Pakistan'ın hesaplı rolü: Ateşkesi kalıcı barışa dönüştürme bahsi

Körfez İşbirliği Konseyi’nin endişeleri kalıcı bir çözümün anahtarıdır

Donald Trump'ın iki haftalık ateşkesi kabul ettiğini açıklamasının ardından, Genel Rikşa Sürücüleri Birliği'nden çalışanlar, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve siyasetçi Bilavel Butto Zerdari'nin resimleri ile kutlama yaparken, Lahor, 8 Nisan (Reuters)
Donald Trump'ın iki haftalık ateşkesi kabul ettiğini açıklamasının ardından, Genel Rikşa Sürücüleri Birliği'nden çalışanlar, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve siyasetçi Bilavel Butto Zerdari'nin resimleri ile kutlama yaparken, Lahor, 8 Nisan (Reuters)
TT

Pakistan'ın hesaplı rolü: Ateşkesi kalıcı barışa dönüştürme bahsi

Donald Trump'ın iki haftalık ateşkesi kabul ettiğini açıklamasının ardından, Genel Rikşa Sürücüleri Birliği'nden çalışanlar, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve siyasetçi Bilavel Butto Zerdari'nin resimleri ile kutlama yaparken, Lahor, 8 Nisan (Reuters)
Donald Trump'ın iki haftalık ateşkesi kabul ettiğini açıklamasının ardından, Genel Rikşa Sürücüleri Birliği'nden çalışanlar, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve siyasetçi Bilavel Butto Zerdari'nin resimleri ile kutlama yaparken, Lahor, 8 Nisan (Reuters)

Kaswar Klasra 

Dünya başkentlerinde ve enerji piyasalarında yankı bulan dramatik bir dönüşümle, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasındaki kırılgan iki haftalık ateşkes, Pakistan'ın hızla değerlendirdiği dar bir diplomatik pencere açtı. Son dakikada askeri eylemleri geçici olarak durduran bir anlaşmayla başlayan süreç, şimdi daha geniş bir jeopolitik ana dönüşerek, İslamabad'ı Ortadoğu'yu neredeyse yutacak savaşın gidişatını yeniden şekillendirmeye yönelik yüksek riskli bir çabanın merkezine yerleştirdi.

Bu diplomatik çabanın merkezinde, farklı tarafların ve çıkarların beklenmedik yakınlaşması ve bir noktada buluşması yatıyor. Olayların seyri hakkında bilgili yetkililere göre, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Ordu Komutanı Mareşal Asım Münir hem Washington'u hem de Tahran'ı uçurumun kenarından geri adım atmaya ikna etmede çok önemli bir rol oynadı. Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır da dahil olmak üzere bölgesel güçlerle koordineli müdahale ve Çin'in örtülü desteğiyle Pakistan, ikincil önemde bir gözlemciden önemli bir diplomatik arabulucuya dönüştü.

Ateşkesin kendisi hiçbir şekilde garanti değildi. Askeri tansiyon yükseldikçe, daha geniş bir bölgesel savaş riski öne çıktı ve Hürmüz Boğazı en tehlikeli çatışma noktası haline geldi. Dünyanın enerji arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar su yolunun kapanması, petrol fiyatlarının fırlamasına ve küresel ekonomik şok korkusunun yeniden alevlenmesine neden oldu. Bu koşullar altında, ABD Başkanı Donald Trump'ın, kendi belirlediği son tarihten sadece 90 dakika önce İran altyapısına yönelik planlanan saldırıları iptal etme kararı, gerilimde ani tırmanmayı önleyen önemli bir an oldu.

