İran savaşı: Trump'ın büyük kumarı

İran savaşının sonucu, ABD iç siyasetine etkisini belirleyecektir

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'dan İran ile savaşa ilişkin açıklama yapıyor(AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'dan İran ile savaşa ilişkin açıklama yapıyor(AP)
TT

İran savaşı: Trump'ın büyük kumarı

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'dan İran ile savaşa ilişkin açıklama yapıyor(AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'dan İran ile savaşa ilişkin açıklama yapıyor(AP)

Brian Katulis

ABD Başkanı Donald Trump, savaşın başlangıçta belirlediği zaman dilimini aşmasının ardından İran üzerindeki baskıyı artırdı. Trump, iktidardaki rejimin kalıntıları, hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması da dahil olmak üzere bir dizi talebi yerine getirmediği takdirde, “İran'ı bir gecede yok edebileceğini” belirtti ve ülkenin köprülerini ve enerji santrallerini yerle bir etmekle tehdit etti.

Bu yazının yazıldığı sırada, ABD-İsrail ortak askeri harekatının daha fazla tırmandırma ve yıkıma doğru mu gittiği, yoksa diplomatik bir çözüm fırsatının her zamankinden daha yakın mı olduğu belirsizliğini koruyordu. Her iki durumda da, İran ile savaş, Trump'ın ikinci döneminin en tehlikeli siyasi kumarı olmaya devam ediyor ki bu kumar, çatışmanın başlamasından bu yana iç siyasi birikimini önemli ölçüde tüketti.

Mevcut ABD Başkanı, kendisini alışılmadık ve istediği sonuçlara ulaşmak için alışılmadık yaklaşımlar benimseyen bir lider olarak göstermeye önem veriyor. Ancak, İran savaşı ve bunun ABD ekonomisi üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle kendisine yönelik siyasi desteğin azalması ve tabanının parçalanması, başkanlığının geri kalanını tehlikeye atabilir ve hatta partisinin iktidardaki hakimiyetini sarsabilir. Trump'ın geçen hafta sonu tehditler içeren küfürlü bir sosyal medya paylaşımı da dahil olmak üzere kamuoyuna yaptığı açıklamaların, kendinden emin ve tutarlı bir sesten ziyade umutsuz bir sesi yansıtıyor gibi görünmesinin nedeni de bu olabilir.

İşte bu yüzden İran ile savaşın bir sonraki aşaması, gündeme getirdiği son derece hassas stratejik sorularla birlikte olağanüstü bir önem kazanıyor: İran'da iktidarın dizginlerini kim elinde tutacak? Bu, Ortadoğu'nun geleceği için ne anlama geliyor? Ve bu gelişmeler, daha geniş ölçekte jeopolitik ve jeoekonomik sahneyi nasıl yeniden şekillendirebilir?

İran savaşı, Trump'ın ülke içindeki kırılgan siyasi konumunu daha da kötüleştiriyor

Amerikalıların onda altısından fazlası Trump'ın halihazırda görevdeki performansını onaylamıyor, hatta bazı anketler, savaşın son haftalarında onaylamama oranının üçte ikiye yaklaştığını gösteriyor. İkinci döneminin bu aşamasında, Trump'ın Amerikan kamuoyu nezdindeki itibarı, ilk dönemine göre daha zayıf görünüyor. Ayrıca, seleflerinden üçünün (Joe Biden, Barack Obama ve George W. Bush) ilk dönemlerinin benzer aşamalarında sahip oldukları konuma kıyasla daha kırılgan bir konumda görünüyor.

Trump yönetimi, son olarak gelecek mali yıla ilişkin bütçe teklifini sundu ve hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi seçmenler arasında geniş destek gören sosyal güvenlik ağı programları yerine askeri harcamalara öncelik verdi

 Trump'ın sahip olduğu siyasi destek, ekonomiyi ve enflasyonu yönetme biçimine ilişkin olumsuz izlenimler nedeniyle daha savaştan önce aşınmaya başlamıştı. Son yapılan bir anket, Amerikalıların büyük çoğunluğunun (yüzde 56) İran ile savaşın kişisel mali durumlarını olumsuz etkileyeceğine inandığını, yüzde 25'inin ise bundan emin olmadığını gösterdi. Ekonomik kaygılar zaten çoğu Amerikalının zihninde ön planda yer alırken, savaş sebebiyle yakıt fiyatlarında yaşanan artış bu kaygıları daha da büyüttü.

Savaş ayrıca Trump'ın siyasi tabanındaki çatırdamaları da açığa çıkardı; geçen ayın sonlarında düzenlenen Muhafazakar Siyasi Eylem Konferansı'nda İran'a ilişkin farklı görüşler ortaya çıktı. Genç muhafazakarların, savaşa yaşlı muhafazakarlara göre daha şüpheci yaklaştığı görüldü.

İran ile savaş uzadıkça, kamuoyu desteği geriliyor; Amerikalıların yüzde 67'si Trump'ın İran meselesiyle başa çıkmak konusunda net bir planı olmadığını söylüyor. Bunlar, savaş zamanındaki herhangi bir lider için endişe verici işaretlerdir.

