Trump’ın açıklamalarına rağmen İsrail, tutumunda ani bir değişiklik olabileceği ihtimaline hazırlıklı

Tel Aviv, İran’la yeniden savaşa gireceğine inanıyor

İsrail güvenlik güçleri, 1 Nisan’da Tel Aviv’deki bir yerleşim bölgesine düşen İran menşeli roketin verdiği hasarı inceliyor. (AFP)
İsrail güvenlik güçleri, 1 Nisan’da Tel Aviv’deki bir yerleşim bölgesine düşen İran menşeli roketin verdiği hasarı inceliyor. (AFP)
TT

Trump’ın açıklamalarına rağmen İsrail, tutumunda ani bir değişiklik olabileceği ihtimaline hazırlıklı

İsrail güvenlik güçleri, 1 Nisan’da Tel Aviv’deki bir yerleşim bölgesine düşen İran menşeli roketin verdiği hasarı inceliyor. (AFP)
İsrail güvenlik güçleri, 1 Nisan’da Tel Aviv’deki bir yerleşim bölgesine düşen İran menşeli roketin verdiği hasarı inceliyor. (AFP)

İsrail’de, ABD Başkanı Donald Trump’ın savaşın iki ya da üç hafta daha süreceğini vurguladığı açıklaması memnuniyetle karşılanmış olsa da Tel Aviv’deki değerlendirmeler, hâlâ savaşın ‘belirlenen görev ve hedefler tamamlanmadan önce’ ani bir kararla sona erdirilebileceği ihtimaline işaret ediyor. Güvenlik kaynakları, İran’daki Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanlarının, ülkelerinin uğradığı kayıplara rağmen, savaşı uzun süreli bir yıpratma çatışmasına dönüştürmek amacıyla sürdürmekten yana olduğunu belirtiyor. Aynı kaynaklara göre Trump ise bu stratejik avantajı ortadan kaldırmayı tercih ediyor.

İsrail merkezli Walla haber sitesine konuşan kaynaklar, savaşın sona erdirilmesinin İsrail ve ABD’ye düzenlenen saldırıların etkisini ve yol açtığı hasarı daha net değerlendirme imkânı sağlayacağını ifade etti. Özellikle ABD ve Batı’da savaşa yönelik muhalefetin artması ve İsrail’de de desteğin gerilemeye başlaması bu değerlendirmede etkili oldu.

Öte yandan İsrail Kanal 12 televizyonuna göre İran, savaşta ağır darbe aldı. ABD ve İsrail güçleri toplam 19 bin 650 hedefe saldırı düzenlerken, bunların 11 bini ABD güçleri tarafından gerçekleştirildi. Operasyonlarda 55 üst düzey isim öldürüldü; bunların 22’sinin son derece kritik pozisyonlarda olduğu belirtildi. Ayrıca balistik füze üretimi ve depolanmasına bağlı 4 bin 700 tesisin imha edildiği, bunun söz konusu kapasitenin yüzde 90’ının ortadan kaldırılmasına yol açtığı aktarıldı. Bunun yanında 150 savaş gemisi de imha edildi.

Buna rağmen İran tarafı füze saldırılarını sürdürdü. Şarku’l Avsat’ın İsrail Kanal 12 televizyonundan aktardığına göre İran saldırılarının yalnızca yüzde 14’ü İsrail’e yöneldi. Bu kapsamda 411 saldırı dalgasında 585 füze ve 765 insansız hava aracı (İHA) kullanıldı. Kalan saldırıların ise çoğu Arap ve İslam ülkesi olmak üzere yaklaşık 14 farklı ülkeye yöneltildiği bildirildi.

İran’ın savaşa hazırlığı

İran’ın başkenti Tahran’daki bir parkta 26 Mart’ta sergilenen İran füzeleri (Reuters)İran’ın başkenti Tahran’daki bir parkta 26 Mart’ta sergilenen İran füzeleri (Reuters)

Ynet’e konuşan Tel Aviv Üniversitesi Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü İran Programı araştırmacısı ve İsrail askeri istihbaratının araştırma biriminde eski İran Programı Başkanı olan Danny Citrinowicz, İran’ın hâlâ önemli bir askeri güce sahip olduğunu belirterek, “İran bu savaşa İsrail ve ABD’nin beklediğinden daha hazırlıklı görünüyor” dedi.

Citrinowicz, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın, ülkesinin rakiplerine karşı ‘göze göz’ denklemini benimsediğini açıklamasının, İran’da komuta ve kontrol yapısının hâlâ ayakta olduğunu gösterdiğini ifade etti. Bu durumun, sahadaki operasyonların ve stratejik kararların planlı şekilde yürütüldüğüne işaret ettiğini vurgulayarak, “Füze atışları rastgele değil” değerlendirmesinde bulundu.