Ateşkesin deklare edilmesinden 24 saatten kısa bir süre sonra, Başbakan Şahbaz Şerif çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD ve İran'dan heyetlerin Ortadoğu'daki savaşa barışçıl bir çözüm bulmayı amaçlayan görüşmeler için cuma günü (daha sonra cumartesiye ertelendi) Pakistan'ı ziyaret edeceğini söyledi. Başbakanlık Ofisi'ne göre İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Şehbaz ile aynı günün erken saatlerinde yaptığı görüşmede, Tahran'ın Pakistan tarafından önerilen barış görüşmelerine katılacağını teyit etti. Şahbaz, federal kabineye yaptığı konuşmada, savaşın şimdilik ertelendiğini söyledi ve “Ateşkes ilk adımdır, ancak hedefimiz kalıcı barıştır, yarından sonra, cuma günü, davetim üzerine bir Amerikan heyeti Pakistan'a gelecek. Aynı şekilde, bir İran heyeti de Pakistan'a gelecek” diye belirtti.

Pakistan'ın oynadığı rol, hesaplı bir stratejik pozisyonu yansıtıyor. İslamabad hem Tahran hem de Washington ile pragmatik ilişkiler sürdürürken, Körfez başkentleriyle de yakın bağlara sahip

Ne var ki ateşkes sadece başlangıç. Bununla birlikte en önemli gelişme, geçici ateşkesi sürdürülebilir bir siyasi çözüme dönüştürmeyi amaçlayan, İslamabad merkezli koordineli diplomatik girişim oldu. Bu çaba hızla ivme kazandı ve sadece birkaç gün önce uzun süreli ve yıkıcı bir çatışmaya hazırlanan dünya başkentlerinin dikkatini çekti.

Bu çabalar, Pakistan'ın 29 ve 30 Mart tarihlerinde Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanlarını ağırlayarak, ABD-İsrail-İran çatışmasından kaynaklanan gerilimleri azaltmak başta olmak üzere çeşitli konularda derinlemesine görüşmeler yürütmesi ile şekillendi. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı İshak Dar başkanlığında yapılan bu görüşmeler, bölgesel güçler arasında çatışmanın daha da tırmanmasını önleme ve sonuçlarını kontrol altına alma konusundaki artan acil ihtiyacı yansıtıyordu.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi yetkililer, iki sürece dayanan bir yaklaşımdan bahsettiler. Birinci süreç, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında doğrudan müzakereleri kolaylaştırmayı amaçlarken, ikinci süreç ise deniz ticaret yollarının ve enerji akışının engellenmesi başta olmak üzere, çatışmanın ekonomik ve güvenlik sonuçlarını ele almaya odaklanıyor. Bu görüşmeler, küresel ticaretin hayati bir arteri olan Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişin yeniden sağlanmasının yolları üzerinde yoğunlaştı.

Haberlere göre, değerlendirilen öneriler arasında, deniz güvenliğini denetlemek için çok uluslu bir mekanizma kurulması ve Süveyş Kanalı'ndaki gemi trafiğini düzenleyenler gibi mevcut transit sistemlerine dayalı mali düzenlemeler yer alıyor. Bu fikirler henüz araştırma aşamasında olsa da gündeme getirilmeleri bile ekonomik zorunlulukların acil diplomatik çabaları ne ölçüde yönlendirdiğini ve potansiyel anlaşmaları nasıl şekillendirdiğini teyit ediyor.

Pakistan'ın başkenti İslamabad, ABD ve İran'ı barış görüşmeleri için ağırlamaya hazırlanırken, bir adam motosikleti ile Pakistan Cumhurbaşkanlığı Konutunun önünden geçiyor, 9 Nisan 2026 (Reuters)Pakistan'ın başkenti İslamabad, ABD ve İran'ı barış görüşmeleri için ağırlamaya hazırlanırken, bir adam motosikleti ile Pakistan Cumhurbaşkanlığı Konutunun önünden geçiyor, 9 Nisan 2026 (Reuters)

Pakistan'ın oynadığı rol, hesaplı bir stratejik pozisyonu yansıtıyor. Birçok bölgesel oyuncunun aksine, İslamabad hem Tahran hem de Washington ile pragmatik ilişkiler sürdürürken, Körfez başkentleriyle de yakın bağlara sahip. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu ilişki ağı, doğrudan diplomatik kanalların sınırlı veya siyasi olarak kısıtlandığı bir dönemde aracı görevi görmesini sağladı.