Siyasi desteğin azalması Trump'ın ikinci dönem şansı önünde neden engel oluşturabilir?

Amerikan siyasi sisteminde, sonuç alma ve başarma yeteneği, bir liderin kamuoyundaki itibarını doğrudan etkiler. Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşünün ilk yılı, göçmenlik, gümrük vergileri ve vergi indirimleri gibi öncelik listesinin başında yer alan bir dizi iç ve dış politika hamlesine sahne oldu. Ancak Trump, her başkan gibi, bu girişimlerin ilerlemesi için siyasi sermayesinin önemli bir kısmını harcadı; bu sırada ABD'deki yerleşik normları esnetti, hatta bazen üstünden atladı.

dbfd
İran Devrim Muhafızları, Washington ile görüşmeler öncesinde Hürmüz Boğazı'ndaki tatbikatların başlangıcıyla aynı zamana denk gelen, doğrudan hedefleme içeren bir manevra gerçekleştiriyor, 16 Şubat 2026 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre siyasi sermayesi azaldıkça ve kendisine destek geriledikçe, istediği yasaları Kongre'den geçirmekte giderek daha fazla zorlukla karşılaşır oldu. Bu durum, bu bahar ABD havaalanlarında daha uzun kuyruklara yol açan ve devam eden kısmi hükümet kapanması ile açıkça cisim buldu. Trump'ın içinde bulunduğu çıkmazın önemli bir yönü, kendi partisi içinde yatıyor; Kongre'deki Cumhuriyetçiler arasındaki bölünmeler onun için yeni engeller yarattı. Bu bağlamda, çalkantılı bir sürece doğru ilerlediği düşünülen ve halk arasında desteklenmeyen İran'a karşı savaş, bu siyasi krizleri kontrol altına alabilecek veya hafifletebilecek bir seçenek gibi görünmüyor.

Trump yönetimi son olarak gelecek mali yıla ilişkin bütçe teklifini sundu ve hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi seçmenler arasında geniş destek gören sosyal güvenlik ağı programlarına yerine askeri harcamalara öncelik verdi. Teklif, savunma harcamalarında yüzde 42'lik bir artış öngörürken, aynı zamanda savunma dışı harcamalarda yüzde 10'luk bir kesinti öneriyordu. Ayrıca, Trump yönetiminin ek bir harcama tasarısı kapsamında Savunma Bakanlığı için Kongre'den 200 milyar dolar daha talep etmeye hazırlandığı bildiriliyor. Bu durum hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar tarafından alenen eleştirildi.

Trump'ın İran ile savaşa girme kararının çarpıcı yanı, siyasi konumunun zaten en zayıf noktasında olduğu bir dönemde alınmış olmasıdır. Şu ana kadar bu savaştan sıradan Amerikalılara fayda sağlayacak açık ve somut kazanımlar elde edememesinin, özellikle daha geniş kapsamlı ajandasını hayata geçirmek için siyasi desteğe son derece ihtiyaç duyduğu bir dönemde, kendisine son derece olumsuz yansımaları olabilir.

Önümüzdeki birkaç gün ve hafta, İran içindeki birçok kişi için ölüm kalım anları olacakken, bu savaşın yankıları daha geniş bir biçimde Ortadoğu ve dünyaya yayılmaya devam edecek. Orada, sahada, bu savaşın gerçek etkisi ortaya çıkacak.

c
Trump'ın İran ile savaş hakkındaki ilk ulusal konuşmasından bir kare, 1 Nisan 2026 (AFP)

Ancak Başkan Trump için bu savaşın iç siyasi maliyeti çok büyük görünüyor. Eğer savaşın gidişatına ilişkin yaygın olumsuz algıları değiştiremezse, önümüzdeki yıl başarmayı hedeflediği şeylerin çoğunu, İran'a karşı savaşı sürdürmek için gerekli kaynakları güvence altına almak da dahil olmak üzere, Kongre'den geçirmek için gereken oyları toplamak onun için çok daha zor olacak.

Trump'ın İran'a karşı tehditlerini yerine getirip getirmeyeceğini zaman gösterecek. Ancak yakın tarihte, Ortadoğu'daki bir Amerikan askeri tırmandırmasının, popüler olmayan bir başkanın siyasi konumunu iyileştirdiği nadiren görülmüştür.



