Liderleri üç ülke arasında gidip geliyor... İslami Cihad Hareketi için hangi güvenli sığınaklar kaldı?

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Nehhale, Heniyye’nin suikastından bu yana İran’ı sadece üç kez ziyaret etti

İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney, Temmuz 2024’te Tahran’da merhum Hamas lideri İsmail Heniyye ve İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nehhale’yi kabul etti. (AFP)
İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney, Temmuz 2024’te Tahran’da merhum Hamas lideri İsmail Heniyye ve İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nehhale’yi kabul etti. (AFP)
TT

Liderleri üç ülke arasında gidip geliyor... İslami Cihad Hareketi için hangi güvenli sığınaklar kaldı?

İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney, Temmuz 2024’te Tahran’da merhum Hamas lideri İsmail Heniyye ve İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nehhale’yi kabul etti. (AFP)
İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney, Temmuz 2024’te Tahran’da merhum Hamas lideri İsmail Heniyye ve İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nehhale’yi kabul etti. (AFP)

ABD ile İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş, Tahran tarafından desteklenen Filistinli gruplar üzerinde önemli değişimlere yol açtı. Bu grupların başında, Suriye ve Lübnan sahalarında hem mali hem de güvenlik açısından zarar gördüğü belirtilen İslami Cihad Hareketi geliyor. Gazze Şeridi’nde ise çatışmaların sürdüğü ifade ediliyor.

İslami Cihad Hareketi kaynaklarının Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre, bölgede yaşanan güvenlik değişimleri ve İran’a karşı yürütülen savaş, hareketin elinde kalan sığınma alanlarını daha da karmaşık hale getirdi.

Gazze Şeridi’ndeki en büyük silahlı hareket olan Hamas, İran ile güçlü ilişkilere sahip olmayı sürdürüyor. Ancak İslami Cihad Hareketi’nin Tahran ile bağlarının daha derin olduğu ve bu ilişkinin, hareketin kurucusu Fethi Şikaki’nin 1980’li yıllarda örgütü kurduğu döneme kadar uzandığı belirtiliyor.

dfg
İslami Cihad Hareketi’nin kurucusu Fethi Şikaki (WAFA)

İslami Cihad Hareketi, onlarca yıl boyunca Suriye ve Lübnan’da insan gücü ve askeri varlık bulundurmayı başardı. İran’ın son on yılda bu iki ülkedeki nüfuzunu genişletmesiyle birlikte hareketin söz konusu ülkelerdeki konumunun da daha güçlü hale geldiği ifade ediliyor.

Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin Temmuz 2024’ün sonunda Tahran’da öldürülmesi ve geçtiğimiz eylül ayında Doha’da Hamas liderliğine yönelik suikast girişimi, Filistinli grupların liderleri için büyük bir alarm niteliği taşıdı. Bu durumdan özellikle İslami Cihad Hareketi’nin etkilendiği değerlendiriliyor.

Üç ülke ve Kudüs Seriyyeleri liderinin kaderi

İslami Cihad Hareketi kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Genel Sekreter Ziyad en-Nehhale’nin İran ziyaretlerini azalttığını belirtti. Kaynaklara göre, Heniyye suikastından bu yana Nehhale İran’a sadece üç ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaretlerden birinin, hem kendi hareketinden hem de Hamas’tan bir heyetin katılımıyla gerçekleştiği ve birkaç gün sürdüğü, diğer iki ziyaretin ise kısa ve hızlı geçtiği ifade edildi.

