Çin hakkında gerçekten ne biliyoruz?

Giderek kutuplaşan dünyamızın çok daha az bilinen kutbu Çin'i merak edenler için Çağdaş Üngör'den olabildiğince objektif, kolay okunan bir başlangıç kitabı

"Çelişkiler ülkesi" tanımlaması önceden ABD için kullanılırdı, şimdi Çin'den bahsederken de anılıyor ve galiba çok yakışıyor (Aly Song / Reuters)
"Çelişkiler ülkesi" tanımlaması önceden ABD için kullanılırdı, şimdi Çin'den bahsederken de anılıyor ve galiba çok yakışıyor (Aly Song / Reuters)
TT

Çin hakkında gerçekten ne biliyoruz?

"Çelişkiler ülkesi" tanımlaması önceden ABD için kullanılırdı, şimdi Çin'den bahsederken de anılıyor ve galiba çok yakışıyor (Aly Song / Reuters)
"Çelişkiler ülkesi" tanımlaması önceden ABD için kullanılırdı, şimdi Çin'den bahsederken de anılıyor ve galiba çok yakışıyor (Aly Song / Reuters)

Meriç Şenyüz 

Başlıktaki sorunun ağırlığı son yıllarda giderek artıyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ABD’nin belirleyici olduğu tek kutuplu dünya düzeni artık o kadar da tek kutuplu değil. Çin Halk Cumhuriyeti, ekonomik kapasitesi, teknolojik atılımları, jeopolitik etkisi ve kurduğu yeni ilişkiler ağıyla her geçen gün "tek süper gücün" rakibi haline geliyor.

Ne var ki, ülkemizde bu iki kutba dair bir bilgi asimetrisi mevcut. 1950'lerden beri "küçük Amerikalılaşma" sürecinde oluşumuzun da etkisiyle ABD'yi; hamburgerinden Trump'ına, ekonomisinden blue jean'ine, Hollywood'undan Patriot füzesine kadar gayet yakinen tanıyoruz. Öyle ki bu bilgi yığınını diğer kutup hakkında bildiklerimizle karşılaştırırsak Çin hakkında kara cahil olduğumuzu söylemek mümkün. Zira bildiğimizi sandıklarımız da çoğu zaman önyargı, ezber ve kulaktan dolma temelsiz kanaatlerden ibaret.

Prof. Dr. Çağdaş Üngör’ün Çin Hakkında Bilmek İstemedikleriniz adlı çalışması işte tam da bu bilgi eksiğinin yarattığı boşluğa doğuyor. 176 sayfadan ibaret bu özet çalışma, Çin’i merak eden ama nereden başlayacağını bilmeyen okura kolay anlaşılır, bir solukta okunan, akıcı ve olabildiğince dengeli bir giriş metni sunuyor. 

Yerli literatürde üç ana damar

Türkçede Çin üzerine çıkan "kültür kitaplarını" (akademik çalışmaları hariç tutuyoruz) incelediğimizde literatürde üç ana damar göze çarpıyor:

Bunlardan birincisi Çin'i bütünüyle Batı'nın kavramları ve endişeleri üzerinden okuyan çizgi… Anaakım yayınevlerinin bastığı Çin kitaplarının büyük bir kısmı bu kategoride değerlendirilebilir.

İkinci yaklaşımda mevcut Çin yönetimine hayırhah yaklaşan ve ABD-Çin rekabetini, emperyalizmle ezilen dünya ya da kapitalizmle sosyalizm arasındaki bir çelişme gibi okuyan kitapları görüyoruz. Bunlarda genellikle Çin'deki "serbest pazar sosyalizminin" başarıları anlatılıyor. Canut Yayınları'ndan çıkan kuramsal çalışmaları ya da Kırmızı Kedi'nin daha hafif Çin kitaplarını bu kategoride değerlendirmek mümkün.

Bir üçüncü damar olarak Marksist eleştirel literatürden söz edebiliriz. Fakat bu yaklaşım da çoğu zaman başlangıç düzeyindeki okur için bir ilk duraktan ziyade ikinci aşama okumalara daha elverişli. Yordam Yayınları'nın kimi Çin kitaplarıyla Patika Yayınları'nın bastıklarını bu kategoride sayabiliriz.

