ABD'nin İran Kürtlerine desteği ve rejimi devirme planının perde arkası

Kürt kaynaklar ve liderler, Independent Arabia’ya perde arkasında neler olup bittiğini ve rejimle yüzleşmek için donanımlı Peşmerge güçlerinin kapasitesini anlattılar

Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)
Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)
TT

ABD'nin İran Kürtlerine desteği ve rejimi devirme planının perde arkası

Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)
Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)

İnci Mecdi

ABD-İsrail'in İran rejimine yönelik askeri saldırısının başlamasından bir hafta önce, yani 23 Şubat'ta İran Kürtlerinden bazı taraflar, ‘İran’ın siyasi meşruiyetini tamamen yitirmesinin’ ardından ‘ülkedeki mevcut siyasi durumda varlıklarını pekiştirmek’ amacıyla ‘İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’nun kurulduğunu duyurdu.

Birçoğu ABD’nin saldırısının kendileri için sürpriz olduğunu söylese de, savaşın ilk saldırısından önceki birkaç gün içinde Washington'dan gelen bazı açıklamalar ve hamleler, açıkça saldırının sinyallerini taşıyordu. Belki de İranlı Kürt muhalefetin birleşmesi bunlardan biriydi. Washington'dan İranlı Kürt güçlerini rejime karşı cepheye itmekle ilgili arka arkaya gelen basın haberleri, bölgesel olarak genişleyen bu savaşın patlak vermesinden önce yapılan düzenlemelerden birini işaret ediyor olabilir.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile Irak sınırında faaliyet gösteren İranlı Kürt silahlı gruplar arasında, İran topraklarında rejime karşı operasyonlar yürütmek için aktif görüşmeler yapıldığına dair haberler geliyor. Trump geçtiğimiz perşembe günü Reuters'a yaptığı açıklamada, Kürtlerin İran'a yönelik her türlü saldırısını desteklediğini söyledi. Trump, “Bunu yapmak istemeleri harika bir şey ve ben onları tamamen destekliyorum” diye ekledi. ABD'nin Kürtlerin saldırısına hava desteği sağlayıp sağlamayacağı sorulduğunda ise Trump, “Bunu size söyleyemem” yanıtını verdi.

scdfgt

Kimliğinin gizli tutulması şartıyla Independent Arabia’ya konuşan İranlı Kürt kaynaklar, İran'ın batısındaki İranlı Kürt güçler ile dış güçler arasında, Kürtlerin İran rejimine karşı mücadelesini desteklemek için koordinasyonun sürdüğünü açıkladı.

Kürt liderden biri, Kürt güçlerinin savaştan bir hafta önce kurulan ‘İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’nu oluşturmak için üçüncü bir taraftan destek aldığını bildirdi ve koalisyonun hedeflerinden birinin ortak bir ordu kurmak olduğunu açıkladı.

Kaynaklar, Kürtlerin dış güçlerden aldığı desteğin türüne ilişkin olarak devam eden iş birliğinin ayrıntılarını açıklamazken kaynaklardan biri, “Biriyle ittifak kurarsanız, iş birliği genellikle önce istihbaratla başlar, sonra da geri kalanı gelir” dedi. ABD kaynaklı haberler, silah ve lojistik destek sağlandığını gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu (Komele) Genel Sekreteri Abdullah Mohtadi, ABD'nin desteğini memnuniyetle karşılarken, ihtiyaç duydukları desteğin türü konusunda Amerikalılarla herhangi bir iletişim kurmadıklarını ifade etti. Mohtadi, “Siyasi desteğin yanı sıra askeri ve istihbarat desteğine ve diğer her şeye ihtiyacımız var. Avrupa ülkelerini de aynı şeyi yapmaya çağırıyoruz. Avrupalıların, Kürtlerin ve İran'ın diğer halklarının demokratik özlemlerine yardımcı olmak için bu çabaya katılmasını bekliyoruz” şeklinde konuştu.

Altın bir fırsat

İran'daki Kürtler için verilen mücadele, rejimin batıdaki etkisini zayıflatmak amacıyla, Kürtlerin çoğunlukta olduğu ve İran Kürdistanı olarak bilinen ülkenin batı kesimlerinde yoğunlaşıyor. Kürtler nüfusun yaklaşık yüzde 10'unu oluşturuyor ve ulusal sınırları aşan güçlü bir kimliğe sahipler. Ayrıca İran'daki muhalefet grupları ve etnik azınlıklar arasında en organize olanlar da Kürtler.

İran Kürdistanı Demokrat Partisi'nin (PDK-I) İngiltere Temsilcisi Razgar Alani, Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada, İranlıların rejimden kurtulması için ‘altın bir fırsat’ olduğunu söyledi.

Hollanda merkezli kar amacı gütmeyen İran'daki Tutumları Analiz Etme ve Ölçme Grubu’nun (GAMAAN) verilerine göre İranlıların yüzde 80'inin rejim değişikliği istediğini belirten Razgar Alani, İran'da rejime duyulan nefretin giderek arttığını söyledi. Razgar Alani, İranlıların son yirmi yılda defalarca kez ayaklandığını, ancak ‘ne yazık ki rejimin protesto gösterilerini defalarca kez bastırmayı başardığını’ ekledi.

Dış destek

Sol görüşlü Komele Partisi, İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’na katılarak koalisyonun altıncı üyesi oldu. Komele Partisi Genel Sekreteri Mohtadi, Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada, Kürtler için dış desteğin gerekliliğini vurgulayarak, “1979'dan günümüze birçok kez katliamlara maruz kaldık. Katledildik, baskı gördük, idam edildik, vurulduk, asıldık ve şiddetli baskı ve ayrımcılığa maruz kaldık. Bu yüzden çoğu zaman yalnız kaldık. Öyleyse neden dış desteği memnuniyetle karşılamayalım? Elbette memnuniyetle karşılıyoruz” ifadelerini kullandı.