Hürmüz Boğazı kapanınca Pakistan ile Çin arasında harita yeniden açıldı

Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping ile Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, Pekin'deki Ulusal Halk Kongresi'nde tokalaşırken, 25 Mayıs 2026 (Reuters)
Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping ile Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, Pekin'deki Ulusal Halk Kongresi'nde tokalaşırken, 25 Mayıs 2026 (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı kapanınca Pakistan ile Çin arasında harita yeniden açıldı

Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping ile Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, Pekin'deki Ulusal Halk Kongresi'nde tokalaşırken, 25 Mayıs 2026 (Reuters)
Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping ile Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, Pekin'deki Ulusal Halk Kongresi'nde tokalaşırken, 25 Mayıs 2026 (Reuters)

Shirley Ze Yu

Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif 23 Mayıs'ta Çin’in Hangzhou şehrine indiğinde sahne yeterince tanıdık görünüyordu. Bir Pakistan başbakanı Çin'i ziyaret ediyor, iki hükümet ‘her koşulda stratejik iş birliği ortaklığını’ yeniden teyit ediyor ve ortak bildiriler Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru'nda yeni bir sayfa açılacağını vaat ediyordu. Bu, on yıl boyunca her Pakistan-Çin ziyaretinin neredeyse değişmez senaryosuydu. Son ziyareti de alışılagelen diplomatik ritüelin bir tekrarı olarak okumak cazip gelebilir.

Ne var ki böyle bir okuma yapıldığında, mevcut jeopolitik konjonktürün sunduğu fırsat gözden kaçar. Şerif, bu hafta Pekin'e, son dönemde Pakistanlı hiçbir liderin bu ilişkiye taşımadığı kozlarla geldi. Pakistan'ın Çin için değeri 75 yıldır coğrafi ve askeri nitelikteydi. Hindistan'ın böğründe bir bıçak, Hint Okyanusu'na açılan bir koridor ve güvenilir bir silah alıcısıydı. İslamabad, 2026 baharında ise beklenmedik ve yeni bir stratejik sermaye edindi.

Pakistan, koronavirüs salgınından bu yana hiçbir olayın tehdit etmediği ölçüde Çin'in ekonomik can damarını tehdit eden bu savaşta vazgeçilmez bir eksen konumuna yükselerek deniz yollarının kapandığı dönemde mal hareketini ayakta tutan kara güzergahlarının bekçisi oldu.

Durup düşünmeyi hak eden resmi bir ziyaret

Olağan bir devlet ziyaretinin neden bu denli kritik bir önem kazandığını anlamak için ne Pekin'i ne de İslamabad'ı başlangıç noktası olarak bazı alınabilir. Burada asıl başlangıç noktası Hürmüz Boğazı.

ABD ve İsrail, 28 Şubat 2026'da İran'ın liderlerini, nükleer altyapısını ve füze programını hedef alan koordineli saldırılar düzenledi. Buna karşılık İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Hürmüz Boğazı’na deniz mayınları döşedi, ticaret gemilere çıkarma yaptı ve hiçbir geminin geçişine izin vermeyeceği uyarısında bulundu. Hürmüz Boğazı'ndaki trafik, çatışma öncesinde aylık üç bin gemi olan hacminin yaklaşık yüzde beşine geriledi. 13 Nisan'da ise Pakistan’ın arabuluculuğuyla sağlanan ateşkesin çökmesinin ardından Washington, İran’ın limanlarına deniz ablukası uygulamaya başladı. Böylece neredeyse gerçeküstü bir tablo ortaya çıktı. İran bir yandan boğazı kapatırken öte yandan ABD Donanması İran ihracatını boğuyordu. Adeta iç içe geçmiş çifte bir abluka!

Bu savaşın sonucunda kaybı en yüksek olacak olan büyük güç Çin. Pekin, ham petrol ithalatının yaklaşık yarısını Ortadoğu'dan sağlıyor. Normal bir yılda petrol arzının üçte birinden fazlası Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Çin, 2021 tarihli iş birliği anlaşması çerçevesinde İran'ın ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde doksanını Brent standardının altında indirimli fiyatlarla satın alıyordu. Savaş bu ekonomik can damarı bir gecede kopardı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran'dan Çin'e akan ham petrol ithalatının durması, günlük bir milyar varili çok aşan anlık bir açık doğurdu. Mart ayı itibarıyla iki ülke arasındaki ticaret hacmi yıllık bazda yüzde seksen oranında çökmüştü. 2025 yılında net ihracatın gayri safi yurt için hasıla (GSYİH) büyümesine yaklaşık üçte bir oranında katkı sağladığı bir ekonomi için bu tablo ciddi bir tehdide işaret ediyordu. Uzun soluklu bir enerji şokunun, Çin'in en büyük yirmi ihracat pazarından sekizinde talep daralmasıyla eş zamanlı yaşanması, Çin ekonomisinin bağrında yapısal bir sarsıntıya dönüşme riskini beraberinde getiriyordu.
“Çin, Pakistan Başbakanı Şerif’in gelişiyle birlikte kendisine borçlu bir devletin ötesinde bir şeyle yüz yüze geliyor. Karşısında çatışmanın tam kalbine nüfuz etme ve savaşın seyrini etkileme kapasitesini kanıtlamış bir hükümeti, boğazın kapalı kaldığı süre boyunca Tahran ile Pekin arasındaki ticareti ayakta tutabilecek kara köprüsünü elinde bulunduran ülkeyi ağırlıyor.

