Yeni bir Libya otoritesinin kurulmasına yönelik öneri, geçiş döneminin uzayacağına dair endişeleri artırıyor

‘Yapılandırılmış diyalog’ hakkında sızdırılan bir belge, BM himayesinde bir siyasi diyalogdan bahsediyor

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’un geçtiğimiz ocak ayında Trablus’ta yaptıkları görüşmeden (UBH)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’un geçtiğimiz ocak ayında Trablus’ta yaptıkları görüşmeden (UBH)
TT

Yeni bir Libya otoritesinin kurulmasına yönelik öneri, geçiş döneminin uzayacağına dair endişeleri artırıyor

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’un geçtiğimiz ocak ayında Trablus’ta yaptıkları görüşmeden (UBH)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’un geçtiğimiz ocak ayında Trablus’ta yaptıkları görüşmeden (UBH)

Libyalıların, 2011 yılından bu yana devam eden geçiş sürecinin sona erdirilmesi yönündeki çağrıları gerek resmî ve siyasi düzeyde gerekse halk nezdinde sürüyor. Uzun süredir devam eden siyasi tıkanıklık ve bölünmüşlüğün son bulmasına yönelik güçlü beklenti dikkat çekiyor.

Ancak Birleşmiş Milletler’in (BM) himayesinde yürütülen ‘yapılandırılmış diyalog’ sürecine atfedilen bir sızıntı, geçiş döneminin yeniden uzatılabileceği endişelerini gündeme getirdi. Söz konusu önerilerde yeni bir geçiş otoritesinin oluşturulmasından bahsedilirken, bazı Libyalılar bunu çözümden ziyade krizin yeniden üretilmesi olarak değerlendiriyor.

Yeni bir otorite oluşturmak

Taslak metin, coğrafi dengeyi gözeterek Berka, Trablus ve Fizan bölgelerini temsil edecek şekilde bir devlet başkanı ve yardımcısından oluşan yeni bir yönetim yapısının kurulmasını öngörüyor. Seçimin ise BM gözetimindeki diyalog süreci üzerinden ‘tek liste’ sistemiyle yapılması ve adayların, diyalog üyelerinin yüzde 25’inin desteğini alması şart koşuluyor. Görev süresinin uzatılamaz şekilde 36 ayla sınırlandırılması planlanırken, sınırlı mali güvenceler sağlanması ve sürenin sonunda uluslararası tanınırlığın sona erdirilmesi de taslakta yer alan düzenlemeler arasında bulunuyor.

 Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh, geçtiğimiz şubat ayında BM Güvenlik Konseyi’ne brifing verdi. (Arşiv – UNSMIL)Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh, geçtiğimiz şubat ayında BM Güvenlik Konseyi’ne brifing verdi. (Arşiv – UNSMIL)

‘Yapılandırılmış diyalog’ sürecine katılan bazı isimler, aralarında Esad Ziyu’nun da bulunduğu üyeler, söz konusu önerinin ‘resmî çerçevenin dışında bir taslak olduğu ve diyalog sürecini yansıtmadığı’ yönünde hızlı bir şekilde açıklama yaptı. Ancak buna rağmen taslağın dolaşıma girmesi, art arda gelen geçiş süreçlerinin ne istikrar sağlayabildiği ne de belirleyici seçimlerin yapılmasına imkân tanıyabildiği bir ortamda, Libyalılar arasında ciddi endişelere yol açtı.

BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Sözcüsü Muhammed el-Esadi, BM Genel Sekreteri’nin Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh tarafından geçtiğimiz ağustos ayında önerilen ve BM Güvenlik Konseyi tarafından desteklenen yol haritasını, 2011’den bu yana süren geçiş dönemlerini sona erdirmeyi amaçlayan ‘pratik bir girişim’ olarak nitelendirdi. Söz konusu planın, genel ve şeffaf seçimlere ulaşmak için süreci hızlandırmayı ve zaman dilimini daraltmayı hedeflediği belirtildi.