İran’ın saldırılarının plansız olmadığını kaydeden Citrinowicz, “Eldekini kullandıkları yönündeki iddia doğru değil. Burada stratejik ve operasyonel bir savaş planı söz konusu” dedi. Güney İran’daki bir saldırının ardından Hayfa’daki petrol rafinerisine yönelik ilk saldırının gerçekleştiğini, sonrasında Natanz Nükleer Tesisi’ne saldırı düzenlendiğini ve buna karşılık olarak Dimona Nükleer Reaktörü’nün hedef alındığını ifade etti.

Citrinowicz, İran’daki çelik fabrikalarına yönelik saldırıların ardından Negev bölgesindeki Neot Hovav tesisinin hedef alındığını, İsrail’in elektrik altyapısına yönelik saldırıların ardından ise İran’ın Hayfa’daki petrol rafinerisini ikinci kez vurduğunu söyledi.

İran için ‘karşılık verme denklemi’ oluşturmanın önemine dikkat çeken Citrinowicz, bunun fiilen bir caydırıcılık mekanizması olduğunu ve İsrail’in bu denklemin yalnızca bir parçasını oluşturduğunu belirtti. Katar’daki Ras Laffan’a yönelik saldırının, Güney İran’daki Pars sahasına düzenlenen saldırının ardından Katar’ın gaz üretim kapasitesinin yüzde 17’sini devre dışı bıraktığını ifade etti.

Husi tehdidi

Yunan gemisi Magic Seas’ın Kızıldeniz’de Husiler tarafından vurulduğu an (EPA)Yunan gemisi Magic Seas’ın Kızıldeniz’de Husiler tarafından vurulduğu an (EPA)

Citrinowicz, denkleme eklenen yeni bir unsura da dikkat çekerek, Husiler’in Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma tehdidinde bulunduğunu, bunun İran’a yönelik büyük çaplı bir saldırı ya da kara harekâtı durumunda hayata geçirilebileceğini söyledi.

Citrinowicz, Babu’l Mendeb Boğazı’nın kapatılmasının ‘önemli bir gelişme’ olacağını belirterek, İran’ın yaklaşımını “Bana yaptığın her şeyi sana daha fazlasıyla yaparım” şeklinde özetledi. İran’ın denge kurmaktan ziyade gerilimi artrmayı ve yeni angajman kuralları oluşturmayı hedeflediğini, saldırılardan caydırmak için karşı tarafa daha büyük zarar vermeyi amaçladığını ifade etti.

Önümüzdeki dönemde saldırıların akademik kurumları da hedef alabileceğini belirten Citrinowicz, İran’da bu tür kurumlara yönelik saldırıların ardından DMO’nun İsrail üniversitelerini ‘meşru hedef’ olarak tehdit ettiğini hatırlattı.

Citrinowicz’in değerlendirmeleri, son dönemde farklı çevrelerden dile getirilen ve bu savaşın İran’ı tamamen çökertmeyeceği, ancak projelerini birkaç yıl geciktireceği yönündeki görüşlerle örtüşüyor. Bu çerçevede, gelecekte yeniden çatışma ihtimalinin gündemde kalacağı belirtiliyor.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar’ın açıklamaları da bu şekilde yorumlandı. Saar, “İsrail karşı karşıya olduğu yok edilme tehdidini ortadan kaldırdı… Bu son savaş olmayacak. Düşmanlar hâlâ var, ancak ağır darbe aldılar. Gelecekteki tehditlere karşı hazırlıklı olmayı sürdürmeliyiz. Evet, hâlâ bize ateş açabilirler, ancak bizi varoluşsal bir tehlikeye sokamazlar” ifadelerini kullandı.

Bu arada İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları yoğun şekilde sürüyor. Taraflar, her yeni saldırının DMO’nun kapasitesini daha da zayıflattığını ve mevcut yönetimin gücünü aşındırdığını savunuyor. İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesine göre İsrailli ve Amerikalı yetkililer, “Her hâlükârda İran, savaş sonrasında savaş öncesi durumuna geri dönmeyecek” değerlendirmesinde bulunuyor.



Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
TT

Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)

Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez, ABD Başkanı Donald Trump'la arasını iyi tutarak iktidarını pekiştirmek istiyor.

Rodriguez, ABD'nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu kapsamında bugün Trump'la bir araya gelecek. 

57 yaşındaki siyasetçi, ABD ordusunun ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyerek Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasının ardından ülkenin başına geçmişti.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Financial Times'ın aktardığına göre ocak ayından beri ülkenin petrol gelirlerini kontrol eden ABD yönetimi, ülkede faaliyet gösteren Çinli ve Rus firmalara ödeme yapılmasını da engelliyor.