Çin için denize alternatif bir koridor

Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru, büyük stratejik mantığından dolayı tam da ABD denetimindeki küresel denizcilik boğaz noktalarına alternatif oluşturmak üzere tasarlandı. Bu fikir, projenin 2015 yılındaki resmi lansmanından tam 20 yıl önceye uzanıyor. 1993 yılında dönemin Çin Başbakan Yardımcısı Zhu Rongji ile Pakistanlı ekonomist Şahid Cavid Burki, Şincan'daki Kaşgar'ı Umman (Arap) Denizi'nde sıcak sulara açılan bir limana bağlayacak karayolları, demiryolları ve boru hatlarından oluşan bir ağ aracılığıyla batı Çin'i dış dünyaya açmanın yollarını tartışmıştı.

O liman sonradan Gwadar oldu. Şi Cinping, Kaşgar'a uzanan yaklaşık üç bin kilometre uzunluğundaki otoyolları, bin 800 kilometrelik demiryolu hattını, enerji projelerini ve planlanan boru hatlarını kapsayan koridorun güney terminali olarak Gwadar'ı hizmete açtı.

cvdf
ABD Başkanlık Danışmanı Henry Kissinger (solda) Pakistan'ın Rawalpindi şehrinde Cumhurbaşkanı Ağa Muhammed Yahya Han ile sohbet ederken, 8 Temmuz 1971 (AP)

Tüm bu beton blokların anlamı hiçbir zaman salt ticari olmadı. Asıl hedef Çin'e denize alternatif bir güzergah kazandırmaktı. Körfez'den batı Çin'e giden bir tankerin olağan rotası, Hürmüz ve Malakka boğazlarından geçerek yaklaşık 12 bin kilometreye ulaşıyor. Malakka Boğazı, Pekin'in kriz dönemlerinde Amerikan donanmasının kapatacağından uzun süredir çekindiği bir diğer kritik geçit. Buna karşılık petrolün Gwadar Limanı üzerinden karaya çıkarılıp Kaşgar'a kara yoluyla taşınması mesafeyi yaklaşık üç bin kilometreye indiriyor; teorik olarak deniz yoluyla kırk günü bulan ikmal süresini yaklaşık yedi güne düşürüyor. Çin'in Gwadar ile Kaşgar arasında planladığı ve günlük kapasitesinin yaklaşık bir milyon varile ulaşması öngörülen ham petrol boru hattı, Ortadoğu petrolünün ABD tarafından uygulanan tüm deniz ablukalarını tamamen devre dışı bırakarak Çin'e ulaşmasını sağlayabilirdi.

Geçtiğimiz on yılın büyük bölümünde bu uzun vadeli mantık, hiçbir zaman gerçekleşmeyebilecek bir senaryoya karşı alınan maliyetli bir önlem olarak kalmıştı; Karakurum dağları aşılarak boru hattı döşemenin önündeki devasa mühendislik engelleri de cabasıydı. Bu yüzden eleştirmenler boru hattını ekonomik açıdan sürdürülemez olarak nitelendirdi.

Ancak 2026 yılında patlak veren savaş, hesapları değiştirebilir. Ve koridorun başlangıçta önlem almak üzere inşa edildiği ve Körfez'den Batı Pasifik'e uzanan deniz güzergahının düşmanca bir eylemle kapatılması şeklindeki tehdit, artık teorik bir olasılık değil, Küresel ekonomiyi fiilen zorlayan somut bir gerçekliğe dönüştü.

Başbakan Şerif bu hafta Pekin'de Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru'nun ikinci fazına ilişkin bir foruma başkanlık ederken devasa stratejik getiri sağlayabilecek bir sigorta poliçesi üzerinde müzakere masasına oturmuş oldu.

Daha önce aşırı maliyetli bir tedbir olarak görünen bu hamle, bugün hayati bir enerji güvenliği meselesine dönüştü. Bu varlığın stratejik değeri de buna paralel olarak yükseldi. Başbakan Şerif bu hafta Pekin'de Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru'nun ikinci fazına ilişkin bir foruma başkanlık ederken devasa stratejik getiri sağlayabilecek bir sigorta poliçesi üzerinde müzakere masasına oturmuş oldu.

Koridorun bu kez işlevselliğini kanıtlayanın Pekin değil, İslamabad olduğunun en somut göstergesi olarak bir gümrük kararnamesiyle geldi. Pakistan Ticaret Bakanlığı, 25 Nisan'da ‘2026 Pakistan Toprakları Üzerinden Transit Mal Geçiş Kararnamesi’ni derhal yürürlüğe koydu. Bu kararname, Çin ve Avrasya'nın diğer bölgelerinden gelen üçüncü ülke mallarının Pakistan toprakları üzerinden İran'a taşınmasını resmen meşrulaştırdı. Kararname Gwadar, Karaçi ve Port Qasim'den İran sınırına uzanan altı kara güzergahını faaliyete açtı. Gwadar-Gabd Koridoru’ndan taşınan mallar için İran'a geçiş süresi iki ila üç saate inmiş oldu.