Bu konum, 31 Mart 2026'da Pekin'de Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin krizin gelişimini değerlendirmek üzere İshak Dar ile bir araya geldiği üst düzey diplomatik görüşme ile pekişti. Görüşmede, Pekin ve İslamabad arasında gerilimin azaltılmasının acil bir ihtiyaç olduğu konusunda uzlaşı olduğu vurgulandı. Ayrıca, çatışmayı yönetmek için beş maddelik bir çerçeve oluşturuldu.

Analistler, ABD ve İran arasında yapılacak herhangi bir anlaşmanın, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin endişelerini gidermemesi durumunda başarısız olabileceği konusunda uyarıyor

Ortak çerçeve, askeri eylemlerin derhal sona erdirilmesi çağrısında bulundu ve çatışmanın yayılmasının önlenmesinin gerekliliğini vurguladı. Her iki ülke de savaştan etkilenen tüm bölgelere engelsiz insani yardım erişiminin sağlanmasının öneminin altını çizdi. Ayrıca, İran ve Körfez ülkelerinin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve ulusal bağımsızlığının korunmasının önemini vurgulayarak, barış görüşmelerinin hızla başlatılması çağrısında bulundu.

İki taraf ayrıca uluslararası insancıl hukuka sıkı sıkıya uyulması çağrısında bulundu ve tüm taraflara sivillere ve enerji tesisleri ile nükleer tesisler de dahil olmak üzere askeri olmayan altyapıya yönelik saldırıları durdurmayı tavsiye etti. Çerçevede, deniz yollarının güvenliği açık bir öncelik olarak öne çıktı ve hem Çin hem de Pakistan, Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişin garanti altına alınması ve normal gemi trafiğinin yeniden başlatılmasının gerekli olduğunu vurguladı.

Son olarak, ortak çerçeve, BM Şartı'nın önceliğini yeniden teyit etti ve kapsamlı ve kalıcı bir barışa ulaşmak için çok taraflı iş birliğinin desteklenmesi çağrısında bulundu. Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır'ın katılımı, her ülkenin stratejik ve ekonomik çıkarlarıyla şekillenen farklı öncelikleri sunması nedeniyle İslamabad'ın girişimine daha fazla ağırlık kazandırıyor.

Bu anlaşmazlıklara rağmen, devam eden yüksek gerilimin maliyetinin artık sürdürülebilir olmadığı konusunda ortak bir anlayış öne çıktı. Zira çatışma, bölgesel dinamikleri yeniden şekillendirmeye, devlet dışı aktörleri içine çekmeye ve tüm Ortadoğu'yu istikrarsızlaştırabilecek daha geniş, çok cepheli bir çatışma riskini artırmaya başladı bile.

Pakistan'ın eski Bahreyn Büyükelçisi İftihar Hüseyin Kazımi şunları söyledi: “Cuma günü İslamabad'da İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapmak Pakistan için hem bir onur hem de büyük bir sorumluluktur. Bu, iki savaşan ülkenin Pakistan'a duyduğu güven düzeyini yansıtmaktadır. İslamabad, bu felaket savaşın kendi topraklarına sıçramasından korkuyordu. Devam eden çatışmaya dahil olan diğer ülkeler gibi, bu sorunlu bölgede barış ve istikrara büyük önem veriyor. Tarafları müzakere masasına getirmede perde arkasında önemli bir rol oynayan Çin liderlerine de büyük bir övgü borçluyuz. Umuyoruz ki akıl galip gelecek ve bölge daha fazla şiddet, ölüm ve yıkımdan kurtulacaktır. Ayrıca, bu arabuluculuk çabalarının başarısıyla Pakistan'ın diplomatik konumunun yükseleceğinin de farkındayız.”

Ancak artan diplomatik ivmeye rağmen analistler, ABD ve İran arasında yapılacak herhangi bir anlaşmanın, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) devletlerinin endişelerini gidermemesi durumunda başarısız olabileceği konusunda uyarıyorlar. Görüşmeler hakkında bilgili kişilerle yapılan gayri resmi konuşmalar, Körfez devletlerinde derin bir endişe olduğunu ortaya koyuyor; bu devletler, devam eden ateşkes görüşmelerinin bölgesel güvenlikle ilgili temel konuları göz ardı ettiğine inanıyor.