Bu üç kategoriden azade objektif değerlendirmeye yakın hiç mi kitap yok diye soracak olursanız olumlu bir örnek olarak Fatih Oktay'ın İş Bankası Yayınları'ndan çıkan Çin - Yeni Büyük Güç ve Değişen Dünya Dengeleri adlı epeyce hacimli yapıtı sayılabilir. Ancak konuyla yeni yeni ilgilenmeye başlayan bir okurun kaynakça hariç büyük boy 572 sayfalık, yoğun iktisat ve kamu yönetimi terminolojisi içeren bir çalışmayı okumasını beklemek gerçekçi olmayacaktır. 

Bu durumda Çağdaş Üngör’ün çalışması benzersiz bir nitelik kazanıyor. Bu üç hattın hiçbirine tam olarak yerleşmeyen ve bir solukta okunan ideal bir başlangıç kitabı… İletişim Yayınları'ndan çıkan kitap, belki Batılı perspektife bir miktar daha yakın duruyor ancak yine de kesinlikle tek taraflı bir ideolojik metin olmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz.

Berrak, yetkin ve sürükleyici

Kitabın en büyük avantajlarından biri yazarın yetkinliği kadar anlatımındaki açıklık. Çağdaş Üngör, Marmara Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında çalışan bir akademisyen ve Türkiye’de sayıları çok fazla olmayan Çin uzmanlarından biri. Vuhan ve Pekin'de Çince eğitimi ve araştırma deneyimi bulunuyor. Yani karşımızda yalnızca masa başından konuşan bir akademisyen değil, sahaya temas etmiş bir araştırmacı var.

Akademisyenlerin yazdığı kitaplar zaman zaman fazla kuru olmakla eleştirilir. Prof. Üngör'ün kitabı onlardan değil alanın gerçek bir uzmanının elinden çıkma ama edebi bir metin kadar da akıcı (Kolaj:Independent Türkçe)Akademisyenlerin yazdığı kitaplar zaman zaman fazla kuru olmakla eleştirilir. Prof. Üngör'ün kitabı onlardan değil alanın gerçek bir uzmanının elinden çıkma ama edebi bir metin kadar da akıcı (Kolaj:Independent Türkçe)

Buna rağmen kitap akademik jargona boğulmuş değil. Metin ne kuru, ne de gösterişçi. Aksine, yer yer kişisel bir tını taşıyan, rahat okunan bir üsluba sahip. Özellikle yazarın Çin’le kendi ilişkisinin izlerini taşıyan önsöz, kitabın tonunu belirleyen güçlü bir başlangıç işlevi görüyor. Bu önsöz karşımızda yalnızca akademik bir kalem değil edebi hasletlere sahip gerçek bir yazarın bulunduğunu göstermeye yetiyor.

Kitap her biri bu ilginç ülkeye dair farklı bir boyutu ele alan 5 bölümden oluşuyor.

"Çin rüyası" gerçek mi, pazarlama sloganı mı?

İlk bölüm Asya devinin yükselişini tartışmaya açıyor. “Çin rüyası gerçek olur mu?” sorusu etrafında şekillenen bu bölüm, Çin’in dünya ekonomisi ve siyaseti içindeki büyüyen ağırlığını ve bu yükselişin sınırlarını tartışıyor. Burada özellikle Çin’in “zengin olmadan yaşlanan” ilk büyük ülke olabileceği tespiti dikkat çekici. Bu saptama, yalnızca büyüme rakamlarına bakarak Çin’i anlamanın yetersiz olduğunu hatırlatıyor. Demografi, üretim modeli, refah düzeyi ve toplumsal maliyetler birlikte düşünülmeden sağlıklı bir Çin okuması yapmak zor.

İkinci bölüm Çin’in siyasal yapısına odaklanıyor. Komünist Parti, devlet aygıtı, muhalefet biçimleri, milliyetçilik ve toplumsal kontrol mekanizmaları bu bölümün ana başlıkları. Üngör burada Çin’i yekpare bir yapı gibi sunmaktan kaçınıyor. Parti-devlet ilişkisi, etnik meseleler, muhalif aydınlar ve bölgesel gerilimler daha geniş bir çerçeve içinde ele alınıyor. Yazarın en net tezlerinden biri de bugünkü Çin’in sosyalist olarak tanımlanmasının giderek güçleştiği yönünde. Bunu da artan toplumsal eşitsizlikler ve piyasa mantığının belirleyici hale gelmesi üzerinden tartışıyor.