Zamanlamanın anlamı açıktı. ABD ablukasının 13 Nisan'da yürürlüğe girmesiyle birlikte İran'a gitmek üzere yola çıkmış yaklaşık üç bin konteyner Pakistan limanlarında mahsur kalmıştı. İslamabad'ın kararnamesi bu bekleyen yükler için deniz ablukasını aşan bir kara güzergahı açtı. Pakistan bu adımla Tahran'a ekonomik bir çıkış supabı sağlarken İran'ın ticaret altyapısını deniz merkezli modelden, abluka koşullarında ayakta kalacak şekilde tasarlanmış karma bir kara-deniz sistemine dönüştürdü.

sdds
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, Çin'in başkenti Pekin’deki Büyük Halk Salonu'nda tokalaşırken, 25 Mayıs 2026 (Reuters)

Peki İran, Pakistan üzerinden karayolula Çin'e petrol ithal ediyor mu? Bu sorunun açık cevabına göre bunun teorik altyapısı artık mevcut, siyasi irade de açıkça orada, yalnızca miktarlar halen belirsizliğini koruyor. Zira faaliyete açılan güzergahlar başlangıçta ham petrolden çok pirinç, et ve bebek maması taşıyor. Boru hatları bir ayda döşenmiyor. Analistler de İran'ın abluka başladığından bu yana fiilen ne kadar mal taşıdığının hâlâ netlik kazanmadığına işaret ediyor. Ancak genel tablo gözden kaçırılamayacak kadar belirgin. İran'ın gölge filosu gemiden gemiye aktarma operasyonlarını sürdürüyor. Varış noktası genellikle Çin. Orta Asya üzerinden geçen Çin-İran Demiryolu Hattı, denizin artık garanti edemediği teslimat sürelerine baskı uyguluyor. Pakistan’ın Transit Mal Geçiş Kararnamesi ise ABD’nin deniz ablukasını fiilen bypass eden gelişmekte olan bir kara koridorunun halkalarından sadece biri. Bu ağ Pakistan topraklarından geçiyor. Kapısının kulpunu elinde tutan adamsa bu hafta Pekin'e uçtu.

Şerif, önce dijital koridorun şifresi Hangzhou’ya gitti

Başbakan Şerif'in ziyaretine başkent Pekin'den değil, Hangzhou'dan başlamasının arkasındaki nedenleri dikkatle incelemek gerekiyor. Çünkü bu tercih, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru'nun ikinci fazının ne olmasının hedeflendiğini açık biçimde ortaya koyuyor.

Hangzhou artık yalnızca Batı Gölü'nün büyüleyici manzarası ve Alibaba'nın merkezi olarak tanınmıyor; birkaç yıl içinde Çin'in öne çıkan derin teknoloji merkezi konumuna yükseldi. Bugün Hangzhou, Çin merkezli yapay zeka şirketi DeepSeek'in, ‘Çin'in Altı Küçük Ejderhası’ olarak anılan ve yapay zekadan robotik ile uzamsal bilişime kadar uzanan girişimlerin, dünyayı şaşırtan düşük maliyetli yapay zeka modelinin, Unitree ve Deep Robotics robot şirketlerinin, ‘Black Myth: Wukong’un arkasındaki oyun stüdyosunun, beyin-bilgisayar arayüzlerine odaklanan Brainco projesinin ve 3 boyutlu tasarım geliştirici Manycore'un evi. Bu teknoloji havzası, Alibaba'nın oluşturduğu ekosistemin etkisini, Zhejiang Üniversitesi'nin sağladığı yetenek havuzunu ve katı teknolojiye yönelik girişim sermayesi fonlarına milyarlar pompalayan yerel yönetimi yansıtıyor. Shenzhen Çin'in donanım başkentiyse Hangzhou da yazılım ve yapay zekanın başkentidir.

Şerif'in ilk durağının, bilgi ve iletişim teknolojileri, enerji depolama ve tarım teknolojisi üzerine bir forum, Alibaba genel merkezine ziyaret ve Çinli teknoloji şirketi yöneticileriyle toplantıları kapsayan Hangzhou olması, amacı kendiliğinden açıkça ortaya koyuyor. Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru'nun ilk versiyonu karayollarına, limanlara ve enerji santrallerine, yani sanayileşmeye koşan bir ekonominin fiziksel iskeletine yapılan bir yatırımdı.

Hangzhou'ya yöneliş ise dijital altyapı, veri bağlantısallığı, yapay zeka ve fiziksel altyapının üzerine kurulan platformlar gibi çok daha ileri bir katmana yapılan bir yatırıma işaret ediyor.

Pakistan Bilgi Teknolojileri Bakanı Şaza Fatıma Hoca'nın heyete eşlik etmesi, ‘Pakistan yalnızca Çin malları için bir kara transit güzergahı olmayı değil, Çin'in dijital ve teknoloji ekosistemine asli bir ortak olarak dahil olmayı da istiyor’ şeklindeki üstü kapalı mesajı açıkça ortaya koyuyordu.

