Afrika, Hürmüz Boğazı'ndan çok uzak değil

Boğazın kapatılmasının etkileri saatler içinde kıtaya ulaştı ve petrol vadeli işlem fiyatlarını, nakliye sigorta primlerini, gübre tedarik zincirlerini ve siyasi sınırları dikkate almadan çalışan döviz piyasalarını etkiledi.

Afrika, petrol ithalatının önemli bir bölümü için Hürmüz Boğazı'na bağımlı (Reuters)
Afrika, petrol ithalatının önemli bir bölümü için Hürmüz Boğazı'na bağımlı (Reuters)
TT

Afrika, Hürmüz Boğazı'ndan çok uzak değil

Afrika, petrol ithalatının önemli bir bölümü için Hürmüz Boğazı'na bağımlı (Reuters)
Afrika, petrol ithalatının önemli bir bölümü için Hürmüz Boğazı'na bağımlı (Reuters)

Emani el-Tavil

Hürmüz Boğazı fiilen kapatıldığında, şok dalgaları Kızıldeniz ile sınırlı kalmadı; Afrika döviz piyasalarına, benzin istasyonu kuyruklarına, merkez bankası rezerv tablolarına ve maliye bakanlarının tahminlerine kadar uzandı. Bunun nedeni, Afrika'nın İran çatışmasıyla olan ilişkisinin tesadüfi değil, yapısal olmasıdır. Kıta, petrol ithalatının, gübre tedarik zincirlerinin ve nakliye rotalarının önemli bir bölümünü güvence altına almak için Hürmüz Boğazı'na ve daha geniş Körfez enerji koridoruna bağımlı. Nitekim 2023’ün sonlarından itibaren Gazze ile dayanışma için Husilerin başlattıkları saldırılarla tetiklenen Kızıldeniz'deki kargaşa ve çalkantı, tek başına Mısır'ın Süveyş Kanalı gelirlerinde ayda 400 milyon dolardan fazla kayıp yaşamasına neden oldu ve Afrika'ya giden gemileri Ümit Burnu'ndan dolaşmak zorunda bıraktı. Ancak İran'daki durum çok daha ciddi görünüyor.

Diplomatik cephede kıtadaki en öne çıkan ses, 28 Şubat'ta yayınlanan ve kurumsal çerçeveyi oluşturan açıklamasıyla Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf'tu. Yusuf, ABD-İsrail saldırılarını “Ortadoğu'daki düşmanlık eylemlerinde ciddi bir tırmandırma” olarak nitelendirdi. Daha fazla çatışmanın “küresel istikrarsızlığı daha da kötüleştireceği, özellikle çatışmaların ve keskin ekonomik baskıların çok yoğun olduğu Afrika'da enerji piyasaları, gıda güvenliği ve ekonomik dayanıklılık için tehlikeli sonuçlar doğuracağı” konusunda uyardı. Açıklamada itidal ve sürdürülebilir diyalog çağrısında bulundu.

Coğrafi ve ekonomik olarak en açık Kuzey Afrika devletleri ise en açık diplomatik dili kullandılar. Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, çatışmanın “bölgesel istikrara tehdit oluşturduğu” uyarısında bulundu. Krizi kontrol altına almak için bölgesel ve uluslararası taraflarla yoğun diplomatik çabalar yürütüldüğünü duyurdu. Mısır’ın bu gayreti sadece söylemden ibaret, çünkü Mısır'ın döviz rezervleri Kızıldeniz'deki karışıklık ile enerji ve gıda ithalatına bağımlılığı nedeniyle zaten aşınmıştı. Sudan Dışişleri Bakanlığı, Afrika hükümetleri arasında en sert dili kullanarak, saldırıları “haksız saldırganlık” diyerek kınadı. Batılı güvenlik çerçeveleriyle karmaşık bir ilişkiye sahip petrol ihracatçısı Cezayir, saldırıları onaylamamak ve Washington'u kışkırtmamak arasında dikkatli denge kuran bir dil benimsedi.