Kaynaklar ayrıca, Nehhale ve hareketin bazı üst düzey isimlerinin -özellikle hareketin askeri kanadı Kudüs Seriyyeleri’ni yöneten ve İsrail tarafından aranan Ekrem el-Acuri’nin- İran’ı, Beyrut başta olmak üzere bazı diğer başkentlerle birlikte kendileri için gerçek bir güvenli sığınak olarak gördüklerini aktardı. Ancak daha sonra Katar’a yöneldikleri ve aynı zamanda Mısır ile ilişkileri genişletmeye başladıkları belirtildi.

fbh
Hamas’ın merhum lideri İsmail Heniyye ve İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nehhale, Temmuz 2024, Tahran (Reuters)

Nehhale’ye yakın bir kaynak, son birkaç ay içinde Nehhale’nin Doha ile Kahire arasında gidip geldiğini ve her iki şehirde de belirli süreler kaldığını söyledi. Kaynak, özellikle Doha’da daha uzun süre bulunduğunu, çünkü yardımcısı Muhammed el-Hindi’nin neredeyse sürekli burada bulunduğunu aktardı. El-Hindi’nin de Katar, Mısır ve Türkiye arasında hareket ettiği, Mısır’daki temasların ise büyük ölçüde Gazze Şeridi’yle ilgili konular kapsamında Mısır istihbarat yetkilileriyle yürütüldüğü ifade edildi.

Kaynaklar, ‘güvenlik hassasiyeti’ gerekçesiyle, son yıllarda Beyrut’un güney banliyösünü kendisine sığınak olarak kullanan Ekrem el-Acuri’nin buradan ayrılıp ayrılmadığı konusunda kesin bir bilgi vermekten kaçındı.

İsrail ordusu birkaç gün önce, Lübnan’daki Kudüs Seriyyeleri komutanı Edhem el-Osman’ı Beyrut’un güney banliyösünde Hizbullah’a ait bir konuta düzenlediği saldırıda öldürdü. El-Osman’ın, Acuri’ye yakın bir isim olarak bilindiği kaydedildi.

Bazı kaynaklar ise İsrail ordusunun el-Osman’ın bulunduğu yeri bilmediği, söz konusu dairenin Hizbullah’a ait bir ‘güvenli ev’ olduğu gerekçesiyle hedef alındığı değerlendirmesinde bulundu.

Lübnan’daki İslami Cihad Hareketi liderliği, özellikle Beyrut’un güney banliyösünde bulunan isimler, uzun yıllardır olduğu gibi Hizbullah tarafından uygulanan sıkı güvenlik önlemleri altında faaliyet gösteriyor.

Suriye’de çember daralıyor

İsrail, Beşşar Esed rejimi devrilmeden önce Suriye’de İslami Cihad Hareketi’nin varlığı üzerindeki baskıyı yoğun hava saldırılarıyla artırdı. Bu saldırılardan biri Kasım 2024’te Şam’da harekete ait bir merkezi hedef aldı. Saldırıda üst düzey isimlerin hayatını kaybettiği bildirildi.

Suriye’de rejimin düşmesinin ardından hareket üzerindeki baskının daha da arttığı belirtiliyor. Şam’daki yeni yönetim, Nisan 2025’te İslami Cihad Hareketi’nin Suriye Temsilcisi Halid Halid ile yardımcısı Ebu Ali Yaser’i birkaç ay süreyle gözaltına aldı.

Hareket kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Suriye’de bulunan çok sayıda İslami Cihad Hareketi mensubunun gözaltına alındığını, daha sonra ise serbest bırakıldığını aktardı. Kaynaklara göre sorgulamalarda ağırlıklı olarak militanların elindeki silahlar ve bu silahların bulunduğu yerler hakkında sorular yöneltildi.

Kaynaklar ayrıca, son aylarda Suriye’de düzenlenen bazı İsrail saldırılarının hareket içindeki önde gelen aktivistleri hedef aldığını belirtti. Bu kişiler arasında, yıllar önce Gazze Şeridi’nde yaralanan ve tedavi için yurt dışına götürüldükten sonra Şam’da kalan Kudüs Seriyyeleri’ne bağlı saha komutanlarının da bulunduğu ifade edildi. Söz konusu isimlerin başka ülkelere tahliye edilmesine yönelik planların başarısız olduğu, ancak son saldırılardan sağ kurtuldukları kaydedildi.