Çin açısından da çekim gücü bir o kadar kuvvetli. Pekin'in derin teknoloji devleri Batı pazarlarına erişimde giderek artan kısıtlamalarla karşılaşıyor. ABD’nin teknoloji ekosistemi dışında pazar ve veri ortağı bulma stratejik bir zorunluluk haline geliyor. Çin bulut altyapısıyla, Çin merkezli dijital bankacılık platformlarıyla, Çin'in inşa ettiği iletişim ve gözetim sistemleriyle ve 240 milyon nüfuslu dost bir ülkede eğitilip konuşlandırılan Çin yapay zeka modelleriyle dijital olarak entegre edilmiş bir Pakistan, Hangzhou'nun beslediği ekosistemi bölgesel bir teknolojik altyapı sistemine dönüştürebilir. Fiziksel koridor petrol ve konteyner taşırken dijital koridor veri, teknoloji paketi ve standartlar taşıyor. Ziyaretin Pekin'den değil, Hangzhou'dan başlaması, bu turun Çin'in teknolojik birikiminin Avrasya genelinde aktığı dijital altyapıyla ilgili olduğunun açık kanıtı.

Pakistan daha önce de dünyayı değiştirmişti

Pakistanlı bir lider ilk kez küresel düzende yeniden konuşlanmayı kolaylaştırmak için harekete geçmiyor. Bu ikinci kez oluyor.

ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Soğuk Savaş'ın zirveye çıktığı 1971 yılı ortalarında, Asya turu sırasında İslamabad'daki bir akşam yemeğinde mide rahatsızlığı geçirdiğini öne sürdü. Ardından dönemin Pakistan Cumhurbaşkanı Yahya Han'ın özel şoförü onu bir askeri havaalanına götürdü, oradan da Pakistan Hava Yolları'na ait bir uçakla Pekin'e hareket etti. Uçuş, bizzat ABD Dışişleri Bakanı'ndan bile gizli tutulan gizli bir misyona dönüştü. Amaç, henüz tanımadığı Çin Halk Cumhuriyeti ile diplomatik ilişkiler kurmaktı.

fdvfdvfd
Umman'ın Musandam kentinden çekilen, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş gemileri gösteren bir hava fotoğrafı, 25 Mayıs 2026 (Reuters)

Bunun çıkış noktası olarak Pakistan'ın seçilmesinin nedeni bugün tanıdık gelecek. Kissinger'ın yardımcısı Winston Lord'un sonradan ifade ettiği gibi Pakistan, her iki tarafla da dost olma avantajına sahipti.

O gizli uçuş, 1972'deki Nixon-Mao buluşmasının ve Soğuk Savaş'ın merkezi üçgeninin yeniden düzenlenmesinin zeminini hazırladı. Buradaki paralellik birebir örtüşmeden ziyade farklılıkların da benzerlikler kadar anlamlı olmasıydı. Pakistan, 1971'de iki düşman gücün iletişim kurduğu sessiz bir kanalın işlevini gördü. Kendi çıkarları büyük ölçüde taşıdığı mesajın gölgesinde kaldı. Bugün ise Pakistan, ABD/İsrail-İran Savaşı’nı sona erdirmek için arabuluculuk yapıyor. Yalnızca mesaj iletmekle yetinmiyor, tarafları masaya taşıyor. İslamabad, müzakerelere ev sahipliği yapıyor. Çin ile barış önerisini birlikte şekillendiriyor ve sunduğu hizmete karşılık kendine bir fırsat penceresi açıyor.

Yine de özündeki varlık olan Pakistan'ın birbirleriyle doğrudan iletişim kuramayan taraflarla faal kanalları açık tutma konusundaki nadir görülen yeteneği aynı kalmaya devam ediyor. 1971'de söz konusu taraflar Washington ve Pekin'di. 2026'da ise Washington, Tahran, Körfez Arap ülkeleri ve Pekin.

Pakistan İran'la pratik bir sınır ilişkisiyle, Suudi Arabistan'la derin bir güvenlik anlaşmasıyla, Washington ile sağlam askeri kanallarla ve Çin'le köklü bir dostlukla hâlâ söz konusu tarafların tümünün kesiştiği noktada duruyor. Parçalanmış bir dünyada herkesle konuşabilen bir ülke, yalnızca tek bir tarafla güven tesis edebilen müttefikten çok daha değerli hale geliyor. Pakistan coğrafyasını bir kez siyasi bir sermayeye dönüştürmüş ve dünyanın yeniden şekillenmesine katkıda bulunmuştu. Şimdi bunu bir kez daha yapmayı hedefliyor.

İslamabad nasıl vazgeçilmez oldu

Pakistan'ın bu çatışmada güvenilir bir arabulucu olarak yükselmesi ne önceden belirlenmiş bir kaderin ürünüydü ne de yalnızca kendi diplomasisinin meyvesi. Bu süreç kısmen bir Çin projesiydi. Savaş patlak verdiğinde Pekin ve İslamabad birlikte beş maddelik bir barış önerisi sundu. Çin, son dakika müdahalesiyle Tahran'ı nisan ayı başlarında yürürlüğe giren iki haftalık ateşkese yaklaştırdı. Pakistan da ateşkesi koordine etti. Müzakereler sonradan ‘İslamabad görüşmeleri’ olarak anılacak süreçte yürütüldü. Ancak görüşmeler sonuçsuz kalırken ABD’nin ablukasına zemin hazırladı. Buna karşın süreç, İslamabad’ın konumunu Washington ile Tahran'ın kısa soluklu da olsa aynı masada bir araya getirilebileceği bir arena olarak pekiştirdi.