Bölümde dikkat çeken bir başka nokta, Deng Şiaoping için kullanılan “Çin’in Turgut Özal’ı” benzetmesi. Bu tür karşılaştırmalar özellikle Türkiye’deki okur açısından Çin’in dönüşümünü anlamayı kolaylaştırıyor.

Bilmediğimiz Çin

Kitabın belki de en güçlü kısmı, üçüncü bölüm: “Çin’de Yaşam, Toplum ve Kültür”. Zira Türkiye’de Çin’e dair en büyük bilgi boşluğu tam da burada başlıyor. Çin denince çoğu kişinin aklına devlet, ekonomi, teknoloji veya jeopolitik geliyor; oysa gündelik hayat, aile yapısı, din, inanç, dil ve kültürel çeşitlilik neredeyse hiç bilinmiyor.

Üngör bu alanda hem akademik bilgisini hem de kişisel gözlemlerini devreye sokarak son derece değerli bir panorama çiziyor. Çin’in tek biçimli bir yapı değil, farklı bölgelerin, iklimlerin, tarihsel deneyimlerin ve toplumsal dokuların bir arada bulunduğu devasa bir ülke olduğunu hatırlatıyor. Bu yaklaşım, Çin’i değişmez bir “stratejik akıl”la açıklamaya çalışan oryantalist yaklaşımlara karşı da önemli bir panzehir niteliğinde.

Dördüncü bölüm medya ve propaganda meselesine odaklanıyor. Üngör burada Çin’in ekonomik ve teknolojik gücüne rağmen kültürel ve ideolojik cazibe üretmekte Batı’nın oldukça gerisinde kaldığını savunuyor. Bu tespit ikna edici görünüyor. Çin güçlü olabilir, zengin olabilir, etkili olabilir; ancak bu, onun dünya ölçeğinde taklit edilen bir ideolojik model oluşturduğu anlamına gelmiyor.

Mao Zedong döneminde, Çin’in radikal eşitlik fikri üzerinden küresel sol üzerinde 1960'larda kurduğu ideolojik etkinin bugün büyük ölçüde kaybolmuş olması da bu açıdan dikkat çekici bir gözlem.

Son bölüm ise dış politikaya ayrılmış. “Çin dünyayı ele mi geçirecek?” sorusu etrafında şekillenen bu bölüm, güncel jeopolitik tartışmalarla doğrudan bağlantı kuruyor ve kitabın genel çerçevesini tamamlıyor.

Bütün bunlara rağmen kitabın eksiksiz olduğu söylenemez. Bana göre en önemli eksikliklerden biri, Çin’in bugünkü yükselişini mümkün kılan tarihsel temelin, özellikle Mao döneminin kurucu rolünün biraz yüzeysel geçilmesi. Deng sonrası reformların ekonomik gelişimde oynadığı role hiç şüphe yok ancak bu sıçramanın önkoşullarını hazırlayan ilk 30 yılın tarihsel ağırlığı daha derin işlenebilirdi sanki… 

Yine de bu eleştiri kitabın değerini hiçbir şekilde azaltmıyor. Çin Hakkında Bilmek İstemedikleriniz, adının tersine, Çin hakkında gerçekten bilmemiz gereken temel çerçeveyi berrak ve okunabilir bir özet sunuyor.

Giderek iki kutuplu hale gelen dünyada yalnızca bir kutbu tanıyıp diğerine karşı cehaletle yetinmek mümkün değil. Çin’i anlamak isteyen ama propaganda metinleriyle ideolojik polemikler arasında kaybolmak istemeyen okur için bu kitap güçlü bir başlangıç sunuyor. Özellikle konuya ilk kez eğilecek genç okurlar için yerinde, faydalı ve sahici bir giriş kapısı niteliğinde.

*Çin Hakkında Bilmek İstemedikleriniz, İletişim Yayınları, 2025, 176 sf.