bgnyjukı
Kasım 2024’te Suriye’de İsrail’in düzenlediği saldırıda öldürülen İslami Cihad Hareketi üyelerinin Şam’daki cenaze töreninden (AFP)

İsrail’in takibi nedeniyle İslami Cihad Hareketi’ne bağlı bazı aktivistlerin Suriye’den ayrılarak Lübnan ve Türkiye’ye geçtiği de bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, gerek Lübnan içinden gerekse Suriye’den gelen çok sayıda Kudüs Seriyyeleri mensubu şu anda Güney Lübnan’da bulunuyor ve Hizbullah unsurlarıyla birlikte çatışmalara katılıyor.

Son savaş sırasında Kudüs Seriyyeleri, Lübnan’daki operasyonlara katılan çok sayıda mensubunun hayatını kaybettiğini açıklamıştı. Hareketin liderliğinin, Hizbullah unsurlarıyla tam koordinasyon içinde, gerekli görülmesi halinde yeniden destek saldırılarına katılmaları yönünde talimatları yenilediği belirtiliyor.

Tüm bu gelişmeler, İslami Cihad Hareketi’nin hem Gazze Şeridi içinde hem de dışında ciddi bir mali kriz yaşadığı bir döneme denk geliyor. Bunun başlıca nedeninin İran’dan gelen mali desteğin neredeyse tamamen durması olduğu ifade ediliyor. Bu durumun, son aylarda hareket mensuplarına maaş ödenmesini ve farklı faaliyetler için ayrılan operasyonel bütçelerin karşılanmasını da etkilediği belirtiliyor.



Küba’dan yaptırımları genişleten Trump’a rest: “Korkmuyoruz”

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel de 1 Mayıs yürüyüşüne katıldı (Reuters)
Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel de 1 Mayıs yürüyüşüne katıldı (Reuters)
TT

Küba’dan yaptırımları genişleten Trump’a rest: “Korkmuyoruz”

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel de 1 Mayıs yürüyüşüne katıldı (Reuters)
Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel de 1 Mayıs yürüyüşüne katıldı (Reuters)

Küba yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın yaptırımları genişletme kararına tepki gösterdi.

Beyaz Saray'ın cuma günü yayımladığı açıklamada, Küba ekonomisinin enerji, metal, madencilik, finansal hizmetler, savunma ve güvenlik sektörlerinde faaliyet gösteren ya da bu alanlarda daha önce çalışmış kişiler yaptırım listesine alındı.

Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez, son yaptırımların ülke halkına yönelik "toplu bir ceza" niteliğinde olduğunu söyleyerek bunları kesinlikle reddettiklerini belirtti.

Rodriguez, Washington yönetiminin "tek taraflı baskıcı tedbirler" alarak Birleşmiş Milletler Anlaşması'nı ihlal ettiğini de ekledi.

Ocak ayından beri ada ülkesine petrol ambargosu uygulayan Trump, son ekonomik yaptırımlarla Havana yönetimini iyice köşeye sıkıştırdı.

1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı'nda Havana'da düzenlenen yürüyüşte onbinlerce kişi ABD Büyükelçiliği önüne giderek ambargoyu protesto etti.

Rodriguez, eylemlerden görüntüleri paylaştığı X'teki gönderisinde "Halkımız korkmuyor" ifadelerini kullandı. Dışişleri Bakanı, ABD'nin iddia ettiğinin aksina Küba'nın "başkalarına saldırmayan, topraklarının başkalarına karşı kullanılmasına izin vermeyen barışçıl bir ülke" olduğunu vurgulamıştı. 

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel de yaptırımların genişletilmesine tepki göstererek, "Abluka ve bunun daha da sıkılaştırılması, dünyanın en büyük askeri gücünün sindirici ve küstah tavırları nedeniyle çok büyük zarara yol açıyor" dedi.