PDK-I İngiltere Temsilcisi Alani, İran halkının rejimden kurtulmak için dış desteğe ihtiyacı olduğunu kabul ederek, "İran halkının tek başına bu rejimi deviremeyeceğine inanıyoruz. Rejim ülke içinde her şeyi kontrol ettiği için her zaman yardıma ihtiyaçları var” diye konuştu. Son ayaklanma olaylarının birkaç gün içinde 30 binden fazla kişinin ölümüne yol açtığını belirten Alani, “Bu, rejimi sadece içeriden devirmenin çok zor olduğu anlamına geliyor” diye ekledi.

Herhangi bir dış desteği yabancı müdahale olarak nitelendirmeyi reddeden Alani, “Dış güçler her zaman Ortadoğu'daki olayların bir parçası olmuştur. Bazıları bunun yabancı müdahale olduğunu söylüyor, ancak gerçek şu ki, içerideki halkın yardıma ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.

Önceden planlama

O an için hazırlıkların ‘10 yılı aşkın bir süredir planlandığını’ açıklayan Alani, “İçeride adamlarımız var. Çünkü asıl gücümüz her zaman İran'ın içindeydi, dışında değil” diye vurguladı.

Alani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Rejime karşı koymaya hazır olduğumuzu düşünmemizin nedeni, kırk yıldır halkımıza yakın olmamız. Onlarla her zaman güçlü bir bağımız oldu. Partimiz her zaman sınırın yakınlarında varlığını sürdürdü. Ayrıca Peşmerge güçlerimiz de var. Bu da her zaman güçlü ve iyi organize olmuş bir örgüt olduğumuz anlamına geliyor.  Güçlerimizi sadece saldırı için değil, esas olarak kendini savunma için eğittik. Bu nedenle, dediğim gibi, bizim için bu başka yerlere göre daha kolay.”

Binlerce Kürt savaşçı

Independent Arabia’ya konuşan Kürt liderler, Kürt güçlerinin büyüklüğünü açıklamayı reddettiler, ancak ‘özellikle ülke içinde yeterli sayıda’ oldukları konusunda hemfikirdiler.

Mohtedi, “Vatanımız İran Kürdistanı ve milyonlarca insan hazır. Kürt savaşçılarımız eksik olmayacak. Tüm gençler, tüm genç nesil, Peşmerge güçleri için potansiyel savaşçılar. Yani yeterli gücümüz var, bu konuda endişelenmiyoruz” derken Alani, PDK-İ'nin İran'daki en eski ve en büyük Kürt siyasi partisi olduğunu vurguladı.

Alani, şöyle devam etti:

 "Ülke içinde binlerce üyemiz olduğunu söyleyebilirim. Dört ili kapsayan Kürt bölgesinden, batıdan rejimi kovmak için yeterli gücümüz olduğuna inanıyorum.”

Bu gücün, Kürdistan Bölgesi sınırına yakın bölgelerde konuşlanmış Peşmerge savaşçılarıyla sınırlı olmadığını açıklayan Alani, “Sadece sınır yakınındaki binlerce Peşmerge savaşçısından bahsetmiyoruz. İran içindeki güçlerimizden bahsediyoruz” dedi.

Bu güçlerin hazır olduğunu vurgulayan Alani, “Ana gücümüz ülke içinde ve onlar zaten hazır ve nazır. Onları eğitmemiz veya silahlandırmamız gerekmiyor; onlar hazır” ifadelerini kullandı.

Herhangi bir önemli gelişmenin onları hızlı hareket etmeye itebileceğinin altını çizen Alani, “Bir şey olursa, ki bence olacak, özellikle diğer tarafların desteği varsa, harekete geçecekler” şeklinde konuştu.

İç sorunlar

Bu süreç, özellikle planın İslam ve Marksizmi birleştiren ve ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 2012 yılında terör örgütü listesinden çıkarılmadan önce terör örgütü olarak tanımlanan Halkın Mücahitleri Örgütü’nün (HMO) katılımını içeriyorsa, Kürt olmayan birçok İranlı tarafından güçlü bir muhalefetle karşılanabilir.

Gözlemciler, diğer etnik temelli partilerin daha da büyük endişeler yaratabileceğini söylüyor. İran’daki başlıca Beluç milis gücü olan Ceyş el-Adl (Adalet Ordusu), cihatçı olarak tanımlanıyor ve El Kaide ile bağlantılı olduğu iddia ediliyor.

The Atlantic dergisine göre Adalet Ordusu, geçtiğimiz aralık ayında ‘Halk Savaşçıları Cephesi’ adlı bir siyasi grup kurdu. Bu isim, yabancıların endişelerini gidermek için seküler bir isim seçme çabasının bir sonucu olabilir, ancak cihatçılar hala bu grubun güçlerinin belkemiğini oluşturuyor.

Ancak muhalefeti birleştirme çabalarına dikkati çeken Alani, 12 günlük savaşın ardından İran muhalefetini birleştirme çabalarının hızlandığını ve Kürt lider Mustafa Hicri'nin Kürt siyasi partilerini bir araya getirmek için çalıştığını söyledi.

Bazı toplantıların ardından, daha önce ‘Diyalog Merkezi’ olarak bilinen yapı, ‘İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’ adlı yeni bir koalisyona dönüştü. İran rejiminin uzun süredir iç propagandasında muhalefetin bölünmüşlüğünden yararlanmasından ötürü yurtdışındaki muhalefeti birleştirmenin çok önemli olduğunu düşünen Alani, Kürt birliğinin, İran muhalefetinin geri kalanına da yayılabilecek ilk adım olduğunu vurguladı.