© The Independentturkish



Rock yıldızı, Vietnam Savaşı'nda bir askeri öldürdüğünü anlattı

Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)
Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)
TT

Rock yıldızı, Vietnam Savaşı'nda bir askeri öldürdüğünü anlattı

Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)
Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)

Tom Murray ABD Kültür Haberleri Editörü 

1980'lerin ünlü rockçısı Rick Springfield, Joe Rogan Experience podcast'inde bu hafta şoke edici bir itirafta bulunarak ABD askerlerine konser vermek üzere Vietnam'a gittiği sırada bir Vietkong askerini öldürdüğünü açıkladı.

Jessie's Girl'le üne kavuşmasından 10 yıldan uzun süre önceye denk gelen 1968'de Springfield, pek tanınmayan 17 yaşındaki bir müzisyen olarak Vietnam Savaşı sırasında Amerikalı askerleri eğlendirmek üzere Güneydoğu Asya'ya seyahat etmişti.

Artık 77 yaşında olan Avustralyalı şarkıcı-bestekar, ABD Donanması'nın Da Nang yakınlarındaki kampında kaldığı sırada üssün aniden saldırıya uğradığını Rogan'a anlattı.

Müzisyen, "Oradaki adamlarla tanıştık ve gerçekten çok iyi anlaştık. Onlarla bir gece kaldık ve hepimiz sığınaklara, sınır sığınaklarına girdik; ben de telsiz odasında kaldım" diye konuştu. 

Sonra saldırıya uğradık ve telsiz odasının o lanet borusundan havan mermileri fırlatmaya başladım.

Springfield, havan mermisi fırlatıcısını doldurmakta zorlandığını anımsayarak bunu yaparken "bir elini rahatlıkla kaybedebileceğini" itiraf etti.

Springfield, "Tıpkı filmlerdeki gibiydi" dedi. 

Bana, 'Hey, borudan birkaç havan mermisi atmak ister misin?' dediler. Ve işte John Wayne anı gelmişti. Yani, genç bir çocuk olarak ne yaptığımı tam anlamıyordum.

Springfield, bir havan mermisini attığını ve bunun birine isabet ettiğini ertesi gün öğrendiğini söyledi.

"Ertesi gün geldiler ve 'Hey, birini vurdun! Birini vurdun!' dediler" diye anlattı.

Şarkıcı, "Bu, gerçekten de yanımda getirdiğim ve nereye koyacağımı bilemediğim tek şey" diyerek bu olay sanki "başka bir yerde" "başka bir adamın" başına gelmiş gibi hissettiğini ekledi.

Rogan'ın bu deneyimi ne kadar süredir içinde taşıdığını sorması üzerine Springfield, "Sanırım hâlâ içimde" dedi.

Springfield, "Bir hayatın sona ermesinden sorumlu olduğum gerçeğiyle yüzleşmek benim için zor" diye konuştu. 

Ne kadar uzak bir olay olsa da, savaş olsa da, benimle pek bir ilgisi olmasa da ve ne yaptığımı tam bilmesem de böyle.

Springfield ayrıca Vietnam'da konuşlanmış Amerikan askerleri arasında savaşın ne kadar sevilmediğini de paylaştı.

Müzisyen, "Tanıştığım herkes 'Abi, neden burada olduğumuzu bilmiyorum. Burada ne işim var bilmiyorum' diyordu" diye anımsadı.

Love Somebody ve Don't Talk to Strangers'la tanınan şarkıcı, 2010'da yayımlanan anı kitabı Late, Late at Night'ta Vietnam'daki bu olayla ilgili yazmıştı.

"Savaş ortamındaydık ama bugün bile tüylerimi diken diken eden bir olay" diye yazan Springfield, bunu en derin ve karanlık sırlarından biri diye nitelemişti.

Springfield büyük çıkışını, Vietnam gezisinden 13 yıl sonra 1981'de Working Class Dog albümünü yayımladığında yaptı. Albümün çıkış şarkısı Jessie's Girl, uluslararası çapta muazzam hit oldu ve ABD'deki Billboard Hot 100 listesinde bir numaraya yerleşti.

Aynı yıl General Hospital'da Dr. Noah Drake rolünü üstlenen Springfield, uzun soluklu pembe dizideki bu karakteri 2013'e kadar aralıklı olarak canlandırdı.