Sahra Altı Afrika'da ise temkinli bir yaklaşım hakimdi. Kenya ve Nijerya, ABD'yi veya İran ile ittifakı sorgulanabilir olan BRICS ortaklarını kızdırmamak için dikkatlice seçilmiş bir dil kullanarak, gerilimin azaltılması çağrısında bulunan açıklamalar yayınladı. Bu arada, Benin, Senegal, Gine-Bissau ve Gana gibi ülkeler, belirli suçlamalarda bulunmadan endişelerini dile getirdiler.

Afrika ülkelerinin hem Washington hem de Tel Aviv ile stratejik ilişkilerini korumaya çalışırken aynı zamanda diğer Afrikalı ve Ortadoğulu müttefiklerinin açık tepkisinden veya diplomatik gerilimlerden kaçınmaya çalıştıkları göz önüne alındığında, Afrika’nın bu tutumu anlaşılabilir. Bu durum, ABD-Avrupa kalkınma fonlarına, Çin altyapı yatırımlarına ve Körfez finansal akışlarına duyulan ihtiyaç da dahil olmak üzere karmaşık karşılıklı bağımlılıklarla daha da kompleks hale geliyor.

Güney Afrika doğal olarak en karmaşık konumda yer alıyor. Ramaphosa hükümetinin Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail aleyhine soykırım davası açma kararı ve BRICS ile olan ilişkisi, şubat ayındaki saldırılardan önce Washington ile arasını zaten açmıştı. Ne var ki Gazze savaşı sırasındaki sert söyleminin aksine daha ılımlı bir tutum sergileyen Güney Afrika, çok ince bir çizgide yürüyor. Washington, İsrail konusundaki tutumları ve BRICS ile olan ilişkisi nedeniyle Pretorya'yı sürekli diplomatik ve ticari olarak cezalandırdı. Dahası, İran'ın BRICS'e katılımı, Güney Afrika, Mısır ve Etiyopya gibi Afrikalı üyeler için daha fazla karmaşıklık yarattı ve kurumsal taahhütlerin sıklıkla ikili çıkarlarla çatıştığı bir durum ortaya çıkardı. İran'ın pozisyonlarıyla en açık şekilde aynı çizgide olan Afrika ülkelerine gelince, başta Burkina Faso ve Mali olmak üzere Sahel bölgesi hükümetleridir. Nitekim Burkina Faso, İran'ı kınayan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın Haziran 2025 tarihli kararına karşı oy kullanan tek Afrika ülkesiydi. Bu adım, Vagadugu ve Tahran arasında imzalanan nükleer iş birliği mutabakat zaptını somutlaştırmıştı. İran Savunma Bakanı da şubat ayında Burkina Faso'ya bir ziyaret gerçekleştirmiş, Tahran'ın bağımsız ve devrimci devletleri desteklediğini açıklamıştı.

İran çatışmasının etkilerinin Afrika ekonomilerine ulaşmasında doğrudan etken enerji fiyatlarıdır. 1 Mart itibarıyla, bir varil petrolün fiyatı yüzde 20'den fazla yükselerek zaten kırılgan olan ekonomiler için ciddi bir şok oluşturdu. Hürmüz Boğazı'ndan her gün yaklaşık 20 milyon varil petrol ve türevleri geçiyor; bu da küresel tüketimin yaklaşık yüzde 20'sine denk geliyor.

Büyük nakliye ve sigorta şirketlerinin 1 Mart'ın erken saatlerinde çekilmesinin istihdam üzerindeki etkisi ise çoğu petrol ithal eden Afrika ülkesi (çoğunluğu Sahra Altı Afrika'da) için tarihi bir şoka eşdeğerdi. En savunmasız ekonomiler arasında Tanzanya, Mozambik, Zambiya, Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC) pazarları, Nijerya ve Fildişi Sahili yer alıyor. Zira Sahra Altı Afrika'da tüketilen gıdanın yaklaşık yüzde 80'i ithal ediliyor.