Pakistan için mevcut diplomatik açılım, dünyanın en istikrarsız bölgelerinden birinde güvenilir bir arabulucu olarak konumunu sağlamlaştırma fırsatı sunuyor. Buna karşılık, başarısızlık, etkisinin sınırlarını ve herhangi bir ateşkesin kırılganlığını ortaya çıkarabilir

Talepler listesinin başında, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünün garanti altına alınması yer alıyor. Körfez devletleri, boğazın küresel enerji güvenliğindeki hayati rolü göz önüne alındığında, kesintisiz seyrüsefer özgürlüğünün herhangi bir anlaşmanın temel taşı olması gerektiğinde ısrar ediyorlar. Bu tür garantiler olmadan herhangi bir ateşkesin güvenilirliğinin olmayacağını ve piyasaları istikrara kavuşturamayacağını vurguluyorlar.

Aynı derecede önemli bir diğer talep ise Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt dahil olmak üzere Körfez ülkelerini hedef alan füze ve insansız hava aracı saldırılarının durdurulması. Bölgesel yetkililer, bu tür saldırıların kontrolsüz bir şekilde devam etmesi halinde barışın sürdürülebilir olamayacağını, çünkü güveni zedelediklerini ve hayati öneme sahip altyapıyı tehdit ettiklerini vurguluyorlar.

Bir aracın ön camından görülen ve Dubai makamlarına göre, ABD-İsrail-İran çatışması sırasında, Dubai Uluslararası Havalimanı yakınlarındaki bir bölgede yakıt deposunu hedef alan insansız hava aracı saldırısının ardından yükselen duman, 16 Mart 2026 (Reuters)Bir aracın ön camından görülen ve Dubai makamlarına göre, ABD-İsrail-İran çatışması sırasında, Dubai Uluslararası Havalimanı yakınlarındaki bir bölgede yakıt deposunu hedef alan insansız hava aracı saldırısının ardından yükselen duman, 16 Mart 2026 (Reuters)

İslamabad'daki Bahria Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler ve stratejik çalışmalar bölümünde öğretim görevlisi Mustanser Kalasra yaptığı değerlendirmede: “Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında yapılacak herhangi bir anlaşma, KİK devletlerinin güvenlik endişelerini ve taleplerini ciddi ve yapıcı bir şekilde ele almalıdır. Pakistan bu çatışmaya arabuluculuk yapmak istiyorsa, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünden Körfez'deki altyapıya yönelik daha fazla saldırıya karşı garantilere kadar KİK'in önceliklerinin müzakerelere tam olarak dahil edilmesini sağlamalıdır. Bu endişeler ciddi bir şekilde ele alınmadan, herhangi bir anlaşma güvenilirliğini yitirecek ve kalıcı barışı sağlamayacaktır” ifadelerini kullandı.

Diğer önemli endişeler arasında İran'ın Yemen, Irak ve Lübnan'da faaliyet gösteren bölgesel milisleri desteklemesi de yer alıyor. Körfez ülkeleri bu desteği istikrarsızlığın başlıca nedenlerinden biri olarak görüyor. Kalıcı bir barışa ulaşma umudu varsa, ateşkes müzakerelerinin bu desteği ele alması ve nihayetinde sona erdirecek mekanizmaları içermesi gerektiğine inanıyor.

Pakistan’a gelince riskler yüksek ve tehlikeler oldukça büyük. Mevcut diplomatik açılım, dünyanın en istikrarsız bölgelerinden birinde güvenilir bir arabulucu olarak konumunu sağlamlaştırma fırsatı sunuyor. Buna karşılık, başarısızlık, etkisinin sınırlarını ve ateşkesin kırılganlığını ortaya çıkarabilir.