2005 yılında Londra'da kurulan ‘Federal İran için Milliyetler Konferansı’ gibi başka ittifaklar da olduğunu açıklayan Alani, ancak Kürtlerin ayrılmak istemediğini, aksine Kürtler, Beluçlar, Araplar, Azeriler ve Türkmenler gibi çeşitli milliyetlere İran içinde haklarını tanıyan federal bir modeli desteklediklerini vurguladı. Alani, partisinin, azınlık haklarının tanınması ve ülkede ademi merkeziyetçi bir demokratik sistemin kurulması temelinde, HMÖ ve Rıza Pehlevi'nin destekçileri de dahil olmak üzere tüm muhalefet güçleriyle diyaloga hazır olduğunu teyit etti.

Savunma eylemi

İran Demokratik Platformu üyesi Kürt aktivist ve gazeteci Diako Moradi, Kürt güçlerinin ancak Kürdistan'daki siviller doğrudan tehdit altında veya İran rejimi güçleri, özellikle Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından geniş çaplı baskıya maruz kalırsa meşru müdafaa amacıyla harekete geçeceğini söyledi. Moradi, herhangi bir eylemin savunma amaçlı ve sınırlı olacağını, amacının halkı korumak ve sivillere yönelik şiddeti önlemek olduğunu vurguladı.

ABD ile İranlı Kürt gruplar arasında temaslar olduğu veya bu gruplardan İran içinde operasyonlara hazırlanmaları istendiği yönündeki haberlere ilişkin olarak Moradi, bu bilginin doğrulanamayacağını veya yalanlanamayacağını söyledi. Ancak Moradi, Kürt partilerin tarihi olarak bölgesel veya uluslararası güçlerin aracı olmadıklarının ve meşruiyetlerini İran içindeki Kürt toplumundan aldıklarının altını çizdi.

Hükümetler veya uluslararası kuruluşlarla siyasi ve diplomatik iletişim kurmanın siyasi çalışmalarda normal olduğunu, ancak bunun mutlaka askeri iş birliği anlamına gelmediğini ekleyen Moradi, ayrıca, herhangi bir iş birliğinin Kürtlerin karar verme bağımsızlığına saygı göstermesi ve İran'ın ülkedeki tüm milletlerin ve bileşenlerin haklarına saygı duyan demokratik bir sisteme geçişini desteklemeyi amaçlaması gerektiğine dikkati çekti.

Tarih tekerrür eder

Kürtler için tarih, dış güçlerin desteği söz konusu olduğunda hiçbir zaman onların lehine olmamış ve çoğu zaman aynı acı dersle sonuçlanmıştır. Büyük güçler jeopolitik çatışma anlarında vaatlerde bulunduklarında, ezilenler bir fırsat yakaladıklarını düşünürler. Ancak bu çatışmalar değiştiğinde, genellikle sonuçlarına katlananlar yine ezilenler olur.

ABD tarafından Tahran'ın nüfuzunu azaltmayı ve rejimi zayıflatmayı amaçlayan ciddi bir desteğin gelmesini memnuniyetle karşılasalar da, Kürt çevrelerinde, bölgesel çatışmalarda kendilerine güvenen ABD’nin daha sonra onları terk ettiği önceki senaryoların tekrarlanacağına dair derin endişeler söz konusu. Irak ve Suriye'deki geçmiş deneyimler, birçok Kürt'ün İran rejimine karşı harekete geçmeleri için teşvik edileceklerinden, ancak Washington'daki siyasi hesaplamalar değişirse veya isyan başarısız olursa ABD'nin desteğinin geri çekileceğinden korkmalarına neden oldu.

İngiltere, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Kürtleri destekledi. Ardından 1946'da İran'ın kuzeybatısında kurulan Mahabad Kürt Cumhuriyeti'nin daha emekleme aşamasındayken ortadan kaldırılmasında önemli bir rol oynadı. Daha sonra 1975 yılına gelindiğinde Irak'ta Saddam Hüseyin'e karşı Kürtleri destekledi. Aynı yıl İran ile Irak Cezayir Anlaşması'nı imzaladığında, denklem değişti ve dış destek ortadan kalktı. Bunun üzerine Kürt ayaklanması çöktü ve binlerce Kürt bunun bedelini ödedi. 1988 yılında ise Saddam Hüseyin rejimi onlara karşı el-Enfal Operasyonu başlattı ve kimyasal silahlar kullandı.

ABD ordusu yaklaşık bir ay önce, Suriye'nin kuzeyindeki bölgelerden çekilerek Kürt müttefiklerini düşmanlarıyla baş başa bıraktı ve Suriye'deki Kürtlere karşı en büyük ihanetini gerçekleştirdi. Suriye’deki Kürt güçleri, DEAŞ’a karşı bir kalkan görevi görmüş ve son on yılda zulümler işleyen terör örgütüyle mücadelede binlerce silahlı unsurunu kaybetmişti.

Gözlemciler, Tahran'a karşı olası bir ayaklanmanın başarısızlığı ve ardından ABD'nin desteğini çekmesinin, ‘Kürtleri terk etme’ söylemini bir kez daha güçlendireceği konusunda uyarıyor. Bu yüzden, Kürtler İran rejimine karşı olsalar da, uluslararası siyaset dengesi değişirse çatışmanın sonuçlarını tek başlarına üstleneceklerinden korkarak, dışarıdan gelen vaatlere karşı temkinli davranıyorlar.