Mevcut kapatma, nakliye alanında 2023 sonlarında başlayan aksaklığı ve kargaşayı büyütüyor. Husi saldırıları ile birlikte Kızıldeniz'den günlük ortalama 72-75 olan gemi geçiş sayısı Haziran 2025'te 36-37'ye kadar düşmüştü. Hint Okyanusu kıyısındaki Afrika limanları (Mombasa, Darüsselam, Maputo ve Durban) açısından bu rota değişikliği, transit merkezleri olarak stratejik önemlerini artırıyor ama aynı zamanda sıkışıklık, daha yüksek yanaşma ücretleri ve Kızıldeniz'deki ana rotasından sapmak zorunda kalmış uluslararası taşımacılık aktivizmiyle birlikte rekabetin artması da onları kısıtlıyor. Mısır ve Cibuti, şubat ayındaki gerilimden önce bile en ağır doğrudan maliyetleri üstleniyordu.

Borç, zaten borç sıkıntısı içinde olan Afrika ülkelerinin yavaş yavaş boğuluşunu temsil ediyor. Bu kırılganlık karşısında ABD ve İsrail ile İran arasındaki süregelen çatışma, üç ayrı baskıyı kat kat artırıyor; yatırımcıların güvenli limanlara kaçmasıyla güçlenen ABD doları, dolar cinsinden petrol ithalat faturalarının yükselmesi ve enflasyon beklentileriyle beslenen küresel finansal koşullarının sıkılaşması. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bütün bu faktörler, çoğu dolar cinsinden borç yükü altında olan Afrika hükümetleri için borç ödeme maliyetlerini artırıyor.

Bu bağlamda, gıda güvenliği toplumsal huzursuzluğu tetiklemekte en büyük katalizördür. Yüksek enerji fiyatları, gübreler başta olmak üzere tarımsal girdilerin maliyetini artırıyor. Dahası İran, azotlu gübre üretiminde kullanılan metanolde küresel talebin yaklaşık yüzde 10'unu karşılıyor. Ayrıca, artan nakliye maliyetleri temel ithal gıda maddelerinin fiyatını da yükseltiyor. Para biriminin zayıflaması, yerel para birimi cinsinden tüm ithalatın maliyetini aynı anda artırıyor. Sudan, Somali, Orta Afrika Cumhuriyeti gibi bazı ülkelerin ve Sahel'in bazı bölgelerinin zaten gıda güvensizliğinden muzdarip olduğu bir dönemde, bu üçlü baskı, insanları zorluk içinde yaşamaktan insani olarak acil bir duruma itebilir.

Öte yandan, Nijerya, Angola, Cezayir, Libya, Ekvator Ginesi ve Gabon gibi petrol ihracatçısı veya altın üretimi yaparak altının geleneksel güvenli liman rolünden faydalanan Güney Afrika ve Gana gibi Afrika ekonomileri ise faydalar elde edebilir. Sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üreticisi olan Mozambik ve Uganda, tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek isteyen alıcılardan hızlandırılmış yatırımlar çekebilirler.

Güvenlik cephesine gelince, iki Afrika alt bölgesi niteliksel olarak farklı güvenlik tehditleriyle karşı karşıya bulunuyor. Birincisi, Cibuti'deki ABD askeri üslerinin İran'ın misillemesi veya Husi vekilinin saldırıları için potansiyel hedef olduğu Afrika Boynuzu'dur. Cibuti'deki Camp Lemonnier'e yapılacak herhangi bir saldırı, gelir ve istikrar için büyük ölçüde yabancı askeri varlığa bağımlı olan Cibuti'de acil bir insani ve mali krize yol açacaktır. Sahel'de ise tehdit, doğrudan saldırıdan ziyade radikalleşme yoluyla işlemektedir. Sahel bölgesinde terörizmden kaynaklanan ölümler 2007'den bu yana on kat arttı ve bu durum, “Batı'nın Müslüman halklara yönelik saldırganlığı” anlatısının radikalleşmeyi ve militan devşirmeyi önemli ölçüde hızlandırabileceği bir ortam yarattı.