Nisan ayında yeniden başlaması planlanan ‘yapılandırılmış diyalog’ süreci, Tetteh’in yol haritasının bir parçası olarak öne çıkıyor. Bu plan, seçim yasalarının değiştirilmesi, seçim komisyonundaki boş kadroların doldurulması ve birleşik bir hükümet kurulmasını da içeriyor.

El-Esadi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “UNSMIL’in uygulamaya koyduğu yol haritası, Libya’daki siyasi tıkanıklık ve bölünmüşlüğe son vermeyi amaçlıyor” dedi. Ayrıca, BM çerçevesinde yürütülen herhangi bir girişimin resmî olarak misyon tarafından duyurulması gerektiğini, bu çerçevenin dışındaki önerilerin ise yalnızca ilgili tarafların görüşlerini yansıttığını vurguladı.

Geçtiğimiz şubat ayında başkent Trablus’ta düzenlenen yapılandırılmış diyalog oturumlarından (Arşiv – UNSMIL)Geçtiğimiz şubat ayında başkent Trablus’ta düzenlenen yapılandırılmış diyalog oturumlarından (Arşiv – UNSMIL)

Buna karşın, geçiş süreçlerine ilişkin tartışmalar, Libya kamuoyunun geçici dönemin sona erdirilmesine yönelik beklentileri ile ülkenin hâlâ iç dengeler ve uluslararası çekişmelerin etkisi altında olan siyasi gerçekliği arasındaki uçurumu ortaya koyuyor.

Bu çerçevede, Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ebu’l Kasım Kuzeyt, ülkenin ‘geçiş aşamalarını aşmaktan hâlâ uzak’ olduğunu belirterek, ‘yolsuzluğun kurumsallaşması ve gelecekte kalıcı olması gereken kurumlar içinde otoriter yönetim biçimlerinin yeniden üretilmesi’ riskine dikkat çekti.

Kuzeyt, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Libyalıların geniş bir kesiminin tartışmalı ya da yolsuzlukla suçlanan isimlerin kalıcı devlet yapısında yer almasına karşı çıktığını ifade etti.

Öte yandan, geçiş sürecinin sona erdirilmesine yönelik resmî temaslar da sürüyor. Bu kapsamda, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile DYK Başkanı Muhammed Takala arasında yapılan görüşmelerde, ulusal seçimlerin gerçekleştirilmesi için gerekli şartların oluşturulmasına yönelik ‘somut adımlar’ ele alındı.

Ayrıca, Cebel-i Garbi bölgesindeki yerel yetkililer ve aşiret liderleri de Libya Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Abdullah el-Lafi ile yaptıkları son görüşmede, geçiş sürecinin sona erdirilmesine yönelik çabalara destek verdiklerini açıkladı.

‘Genel bıkkınlık’ durumu

Araştırmalara göre bu siyasi hareketlilik, ardışık geçiş süreçlerinden kaynaklanan ‘genel bir bıkkınlık’ hissini gizleyemiyor. Libya Araştırma ve Geliştirme Merkezi Direktörü es-Senusi Biseykri, ülkenin ‘siyasi yorgunluk, güvenlik ve askeri bölünmeler’ içinde olduğunu ve bunun doğrudan yaşam koşullarına yansıdığını, enflasyon, nakit sıkıntısı ve hizmetlerde gerileme gibi sorunlara yol açtığını belirtti.

Biseykri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu krizlerin yüksek düzeyde yolsuzlukla daha da derinleştiğine dikkat çekti. Ayrıca, BM taslak raporunda bazı askeri kişilerin petrol kaçakçılığına karıştığının yer aldığını ve ‘yapılandırılmış diyalog’ süreciyle ilgili sızıntıların, her ne kadar üzerinde uzlaşı sağlanmamış olsa da, siyasi mesajlar içerdiğini ifade etti.