Şimdilik silahlar sustu ve dikkatler savaş alanından müzakere masasına kaydı. Bu ateşkesin kalıcı bir barışa dönüşmesi kesin olmasa da Pakistan şüphesiz bu tarihi dönemin en önemli diplomatik girişimlerinden birinin merkezinde yer alıyor.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli  al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



ABD’nin Guantanamo’daki “Küba kampı” projesi tartışma yarattı

ABD'nin Guantanamo'daki üssü, kurulduğu günden beri işkence ve hak ihlalleriyle tartışmaların merkezinde (Reuters)
ABD'nin Guantanamo'daki üssü, kurulduğu günden beri işkence ve hak ihlalleriyle tartışmaların merkezinde (Reuters)
TT

ABD’nin Guantanamo’daki “Küba kampı” projesi tartışma yarattı

ABD'nin Guantanamo'daki üssü, kurulduğu günden beri işkence ve hak ihlalleriyle tartışmaların merkezinde (Reuters)
ABD'nin Guantanamo'daki üssü, kurulduğu günden beri işkence ve hak ihlalleriyle tartışmaların merkezinde (Reuters)

İnsan hakları örgütleri, ABD'nin Kübalılar için Guantanamo'da "kamp" inşa etme planına tepki gösterdi.

ABD Güney Komutanlığı'nın (SOUTHCOM) başındaki Francis Donovan, 19 Mart'ta Senato'da yaptığı konuşmada, Küba'dan kitlesel bir göç yaşanması durumunda ülkeye girmeye çalışanların Guantanamo'ya yerleştirilebileceğini söylemişti.

Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde düzenlenen oturumda Donovan, Küba'daki Guantanamo Körfezi'nde yer alan ABD askeri üssünde bir "kamp" kurulacağını belirtmişti.

85 insan hakları grubu, Guardian'a gönderdikleri ortak mektupta Donald Trump yönetiminin planlarına tepki gösterdi.

"Guantanamo geçmişe ait bir kalıntı olmalıdır" denen mektupta, Beyaz Saray'dan Küba'da "insani krize yol açan ambargo ve cezai politikaları sonlandırması" istendi.

Ortak mektubu imzalayanlar arasında, 11 Eylül saldırıları ardından Guantanamo'ya gönderilen tutukluları temsil eden Anayasal Haklar Merkezi de var.

Donovan, SOUTHCOM'un "olası kitlesel göç durumunda İç Güvenlik Bakanlığı'yla koordineli hareket edeceğini" de söyledi.

Donald Trump, geçen yıl ocak ayında imzaladığı başkanlık kararnamesiyle İç Güvenlik Bakanlığı ve Pentagon'a "Guantanamo Körfezi Donanma Üssü'ndeki Göçmen Operasyon Merkezi'ni (MOC) tam kapasiteye çıkarmalarını" emretmişti. Bu kapsamda tesisin kapasitesinin 30 binin üzerine çıkarılması talimatı verilmişti.

Trump yönetimi insan hakları ihlalleriyle tartışma yaratan Guantanamo'ya Venezuelalı göçmenleri de göndermişti.

Guantanamo'daki MOC, üssün içindeki terörle ilgili gözaltı merkezinden ayrı tutuluyor. Hem Pentagon hem de İç Güvenlik Bakanlığı'nın yetki alanına giren MOC, denizde yakalanan göçmenlerin gözaltında tutulması için kullanılıyor.

ABD, Venezuela'ya 3 Ocak'ta baskın düzenleyerek ülkenin lideri Nicolas Maduro'yu kaçırmış, ardından Küba'yı da işgalle tehdit etmeye başlamıştı.

Trump'ın ada ülkesine petrol tedarikine tam ambargo uygulamasıyla derinleşen yakıt krizi nedeniyle çöp kamyonlarının çalışamadığı Havana'da sokaklar atıkla dolarken, halkın temel gıda malzemelerine erişimi iyice zorlaştı.

Ortak mektuba imza atan Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezi'nden Michael Galant, şunları söylüyor:

Trump yönetimi Küba'dan gelebilecek göçten endişeleniyorsa çözüm basit: Ambargo ve yakıt ablukası yoluyla Küba halkını kasıtlı olarak yoksullaştırmayı bırakın.

Washington, adadaki Komünist rejime karşı baskıyı artırırken Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz Canel, liderlik görevini bırakmayacağını bildirerek "Biz, özgür ve egemen bir devlete sahibiz" demişti.

Independent Türkçe, Guardian, Truthout, Common Dreams, TeleSUR


Rusya ve Ukrayna, Paskalya ateşkesi öncesinde savaş esirlerini serbest bıraktı

Ukraynalı askerler (EPA)
Ukraynalı askerler (EPA)
TT

Rusya ve Ukrayna, Paskalya ateşkesi öncesinde savaş esirlerini serbest bıraktı

Ukraynalı askerler (EPA)
Ukraynalı askerler (EPA)

Rusya ve Ukrayna, bugün Ortodoks Paskalyası vesilesiyle savaş esirlerinin değişimi ve gece boyunca insansız hava (İHA) aracı saldırılarının ardından geçici bir ateşkese hazırlanıyor.

Rusya Savunma Bakanlığı, iki taraf arasında az sayıdaki iş birliği alanından birinde, Rusya ve Ukrayna'nın karşılıklı olarak 175 savaş esiri değiştirdiğini duyurdu.

Yetkililerin açıklamasına göre, Rusya dün gece ile bu sabah arasında Ukrayna'ya en az 160 insansız hava aracı fırlattı ve ülkenin doğu ve güneyinde dört kişi öldü.

Odessa'nın güney bölgesi, en çok etkilenen yerler arasındaydı; yetkililer iki ölüm ve sivil altyapıda hasar olduğunu bildirdi.

Yetkililere göre, Ukrayna’nın İHA saldırıları, Rusya'nın güneyindeki Krasnodar bölgesinde bir petrol deposunda yangına ve konut binalarında hasara yol açtı.

Rus yetkililere göre, Ukrayna'nın doğusundaki Donetsk bölgesinin Rus işgali altındaki kesimine Ukrayna İHA’ları ile düzenlenen saldırıda iki kişi öldü.

Kremlin, bugün saat 16:00'da başlayıp yarın gün sonuna kadar sürecek, 32 saatlik geçici bir ateşkes ilan etti.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Ukrayna'nın ateşkesi sürdüreceğini ve Rusya'nın herhangi bir ihlaline "aynı şekilde" karşılık vereceğini teyit etti. X platformunda yaptığı paylaşımda şunları belirtti: "Ukrayna ateşkesi sürdürecek ve aynı şekilde karşılık verecektir. Rusya hava, kara veya deniz saldırıları düzenlemezse, biz de karşılık vermeyeceğiz."


Kaynaklar: İran’ın yeni Dini Lideri ağır yaralarla mücadele ediyor

Tahran’da bir İranlı asker, Dini Lider Mücteba Hamaney ile Bender Abbas’ta öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri’nin de aralarında bulunduğu askeri liderlerin resmedildiği bir propaganda afişinin önünde duruyor. (EPA)
Tahran’da bir İranlı asker, Dini Lider Mücteba Hamaney ile Bender Abbas’ta öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri’nin de aralarında bulunduğu askeri liderlerin resmedildiği bir propaganda afişinin önünde duruyor. (EPA)
TT

Kaynaklar: İran’ın yeni Dini Lideri ağır yaralarla mücadele ediyor

Tahran’da bir İranlı asker, Dini Lider Mücteba Hamaney ile Bender Abbas’ta öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri’nin de aralarında bulunduğu askeri liderlerin resmedildiği bir propaganda afişinin önünde duruyor. (EPA)
Tahran’da bir İranlı asker, Dini Lider Mücteba Hamaney ile Bender Abbas’ta öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri’nin de aralarında bulunduğu askeri liderlerin resmedildiği bir propaganda afişinin önünde duruyor. (EPA)

Reuters, İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in yakın çevresinden olduğu belirtilen üç kaynağa dayandırdığı haberinde, Hamaney’in savaşın başlarında babasının hayatını kaybettiği hava saldırısında yüz ve bacaklarından ağır yara aldıktan sonra hâlâ iyileşme sürecinde olduğunu bildirdi.

