‘Ebeveynleri, Yahudi olduğunu ondan sakladı’... Yeni Mossad Direktörü Roman Goffman hakkında ne biliyoruz?

Netanyahu’nun ofisinde Rusya ve İran dosyalarıyla ilgilendi... Suriye’de operasyonlar yürüttü

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, önümüzdeki haziran ayında Mossad Direktörlüğü’nü devralacak olan Roman Goffman ile tokalaşıyor. (İsrail hükümeti medya ofisi)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, önümüzdeki haziran ayında Mossad Direktörlüğü’nü devralacak olan Roman Goffman ile tokalaşıyor. (İsrail hükümeti medya ofisi)
TT

‘Ebeveynleri, Yahudi olduğunu ondan sakladı’... Yeni Mossad Direktörü Roman Goffman hakkında ne biliyoruz?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, önümüzdeki haziran ayında Mossad Direktörlüğü’nü devralacak olan Roman Goffman ile tokalaşıyor. (İsrail hükümeti medya ofisi)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, önümüzdeki haziran ayında Mossad Direktörlüğü’nü devralacak olan Roman Goffman ile tokalaşıyor. (İsrail hükümeti medya ofisi)

İsrail’de Roman Goffman’ın Mossad Direktörlüğü’ne getirilmesinin onaylanmasının ardından, atamaya yönelik itirazlar ile Goffman’ın başarılarını öne çıkaran anlatılar eş zamanlı olarak gündeme geldi.

Ancak hem atamaya karşı çıkanlar hem de destekleyenler, bu tercihin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun iktidarını güçlendirme yönünde atılmış yeni bir adım olduğu konusunda görüş birliği içinde. Netanyahu’nun, sadakati tartışmalı görülen siyasi ve güvenlik kadrolarını büyük ölçüde tasfiye ederek yerlerine kendisine yakın isimleri getirdiği, Goffman’ın da halihazırda Başbakan’ın askerî sekreteri olarak görev yaptığı ifade edildi.

Netanyahu’nun ofisi pazar akşamı yaptığı açıklamada, Goffman’ın üst düzey kamu atamalarını onaylayan Grunis Komitesi’nin onayının ardından gelecek haziran ayı başında Mossad Direktörlüğü görevini devralacağını duyurdu. Söz konusu onay, Başbakan’ın Goffman’ı geçtiğimiz aralık ayında bu göreve aday göstermesinden yaklaşık dört ay sonra geldi.

Grunis Komitesi’nin kararı, hem siyasi arenada hem de Mossad içinde geniş yankı uyandırdı. Görev süresi sona ermek üzere olan Mossad Direktörü David Barnea da Goffman’ın atanmasına onay verilmesine karşı çıktığını açıkladı.

Konunun nihai karar için İsrail Yüksek Mahkemesi’ne taşınması bekleniyor. Mahkemenin, atamanın iptali yönünde değerlendirme yapması talep ediliyor. Bu talep, atamalardan sorumlu komitenin başkanı emekli yargıç Asher Grunis’in karara muhalefet şerhi koymasına rağmen azınlıkta kalmasına ve hükümetin hukuk danışmanı Gali Baharav-Miara’nın da atamaya karşı çıkmasına dayandırılıyor.

Buna karşın Başbakan Binyamin Netanyahu atama konusunda ısrarını sürdürüyor. Netanyahu, komitenin çoğunlukla aldığı onay kararını hızla imzalayarak dün Goffman’ın beş yıllık görev süresini kapsayan resmi atama belgesini yayımladı.

Roman Goffman kimdir?

Roman Goffman, 1976 yılında o dönem Sovyetler Birliği’ne bağlı olan Belarus’un Mazır kentinde dünyaya geldi. 14 yaşındayken ailesiyle birlikte İsrail’e göç eden Goffman’ın, ailesinin ifadesine göre, ‘arkadaşlarından zarar görmemesi için’ Yahudi kimliği kendisinden uzun süre gizlendi.

Ailesi İsrail’de Aşdod kentine yerleşirken, Goffman doğduğu yerde kaçındığı ayrımcılıkla bu kez İsrail’de karşılaştı. Sovyetler Birliği’nden gelen diğer göçmen çocuklar gibi, özellikle Yahudi akranları tarafından zorbalık ve ayrımcılığa maruz kaldı.