Temel mesele, bu düzenlemenin Pekin'e neden uygun geldiğini anlamakta yatıyor. Çin savaşın sona ermesine ya da boğazı yeniden açacak ölçüde gerilimin düşmesine ihtiyaç duyuyor. Fakat bunu sona erdiren arabulucu görüntüsü vermekten kaçınıyor. Aksi takdirde Tahran'la hizalanmasına ilişkin tüm Amerikan şüphelerini doğrulamış olacak. Washington, olası nihai bir anlaşmada esaslı bir taraf tutma olarak yorumlayabileceği bir tutumla karşılaşacak.

Pakistan, tarafsızlık görüntüsünü korurken çatışmanın gidişatını etkileme yeteneğiyle Pekin’e bir tür stratejik denge sağlıyor.

Bu açıdan bakıldığında Şerif'in ziyareti, Washington ve Tahran'ın ilerleme kaydettiklerine dair sinyaller verirken nükleer müzakereler ve Hürmüz Boğazı'ndan geçiş ücretleri meselesinde çıkmazın devam ettiği bir konjonktürde bir koordinasyon toplantısı ve sonraki adımları düzenleme fırsatı niteliği taşıyor.

Yeni adres Pekin mi?

Şerif'in ziyaret programının arka planında daha geniş bir jeopolitik örüntü beliriyor. Bu yılın ilk beş ayında yaklaşık on iki devlet ve hükümet başkanı Pekin'i ziyaret etti. Ziyaretlerin sıralaması da en az içeriği kadar dikkat çekiciydi. ABD Başkanı Donald Trump 14-15 Mayıs'ta bir zirve için Pekin’e geldi. Birkaç gün sonra, 19-20 Mayıs'ta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin resmi bir devlet ziyaretinde bulundu. Çin devlet medyasının kendisi de ABD’li ve Rus liderleri art arda aynı hafta ağırlamanın Soğuk Savaş sonrası dönemde neredeyse emsalsiz bir durum olduğunu kabul etti. Trump'ın ziyaretinden kısa süre önce ise İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, savaşın patlak vermesinden bu yana ilk kez Pekin'i ziyaret etmişti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron geçtiğimiz aralık ayında, İngiltere Başbakanı Keir Starmer ise ocak ayında Pekin’e ziyarette bulunmuştu. Güney Kore, İspanya, İrlanda, Kanada, Almanya ve Finlandiya'dan liderlerin de yolu Pekin'e düştü. Şimdi sıra Şerif'e geldi.

Bu kesintisiz diplomatik hareketlilik en açık şekilde, Pekin’in giderek büyüyen jeopolitik nüfuzunu sergileme fırsatı yakaladığı anlamına geliyor. Rakip ve ortak ayrımı gözetmeksizin dünya liderlerinin küresel krizleri ele almak için Çin başkentine yönelmesi, diplomatik ağırlık merkezinin kayma işaretleri verdiğine işaret ediyor.

ABD uluslararası dengeleri hiçbir jeopolitik aktörün boy ölçüşemeyeceği bir kesinlikle sarsabilme kapasitesini koruyor. Ancak ticaret ya da güvenlik alanlarında kırılanı onarması beklenen taraf olma konumunu artık eskisi gibi üstlenemiyor. Pakistan Başbakanı Şerif, bu hafta Pekin'e yaptığı ziyaretle bu gerçeği hem kabul etmiş hem de onu bir fırsata çevirmeye soyunmuş gibi görünüyor.

Yeni haritanın hatları

Anlaşma metinlerinden ve ziyaret programından biraz geri çekilince, Ortadoğu ve Asya'nın sessiz sedasız yeniden çizilmekte olduğu anlaşılıyor.

ABD eşsiz askeri gücünü koruyor. İran limanlarını abluka altına alabiliyor, Hürmüz Boğazı’nı havadan vurabiliyor. Ancak askeri üstünlüğün savaşı kendi koşullarında sonlandırma kapasitesine eşdeğer olmadığını da artık anladı. Üstelik müttefikleri kendi tercihlerinin bedelini taşımaya giderek daha az istekli görünüyor. İspanya ABD'ye hava üslerini kullandırmayı reddetti. Körfez ülkeleri ise Washington'ı devre dışı bırakarak Pekin'e yöneldi.