ABD’nin Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Jeremy Brent, geçtiğimiz şubat ayında Trablus’ta düzenlenen yapılandırılmış diyalog oturumlarına katıldı. (UNSMIL)ABD’nin Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Jeremy Brent, geçtiğimiz şubat ayında Trablus’ta düzenlenen yapılandırılmış diyalog oturumlarına katıldı. (UNSMIL)

Biseykri, ülkenin doğu ve batısındaki iki hükümeti birleştirme çabalarının da aksadığını belirtti. Bu süreçte, Mossad Boulos, ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı olarak yürüttüğü girişimlerle öne çıktı, ancak taraflar arasındaki anlaşmazlıklar devam ediyor.

Boulos, daha önce Avrupa başkentlerinde doğu ve batı Libya’daki siyasi aktörler arasında hükümetleri birleştirmeyi hedefleyen görüşmeler yürüttü. Ancak bu girişimler, özellikle DYK içindeki bir kesim tarafından eleştirildi.

Siyasi analist Hazım er-Rayis, halktaki memnuniyetsizliğin ‘açık şekilde’ gözlemlendiğini belirterek, sürecin bir krizi çözmek yerine ‘tekrarlamak’ yönünde bir eğilim olarak algılandığını söyledi. Mevcut siyasi yapılarla devam etmenin, seçimlere götürecek herhangi bir sürece duyulan güveni zayıflattığını vurguladı.

Er-Rayis, ‘yapılandırılmış diyaloğun’ bu endişeleri gidermediğini, özellikle çıktılarının bağlayıcı olmamasının önceki seçim yasası deneyimlerini hatırlattığını ifade etti. Uluslararası aktörlerin, başta Boulos’un girişimleri olmak üzere, sürece müdahalelerinin, ulusal çıkarlar yerine dış aktörlerin çıkarlarını gözetebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rayis, UNSMIL’in performansını değerlendirirken, sürecin ‘tereddütlü ve çelişkili’ yürütüldüğünü; hem mevcut kurumlarla devam etme hem de onları aşma ihtimali arasında gidip gelindiğini belirtti. Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi içindeki kararlı uluslararası destek eksikliğinin, sürecin ‘uluslararası dengelere bağlı bir çözüm’ izlenimi verdiğini ve iç politik iradeden ziyade dış faktörlere dayandığını ortaya koyduğunu söyledi.

Daha önce Tetteh, geçtiğimiz şubat ayında BM Güvenlik Konseyi’ne verdiği brifingde, Temsilciler Meclisi (TM) ve DYK’nin seçim yol haritasında ilerleme sağlayamamasını eleştirerek, yol haritasının iki temel adımını doğrudan ele almak üzere küçük bir grup oluşturma niyetini açıklamıştı. Ancak bu adım henüz fiilen uygulanmadı.



El-Mahmudi beraatinden sonra: Libya'da yeni bir sayfa açalım

Al-Mahmudi, Temmuz 2019'da serbest bırakılmadan önce
Al-Mahmudi, Temmuz 2019'da serbest bırakılmadan önce
TT

El-Mahmudi beraatinden sonra: Libya'da yeni bir sayfa açalım

Al-Mahmudi, Temmuz 2019'da serbest bırakılmadan önce
Al-Mahmudi, Temmuz 2019'da serbest bırakılmadan önce

Bağdadi el-Mahmudi, devrik lider Muammer Kaddafi dönemindeki son başbakan olarak, tüm Libyalılara “kardeşlik ve birlik temelinde yeni bir sayfa açma, acı ve bölünme yıllarını geride bırakma” çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu açıklama, Mahmudî’nin 18 Mayıs’ta eski rejimden 30 diğer yetkiliyle birlikte “17 Şubat Devrimi göstericilerini bastırma” suçlamasından beraat etmesinin ardından yaptığı ilk açıklama oldu. Mahmudî’nin sözleri Libya’da geniş yankı uyandırdı.