Analizde, Rodriguez açısından Washington'la yakın ilişki kurmanın, Venezuela'da iktidarını sağlamlaştırmasına yardımcı olabileceğine işaret ediliyor.

Venezuela Anayasası'nda geçici devlet başkanlığı için öngörülen 180 günlük süre temmuzda dolmuştu. Analize göre Rodriguez, Trump'la kişisel bağlarını güçlendirerek kendisini koltuğundan edebilecek seçimleri mümkün mertebe ertelemek istiyor.

Yakın tarihli bir ankette net onay puanı eksi 36'ya gerileyen Rodriguez, ekonomik toparlanma sağlayabilirse kendisini ülkenin eski lideri Hugo Chavez'in etkili ve teknokrat bir halefi olarak sunmayı deneyebilir.

Muhalefet ise Washington'la yapılan anlaşmaların Rodriguez'i Trump açısından vazgeçilmez hale getirmesinden endişeli.

Venezuela'da muhalefetin önde gelen isimlerinden Henrique Capriles, Karakas ve Washington arasındaki petrol anlaşmalarını sıkça eleştiriyor.

Capriles, "Venezuela'da petrol sektörünü yok eden aynı kişilerle bu sektörü yeniden canlandırmaya çalışmayı anlamak mümkün değil" diyor.

Modern Diplomacy'deki analizde de ABD'nin, ülkenin petrol endüstrisinde "doğrudan ekonomik çıkarlar elde etmeye başladığına" dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, "askeri ve siyasi bir müdahale olarak başlayan süreci, onlarca yıl sürebilecek bir duruma dönüştürdüğü" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Modern Diplomacy


Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
TT

Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)

Donald Trump yönetiminin, göçmenleri üçüncü ülkelere göndermek için gizlice anlaşmalar yaptığı ortaya çıktı.

Paris merkezli kâr amacı gütmeyen gazetecilik kuruluşu Forbidden Stories'in öncülüğünde, birçok medya ve analiz şirketinin katılımıyla hazırlanan araştırmada, ABD Dışişleri Bakanlığı'na ait çeşitli belgeler incelendi.

Buna göre Beyaz Saray, kendi ülkelerine gönderilemeyen göçmenleri üçüncü ülkelere sınır dışı etmek amacıyla çoğu Afrika ve Latin Amerika'da bulunan 31 ülkeyle anlaşmalar yapmış. Bu düzenlemelerin desteklenmesi için de en az 410 milyon dolar kaynak ayrılmış.

Ayrıca ABD'nin, Haziran 2026 sonu itibarıyla 13 hükümete 81 milyon dolar doğrudan ödeme yapmayı taahhüt ettiği aktarılıyor. Uluslararası Göç Örgütü'ne (IOM) 179 milyon, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne 124 milyon dolarlık hibeler öngörüldü.

Washington Post (WP) ve Guardian, bu kuruluşların anlaşmaların tarafı olmadığına fakat fonların, ülkelerin sınır dışı edilenleri kabulünü sağlamak amacıyla görüşmelerde kullanıldığına dikkat çekiyor.

Trump yönetimi şimdiye dek 28 ülkeye 25 binden fazla kişi göndermiş. Bunların yaklaşık 20 bini Meksika'ya, geri kalanı da Afrika ve Latin Amerika'daki diğer ülkelere sınır dışı edilmiş.

Washington yönetiminin bazı anlaşmaları gizlice yürüttüğü ya da sözleşmelerle ilgili kamuoyuna şeffaf şekilde bilgilendirmede bulunmadığı da yazılıyor.

Belgelere göre Kamerun'a bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 30 milyon dolar, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ne de 2 bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 75 milyon dolar, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 1500 kişiyi kabul etmesi karşılığında 85 milyon dolar ödeme taahhüdü verilmiş. Ancak şimdiye kadar Kamerun'a 44, Kongo'ya 15, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 18 kişi gönderilmiş.

Guardian, üçüncü ülkelere sınır dışı etme politikasının Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller tarafından yürütüldüğünü yazıyor. WP de Miller'ı politikanın Beyaz Saray'daki başlıca yürütücülerinden biri diye tanımlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, ABD büyükelçiliklerindeki personel ve üst düzey yetkililerle ortak çalışarak yabancı hükümetlerle anlaşmaları müzakere ettiği aktarılıyor.