Bu durum karşısında Goffman, kendisini ve diğer yeni göçmenleri korumak amacıyla boks yapmaya başladı. Kısa sürede başarılı olarak ülke çapında derece elde etti ve kendi sıkletinde ikinci oldu.

Spor alanındaki başarısının ardından 1995 yılında orduya katılan Goffman, kariyerini askerlikte sürdürme kararı aldı. Zırhlı birliklerde muharip asker olarak görev yapan Goffman, subaylık eğitimlerini tamamlayarak zamanla tümgeneral rütbesine yükseldi. Bu süreçte Lübnan, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da görev aldı; ayrıca Suriye’de sınır ötesi operasyonları da komuta etti.

gtb
 1 Şubat 2024 tarihinde işgal altındaki Golan Tepeleri’nde Suriye sınırına yakın bir bölgede tatbikat yapan İsrail askerleri (Reuters)

Roman Goffman’ın aynı zamanda iyi bir okuyucu olduğu belirtiliyor. Lisans eğitimini siyaset bilimi alanında tamamlayan Goffman, yüksek lisansında ise siyaset ve güvenlik çalışmaları üzerine yoğunlaştı. 7 Ekim 2023’te İsrail’in güneyinde Hamas ile yaşanan çatışmalarda yaralanmasının ardından, Nisan 2024’te Binyamin Netanyahu’nun ofisinde askerî ataşe olarak görevlendirildi.

Goffman, iki yıl önce Başbakan’ın askerî sekreteri olduğunda, kendisine özellikle derinlemesine çalışması için iki kritik dosya verildi: İran ve Rusya.

Ana dili Rusça olan Goffman, bu kapsamda Netanyahu’nun Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile temaslarında özel temsilcisi olarak görev yaptı. Moskova ile Suriye ve İran’a ilişkin çeşitli dengelerin oluşturulmasında rol oynayan Goffman’ın ayrıca, bölgede İran’a bağlı unsurlarla ilgili dosyalar üzerinde de çalıştığı ifade ediliyor.

İran’la çatışma ve Suriye’deki operasyonlar

İsrail medyasında yer alan son haberlere göre, Roman Goffman’ın ‘İran tehdidine’ karşı yalnızca Binyamin Netanyahu’nun ofisindeki görevi kapsamında savaş hedeflerinin belirlenmesine katkı sunmakla kalmadığı; aynı zamanda yıllar öncesine uzanan sahadaki operasyonlarda da aktif rol aldığı belirtildi. Buna göre Goffman’ın, Beşşar Esed döneminde Suriye’ye giren bir İsrail komando birliğini komuta ettiği ve bu kapsamda Suriye ordusuyla birlikte hareket eden İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) unsurlarına karşı operasyonlar yürüttüğü ifade edildi.

Yedioth Ahronoth gazetesi, Goffman’a, Hizbullah mensuplarının çağrı cihazlarının patlatılması, örgüt lideri Hasan Nasrallah ile üst düzey isimlerden Heysem Ali Tabatabai’nin öldürülmesi gibi olaylarda ‘özel bir rol’ atfetti. Ayrıca İsrail askeri sansürünün yayımlanmasını yasakladığı ve İran topraklarında gerçekleştirilen gizli operasyonlara ilişkin detayların da Goffman’la bağlantılı olduğu öne sürüldü. Bu operasyonların, geçtiğimiz haziran ayında ve şubat ayında başlayan son çatışma turlarında gerçekleştirildiği kaydedildi.

Netanyahu ise Goffman’ı tanıtırken, mevcut askerî sekreterini Mossad’ın yeni direktörü olarak atama kararını, onu ‘cesur ve yaratıcı bir askerî lider’ olarak gördüğü gerekçesiyle aldığını belirtti. Goffman’ın İsrail ordusunda tank birliklerinde komutanlık, 7. Tugay’a bağlı 75. Tabur komutanlığı, 36. Tümen harekât subaylığı, Etzion Tugayı ve 7. Tugay komutanlığı, 210. Tümen komutanlığı, Kara Kuvvetleri Ulusal Eğitim Merkezi komutanlığı ve İşgal Altındaki Filistin Topraklarında Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi (COGAT) başkanlığı gibi birçok görevde bulunduğunu hatırlattı.