Kaynaklara göre, İran’ın başkenti Tahran’ın merkezindeki Bastur bölgesinde bulunan komuta kompleksine yönelik saldırıda Hamaney’in yüzünde ciddi deformasyon oluştu ve her iki bacağında ağır yaralanmalar meydana geldi.

İsimlerinin gizli kalmasını isteyen kaynaklar, 56 yaşındaki Mücteba Hamaney’in iyileşme sürecinin devam ettiğini, ancak zihinsel kapasitesini koruduğunu ifade etti.

Kaynaklar ayrıca, Hamaney’in üst düzey yetkililerle sesli konferanslar aracılığıyla toplantılara katıldığını ve ABD ile yürütülen müzakereler dahil olmak üzere kritik karar süreçlerine katkı sunduğunu aktardı.

Bu iddialar, İran’ın son yıllardaki en ciddi krizlerinden biriyle karşı karşıya olduğu ve aynı zamanda İslamabad’da bugün başlaması beklenen barış görüşmeleri öncesinde yönetim kapasitesine ilişkin tartışmaların arttığı bir dönemde geldi.

Reuters, söz konusu bilgileri bağımsız olarak doğrulayamadığını da not düştü.

19 Mart 2026’da Tahran’da, İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in resminin yer aldığı bir afişin yanından geçen insanlar (Reuters)19 Mart 2026’da Tahran’da, İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in resminin yer aldığı bir afişin yanından geçen insanlar (Reuters)

Belirsizlik

Mücteba Hamaney’in nerede olduğu ve sağlık durumuna ilişkin belirsizlik sürerken, ülke yönetimini ne ölçüde yürütebildiğine dair soru işaretleri de devam ediyor. Saldırının ardından kendisine ait hiçbir fotoğraf, video ya da ses kaydının yayımlanmadığı belirtiliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Mücteba Hamaney, 28 Şubat’ta, savaşın ilk gününde gerçekleştirilen ve eski Dini Lider Ali Hamaney’in hayatını kaybettiği saldırıda ağır yaralandı.

İran makamları, yaralanmaların niteliğine ilişkin resmi bir açıklama yapmazken, devlet televizyonunda görev yapan bir sunucunun onu göreve getirildikten sonra ‘canbaz’ (savaşta ağır yaralanan kişi) olarak tanımladığı aktarıldı.

Söz konusu iddialar, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in 13 Mart’ta yaptığı ve Mücteba Hamaney’in yaralandığını ve muhtemelen yüzünün zarar gördüğünü söylediği açıklamayla da örtüşüyor.

ABD istihbarat kaynaklarına dayandırılan bir değerlendirmede ise Hamaney’in bir bacağını kaybetmiş olabileceği ileri sürüldü.

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve İsrail makamları konuya ilişkin yorum yapmaktan kaçındı.

Ortadoğu Enstitüsü’nden analist Alex Vatanka, durumun ciddiyetinden bağımsız olarak, tecrübesiz bir yeni liderin babasının sahip olduğu mutlak otoriteyi kısa sürede kurmasının zor olduğunu belirtti. Vatanka, Mücteba Hamaney’in zamanla etkisini artırabileceğini ancak bunun yıllar alabileceğini ifade etti.

Kaynaklardan biri ise önümüzdeki bir iki ay içinde Dini Lider’in görüntülerinin kamuoyuna sunulabileceğini, ancak bunun yalnızca sağlık durumu ve güvenlik koşulları uygun olduğunda gerçekleşeceğini aktardı.

Mücteba’nın rolü

İran’ın siyasi sistemi uyarınca, Dini Lider geniş yetkilere sahiptir. Dini Lider, 88 din adamından oluşan bir kurul tarafından seçilirken, doğrudan seçilmiş cumhurbaşkanını denetler ve İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) başta olmak üzere kendisine paralel çalışan kurumları da yönlendirir. Bu yapı, DMO’ya önemli bir siyasi ve askerî nüfuz alanı sağlar.