Anlaşmaların çoğunun Mayıs 2025'te Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan, başında diplomat Christian Jove Ehrhardt'ın yer aldığı Geri Göç Ofisi'nin (Office of Remigration) yürüttüğü ifade ediliyor. Ehrhardt, bu yıl haziranda çeşitli göç anlaşmaları için Fildişi Sahili, Gambiya, Gine-Bissau, Togo ve Gabon'u ziyaret etmiş.

Araştırmaya göre 54 Afrika ülkesinin 49'uyla üçüncü ülke vatandaşlarının kabulü hakkında görüşüldü. Avukatlar ise göçmenlerin kendileriyle hiçbir bağı olmayan ülkelerde "hukuki bir kara deliğe" atıldığını ve haklarının son derece sınırlı olduğunu söylüyor.

Guardian'ın haberinde adı "Nika" olarak değiştirilen 32 yaşındaki İranlı kadının yaşadıklarına da dikkat çekiliyor. Ülkesindeki rejim karşıtı protestoların ardından ABD'ye kaçan kadın, 18 aydan fazla süre göçmenlik gözetim merkezinde tutulmuş. İran'a gönderilmesi halinde hayatının tehlikeye gireceği gerekçesiyle ABD'de kendisine hukuki koruma sağlanan Nika, 28 Mayıs'ta serbest bırakılmasına rağmen 8 Haziran'da rutin kontroller sırasında tekrar gözaltına alınmış.

Bunun ardından ABD'nin, Nika'nın pasaportuna el koyup kadını 18 kişinin yer aldığı bir uçakla Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Bangui'ye sınır dışı ettiği aktarılıyor. İran vatandaşının avukatıysa Nika'nın tekrar ABD'ye getirilmesi için dava açtıklarını ve hukuki sürecin devam ettiğini söylüyor.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
TT

Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)

Suudi Arabistan, İran destekli Husilerin son dönemde Kızıldeniz'deki saldırılarının ardından, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkıyatını yeniden artırıyor.

Reuters'ın gemi verilerini takip eden TankerTrackers.com platformuna dayandırdığı habere göre Saudi Aramco, pazar günü 7 adet Çok Büyük Ham Petrol Tankeri'ne (VLCC) yaklaşık 14 milyon varil ham petrol yükledi.

Suudi Arabistan'ın Ras Tanura Limanı'ndan gerçekleştirilen yükleme, Riyad'ın ham petrol arzında bir artışa işaret ediyor olabilir.  

JP Morgan analistleri, 18 Eylül tarihli bilgilendirme notunda, Hürmüz Boğazı'ndan son 6 günde günlük ortalama 2,9 milyon varil Suudi petrolü geçtiğini, bu rakamın ağustosta 700 bin varil olduğunu aktarmıştı.

Pazartesi günü de Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık yüzde 4 düşüşle 9 Eylül'den beri ilk kez 100 doların altına inmişti.

Riyad yönetimi, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nın drone'larla hedef alındığını 13 Eylül'de açıklamıştı. Saldırının Irak'taki İran destekli milisler tarafından düzenlendiği öne sürülmüştü. Ancak Şii milis güçlerden oluşan "Irak'taki İslami Direniş" örgütü iddiaları yalanlamıştı.

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi nedeniyle bu 1200 kilometrelik boru hattı üzerinden sevkıyatı artırmıştı.

Reuters, saldırının ardından boru hattının faaliyetlerinin askıya alınması yüzünden Riyad'ın sevkıyatı yeniden Hürmüz'e kaydırmaya başladığına dikkat çekiyor.

Wall Street Journal da "Dünyanın petrol devi, başlangıçta kaçınmaya çalıştığı boğaza geri dönmek zorunda kalıyor" diye yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Suudi Arabistan, Çin, Güney Kore ve Japonya gibi Asya'daki müşterilerine sevkıyatları Umman açıklarından teslim almalarını söylemiş.

Diğer yandan Suudi Arabistan'ın bu hamleyle "İran'la karşı karşıya gelme riskine girdiği" de vurgulanıyor. ABD ve Körfez'deki müttefiklerinin, kritik petrol sevkıyatı rotalarını açık tutmak için büyük çaba sarf ettiği yazılıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu ay yaptığı açıklamada, petrolün karadan taşınmaya başlamasıyla yeni boru hatlarının iki yıl içinde Hürmüz Boğazı'nı "değersiz bir su parçası" haline getireceğini öne sürmüştü.

Ancak Körfez ülkelerinin enerji sevkıyatı için Hürmüz'e olan bağımlılıklarını sadece yeni altyapı inşa ederek sonlandırmaları zor görünüyor.

Katar Enerji Bakanı Saad bin Şeride el-Kaabi de pazar günkü açıklamasında Hürmüz'ün sadece petrol ve doğalgaz değil, tüm ürünlerin ticareti için kritik olduğunu vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal