşmayı bırakanlar için ilan edilen prosedürler çerçevesinde güvenli dönüş yolunun açık olduğu da vurgulandı.


Yemen Dışişleri Bakanı: Husiler sınır aşan bir tehdit, uluslararası toplum kararlı tutum sergilemeli

Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)
Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)
TT

Yemen Dışişleri Bakanı: Husiler sınır aşan bir tehdit, uluslararası toplum kararlı tutum sergilemeli

Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)
Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)

Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin tehditleri ve Afrika Boynuzu'ndaki terör örgütleriyle koordinasyonunun, milisleri uluslararası düzeyde kararlı bir tutum sergilenmesini gerektiren sınır aşan bir tehdide dönüştürdüğünü söyledi.

Ez-Zuba, salı günü Paris'te Fransa Senatosu Yemen-Fransa Dostluk Grubu Başkanı Remi Ferro ile bir araya geldi. Görüşmede Yemen'deki son gelişmelerin yanı sıra Husilerin sivil yerleşimlere ve uluslararası deniz ulaşım hatlarına yönelik terör eylemlerindeki tırmanış ele alındı.

Yemen Dışişleri Bakanı, Husilerin Taiz kentini kuşatma altında tutmasının yol açtığı insani dramı da gündeme getirdi. Ez-Zuba ayrıca, Birleşmiş Milletler (BM) çalışanları ile insani yardım kuruluşlarında görev yapan personelin kaçırılması ve işkenceye maruz bırakılması gibi ihlallere dikkat çekti. Bu eylemlerin son olarak Muhammed eş-Şami'nin hayatına mal olduğunu belirtti.

Fransa Senatosu Yemen-Fransa Dostluk Grubu Başkanı Ferro ise Fransa ve Avrupa Birliği'nin (AB), sahadaki değişimlere uyum sağlayacak yeni bir Yemen politikası benimsemeye önem verdiğini ifade etti. Ferro, ülkesinin Husilerin sivillere yönelik tüm ihlallerini reddettiğini vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın Yemen resmî haber ajansından aktardığı habere göre görüşmede, Yemen'deki gelişmeler ve Husilerin bölgesel güvenliğe yönelik tehditleri üzerinde duruldu.


Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı

Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı
TT

Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı

Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı

Yemen İçişleri Bakanlığı, salı günü, terör örgütü olarak nitelendirdiği Husilerle birlikte çalışan 21 yabancı uzman bulunduğunu açıkladı. Bakanlık, bunlardan 14'ünün İran Devrim Muhafızları Ordusu, 7'sinin ise Lübnan Hizbullahı mensubu olduğunu bildirdi.

Yemen'in 6 vilayetine dağılan uzmanların, Husilerin finansman, silahlandırma ve eğitim faaliyetlerinde görev aldığı belirtildi. Açıklamaya göre bu kişiler, doğrudan denetim ve gözetimin yanı sıra operasyonların planlanması ve yönetilmesine, milislerin askerî kapasitesinin geliştirilmesine de katılıyor. Uzmanların ayrıca Yemen'de uzun vadeli nüfuz oluşturmayı, siyasi, örgütsel, toplumsal ve medya faaliyetleri aracılığıyla Husilere bağlılık ağları ve yapılar kurmayı hedeflediği kaydedildi.

Yemen İçişleri Bakanlığı, söz konusu faaliyetlerin Yemen'i Arap çevresinden uzaklaştırmayı amaçladığını vurguladı.

Yabancı uzmanların görev alanları arasında operasyon yönetimi, komuta-kontrol sistemleri, balistik füzeler ve insansız hava araçları (İHA) bulunuyor. Ayrıca gözetleme sistemleri, haberleşme altyapısı, elektronik harp, ikmal ağları ve askerî bileşenlerin kaçakçılığı da uzmanların faaliyet gösterdiği alanlar arasında sıralandı.

Uzmanların deniz operasyonlarının koordinasyonunda ve ticari gemilerin hedef olarak belirlenmesinde de rol aldığı belirtildi. Açıklamada, patlayıcı yüklü teknelerin geliştirilmesi, otonom denizaltıların tasarlanması, mayın döşeme faaliyetleri ve milis unsurlarına askerî taktikler konusunda eğitim verilmesinin de bu kişilerin görevleri arasında bulunduğu ifade edildi. Söz konusu eğitimlerin, şehirlerin kuşatılması ve şehir savaşlarına yönelik olduğu kaydedildi.

Öte yandan, Yemen'de meşru yönetimi destekleyen Arap Koalisyonu salı günü, Mekke bölgesinde bir insansız hava aracının (İHA) önlenerek imha edildiğini duyurdu.

Bu gelişme, Husilerin Suudi Arabistan'ın güneyine doğru fırlattığı bir balistik füze ile Riyad bölgesine yönelen iki İHA'nın bir gün önce engellenmesinin ardından yaşandı.