Irak'ta siyaset ve silahlar: Hamaney suikastının ardından zorlu sınav

Irak İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Patlayıcılarla Mücadele Müdürlüğü görevlileri, ülkenin orta kesimlerindeki Babil ilinin Hilla kenti yakınlarındaki Siyahe bölgesinde bir köye düşen roket yakıt tankını incelerken, 1 Mart 2026 (AFP)
Irak İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Patlayıcılarla Mücadele Müdürlüğü görevlileri, ülkenin orta kesimlerindeki Babil ilinin Hilla kenti yakınlarındaki Siyahe bölgesinde bir köye düşen roket yakıt tankını incelerken, 1 Mart 2026 (AFP)
TT

Irak'ta siyaset ve silahlar: Hamaney suikastının ardından zorlu sınav

Irak İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Patlayıcılarla Mücadele Müdürlüğü görevlileri, ülkenin orta kesimlerindeki Babil ilinin Hilla kenti yakınlarındaki Siyahe bölgesinde bir köye düşen roket yakıt tankını incelerken, 1 Mart 2026 (AFP)
Irak İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Patlayıcılarla Mücadele Müdürlüğü görevlileri, ülkenin orta kesimlerindeki Babil ilinin Hilla kenti yakınlarındaki Siyahe bölgesinde bir köye düşen roket yakıt tankını incelerken, 1 Mart 2026 (AFP)

İyad el-Ahber

28 Şubat Cumartesi günü şafak sökene kadar, ABD ve İsrail'in İran’a saldırısı için sıfır saatinin geldiğine dair hiçbir işaret yoktu. ABD'nin Ortadoğu'da askeri güçlerini artırmasına rağmen, bir gün önce Maskat ve Cenevre'de Tahran ve Washington arasında müzakereler yapılıyordu. Ancak savaş çığırtkanları, barışın istisna, çatışma ve savaşın ise norm olduğu bu bölgede, Donald Trump ve Binyamin Netanyahu'nun yeniden harekete geçme sinyalini bekliyorlardı.

Şubat ayının son cumartesi gününden sekiz ay önce, Time dergisi kapağında ‘Yeni Ortadoğu’ başlığı ile İran’ın Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney'in yarısı yırtılmış bir resmini yayınladı. Burada, yeni Ortadoğu'da Hamaney'in liderliğindeki İran rejiminin yer almayacağı mesajı verildi. O dönemde gözlemciler, başlık ve fotoğraftan verilen mesajı yorumlamakla meşguldü. Derginin kapak fotoğrafıyla 2003 yılında rejimi düşmeden önce Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'e ve 2011 yılında öldürülen Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'ye olanların benzerliği hatırlatıldı.

Bu mesaj İran'da pek iyi karşılanmamış gibi görünüyor, zira çoğu gözlemci savaşın kaçınılmaz olduğu ve bu seferki ana hedefin İran siyasi rejiminin başını ortadan kaldırmak olduğu konusunda hemfikirdi. Ancak İran'ın siyasi liderleri, Körfez ve Ortadoğu'daki Amerikan çıkarlarına karşı açık savaş tehditleri ve uyarılarının, İran'a karşı yeni bir savaş başlatma düşüncesini caydıracağına inanıyordu. Washington ile müzakere masasına oturmayı kabul etmenin, Donald Trump'ın ABD başkanlığı görev süresinin sonuna kadar mümkün olduğunca fazla zaman kazandıracağını ummuştu.

Siyasi sürecin dışında kalan sadece iki silahlı grup var. Bunlar Hizbullah Tugayları ve Nuceba Hareketi. Her ikisi de İran'ın ABD ve İsrail'e karşı savaşında ona olan desteğini açıkça ilan etti.

Başkan Trump, savaşın ilk gününün akşamı, ABD’nin ‘Destansı Öfke’ adını verdiği, İsrail'in ise ‘Kükreyen Aslan’ olarak adlandırdığı askeri operasyonların başında Ali Hamaney'in öldürüldüğünü duyurdu. İran devlet televizyonu da ertesi gün şafak vakti suikastı doğruladı. Ancak İran'ın tepkisi, daha önce yaşanan 12 günlük savaşın başlangıcında olduğu kadar gecikmedi. İranlıların ‘Ramazan Savaşı’ olarak adlandırdığı operasyonda füzeler, sadece Tel Aviv'i değil, Bahreyn'den Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE), Katar’dan Kuveyt'e kadar Körfez ülkelerini de hedef aldı. Tahran ile Washington arasındaki müzakerelere ev sahipliği yapan Umman bile İran füzeleri ve insansız hava araçlarının (İHA) hedefi oldu.

Iraklılar arasındaki bölünme

İran propagandasının, ülkenin orta kesimleri ve güneyinde Şii bölgelerindeki halk kitleleri arasında kendini pazarlama konusundaki başarısı yadsınamaz. Bu propaganda, Şiiliğin doktrinsel derinliğinin İran İslam Cumhuriyeti'nde somutlaştığı, doktrinin sembolizminin İran'daki Velayet-i Fakih konumunda siyasi olarak varlık kazandığı ve Şiiliğin bekasının İran'daki Velayet-i Fakih sisteminin devamına bağlı olduğu fikrine dayanıyor.

Şiizmin dini merkezi, Velayet-i Fakih’in mutlak otoritesi teorisiyle tam olarak uyuşmayan bir düşünce ekolünü somutlaştıran Necef'teki dini ekol olmasına rağmen, İran'ın 2003'ten beri yürüttüğü siyasi propaganda Necef’teki dini ekolün sahip olduğu dini sembolizmi gölgede bırakarak, dikkatleri Tahran'daki Şiiliğin siyasi merkezine çekmeyi başardı.

İran liderliğinde 2014 yılından sonra başlayan ‘Direniş Ekseni’ ile ideolojik olarak bağlantılı silahlı grupların yükselişiyle, Şii siyasi alanda etkili birçok isim İran'daki İslam Devrimi liderine ideolojik bağlılıklarını açıkça ilan ettiler.

sdfgth
Irak’taki İran yanlısı grup Hizbullah Tugayları üyelerinin cenaze töreninde yas tutan bir kişi Ali Hamaney'in resmini taşırken, 5 Mart 2026 (AFP)

Bu, birçok Iraklının ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşı, Ortadoğu'da nüfuzlarını dayatmaya çalışan ülkeler arasındaki çıkar çatışması olarak değil, Şiiliği hedef alan dini bir savaş olarak görmelerinin nedenini açıklıyor. Bu yüzden Iraklılar arasında bölünme gayet doğal, özellikle de Irak'taki siyasi aktörler krizlerinin ancak dış güçler tarafından çözülebileceğine her zaman inandıkları için bu normal karşılanıyor. Dolayısıyla sıradan vatandaşların bölgesel gelişmelere tepki göstermesi veya bunlardan korkması şaşırtıcı değildir, çünkü bu gelişmelerin er ya da geç kendi ülkelerinde de yankı bulacağının farkındadırlar.