Kaddafi döneminde “Genel Halk Komitesi” başkanlığını yürüten Mahmudî, “Günler ne kadar uzun sürerse sürsün, gerçeklerin gömülemeyeceğini ve adaletin gecikse de yok olmayacağını kanıtladı” dedi.

Mahmudî’nin Facebook hesabından yapılan açıklamada ise “Bölünmeler ülkemizi yordu, anlaşmazlıklar gücümüzü zayıflattı. Yaraların üzerine çıkmanın ve Libya’yı her şeyin önünde tutmanın zamanı geldi” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada ayrıca, “Libyalılar arasında kazanan yalnızca vatan olabilir; fitneden kazanç sağlayanlar ise ancak ülkenin düşmanlarıdır” denildi.


Irak... 5 milis grubu silah bırakmaya hazırlanırken, 2 grup ABD’nin şartlarını reddediyor

Bağdat’ta, Suriye sınırındaki el-Kaim’de Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi, 2 Mart 2026. (Reuters)
Bağdat’ta, Suriye sınırındaki el-Kaim’de Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi, 2 Mart 2026. (Reuters)
TT

Irak... 5 milis grubu silah bırakmaya hazırlanırken, 2 grup ABD’nin şartlarını reddediyor

Bağdat’ta, Suriye sınırındaki el-Kaim’de Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi, 2 Mart 2026. (Reuters)
Bağdat’ta, Suriye sınırındaki el-Kaim’de Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi, 2 Mart 2026. (Reuters)

Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın kaynaklar, çatı yapısı altında faaliyet gösteren beş silahlı grubun silahlarını bırakıp Irak hükümetine teslim etmeye karşı çıkmadığını, buna karşın iki grubun bu adıma sıcak bakmadığını belirtti. Bu gelişme, İran’a yakın silahlı grupların silahsızlandırılması ve temsilcilerinin Başbakan Ali ez-Zeydi liderliğindeki yeni hükümette üst düzey görevlere getirilmemesine yönelik ABD şartlarına bir yanıt olarak değerlendiriliyor.

Kaynaklara göre silah bırakmaya yönelen gruplar arasında, Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehli’l Hak, Hadi el-Amiri liderliğindeki Bedir Örgütü ile Ketaib Seyyid eş-Şüheda, Ketaib Saarallah ve Ketaib İmam Ali yer alıyor. ABD yaptırımları bu grupların tamamını kapsarken, Bedir Örgütü yaptırım listesinde bulunmuyor.

Silah bırakmayı reddeden gruplar arasında ise Nuceba Hareketi ile Ketaib Hizbullah öne çıkıyor. Her iki yapı da ABD’nin yaptırım ve terör listelerinde yer alıyor.

Irak Sağlık Bakanı Abdulhuseyin el-Musevi cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, bazı grupların silah bırakmayı kabul ettiği yönündeki haberleri doğruladı.

Eski CIA Direktörü David Petraeus’un yaklaşık 10 gün önce Irak’ı ziyaret ederek, silahlı grupların silahlarıyla ilgili olduğu düşünülen görüşmeler gerçekleştirdiği belirtildi. Petraeus’un, Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan, Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi, İçişleri Bakanı ve diğer yetkililerle bir araya geldiği aktarıldı.

Bazı grupların silah bırakmaya hazır olduğuna ilişkin açıklamalara rağmen, sürecin nasıl yürütüleceğine dair belirsizlik sürüyor. Çünkü grupların büyük bölümü Halk Seferberlik Güçleri yapısıyla bağlantılı bulunuyor. Konuya ilişkin bilgi sahibi kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sürecin silahlı grupları temsil eden taraflarla ABD arasında yürütülecek açık ve belirli müzakerelerle bağlantılı olabileceğini söyledi. Kaynaklar, Washington’ın bu grupların hükümete katılmasına karşı çıktığını, buna karşılık silah bırakılması şartıyla siyasi süreçte kalmalarına ve devlet kademelerinde görev almalarına izin verilmesinin gündeme gelebileceğini ifade etti.