 Independent Türkçe,independent.co.uk/arts-entertainment


Nicole Kidman'ı mutlu etmeye Oscar yetmemiş: "Son derece yalnızdım"

Oscar ödüllü Nicole Kidman, Aşkın Büyüsü 2'de başrolü üstleniyor (Reuters)
Oscar ödüllü Nicole Kidman, Aşkın Büyüsü 2'de başrolü üstleniyor (Reuters)
TT

Nicole Kidman'ı mutlu etmeye Oscar yetmemiş: "Son derece yalnızdım"

Oscar ödüllü Nicole Kidman, Aşkın Büyüsü 2'de başrolü üstleniyor (Reuters)
Oscar ödüllü Nicole Kidman, Aşkın Büyüsü 2'de başrolü üstleniyor (Reuters)

Kevin E. G. Perry Kültür ve Yaşam Haberleri Yazarı 

Nicole Kidman, 2003'te Oscar kazandığı geceye dair yeni ayrıntılar paylaştı.

Aşkın Büyüsü 2'nin (Practical Magic 2) 59 yaşındaki yıldızı, Saatler'de (The Hours) yazar Virginia Woolf'u canlanarak En İyi Kadın Oyuncu dalında Akademi Ödülü'nü kazanmıştı.

Kamuoyunda çok ses getiren bir süreç sonunda Görevimiz Tehlike'nin (Mission: Impossible) yıldızı Tom Cruise'dan 2001'de boşanan Kidman, ödülünü kazandığı sırada hâlâ bekardı.

Therapuss podcast'inde konuşan Kidman, "Başarımın zirvesine ulaşmıştım ama eve döndüğümde kendimi çok yalnız hissettim" diye anlattı.

Oyuncu sözlerine, "Yani, evet, çılgıncaydı… 'Keşke…' dedirten türden bir olaylar zinciri yaşandı. Annem ve babam yanımdaydı ama ben 'Partnerim nerede, bunu paylaşabileceğim biri nerede?' diye düşünüyordum" diye devam etti.

Görsel kaldırıldı.
Nicole Kidman, Saatler'deki rolüyle 2003'te En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını kazanmıştı (AFP)

Kidman, Oscar ödülünü kazanmasının iş-yaşam dengesi üzerine düşünmesine neden olduğunu belirterek şunları ekledi: 

Bu, 'Artık bir hayatım olmalı' duygusunu en derinden hissettiğim anlardan biriydi. Aynı zamanda, 'İşte bu, tam da bu. Bu, sektörümüzde alınabilecek en büyük ödül' dediğimiz bu altın heykelciği elimde tutuyordum. Hem çok minnettardım hem de çok yalnız hissediyordum.

Sözlerini şöyle sürdürdü: 

O anda birinin beni sarıp sarmalamasını isterdim. Etrafımda, bana gerçekten 'Ah, tamam, işte bu benim gerçek hayatım' hissi veren bir şey olmasını çok isterdim.

Kidman, galibiyetini kutlamak için partiye gitme isteği duymadığını daha önce açıklamıştı. 2024'te yayımlanan 50 Oscar Nights kitabında şöyle anlatıyordu: 

Ben pek parti kızı sayılmam, bu yüzden Vanity Fair partisine gitmeyecektim ama herkes 'Gitmen lazım. Elinde Akademi Ödülü'nle partide dolaşmalısın' diyordu.

Ben de 'Bu böbürlenmek gibi geliyor ve hiç alçakgönüllü bir davranış değil' dedim. Ne yani? Ödülü elinde tutarak ortalıkta dolaşamazsın ki! Bu gerçekten çok yakışıksız bir hareket. Onlar da 'Bu böyle yapılır' dedi.

Sonraki parti hakkındaki tereddütlerine rağmen Kidman, yine de Oscar ödülünü elinde tutarak gitmeye karar verdiğini söylemişti. Ancak Big Little Lies yıldızına göre, etkinlikten pek keyif almamış.

Aktris, "Yani içeri girdim, ödülle dolaştım ve tamamen bunalmıştım, duygusallaşmıştım, titriyordum ve hiç keyif almadım" demişti. 

Adeta mahcup bir haldeydim, ki bu çok aptalca. Keşke daha çok keyif alabilseydim.

Kidman, 2006'da country şarkıcısı Keith Urban'la evlendi ancak çift geçen yıl boşandı. Oyuncu, Sandra Bullock'la birlikte rol aldığı 1998 tarihli hit filminin devamı Aşkın Büyüsü 2'de halihazırda izleyici karşısına çıkıyor.