Direniş ekseni ile bağlantılı olduğunu iddia eden gruplar ise şu an her zamankinden daha fazla bölünmüş durumda. Siyasi sürecin dışında kalan sadece iki silahlı grup var. Bunlardan biri Hizbullah Tugayları, diğeri Nuceba Hareketi. Her ikisi de İran'ın ABD ve İsrail'e karşı savaşında ona olan desteğini açıkça ilan etti ve savaşın ilk gününden itibaren roketleri ve İHA’larıyla savaşa dahil oldu.

Odağını silahlı mücadele ve Direniş Ekseni’nden siyasi eyleme kaydıran diğer gruplar ise ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’nin bulunduğu Yeşil Bölge yakınlarında gösteriler düzenlemeyi tercih ettiler ve Hamaney suikastının ardından destekçilerini yas konseyleri kurmaya çağırdılar. Temsilciler Meclisi'nde 80'den fazla milletvekiline sahip olmalarına rağmen, parlamentonun olağanüstü toplantıya çağrılmasını talep etmediler!

İran, savaş başladıktan sonra fazla beklemedi ve füzeleri ve İHA’ları istisnasız tüm Körfez ülkelerinin başkentlerine ve şehirlerine ulaştı.

Hatta cumhurbaşkanının seçilmesi ve yeni hükümeti kurmak üzere başbakanın atanmasıyla ilgili anayasal haklar konusu, İran'a karşı savaşın başlamasından bir gün önce son kez tartışılmıştı! Bu konu, Tahran, Tel Aviv ve Washington arasındaki gerginlikler yatışana kadar ertelendi. Birçok politikacı, Irak'ta İran'ın nüfuzu altında yapılan seçimlerin sonuçlarından çok uzak, yatıştırma temelli bir güç paylaşımı formülü üzerine bahis oynuyor olabilir. Savaş bittiğinde, cumhurbaşkanlığı veya başbakanlık makamına aday olan şu veya bu kişinin reddedilmesi ya da onaylanması bile tamamen farklı olacağına şüphe yok. Çünkü İran savaştan sonra bir daha eski İran olmayacak. İran'da aynı iktidar rejimi kalsa bile, iç meselelerini çözme konusundaki endişesi, dış etkisini düzenleme konusundan önce gelecek. Dahası, Trump yönetimindeki ABD’nin Irak'taki nüfuzu daha da netleşmeye başladı. Trump, siyasi varlığa ve hükümetin oluşumuna müdahaleye odaklanmaya başladı. Irak'ta Tahran ile Washington arasında eski etki paylaşımı denklemini kabul etmeyecek. Trump'ın Nuri el-Maliki'nin başbakanlığa aday olarak gösterilmesine karşı çıkması da bunun açık bir kanıtı.

Dolayısıyla İran'ın etkisinin azalması ve ABD'nin bir sonraki hükümetin oluşumuna müdahale etmesi ile birlikte, bir sonraki aşama açıkça ve net bir şekilde ABD'nin himayesi altında geçecek. Irak'taki tüm siyasi partiler bunun farkında ve Trump'ın başkanlık döneminin Irak'ta çatışmasız geçmesi umuduyla, bazı siyasi nüfuz ve ekonomik kazanımlarını kaybetmek anlamına gelse bile, kabul ve itiraz etmeme mesajları gönderiyorlar.

Geri dönüşü olmayan nokta

İran, savaş başladıktan sonra savaşın kapsamını genişletme tehdidini gerçekleştirmek için fazla beklemedi. Füzeleri ve İHA’ları, sadece ABD ordusunun silah depolarını ve İsrail’in çeşitli şehirlerini değil, istisnasız tüm Körfez devletlerinin başkentlerini ve şehirlerini de hedef aldı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre böylece İran, bölgesel çevresine yönelik düşmanlığında geri dönüşü olmayan bir noktaya ulaşarak etki alanı için rekabet etmekten, askeri gücünü kullanarak çevredeki ülkelere saldırıya geçti.

Yakın gelecekte ortaya çıkacak zorluk, Şii siyasi güçlerin bölgesel ortamla uyumlu bir siyasi model sunmaları olacaktır.

Irak'ın yönetici sınıfının, özellikle de Şii siyasi güçlerin sorunu, yirmi yılı aşkın bir süredir politikalarının İran ile uyum içinde olması. Arap ülkelerinden komşularıyla inişli çıkışlı ilişkilerine ve hükümetlerinin Arap Körfez ülkelerine karşı sürdürdüğü açık tutumuna rağmen, Irak'ın bölgesel politikaları, İran'ın bölgeye yönelik gündeminden ve tutumlarından herhangi bir kopuşa işaret etmiyor.

Bu nedenle, “Aksa Tufanı” savaşı ve Tahran ile Tel Aviv arasındaki on iki günlük savaşın ateşinden uzak kalan Irak'ın, 28 Şubat 2026 savaşından, ya da İranlıların deyimiyle Ramazan savaşından sonra da bu durumunu koruyacağını beklemek kolay değildir.