Yardımcı faktörler grubu

Şii siyasal İslam grupları konusunda araştırmacı ve uzman olan Nizar Haydar, silahsızlandırma dosyasının ‘kesinlikle kolay görünmediğini’ söyledi. Haydar, konunun uzun yıllar boyunca biriken nedenler nedeniyle karmaşık hale geldiğini, bunun da devlet ve anayasal kurumlar aleyhine silahlı grupların aşırı güç kazanmasına yol açtığını belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan Haydar, Tahran’ın bu dosyadaki güçlü ve derin etkisine dikkat çekerek, İran’ın nüfuzundan kolayca vazgeçmeyeceğini ifade etti. Buna rağmen Haydar, silahlı grupların silahlarıyla ilgili karmaşık dosyanın çözümüne yardımcı olabilecek birçok unsur bulunduğunu söyledi. Bu unsurlar arasında, Necef dini merciinin konuya ilişkin açık ve net tutumunun da yer aldığını belirten Haydar, bunun hükümet ve devlete destek sağlayabileceğini ifade etti. Haydar’a göre bu yaklaşım, silahlı grupların devlet otoritesi dışında silah bulundurmalarını meşrulaştırmak için kullandıkları sözde dini meşruiyetin geri çekilmesine katkı sunabilir.

dfgthyuı
Halk Seferberlik Güçleri, ülkenin güneyindeki Kerbela çölünde bir güvenlik operasyonu başlattı, 12 Mayıs 2026. (Kurumun internet sitesi)

Haydar, Başbakan Ali ez-Zeydi’nın hükümet programında silahların yalnızca devletin elinde toplanması ve hukukun uygulanması konusunun öncelikli başlık olarak yer aldığını belirtti. Haydar, bu yaklaşımın hükümet programının temel unsurlarından biri olduğunu ve parlamentonun güvenoyunun da bu esas üzerine verildiğini söyledi.

Haydar ayrıca, Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan’ın da konuya ilişkin net açıklamalar yaptığını ifade etti. Zeydan’ın silahların yalnızca devletin kontrolünde olması gerektiğini savunduğunu belirten Haydar, bu ilkeye karşı çıkanlara yönelik tüm yasal adımların atılacağı yönünde mesaj verildiğini kaydetti.

Bu unsurlara ek olarak Haydar, ABD’nin dosyanın çözümüne yönelik kararlı tutumuna dikkat çekti. Washington’ın Irak hükümetine silahlı gruplar meselesini sonuçlandırma konusunda destek verme isteği gösterdiğini ifade eden Haydar, ABD’nin özellikle bu grupların silah bırakıp silahlı yapılanmalarını dağıtmadan Zeydi hükümetinde yer almalarına kesin biçimde karşı çıktığını söyledi.

Aşamalı taktik

Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan eş-Şemmari ise silahlı grupların silah bırakmayı kabul etmesini ‘geçici bir taktik’ olarak değerlendirdi.

Şemmari, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Silahların tasfiyesi ya da bırakılmasının hangi başlık altında gerçekleştiğinden bağımsız olarak, bunun silah olgusunun tamamen sona erdirilmesinden çok geçici ve taktiksel bir adım olarak görülmesi gerekir” dedi. Şemmari, grupların mevcut aşamada ABD ya da Başkan Donald Trump ile karşı karşıya gelmek istemediğini belirtti. Trump’ın gerek Lübnan gerek Irak’ta devlet dışındaki silahlı yapıları tasfiye etme konusunda büyük kararlılık gösterdiğini ifade etti.

Silahlı grupların bu adımı benimsemesinin kalıcı bir inançtan kaynaklanmadığını savunan Şemmari, bunun devlet, anayasa ve hukuk düzenine bağlılık göstergesi olmadığını söyledi. Şemmari’ye göre süreç, iç siyasi hesapların yanı sıra ABD-İran gerilimine bağlı bölgesel dengeler ve ‘en az kayıpla çıkış’ anlayışıyla bağlantılı.