Netanyahu, Goffman’ın Başbakanlık Askerî Sekreterliği görevinde de ‘güvenlik liderliği konusunda olağanüstü yetenekler sergilediğini’, İsrail’in çatıştığı yedi cephede ‘düşmanı derinlemesine anlama kapasitesi’ ortaya koyduğunu ve ‘yaratıcı fikirler geliştirdiğini’ ifade etti.

Netanyahu’nun sadık destekçisi

Ancak Netanyahu’nun aktardığı askerî kariyer özeti, atama gerekçelerinde ikincil bir unsur olarak değerlendiriliyor. Asıl belirleyici özellik olarak Goffman’ın Netanyahu’ya kişisel düzeyde bağlılığı, ona sadakatle bağlı olduğu ve Başbakan’ın sırlarını koruyabilecek bir isim olarak görülmesi öne çıkarılıyor. Ayrıca Goffman’ın içine kapanık bir karaktere sahip olduğu, çevresiyle sınırlı temas kurduğu ve nadiren güldüğü ya da şaka yaptığı iddia ediliyor.

Goffman’ın siyasi eğiliminin sağa yakın olduğu ve Batı Şeria’daki Aley yerleşiminde bulunan dini yerleşimci okul çevresiyle güçlü bağları olduğu belirtiliyor. Bu okulun, İsrail’de aşırı sağcı siyasi ve askerî kadroların yetiştiği merkezlerden biri olarak bilindiği ifade ediliyor.

Goffman’ın, Netanyahu’nun “Askerî liderlik hükümet politikasını uygular, tersini değil” görüşünü benimsediği aktarılıyor. Ayrıca Başbakan’la birlikte ABD ziyaretlerine, özellikle Donald Trump döneminde yapılan temaslara eşlik ettiği; iki liderin görüşmelerinin büyük bölümünde hazır bulunduğu ve ‘derin devlet’ olarak tanımlanan yapıya karşı ortak tutumlarını desteklediği kaydediliyor.

dcvcd v
Roman Goffman, 22 Ekim’de Kudüs’e yaptığı ziyaret sırasında ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’u dinliyor. (AFP)

Yedioth Ahronoth’un İsrail ordusundan üst düzey bir komutana dayandırdığı habere göre, Roman Goffman ‘güçlü bir asker’ olarak tanımlanıyor. Söz konusu komutan, Goffman’ın düşmana karşı sert ve kararlı bir tutum sergilediğini, ancak aynı zamanda aceleci davrandığını ve hata yapma riskini fazla önemsemediğini ifade etti. Aynı değerlendirmede Goffman’ın daha içe dönük bir yaşam sürdüğü, bireysel sporlara yöneldiği ve boş zamanlarında yalnız kalarak kitap okuduğu belirtilirken, ‘bu kadar kritik bir görev için uygun olmadığı’ görüşü de dile getirildi.

Eski güvenlik yetkilileri ise bu atamanın, Binyamin Netanyahu’nun Mossad üzerindeki kontrolünü daha da sıkılaştırma çabası olarak yorumladı. Bu değerlendirmeler, daha önce David Zini’nin Şin-Bet başkanlığına getirilmesine benzetilerek ele alındı. Ayrıca güvenlik kurumlarındaki hassas atamalara yönelik siyasi müdahalenin artmasının, eski yetkililer arasında endişe yarattığı ve son adımların istihbarat kurumları üzerinde doğrudan siyasi nüfuz kurma girişimi olarak görüldüğü aktarıldı.

İstihbarat alanında başarısızlık

Roman Goffman hakkında övgü ve üstünlük anlatısının yoğunlaşmasına karşılık, onun konumunu zayıflatabilecek ve Mossad Direktörlüğü’ne atanmasını engelleyebilecek bazı iddialar da gündeme geldi. Bu iddialar arasında özellikle Batı Şeria’da Filistinli ajanları devşirerek bilgi toplamak; propaganda ve kışkırtma içerikleri yaymak için yetkisi olmadan ve talimatlara aykırı şekilde kullanmak yönünde suçlamalar yer aldı.