Silahlı gruplar, destek bayrağı altında bu savaşa girdiklerini açıkladılar. Hükümetin resmi tutumuna gelince, yapılan açıklamalarda Tahran'a karşı savaşı reddetmek ile Körfez ülkerine karşı saldırıyı reddetmek arasında gidip geldiler. Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in de ifade ettiği üzere İran, Erbil'deki ABD konsolosluğunu ve el-Harir Askeri Üssü’nü bombalarken, İsrail ve ABD'nin Irak'ın orta kesimleri ve güneyindeki silahlı grupların karargahlarını bombalaması tuhaf bir paradoks oluşturuyor. Sanki savaşan taraflar, Irak'ın füzeleri ve İHA’ları için ortak bir arena olması dışında hiçbir konuda anlaşamamış gibiler!

xcvfgth
Irak'taki Şii silahlı grupların destekçileri Bağdat'taki Yeşil Bölge'de bulunan ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ne doğru yürüyüşe geçerken, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in resmini taşıyan bir protestocu, 1 Mart 2026 (Reuters)

Yakında Şii siyasi güçlerin bölgesel çevreleriyle uzlaşan bir siyasi model sunma zorluğunun ortaya çıkması bekleniyor. Çünkü bölgedeki İran etkisinin kalıntıları nedeniyle tehlike hissetmeye devam edecekler. Bu tehdidin bölgesel çevrelerinde kalmasını önlemeye çalışacaklar. Irak’ın ilerleyen süreçte bölgesel çevreye entegrasyonunu tehdit eden silahlı güçlerin nüfuzu ve hakimiyetinden uzaklaşması ve bu ortamda ekonomik ve siyasi ortaklıklar yoluyla hareket etmesi gerekiyor. Dolayısıyla Iraklıların 28 Şubat 2026'da başlayan savaş sonrası dönem için yeni bir vizyon ve konsepte ihtiyacı var.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Hark Adası: Washington'un İran rejimini devirme yolu mu olacak?

 İran’ın Hark Adası (Google Earth )
İran’ın Hark Adası (Google Earth )
TT

Hark Adası: Washington'un İran rejimini devirme yolu mu olacak?

 İran’ın Hark Adası (Google Earth )
İran’ın Hark Adası (Google Earth )

İsa en-Nehari

ABD'nin İran'a karşı savaşı ikinci haftasına girerken, İran rejimini yalnızca hava saldırıları yoluyla devirme becerisine ilişkin soru işaretleri artıyor. İstihbarat tahminleri, rejimi ortadan kaldırmanın kapsamlı kara müdahalesi gerektirebileceğini gösteriyor ki, bu da siyasi ve askeri açıdan maliyetli bir seçenek. Bu karmaşık denklemin gölgesinde Donald Trump yönetiminin aynı zamanda daha ucuz ve daha etkili seçenekler aradığı görülüyor.

Hark Adası’na el koyma

Washington'da dolaşımda olan senaryolar arasında İran petrol endüstrisi tacının mücevheri olan Hark Adası'nın kontrolünü ele geçirme de yer alıyor. Böyle bir adım, eğer gerçekleşirse, uzun bir kara savaşına sürüklenmeden İran rejimini ekonomik olarak boğmanın bir yolu olabilir. Dahası rejimin askeri operasyonları finanse etme veya ekonomik kayıpları telafi etme kabiliyetini kısıtlayacaktır, bu da onun zayıflamasını ve belki de çöküşünü hızlandırabilir.

Arap Körfezi'nin kuzeyinde yer alan Hark Adası, beş milden uzun olmayan ve Manhattan'ın yarısından daha küçük olan küçük bir kara parçası. Ancak İran petrolünün yaklaşık yüzde 90'ı ada üzerinden küresel pazarlara, özellikle de Çin ve Hindistan'a taşındığından, burası İran'ın dünyaya açılan ana ekonomik kapısını temsil ediyor. Adayı İran'daki petrol sahalarına bağlayan boru hatları ağına ilave olarak, büyük petrol tankerlerinin demirleyebileceği dev yükleme limanlarını da içeriyor. Bu nedenle onu kontrol etmek Washington'a büyük bir stratejik avantaj sağlayacaktır.

Axios sitesine göre Trump yönetimi yetkilileri adayı ele geçirme ve rejimin kaynaklarına erişimini kesme fikrini zaten müzakere etti, ancak bunun uygulanması, Trump'ın sıklıkla hakkındaki çekincelerini dile getirdiği bir seçenek olan, kara kuvvetlerinin gönderilmesini gerektirecek. Yine de ABD Başkanı son zamanlarda sınırlı kara kuvvetleri konuşlandırma fikrine daha açık görünüyor.

ABD Savunma Bakanlığı'nın eski danışmanı Karim Abdian, Independent Arabia’ya verdiği röportajda, Beyaz Saray'ın tutumunun petrol tesislerine zarar vermekten kaçınmak olmasına rağmen, Hark Adası’nın ilk kez konuşulmaya ve görüşülmeye başlandığını söyledi. Petrol tesislerine zarar vermekten kaçınmanın arkasındaki mantık, bunun sonucunda son derece hassas bir emtia olan petrol fiyatlarının varil başına 150 dolara, hatta belki 200 dolara çıkabileceğidir.

Geçen yıl İran'ın petrol ihracatının en kötü koşullar ve yaptırımlar altında günde yaklaşık 3 milyon varile ulaştığını da ifade etti. Uygun koşullar altında ise ihracat günde 4 ya da 5 milyon varile kadar çıkabilir, bu da piyasanın petrole boğulmasına neden olabilir ve Trump'ın ara seçimler öncesinde sağlamayı amaçladığı fiyat istikrarına katkıda bulunabilir.