Şemmari, İran’ın ABD şartları karşısında geri adım atmasının Irak’taki müttefik gruplar üzerinde de etkili olmuş olabileceğini belirtti. Bu durumun, söz konusu yapıların silah bırakmayı ve hükümet faaliyetlerinde varlıklarını sürdürebilmek için asgari koşulları kabul etmelerini teşvik ettiğini ifade etti.

İran’ın geçmişte benimsediği ‘ABD ile müzakere etmeme’ yaklaşımından geri adım atmasının Iraklı gruplara da yansıdığını söyleyen Şemmari, “Amaç İran’daki rejimin ve Irak’taki müttefiklerinin ayakta kalmasıdır” dedi.

Ali ez-Zeydi hükümetinin silahlı grupların silahsızlandırılmasına ilişkin programını uygulama kapasitesine değinen Şemmari, hükümetin grupların bu düşünce yapısının farkında olduğunu belirtti. Şemmari, hükümetin bu süreci zorunluluktan kabul ettiğini ve Tahran çizgisine yönelmek zorunda kalabileceğini söyledi. İran’ın, silahlı gruplar ve onların silahları üzerindeki belirleyici etkiye sahip olduğunu da sözlerine ekledi.


Siyasi gerilimlere rağmen, İsrail'den Mısır'a doğalgaz akışı "istikrarlı" olarak sürüyor

Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki Zohr doğalgaz sahası (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki Zohr doğalgaz sahası (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Siyasi gerilimlere rağmen, İsrail'den Mısır'a doğalgaz akışı "istikrarlı" olarak sürüyor

Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki Zohr doğalgaz sahası (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki Zohr doğalgaz sahası (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati’nin ifadesiyle, İsrail’in "saldırgan politikaları" nedeniyle ikili ilişkilerin zarar gördüğünün kabul edilmesine ve siyasi düzeydeki temasların durma noktasına gelmesine rağmen, bu durum İsrail gazının Mısır'a akışına engel teşkil etmedi. Hatta yaz aylarındaki yüksek tüketimi karşılamak amacıyla önümüzdeki dönemde bu sevkiyatın daha da artması bekleniyor.

Mısır Petrol Bakanlığı Sözcüsü Mahmud Naci, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, "İsrail gazı tedariki, imzalanan sözleşmeler ve normal oranlar doğrultusunda istikrarlı bir şekilde devam ediyor" dedi. Naci, günlük pompalama oranlarının iki taraf arasındaki anlaşma takvimine uygun olarak seyrettiğini vurguladı.

Mısır Senatosu Enerji Komisyonu Başkanı ve eski Petrol Bakanı Usame Kemal ise sevkiyatın artma ihtimaline değindi. Şarku’l Avsat’a konuşan Kemal, artış anlaşmasının hayata geçirilmesinin bölgedeki istikrara, özellikle de İran ile yapılması muhtemel bir anlaşmaya bağlı olduğunu ifade etti.

Ancak Petrol Bakanlığı Sözcüsü, İsrail gazı tedarikinde yakın zamanda bir artış olup olmayacağı konusunda net bir bilgi vermekten kaçınarak, "Sabit olan tek şey, gaz ithalatının iki taraf arasındaki ticari anlaşmalara uygun olarak normal seyrinde ilerlediğidir" ifadelerini kullandı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi, 2017 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısı sırasında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile bir görüşme gerçekleştirdi (Mısır Dönem Başkanlığı)Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi, 2017 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısı sırasında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile bir görüşme gerçekleştirdi (Mısır Dönem Başkanlığı)

Milyarlarca dolarlık anlaşmalar ve tarihsel süreç

İsrail’in Mısır’a gaz akışı, İran ile yaşanan gerilim nedeniyle verilen bir aylık aranın ardından geçen ay neredeyse tamamen eski seyrine döndü.