Dolayısıyla, Lagos'tan 5 bin kilometre ve Nairobi'den 6 bin kilometre uzaklıkta bulunan Hürmüz Boğazı ile Afrika arasındaki coğrafi mesafe önemli görünüyor; zira boğazın fiili olarak kapatılmasının etkileri, petrol vadeli işlem fiyatları, nakliye sigorta primleri, gübre tedarik zincirleri ve siyasi sınırları dikkate almadan işleyen döviz piyasaları aracılığıyla, bu şehirlere saatler içinde ulaştı.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
TT

Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Washington yönetiminin İsrail'e yönelik 10 yıllık güvenlik yardımı anlaşmasını sona erdireceğini açıkladı. Söz konusu anlaşma kapsamında İsrail'in 2028 yılına kadar yıllık 3,8 milyar dolar yardım alması öngörülüyordu.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada, ilk başkanlık döneminde 2019'da yürürlüğe giren ve temeli selefi Barack Obama döneminde, 2016 yılında atılan yardım anlaşmasının sona erdirileceğini belirtti.

İsrail'in de bu yardımın kesilmesine karşı olmadığını söyleyen Trump, “İsrail'in buna ihtiyacı olursa kendisine yardım edeceğiz” dedi. Yardımın azaltılması kararının kendisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında varılan mutabakat doğrultusunda alındığını kaydetti.

ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin önemine dikkat çeken Trump, İsrail'in ülkesi açısından öncelikli konumda olduğunu belirterek şunları söyledi:

“İsrail bizim için ilk sırada geliyor. Ona diğer bütün taraflardan daha fazla yardım sağlıyoruz ancak artık bu yardıma ihtiyacı kalmadı. Eğer ihtiyacı olsaydı, yardımın sürdürülmesi gerektiğini söylerdim.”

Anlaşma kapsamında İsrail, silah alımlarında kullanılmak üzere ABD'den yıllık yaklaşık 3,8 milyar dolar tutarında mali yardım alıyor.

Şarku’l Avsat’ın Dış İlişkiler Konseyi'nden  (CFR) aktardığı verilere göre İsrail, 1948'de kuruluşundan bu yana ABD'den bugünkü dolar değeriyle 300 milyar doların üzerinde ekonomik ve askeri yardım aldı.

Bu miktar, 1946'dan bu yana herhangi bir ülkeye sağlanan ABD yardımını geride bırakıyor. İsrail Başbakanı Netanyahu da daha önce ülkesinin ABD yardımına bağımlılığını sona erdirmek istediğini dile getirmişti.

Netanyahu, haziran ayında yaptığı açıklamada İsrail'in askeri bağımsızlığının güçlendirilmesi ve Washington'a olan bağımlılığının azaltılması çağrısında bulunmuştu.

Netanyahu, ocak ayında The Economist dergisine verdiği röportajda ise bu hedefe 10 yıl içinde ulaşmayı umduğunu söylemişti.

Trump, salı günkü açıklamasında kararının gerekçelerinden birinin de Demokratların Senato adayı Abdul (Abdurrahman) Seyyid'in yönelttiği eleştiriler olduğunu belirtti. Seyyid, ABD'de kamuoyunda giderek artan hoşnutsuzluktan ve İsrail karşıtı tepkilerden yararlanan isimler arasında gösteriliyor.

Trump, Fox News'e yaptığı açıklamada, “İsrailliler artık bu yardıma ihtiyaç duymuyorken neden Abdul Seyyid gibi aşırılık yanlısı kişilerin saldırılarına ve eleştirilerine katlanalım?” ifadelerini kullandı.


Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
TT

Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçilerin zaferini garantilemek için seçmenlere sandık başına gitmeleri ve oylarını “sanki kendi adı da oy pusulasında yer alıyormuş gibi” kullanmaları çağrısında bulundu. Bu çağrı, Cumhuriyetçi taban nezdinde partisine yarar sağlayabilecek olsa da diğer seçmen kesimleri üzerinde ters etki yaratabilir.