İsrail güvenlik birimlerinin Goffman’ı bu konuda uyardığı belirtilse de, Goffman’ın söz konusu faaliyetleri sürdürdüğü ve Uri el-Makis adlı 17 yaşındaki bir İsrailli genci de söz konusu operasyonlara dahil ettiği öne sürüldü. Gencin, sosyal medya dünyasına ve Arapçaya hâkim olduğu gerekçesiyle güvenlik operasyonlarında kullanıldığı ifade edildi.

İddialara göre Goffman, bu gencin yeteneklerinden yararlanmak amacıyla onu devşirdi ve kendisine bazı bilgi ve gizli belgeler aktardı. Bu belgelerin daha sonra internet ortamında yayılarak siyasi isimler ve Arap hükümetleri aleyhine kışkırtma ve itibar zedeleme amacıyla kullanılması istendi.

İsrail istihbaratının bu materyalleri 2024 başlarında tespit ettiği, bunun üzerine gencin ‘gizli güvenlik belgelerini çalmak’ suçlamasıyla gözaltına alındığı ve İsrail güvenlik makamlarınca sorgulandığı, ayrıca açtığı davada ‘işkence altında sorgulandığını’ ileri sürdüğü belirtildi.

sdv
Kudüs’teki İsrail Yüksek Mahkemesi’nin duruşmalarından biri (Reuters)

Uri el-Makis’in, söz konusu materyalleri üst düzey bir ordu subayından aldığını söylemesi üzerine ifadesine güvenilmediği, hatta Goffman’ın adını vermesine rağmen Goffman’ın herhangi bir bağlantıyı reddettiği aktarıldı. Genç şüphelinin 44 gün boyunca gözaltında tutulduğu, ardından hakkında ‘casusluk’ suçlamasıyla iddianame düzenlendiği ve daha sonra bir buçuk yıl ev hapsine alındığı belirtildi. Ancak savunma avukatlarının girişimleri sonucunda suçlamaların düşürüldüğü ve iddianamenin iptal edildiği ifade edildi.

Davanın kapanmasının ardından el-Makis’in, uğradığı zararlar nedeniyle devlete ve Goffman’a karşı tazminat ve cezai yaptırım talebiyle mahkemeye başvurduğu bildirildi. Goffman’ın atama kararının açıklanmasının ardından ise gencin kamuoyuna seslenerek Goffman’a karşı geniş çaplı bir kampanya çağrısı yaptığı kaydedildi.

Bazı yorumlara göre, bu süreçte yaşanan başarısız istihbarat devşirme girişimleri, Mossad içinde Goffman’ın atanmasına yönelik ‘ciddi endişelerin’ oluşmasına yol açtı. Şarku’l Avsat’ın İsrail Kanal 13 televizyonundan aktardığına göre, eleştirilerin önemli bir kısmı Goffman’ın istihbarat alanındaki deneyim eksikliğine dayanıyor.



Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
TT

Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)

Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez, ABD Başkanı Donald Trump'la arasını iyi tutarak iktidarını pekiştirmek istiyor.

Rodriguez, ABD'nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu kapsamında bugün Trump'la bir araya gelecek. 

57 yaşındaki siyasetçi, ABD ordusunun ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyerek Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasının ardından ülkenin başına geçmişti.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Financial Times'ın aktardığına göre ocak ayından beri ülkenin petrol gelirlerini kontrol eden ABD yönetimi, ülkede faaliyet gösteren Çinli ve Rus firmalara ödeme yapılmasını da engelliyor.

Analizde, Rodriguez açısından Washington'la yakın ilişki kurmanın, Venezuela'da iktidarını sağlamlaştırmasına yardımcı olabileceğine işaret ediliyor.

Venezuela Anayasası'nda geçici devlet başkanlığı için öngörülen 180 günlük süre temmuzda dolmuştu. Analize göre Rodriguez, Trump'la kişisel bağlarını güçlendirerek kendisini koltuğundan edebilecek seçimleri mümkün mertebe ertelemek istiyor.