Independent Türkçe, independent.co.uk/arts-entertainment


Gazze belgeseli ayakta alkış rekoru kırdı

Naza, Venedik Film Festivali'nde en uzun süre ayakta alkışlanan film olunca yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor, gözyaşlarını tutamadı (Reuters)
Naza, Venedik Film Festivali'nde en uzun süre ayakta alkışlanan film olunca yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor, gözyaşlarını tutamadı (Reuters)
TT

Gazze belgeseli ayakta alkış rekoru kırdı

Naza, Venedik Film Festivali'nde en uzun süre ayakta alkışlanan film olunca yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor, gözyaşlarını tutamadı (Reuters)
Naza, Venedik Film Festivali'nde en uzun süre ayakta alkışlanan film olunca yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor, gözyaşlarını tutamadı (Reuters)

Ellie Muir Kültür ve Yaşam Haberleri Muhabiri @elliefmuir 

Gazze'de süregelen çatışmayı konu alan yeni belgesel, perşembe günü Venedik Film Festivali'ndeki prömiyerinde 24,5 dakika boyunca alkış yağmuruna tutularak festival tarihindeki en uzun ayakta alkışı aldı.

Oscar ödüllü Gidecek Yer Yok (No Other Land) belgeseliyle de tanınan Naza'nın yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor'un gözleri alkışlar sırasında yaşarırken, seyircilerse Filistin bayraklarını havaya kaldırdı. 

İsrail'in bölgeye düzenlediği hava saldırılarına ışık tutan film, sivil kayıplara yönelik tutum hakkında 24 İsrailli askeri istihbarat subayı ve askerin ifadelerine de yer veriyor.

Filmin adı Naza, İsrail istihbaratının sivil tali hasarı ifade etmek için kullandığı bir kısaltma; bu terim, bir hava saldırısında ölen veya ölmesi beklenen sivillerin sayısını belirtiyor.

Filmdeki kişiler, İsrail ordusu operasyonunda kullanılan gözetleme sistemlerini ve uzaktan bombalamayı ayrıntılarıyla anlatıyor.

Abraham perşembe günü düzenlenen basın toplantısında, "Bu subay ve askerlere sadece şunu söyledik: 'Lütfen bize ne yaptığınızı anlatın'" dedi. 

Elbette başka sorular da ortaya çıktı ancak asıl soru ayrıntılarla ilgiliydi; bize tasvir etmelerini, nasıl işlediğini öğrenmek istedik. Bazen sadece soruyu sormak bile cevap almaya yetiyor.

Film, İsrail-Filistin dergisi +972 Magazine, İbranice yayın yapan Local Call ve The Guardian'ın 2023 ila 2025 tarihli haberlerine dayanıyor.

Szor, "Bu tanıklıkları alıp bir filme dönüştürmenin hâlâ bir önemi olduğunu düşündük" dedi. 

Aslında bu sistemleri tasarlayan ve işleten kişilerin kamera karşısında bunu anlatmasını, tasvir etmesini ve göstermesini izlemek farklı bir deneyim.

Filmin yapımcılığını The Guardian ve James Wilson (JW Films) üstlenirken, yönetici yapımcılığını Jonathan Glazer yapıyor. Wilson ve Glazer, İlgi Alanı'nın (The Zone of Interest) arkasındaki Oscar ödüllü ekip.

Gazze'de yardım beklerken İsrail'in düzenlediği saldırıda öldürülen 6 yaşındaki Filistinli kız çocuğu Hind Rajab'ın ölümünü konu alan Hind Rajab'ın Sesi (The Voice of Hind Rajab), geçen yılki festivalde 22 dakika ayakta alkışlanmıştı. Film, Naza'dan önce en uzun süreli ayakta alkış rekorunu elinde tutuyordu.

Abraham ve Szor, topluluklarını İsrail ordusundan korumak için mücadele eden aktivistleri konu alan ve 2025'te En İyi Belgesel Oscar'ını kazanan Gidecek Yer Yok'un 4 yönetmeninden ikisiydi.

2019'la 2023 arasındaki 4 yılda çekilen belgeselin prodüksiyonu, Hamas'ın 7 Ekim'de İsrail'e düzenlediği ölümcül saldırıyla Gazze'deki savaşı başlatmasından birkaç gün önce tamamlanmıştı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/arts-entertainment