Sınırlı kara müdahalesi

Zenginleştirilmiş uranyumun İran'dan çıkarılması için karadan müdahale olasılığı sorulduğunda Trump bu fikri memnuniyetle karşıladı ve “Bunu bir noktada yapabiliriz ama şimdi değil” dedi. Bu açıklama, Washington'un Irak'ta olduğu gibi uzun bir savaşa sürüklenmek istemediği şeklinde yorumlanabilir. Ancak İran rejimi çökme noktasına yaklaştığında, müdahalenin insani ve maddi kayıplar açısından maliyetini azaltmak amacıyla belirli hedeflere ulaşmak için sınırlı güç konuşlandırmaya hazır olabilir.

Bu bağlamda Hark Adası potansiyel hedeflerin başında öne çıkıyor. Eğer ABD adayı kontrol altına alabilirse, İran rejimi en önemli finansman kaynaklarından mahrum kalacaktır. Bush yönetimi sırasında Pentagon’da danışmanlık yapan Michael Rubin'in söylediği gibi, İranlılar “petrollerini satamazlarsa maaşları ödeyemezler.” Bu durum halkın öfkesini körükleyebilir ve rejimin kontrolünü zayıflatabilir.

ABD rejimi devirmeden zayıflatmakla yetinse bile, uzun bir savaştan kaçınmak için Hark Adası ABD'nin İran üzerinde bir nüfuz aracı olabilir. Avrasya Grubu Başkanı Ian Bremmer, ABD'nin ada üzerindeki kontrolünün, İran şehirlerinde kuvvet konuşlandırmaya gerek kalmadan Trump'a herhangi bir İran rejimi üzerinde güçlü bir baskı kartı sağlayabileceğini düşünüyor. Zira eğer hükümetin ana gelir kaynağı kontrol edilebiliyorsa, hükümeti kontrol etmeye gerek yoktur.

İran'ın Hark Adası dışında ihracat için başka limanları olmasına rağmen hiçbiri dev tankerlerin yanaşabileceği kapasitede değil. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre İran petrol ihracatını daha küçük limanlara veya demiryolu taşımacılığına kaydırmaya çalışsa bile Hark üzerinden taşınan miktarı telafi edemeyecektir.

Bremer, İran'ın hava ve deniz gücündeki çöküşün gölgesinde, ABD'nin zayıf tahkim edilmiş adayı ele geçirmek için eşsiz bir fırsata sahip olduğunu belirtiyor. Ada, Amerikan muhriplerinin ve yakındaki hava savunma sistemlerinin etkili bir savunma kordonu oluşturmasını kolaylaştıran izole konumda bulunuyor. Dahası ABD halihazırda bölgede mayın ve insansız hava aracı saldırılarıyla mücadele edecek donanıma sahip gemiler de dahil olmak üzere büyük deniz varlıklarına sahip bulunuyor.

Günde yaklaşık 7 milyon varil petrol taşıma kapasitesine sahip olan Hark Adası, hiçbir zaman savaşlardan muaf olmadı. Ekonomik bir baskı noktası olarak askeri planlamacılar için hep çekici bir nokta oldu.1980'lerde Irak uçakları, İran rejimini zayıflatmak amacıyla onu hedef almakta tereddüt etmedi.

Ancak bu savaşta ABD'nin adayı kasıtlı olarak yerle bir etmeye çalışması pek olası değil, zira Atlantik Konseyi’nde araştırmacı Ellen Wald'un belirttiği gibi, böyle bir adım sonuçta İran'ın bölgedeki enerji altyapısını hedef alan bir reaksiyon göstermesine neden olabilir ve petrol fiyatlarını küresel olarak yükseltebilir. Buna karşılık adayı kontrol etmek, ister orduyu yeniden inşa etmek ve nükleer programı canlandırmak, ister bölgesel müttefiklerini finanse etmek olsun, İran rejiminin tüm yetenek ve gücünü kontrol etmek anlamına gelebilir.

Trump ve petrol takıntısı

Trump siyasi meseleleri ticari mantıkla ele alıyor.Trump'a göre her çatışma ve dış etkileşim önemli bir soruyla bağlantılı: ABD karşılığında ne alacak? Bu nedenle seleflerinin Ortadoğu'daki savaşlarını sert bir şekilde eleştirdi. Trump, savaşlara ahlaki açıdan karşı çıkmıyor, bunun yerine yararlı gördüğü bir savaş ile faydasız gördüğü bir savaş arasında ayrım yapıyor. Venezuela'nın başkanını tutuklamak amacıyla yaptığı dramatik müdahalede, hesaplarının en önemli başlığı petroldü.

İran, 200 milyar varil ham petrolü, yani küresel rezervin yaklaşık yüzde 12'sini aşan, dünyanın üçüncü büyük petrol rezervine sahiptir. Buna rağmen Trump konuşmalarında “kötü”, “mağlup” ve “teslim olan” İran'a odaklandı ama dikkat çekici bir şekilde petrol ülkesi İran'dan bahsetmedi.

Bu sessizlik dikkat çekiyor. Vivian Salama ve Jonathan Martin'in Atlantic dergisindeki makalelerinde işaret ettikleri gibi, Amerikan kanının tazminatı olarak petrole veya değerli doğal kaynaklara el koymak, Trump'ın Beyaz Saray'a gelmeden önce bile dünya görüşünün temel ilkelerinden biriydi. Ancak Tahran'a bombalar düşerken ve Washington ile Ortadoğu arasında gerilim yükselirken Trump o meşhur “Petrolü almalıyız” sözünü tekrarlamadı.

Trump'ın İran petrolü hakkında alenen konuşmaktan kaçınması, stratejik hesapların olmadığı anlamına gelmiyor; çünkü İran'ı Çin yörüngesinden çıkarmak, iki süper güç arasındaki rekabette önemli bir hedefi temsil ediyor. ABD'nin ilk rakibi olan Çin, toplam petrol ithalatının yaklaşık yüzde 13'ünü oluşturduğu için İran petrolüne önemli ölçüde güveniyor.