Diaz-Canel, Beyaz Saray'yla müzakere yürütüldüğünü martta doğrulamasına rağmen Trump, ada ekonomisi üzerinde baskı kurmaya devam ediyor.

Venezuela'ya 3 Ocak'ta baskın düzenleyerek ülkenin lideri Nicolas Maduro'yu kaçırdıktan sonra Küba'yı da işgalle tehdit etmeye başlayan ABD Başkanı, Florida'da cuma günü katıldığı etkinlikteki konuşmasında, "İran'dan dönerken büyük gemilerimizden birini, belki de dünyanın en büyüklerinden USS Abraham Lincoln'i getireceğiz" dedi.

Trump, gemiyi Küba kıyılarına yakın bir yere konuşlandıracaklarını, bunu gören Havana yönetiminin de teslim olacağını öne sürdü.

Trump'ın ada ülkesine petrol tedarikine tam ambargo uygulamasıyla derinleşen yakıt krizi nedeniyle çöp kamyonlarının çalışamadığı Havana'da sokaklar atıkla dolarken, halkın temel gıda malzemelerine erişimi iyice zorlaştı.

Diğer yandan yaklaşık 730 bin varil petrol taşıyan Rus tankeri Anatoly Kolodkin'in Küba limanına mart sonunda yanaşmasına müsaade edilmişti. Rusya Enerji Bakanı Sergei Tsivilyov, adaya destek için ikinci bir tankerin daha yola çıkacağını bildirmişti.

Independent Türkçe, Guardian, BBC, Granma, Telesur


ABD uyuşturucu kaçakçılığıyla suçlamıştı: Meksikalı vali istifa etti

Sinaloa Valisi Rocha Moya, suçsuzluğunu mahkemede kanıtlayacağını söyledi (AFP)
Sinaloa Valisi Rocha Moya, suçsuzluğunu mahkemede kanıtlayacağını söyledi (AFP)
TT

ABD uyuşturucu kaçakçılığıyla suçlamıştı: Meksikalı vali istifa etti

Sinaloa Valisi Rocha Moya, suçsuzluğunu mahkemede kanıtlayacağını söyledi (AFP)
Sinaloa Valisi Rocha Moya, suçsuzluğunu mahkemede kanıtlayacağını söyledi (AFP)

ABD'nin "uyuşturucu kaçakçılığına yardım etmekle" suçladığı Sinaloa Valisi Ruben Rocha Moya istifa etti.

Meksikalı vali, cuma gecesi yaptığı açıklamada hakkındaki iddiaları reddederek suçlamalara karşı kendini savunmaya odaklanmak amacıyla görevinden geçici olarak ayrılacağını duyurdu.

76 yaşındaki Rocha Moya, ülkesine ihanet etmediğini söyleyerek bunu mahkemede de kanıtlayacağını belirtti.

ABD'de federal yetkililerin çarşamba günkü açıklamasında, aralarında Sinaloa Valisi Moya'nın da bulunduğu 10 mevcut ve eski yetkili "uyuşturucu kaçakçılığına yardım etmekle" suçlanmıştı.

New York Güney Bölgesi Federal Savcılığı'nın iddianamesinde, sözkonusu kişilerin Sinaloa Karteli'nin Meksika'dan ABD'ye fentanil, eroin, kokain ve metamfetamin sokmasını sağladığı öne sürülmüştü.

Ayrıca bazı isimlerin, kartelin şiddet eylemlerine bizzat katıldığı, "El Chapo" lakaplı Joaquin Guzman'ın destekçilerinin kontrolündeki çeteyle bağlantıları olduğu iddia edilmişti.

Rocha Moya ise suçlamaları reddederek ABD'nin Meksika'nın içişlerine karıştığını söylemişti. Meksika Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında da ABD'li yetkililerin iddialarla ilgili hiçbir kanıt sunmadığı vurgulanmıştı.

Meksika lideri Claudia Sheinbaum, suçlamalar hakkında kanıt bulunması halinde gerekli adımların atılacağını söyledi. Ancak ABD'nin iade talebi ve iddialarla ilgili henüz bir kanıt sunmadığını belirtti.