İran’ın ilk Dini Lideri Ruhullah Humeyni, devrimin lideri olarak neredeyse mutlak bir otoriteye sahipti ve döneminin en etkili din adamı kabul ediliyordu. Onun halefi Ali Hamaney ise dini açıdan daha düşük bir otoriteye sahip olmasına rağmen, 1989’da liderliğe getirilmeden önce cumhurbaşkanlığı görevini yürütmüş ve ardından on yıllar boyunca özellikle DMO’nun güçlenmesinden de yararlanarak siyasi etkisini pekiştirmiştir.

grafik

Reuters’a konuşan üst düzey İranlı kaynaklar, Mücteba Hamaney’in babasıyla aynı mutlak yetki düzeyine sahip olmadığını ve savaş sürecinde stratejik kararlarda en baskın aktörün DMO olduğunu ifade etti. Kaynaklara göre DMO, Hamaney’in bu göreve gelmesine katkı sağlayan ana güçlerden biri oldu.

Reuters, İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) misyonundan Hamaney’in yaralanmalarının boyutu ve kamuoyu önüne neden çıkmadığına dair sorularına yanıt alamadığını belirtti.

Yetkililer ve süreci yakından takip eden kaynaklar, Mücteba Hamaney’in uzun yıllardır babasının ofisinde en etkili isimlerden biri olduğunu, devletin en üst kademelerinde güç kullanımı konusunda deneyim kazandığını ve DMO içindeki üst düzey isimlerle yakın ilişkiler geliştirdiğini belirtti.

Alex Vatanka ise Mücteba Hamaney’in sert çizgiyi sürdürme ihtimalinin yüksek olduğunu, ancak dünya görüşüne dair belirsizliklerin devam ettiğini ifade etti.

Habere göre Mücteba Hamaney’in kamuoyuna yönelik ilk açıklaması 12 Mart’ta yayımlandı. Bu açıklamada Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması gerektiği ve bölge ülkelerinin ABD üslerini kapatması çağrısı yer aldı.

O tarihten bu yana ofisinden kısa yazılı açıklamalar yayımlanırken, Nevruz dolayısıyla 20 Mart’ta yapılan açıklamada yeni yılı ‘direniş yılı’ olarak tanımladığı aktarıldı.

Bu süreçte İran’ın dış politika, savaş, diplomasi ve iç güvenlik konularına ilişkin pozisyonlarını ise üst düzey diğer yetkililer kamuoyuna aktarmaya devam etti.

Mizahi paylaşımlar... “Mücteba nerede?”

İran içinde Mücteba Hamaney’in ortadan kaybolması ya da kamuoyuna görünmemesi, sosyal medyada ve mesajlaşma uygulamalarındaki gruplarda geniş tartışmalara yol açtı. İnternet erişiminin zaman zaman kesintili olması nedeniyle bu tartışmaların ancak sınırlı ölçüde yayılabildiği, buna rağmen Dini Lider’in sağlık durumu ve ülkeyi kimin yönettiğine dair çok sayıda soru ve teori ortaya atıldığı bildirildi.

Sosyal medyada dolaşan içerikler arasında, boş bir koltuğun bir ışık altında gösterildiği ve “Mücteba Hamaney nerede?” ifadesinin yer aldığı mizahi paylaşımlar da bulunuyor.

Buna karşılık, hükümete destek veren bazı isimler ise liderin gözlerden uzak kalmasının güvenlik açısından zorunlu olduğunu savunuyor. Bu görüşe göre, ABD ve İsrail saldırılarının üst düzey isimleri hedef aldığı bir ortamda, kamuya açık görünürlük ciddi bir risk oluşturuyor.

Besic mensubu bir kişi de benzer bir görüşü dile getirerek, “Neden açıkça ortaya çıksın? Onu bu suçluların hedefi haline getirmek için mi?” ifadelerini kullandı.