Trump açıklamalarında temkinli davranırken, bazı danışmanları Amerikan çıkarları konusunda daha net görünüyordu. Nitekim Beyaz Saray danışmanı Jarrod Eigen Fox Business'a verdiği röportajda “Yapmak istediğimiz İran'ın geniş petrol rezervlerini teröristlerin elinden almak” dedi. Eigen İran'ı, kendisine göre petrol sektörünün kontrolünü sonunda Amerikan enerji şirketlerine devreden Venezuela'ya benzetiyor. Hiç şüphe yok ki, Venezuela'dan gelen petrolün yanı sıra İran petrolünün de kontrolü ABD'nin enerji piyasasındaki hakimiyetini güçlendirebilir, aynı zamanda Çin'i ekonomik büyümesinin önemli bir kaynağından mahrum bırakabilir.

ABD'nin açıklamaları, İran rejimi üzerindeki baskının yoğunlaşması ve zayıflığının artmasıyla hedeflerin kapsamının genişleyebileceğine işaret ediyor. Muhtemelen petrol ve Çin ile rekabetle ilgili hesaplar da mevcut ve Trump'ın bunlar hakkında alenen bahsetmekten kaçınması, Pekin'i endişelendirmeden veya müdahale etmeye sevk etmeden kendi vizyonunu sessizce hayata geçirme girişiminin bir parçası olabilir.

Washington, operasyonların bir sonraki aşamasının İran'a karşı daha sert olabileceğini vurguladı ve Trump, daha fazla Amerikan askerini kaybetmenin olasılı olduğu konusunda uyardı. Bu, yönetimin, İran'ın askeri liderliğinin ve altyapısının büyük bir bölümünü halihazırda yok etmiş olan hava harekâtının ötesinde adımlar atmayı planladığına işaret ediyor.

Pek çok haber, nükleer tesislerin imhası veya zenginleştirilmiş uranyumun taşınması gibi belirli görevleri yerine getirmek üzere özel birimlerin gönderilme ihtimaline işaret ediyor. Geçen salı günü Kongre'ye verilen brifing sırasında Dışişleri Bakanı Marco Rubio'ya İran'ın zenginleştirilmiş uranyumunun güvence altına alınmasıyla ilgili sorular da soruldu. Rubio bunu kimin yapacağını belirtmeden, “Birinin gidip alması gerekecek” diye yanıtladı.

Bu bağlamda, buna stratejik Hark Adası da dahil olmak üzere İran'daki ekonomik baskı noktalarını kontrol altına almaya yönelik hamlelerin eşlik etmesi uzak bir ihtimal değil.

Geçtiğimiz birkaç gün içinde, özellikle Amerikan istihbarat tahminlerinin İran rejimini yalnızca hava saldırıları yoluyla devirme olasılığını dışlaması nedeniyle, ABD ile Kürtler arasında, sahadaki askeri operasyonlarda onlardan faydalanma girişimi gibi görünen temaslarda bulunulduğu da ortaya çıktı. Bu arada NBC News, Trump'ın belirli stratejik hedefleri gerçekleştirmek için İran'a küçük bir Amerikan askeri kuvveti konuşlandırma fikrini müzakere ettiğini bildirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


İran Dışişleri Bakanlığı, saldırılar ışığında görüşme olasılığını dışladı

Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
TT

İran Dışişleri Bakanlığı, saldırılar ışığında görüşme olasılığını dışladı

Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, saldırılar devam ettiği sürece ateşkes olasılığını küçümseyerek, İran'ın kendini savunmaya devam edeceğini vurguladı.

İran Öğrenci Haber Ajansı'na (ISNA) göre, Bekayi, "savunma ve düşmanlara karşı ezici intikam dışında herhangi bir şeyi tartışmanın anlamı olmadığını" belirterek, Tahran'ın "Müslüman komşularına karşı savaş açmadığını", ancak meşru öz savunma olarak nitelendirdiği bir eylemle "saldırganların kullandığı tesisleri" hedef alacağını yineledi.

Sözcü ayrıca, İran'ın Türkiye, Azerbaycan veya Kıbrıs'a yönelik herhangi bir saldırısını da yalanlayarak, bu tür saldırılara ilişkin haberleri "yanlış bir bahaneyle yapılan saldırılar" olarak nitelendirdi.

Aynı bağlamda Bekayi, Avrupa ülkelerini, Ortadoğu'da savaşı başlatan Amerikan-İsrail saldırıları için gerekli koşulların oluşmasına katkıda bulunmakla suçladı.

“Ne yazık ki, Avrupa ülkeleri bu koşulların oluşmasına katkıda bulundu,” diyen Bekayi, “hukukun üstünlüğünü savunmak ve Amerikan yıldırma ve ihlallerine karşı çıkmak yerine, BM Güvenlik Konseyi'nde yaptırımların yeniden uygulanması görüşmeleri sırasında bunlara onay verdiklerini ifade ederek hem Amerikan hem de Siyonist tarafları suç işlemeye devam etmeye teşvik ettiler” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Rus haber ajansı TASS’tan aktardığına göre Azerbaycan yetkilileri bugün İran ile olan sınır kapılarının gemi trafiğine yeniden açıldığını duyurdu. 

İran'ı müttefiki Rusya'ya bağlayan en kısa kara yollarından bazıları olan sınır geçişleri, Bakü'nün Nahçıvan bölgesine yönelik İran İHA saldırısının ardından geçen hafta kapatıldı.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan dün akşam Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile telefon görüşmesi yaptı. Aliyev'in ofisinden yapılan açıklamada, Pezeşkiyan'ın kendisine İran'ın Nahçıvan saldırısıyla hiçbir ilgisinin olmadığını söylediği belirtildi.

NATO savunma sistemleri geçen hafta Türk hava sahasına ateşlenen bir balistik füzeyi düşürdü. Bu olay, bölgeye yayılan ABD-İsrail-İran savaşında önemli bir yayılma anlamına geliyor.