Zira Amerikalıların bu seçimlerde oy kullanması, mutlaka bir adayı destekledikleri anlamına gelmiyor. Aksine bu tercih, ABD Başkanı'nın iç ve dış politikalarına yönelik bir tepkinin ifadesi olarak öne çıkıyor. Birçok kamuoyu araştırmasının sonuçları da Trump karşıtlığının geniş bir seçmen kitlesi için temel bir seçim motivasyonuna dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Şarku’l Avsat’ın Pew Araştırma Merkezi'nden aktardığı ankete göre kayıtlı seçmenlerin yüzde 44'ü oylarını Trump'a karşı kullanacağını belirtiyor. CBS televizyonunun araştırmasında ise Demokrat seçmenlerin yüzde 70'inden fazlası, oy tercihlerinin başkana yönelik muhalefetin bir ifadesi olduğunu dile getiriyor.

Bu veriler, Trump'ın Demokrat tabanı harekete geçiren başlıca unsura dönüştüğünü ve birçok seçmen açısından kendisine karşı çıkmanın adayların seçim programlarından daha öncelikli hale geldiğini gösteriyor.

Muhalefet stratejisi

Demokratlar bu tablodan yararlanıyor ve seçim kampanyalarını Trump'ı ve siyasi gündemini hedef alan bir söylem üzerine kuruyor. Bu strateji, Kongre'de önemli kazanımlar elde etmelerine, hatta Temsilciler Meclisi veya Senato'da ya da her iki kanatta birden çoğunluğu ele geçirmelerine yardımcı olabilir.

Ancak bu tür bir stratejinin temel sorunu, Demokratların seçimleri kazanmasını sağlayabilse de seçim sonrasında seçmenlerin desteğini korumalarını garanti etmemesi. Trump'a karşı olmak, seçmenin Demokratlara güvendiği anlamına gelmiyor.

defrgt
2 Kasım 2026'da Iowa eyaletinde oy kullanmak için sıraya giren seçmenler (AFP)

CBS'nin anketi, Demokrat Parti destekçilerinin önemli bir bölümünün açık ve belirgin bir Demokrat gündemi desteklemekten ziyade Trump ve Cumhuriyetçilerin politikalarına karşı koyma motivasyonuyla hareket ettiğini ortaya koydu. Parti destekçilerinin yaklaşık yüzde 40'ı, Demokratların Kongre'de çoğunluğu elde etmesi durumunda “açık bir plana sahip olmadığını” düşünüyor.

Nitekim Demokratların, seçimleri kazanmaları halinde önümüzdeki dönemde hangi konulara öncelik vereceklerine ilişkin henüz ortak ve net bir programı bulunmuyor. Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries ise partisinin gündeminin ana hatlarını belirlemeye çalıştı.

Jeffries kısa süre önce, Demokratların iktidara gelmeleri halinde ilk 100 günde hayata geçirmeyi planladıkları bir program açıkladı. Plan; yaşam maliyetlerinin düşürülmesini, sağlık sisteminde reform yapılmasını, Trump'ın gümrük tarifelerine karşı çıkılmasını ve İran'la yürütülen savaşın ele alınmasını içeriyor. Parti ayrıca yönetimin uygulamalarına yönelik kapsamlı soruşturmalar başlatmaya hazırlanıyor.

Ancak böyle bir gündemin açıklanmış olması, Demokratların bu başlıkların nasıl hayata geçirileceği veya hangilerine öncelik verileceği konusunda uzlaştığı anlamına gelmiyor. Özellikle partinin ilerici ve ılımlı kanatları arasındaki görüş ayrılıkları ve Trump'ın Beyaz Saray'daki görevini sürdürmesinin getireceği kısıtlamalar, ortak bir yol haritası oluşturulmasını zorlaştırıyor.

vfbghyju
Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries, 31 Ekim 2026'da Virginia'da (AFP)

Demokratların bir bölümü sağlık sisteminde reformun öncelikli gündem maddesi olması gerektiğini savunurken, bazıları Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi'nin (ICE) reforme edilmesini istiyor. Diğerleri ise ekonomiyi canlandırmaya yönelik projelerin yasalaştırılmasına öncelik verilmesi çağrısında bulunuyor.