Öte yandan Çin, ekonomik gücün onu destekleyecek siyasi ve askeri araçlardan yoksun kaldığında uzanabileceği noktaların sınırlarıyla yüzleşti. Devasa döviz rezervlerine ve muazzam satın alma gücüne karşın Pekin, enerjinin can damarını açık tutamakta başarılı olamadı. Hem diplomaside hem lojistikte üçüncü bir tarafa yaslanmak zorunda kaldı. Böylece dünyanın en büyük ticaret gücü, sert askeri güvenlik söz konusu olduğunda bir aracı üzerinden hareket etmek durumunda olan bir güç görünümüne büründü. Bu aracı da yine Pakistan’dı.

Pakistan, herkesle konuşabilen bir arabulucu, deniz yolları kapandığında kara köprüsünün anahtarını elinde tutan bir bekçi olduğunu iddia ederken çok kutuplu bir dünyada tek bir tarafın yanında duran büyük güçten çok daha değerli bir konuma yükseliyor.

Pakistanlı bir lider, 55 yıl önce ABD’li bir bakanı gizlice bir uçağa bindirip Pekin'e yolladı ve dünyanın yeniden şekillenmesine katkıda bulundu. Bu hafta bir başka Pakistanlı lider de Çin'e bizzat uçtu. Üstelik bunu ülkesini o gün vazgeçilmez kılan coğrafyanın bugün de aynı işlevi gördüğünü hatırlatmak için herkesin gözü önünde yaptı.


İsrail Lübnan'ın güneyindeki operasyonlarının kapsamını genişletiyor

Hizbullah, Safed'i vururken kendisine karşı halk isyanının ilk sinyalleri geldi
Hizbullah, Safed'i vururken kendisine karşı halk isyanının ilk sinyalleri geldi
TT

İsrail Lübnan'ın güneyindeki operasyonlarının kapsamını genişletiyor

Hizbullah, Safed'i vururken kendisine karşı halk isyanının ilk sinyalleri geldi
Hizbullah, Safed'i vururken kendisine karşı halk isyanının ilk sinyalleri geldi

İsrail ordusu dün Lübnan'ın güneyindeki sarı hattın ötesinde gerçekleştirdiği askeri operasyonların kapsamını genişletti. Ormanlık alanlardaki roket atış mevzilerini hedef alan İsrail, eş zamanlı olarak sınırdan 40 kilometre derinliğe kadar uzanan geniş çaplı hava ve topçu bombardımanları düzenledi.

Öte yandan Hizbullah, Litani Nehri kıyısındaki Ganduriyye beldesinin doğu çevresinde İsrail kuvvetlerine pusu kurduğunu açıkladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Lübnan'ın güneyinden yerel kaynaklar, bu ilerlemenin ‘İsrail'in hava saldırılarıyla tasfiye edemediği sarı hattın dışındaki roket atış mevzilerine ulaşmaya çalıştığı’ anlamına geldiğini söyledi.

Hizbullah, ateşkesin yürürlüğe girmesiyle birlikte askıya aldığı roket atışlarını dün yeniden başlattı; Safed, Kiryat Şimona ve Nehariya'daki askeri üslerin hedef alındığını duyurdu.

Bu gelişmeler yaşanırken Lübnan’ın güneyinde Hizbullah'a karşı halk isyanının ilk sinyalleri belirmeye başladı. Bölgedeki aktivistler, örgütle ilk siyasi yüzleşmeyi başlatarak Sur ve Nebatiye şehirleri adına iki çağrı yayımladı. Çağrılarda her iki şehrin ‘açık’ ve ‘silahsız’ ilan edilmesi, İsrail bombardımanından korumak amacıyla ‘Lübnan devletinin otoritesi ve güvencesi altına’ alınması talep edildi.


ABD, ablukayı delerek İran'a ulaşmaya çalışan bir gemiyi engelledi

Umman Körfezi'nde bir tankerin hareketlerini izleyen bir Amerikan askeri (AFP)
Umman Körfezi'nde bir tankerin hareketlerini izleyen bir Amerikan askeri (AFP)
TT

ABD, ablukayı delerek İran'a ulaşmaya çalışan bir gemiyi engelledi

Umman Körfezi'nde bir tankerin hareketlerini izleyen bir Amerikan askeri (AFP)
Umman Körfezi'nde bir tankerin hareketlerini izleyen bir Amerikan askeri (AFP)

ABD’li bir yetkili dün, ABD Silahlı Kuvvetleri’nin İran limanlarına yönelik ablukayı delmeye çalışan bir ticaret gemisini daha durdurduğunu bildirdi.

Askeri operasyonlara dair açıklamalarda bulunduğu için kimliğinin gizli kalmasını isteyen bir yetkiliye göre Gambiya bandıralı dökme yük gemisi Lian Star, İran’daki bir limana girmeye çalışırken gece boyunca yapılan uyarıları dikkate almaktan kaçındı.

sdv
Hürmüz Boğazı yakınlarında Basra (Arap) Körfezi'nde yük gemileri (Reuters)

Yetkili, geminin Umman Denizi'nde Amerikan uçakları tarafından etkisiz hale getirildiğini ve sürüklenen geminin hâlâ orada kontrolsüz biçimde seyrettiğini belirtti. Aynı yetkili, Amerikan kuvvetlerinin gemiye çıkarma yapmadığını da ekledi.