Donald Trump, uyuşturucu kaçakçılığını gerekçe göstererek Meksika'ya askeri harekat düzenleme tehdidinde de bulunmuştu. Sheinbaum ise istihbarat ve koordinasyonda işbirliğine açık olduklarını fakat Amerikan askerlerini Meksika topraklarında istemediklerini söylemişti.

New York Times'ın irtibata geçtiği, kartel şiddetinin pençesindeki Sinaloa sakinleriyse iddianamedeki suçlamalar karşısında şoke olmadıklarını anlatıyor.

Esnaf Omar Trejo, Rocha Moya ve diğer yetkililerin kartel üyeleriyle bağlantılı olduğunu "herkesin bildiğini" söylüyor:

Artık böyle bir adım atılmasının vakti gelmişti.

Karteller arasındaki savaşlar ve şiddet olayları nedeniyle eyalette son 20 ayda en az 3 bin 600 kişi kayboldu. Aynı dönemde 3 binden fazla kişi de hayatını kaybetti.

Sinaloa eyaletinin başkenti Culiacán'ın tanınmış gazetelerinden Noroeste'nin editörü Adrián López Ortiz şunları söylüyor:

Mesele sadece yolsuzluk değil, şiddeti bitirip krizi yönetmekle sorumlu kişinin aynı zamanda bu sorunun bir parçası olma ihtimali de var. Karar verme yetkisine sahip kişiler sorunun bir parçasıysa, bu mesele ne zaman ve nasıl çözülebilir ki?

Independent Türkçe, New York Times, Washington Post


Almanya Savunma Bakanı: ABD ile iş birliği, asker azaltımına rağmen sürüyor

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius (EPA)Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius (EPA)
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius (EPA)Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius (EPA)
TT

Almanya Savunma Bakanı: ABD ile iş birliği, asker azaltımına rağmen sürüyor

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius (EPA)Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius (EPA)
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius (EPA)Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius (EPA)

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Almanya’daki askerlerini kısmen çekme kararının ardından iki ülke arasındaki ortak çıkarlara vurgu yaptı.

Pistorius, Berlin’de Alman Haber Ajansı’na (DPA) yaptığı açıklamada, “ABD askerlerinin Avrupa’da, özellikle de Almanya’da bulunması hem bizim hem de ABD’nin çıkarınadır” dedi.

Söz konusu kararın sürpriz olmadığını belirten Pistorius, ABD’nin Avrupa’dan ve Almanya’dan asker çekmesinin “beklenen bir adım” olduğunu ifade etti.

Pistorius, “Ramstein, Grafenwöhr, Frankfurt ve diğer yerlerde Amerikalılarla Avrupa’da barış ve güvenlik, Ukrayna’ya destek ve ortak caydırıcılığın güçlendirilmesi için yakın iş birliği içindeyiz” diye konuştu.

ABD’nin Almanya’daki üslerinde Afrika ve Ortadoğu’daki güvenlik çıkarlarına yönelik askeri işlevlerin de bulunduğuna dikkat çeken Pistorius, NATO’nun transatlantik niteliğini koruyabilmesi için daha “Avrupalı” hale gelmesi gerektiğini belirtti.

Pistorius, “Avrupalılar olarak kendi güvenliğimiz için daha fazla sorumluluk üstlenmeliyiz” diyerek, Almanya’nın bu yönde ilerlediğini, ordunun büyütüldüğünü, teçhizat tedarikinin hızlandırıldığını ve altyapının geliştirildiğini ifade etti.

Pistorius ayrıca, Almanya’nın yanı sıra İngiltere, Fransa, Polonya ve İtalya’nın yer aldığı “Group of Five” (Beşli Grup) kapsamındaki ortaklarıyla gelecekteki görevler konusunda koordinasyon sağlayacağını açıkladı.