İran'ın dün Körfez ülkelerine karşı düzenlediği füze saldırıları, analistlerin Ortadoğu'nun güvenliğini ve istikrarını tehdit eden çatışmanın yayılacağı uyarısında bulunduğu bir dönemde, Tahran'ın bölgedeki askeri saldırılardan önce verdiği güvencelere bağlılığı konusunda soru işaretleri yarattı.
ABD ve İsrail'in dün sabah İran'a karşı başlattığı saldırıların ardından İran Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Katar, Kuveyt ve Ürdün'ü hedef alan saldırılar düzenledi. Bu gelişme, İran’ın fırlattığı füzelerin önlenmesi ile eşzamanlı olarak, birçok Arap ülkesinde hava sahasının kapatılması ve sivil uçuşların askıya alınması da dahil olmak üzere, bölgede yaygın bölgesel önlemlerin alınmasına neden oldu.
Suudi Arabistan tarafından yapılan açıklamada, İran'ın Riyad ve doğu bölgelerini hedef alan ‘açıkça ve korkakça’ saldırılarını en şiddetli şekilde reddedildiği ve kınandığı belirtildi. Açıklamada bu saldırıların hiçbir gerekçeyle ve hiçbir şekilde haklı gösterilemeyeceği, İranlı yetkililerin Suudi Arabistan'ın hava sahası ve topraklarının İran'ı hedef almak için kullanılmasına izin vermeyeceğini bildirmelerine rağmen bu saldırıların gerçekleştirildiği vurgulandı.
Garantilerin ihlali
Suudi stratejik ve siyasi çalışmalar profesörü Dr. Muhammed el-Harbi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bölgesel bir savaşı önlemek amacıyla yapılan diplomatik girişimler ve iletişim kapsamında Riyad, Washington ve Tahran'ın hava sahalarının iki taraf arasındaki herhangi bir çatışmada kullanılmayacağına dair önceden verdikleri garantilerin bildirilmesine işaret ederek İran’ın ‘saldırılardan önce verilen garantileri ihlal ettiğini’ söyledi.
İran'ın Riyad Büyükelçisi Dr. Ali Rıza İnayeti, Şarku’l Avsat’ın bölgedeki askeri gerginliğin tırmanmasından saatler önce yayınladığı özel bir açıklamada, Riyad ve Tahran arasında ‘bölgede güvenlik ve barışın sağlanması ve savaşın önlenmesi gerektiği’ konusunda anlaşma sağlandığını söyledi.
İnayeti, bölgedeki ülkelerin güvenlik ve barışı sağlamak ve savaşı önlemek için ortak çaba sarf ettiklerini vurguladı.
Tahran'ın Suudi Arabistan dahil Körfez ülkeleriyle ABD ile nükleer müzakereler konusunda istişarelerde bulunduğunu ve ‘diyalog sürecini ve önceki turlarda varılan anlaşmaları destekleyen Suudi Arabistan'ın tutumuna takdirini ifade ettiğini’ belirtti.
Öte yandan Harbi, İran'ın Körfez ülkelerini hedef almasını veya onları çatışmaya dahil etmesini haklı gösterecek hiçbir kanıt olmadığını vurgulayarak “Bu da Tahran'ın Körfez ülkelerine sivil hedefleri hedef almayacağına dair güvence vermeye çalışmasına rağmen, onların egemenliğine bir saldırı anlamına gelir” dedi.
Misillemenin kapsamının genişlemesi
Suudi siyasi analist Dr. Nayef el-Vakaa, İran'ın askeri misillemesini saldırının kaynağı olmayan ülkeleri de kapsayacak şekilde genişleterek Körfez ülkelerinin verdiği garantileri ihlal ettiğini söyledi. Saldırı Körfez ülkelerinden değil, Arap Körfezi dışında konuşlanmış ABD donanma gemileri, uçak gemileri ve denizaltılarından gelmişti.
Şarku’l Avsat’a konuşan Vakaa, Körfez ülkelerinin İran'a yönelik İsrail saldırılarını kınadığını ve saldırılardan önce güvence verdiğini, ancak İran'ın ‘dengesiz ve düşüncesiz’ tepkilerinin bu ülkeleri etkilediğini belirtti. Vakaa, ‘meşru müdafaa’ ilkesinin, tepkinin doğrudan tehdidin kaynağına yöneltilmesi ve hedeflerin kapsamını Körfez ve Arap ülkelerini de içerecek şekilde genişletilmemesi gerektirdiğini vurguladı.
Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamalara göre iki uzman, önceden verilen güvencelere rağmen Körfez ülkelerini hedef almanın, bölgedeki askeri gerginliğin devam eden yansımaları göz önüne alındığında, çatışmayı daha geniş bir bölgesel düzeye taşıyacağı sonucuna vardılar.