Buna karşılık birçok Demokrat, yönetimin uygulamalarını denetleme ve hesap vermesini sağlama yetkilerini yeniden etkin biçimde kullanmayı bekliyor. Bu kapsamda Trump'ın veya yönetimindeki bazı yetkililerin görevden alınmasına yönelik girişimlerin de gündeme gelebileceği belirtiliyor.

Demokratların öncelikleri

Ancak Trump'a yönelik muhalefeti seçim kazanımlarına dönüştürmek başka, bu muhalefeti seçmenlerin beklentilerini karşılayacak bir yasama programına çevirmek başka bir mesele. Demokrat Parti içinde gündeme getirilen konuların çeşitliliği ve öncelikler konusundaki görüş ayrılıkları, temel bir soruyu gündeme getiriyor: Seçmenler, yeni Kongre'den gerçekte ne bekliyor?

cfvgthd
3 Kasım'da Washington'daki bir seçim merkezinde oy kullanan kadın seçmen (AP)

Trump'a karşı oy kullanmak, ilk bakışta Demokratlara başkanı denetleme ve yönetimine karşı koyma yetkisi verilmesi anlamına gelebilir. Ancak kamuoyu araştırmaları, tablonun bundan daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Associated Press'ten aktardığı ankete göre seçmenlerin yaklaşık yüzde 80'i Kongre'nin yaşam maliyetlerini düşürmeye öncelik vermesini istiyor. İran'la savaşın sona erdirilmesini öncelikli görenlerin oranı yaklaşık yüzde 70'e ulaşırken, Trump yönetiminin uygulamalarına yönelik soruşturmaların öncelik haline getirilmesini isteyenlerin oranı ise yaklaşık yüzde 40'ta kalıyor.

 bgnm
2 Kasım 2026'da New Hampshire eyaletinde bulunan Demokrat bir kadın seçmen (Reuters)

Çelişki de tam bu noktada ortaya çıkıyor: Bir seçmen Trump'a karşı oy kullanabilir ancak yeni Kongre'nin, günlük yaşamını doğrudan etkileyen sorunları bir kenara bırakarak başkanla siyasi mücadeleye odaklanmasını istemeyebilir.

Demokratlar çoğunluğu elde etmeleri halinde seçmenlerin beklentilerini karşılamayı başarabilecek mi? Yoksa parti içindeki görüş ayrılıkları, önümüzdeki dönemi somut sonuçların elde edilemediği siyasi çekişmeler ve güç mücadeleleriyle mi geçirmelerine yol açacak?


ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
TT

ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff dün yaptığı açıklamada, Ukrayna, Rusya ve ABD'li yetkililerin barış müzakerelerini ilerletmek amacıyla gelecek hafta Abu Dabi'de üçlü bir toplantı gerçekleştireceğini bildirdi.

Rusya, ekim ayının sonlarında, yılın başından bu yana çıkmaza giren barış görüşmelerini yeniden başlatmaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Rusya, Ukrayna ve ABD heyetleri arasındaki son üçlü görüşme şubat ayının ortasında İsviçre'nin Cenevre kentinde gerçekleştirilmiş, ancak tarafların kendi şartlarında ısrar etmesi nedeniyle herhangi bir uzlaşmaya varılamamıştı.

Witkoff, X hesabından yaptığı açıklamada, “ABD, 10-11 Kasım tarihlerinde Abu Dabi'de, Ukrayna ve Rusya arasındaki müzakerelere arabuluculuk yapacak. Görüşmelerde savaş sonrası güvaenlik düzenlemeleri, gerilimin azaltılması, insani çabalar ve barışa yönelik adımlar ele alınacak” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Witkoff, ABD'li müzakerecilerin bu hafta Brüksel'e giderek Fransa, Almanya, İngiltere, Avrupa Birliği ve NATO temsilcileriyle bir araya geleceğini belirtti.

Görüşmelerde Ukrayna'ya yönelik güvenlik garantilerinin ele alınacağını kaydetti.