Geçtiğimiz aralık ayında İsrail, Mısır ile 15 yıllık dönemi kapsayan ve değeri 35 milyar doları bulan tarihindeki en büyük gaz anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma uyarınca, yaklaşık 600 milyar metreküp rezerve sahip olan "Leviathan" sahasından Mısır'a 130 milyar metreküp doğalgaz ihraç edilecek.

Mısır ve İsrail, gaz alanında uzun yıllara dayanan bir iş birliğine sahip. Mısır, 2005 yılında el-Ariş - Aşkelon boru hattı üzerinden İsrail'e gaz ihraç etmek için bir anlaşma imzalamış, ancak Sina Yarımadası'ndaki hata yönelik tekrarlanan saldırılar nedeniyle 2012'de sevkiyat durmuştu. İki ülke arasındaki gaz tedariki ancak 2020 yılında yeniden başlayabildi.

Resim  Doğu Akdeniz'deki Zohr doğalgaz sahası (Mısır Başkanlığı)Doğu Akdeniz'deki Zohr doğalgaz sahası (Mısır Başkanlığı)

Siyaset ve ekonomi ayrımı

Kahire Amerikan Üniversitesi Öğretim Üyesi Cemal e-Kalyubi, Mısır’ın belirgin siyasi görüş ayrılıklarına rağmen İsrail gazı meselesine tamamen ekonomik bir perspektiften yaklaştığı görüşünde. El-Kalyubi, gaz dosyasının "tamamen ticari ve ekonomik ilişkiler ile anlaşmalar tarafından yönetildiğini" belirterek, "Mısır siyasetinin temel ilkelerinden, özellikle de Filistin halkı dahil olmak üzere Arap ülkelerine yönelik saldırganlığın reddedilmesinden taviz verilmesi mümkün değildir" dedi.

Geçtiğimiz salı günü bir televizyon mülakatında konuşan Mısır Dışişleri Bakanı, "İki ülke arasındaki ilişkiler, İsrail'in başta Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Lübnan olmak üzere Arap ülkelerine yönelik saldırgan politikalarından etkilenmiştir" açıklamasında bulundu.

İki ülke arasındaki ilişkiler, barış anlaşmasından bu yana bugünkü kadar gerilimli bir döneme sahne olmamıştı. Bu gerilim; İsrail'in barış antlaşmasını ihlal ederek Mısır sınırındaki " Selahaddin Koridoru”nu (Filadelfiya Koridoru), ardından Mısır ara buluculuğuyla Ocak 2025'te varılan ateşkesi bozarak "Morag Koridoru"nu ve Refah Sınır Kapısı'nın Filistin tarafını işgal etmesiyle arttı. Ekim ayında varılan mutabakat ise her gün ihlal edilmeye devam ediyor.

Coğrafi avantaj ve alternatifler

Ortak sınır ve coğrafi yakınlık, Mısır ile İsrail arasındaki gaz anlaşmalarına rekabet avantajı sağlıyor. Geçtiğimiz eylül ayında Mısır Petrol Bakanı Kerim Bedevi yaptığı basın açıklamasında, "İsrail gazının, diğer bölgelerden ithal edilen gaza kıyasla daha ucuz olduğunu" belirtmişti.

El-Kalyubi’ye göre İsrail, gaz üretiminde genişlemeci bir plana sahip ve ihracatını artırmak için Mısır'daki sıvılaştırma tesislerine güveniyor. Ancak el-Kalyubi, Mısır’ın iç tüketimi karşılamak için ithalat kaynaklarını çeşitlendirdiğini ve tamamen İsrail gazına bağımlı olmadığını vurgulayarak, "Bu nedenle, gaz akışının kesilmesi ya da sürmesi Mısır’ı büyük ölçüde etkilemeyecektir" değerlendirmesinde bulundu.