Yakın tarihli bir ankette net onay puanı eksi 36'ya gerileyen Rodriguez, ekonomik toparlanma sağlayabilirse kendisini ülkenin eski lideri Hugo Chavez'in etkili ve teknokrat bir halefi olarak sunmayı deneyebilir.

Muhalefet ise Washington'la yapılan anlaşmaların Rodriguez'i Trump açısından vazgeçilmez hale getirmesinden endişeli.

Venezuela'da muhalefetin önde gelen isimlerinden Henrique Capriles, Karakas ve Washington arasındaki petrol anlaşmalarını sıkça eleştiriyor.

Capriles, "Venezuela'da petrol sektörünü yok eden aynı kişilerle bu sektörü yeniden canlandırmaya çalışmayı anlamak mümkün değil" diyor.

Modern Diplomacy'deki analizde de ABD'nin, ülkenin petrol endüstrisinde "doğrudan ekonomik çıkarlar elde etmeye başladığına" dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, "askeri ve siyasi bir müdahale olarak başlayan süreci, onlarca yıl sürebilecek bir duruma dönüştürdüğü" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Modern Diplomacy


Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
TT

Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)

Donald Trump yönetiminin, göçmenleri üçüncü ülkelere göndermek için gizlice anlaşmalar yaptığı ortaya çıktı.

Paris merkezli kâr amacı gütmeyen gazetecilik kuruluşu Forbidden Stories'in öncülüğünde, birçok medya ve analiz şirketinin katılımıyla hazırlanan araştırmada, ABD Dışişleri Bakanlığı'na ait çeşitli belgeler incelendi.

Buna göre Beyaz Saray, kendi ülkelerine gönderilemeyen göçmenleri üçüncü ülkelere sınır dışı etmek amacıyla çoğu Afrika ve Latin Amerika'da bulunan 31 ülkeyle anlaşmalar yapmış. Bu düzenlemelerin desteklenmesi için de en az 410 milyon dolar kaynak ayrılmış.

Ayrıca ABD'nin, Haziran 2026 sonu itibarıyla 13 hükümete 81 milyon dolar doğrudan ödeme yapmayı taahhüt ettiği aktarılıyor. Uluslararası Göç Örgütü'ne (IOM) 179 milyon, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne 124 milyon dolarlık hibeler öngörüldü.

Washington Post (WP) ve Guardian, bu kuruluşların anlaşmaların tarafı olmadığına fakat fonların, ülkelerin sınır dışı edilenleri kabulünü sağlamak amacıyla görüşmelerde kullanıldığına dikkat çekiyor.

Trump yönetimi şimdiye dek 28 ülkeye 25 binden fazla kişi göndermiş. Bunların yaklaşık 20 bini Meksika'ya, geri kalanı da Afrika ve Latin Amerika'daki diğer ülkelere sınır dışı edilmiş.

Washington yönetiminin bazı anlaşmaları gizlice yürüttüğü ya da sözleşmelerle ilgili kamuoyuna şeffaf şekilde bilgilendirmede bulunmadığı da yazılıyor.

Belgelere göre Kamerun'a bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 30 milyon dolar, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ne de 2 bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 75 milyon dolar, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 1500 kişiyi kabul etmesi karşılığında 85 milyon dolar ödeme taahhüdü verilmiş. Ancak şimdiye kadar Kamerun'a 44, Kongo'ya 15, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 18 kişi gönderilmiş.

Guardian, üçüncü ülkelere sınır dışı etme politikasının Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller tarafından yürütüldüğünü yazıyor. WP de Miller'ı politikanın Beyaz Saray'daki başlıca yürütücülerinden biri diye tanımlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, ABD büyükelçiliklerindeki personel ve üst düzey yetkililerle ortak çalışarak yabancı hükümetlerle anlaşmaları müzakere ettiği aktarılıyor.

Anlaşmaların çoğunun Mayıs 2025'te Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan, başında diplomat Christian Jove Ehrhardt'ın yer aldığı Geri Göç Ofisi'nin (Office of Remigration) yürüttüğü ifade ediliyor. Ehrhardt, bu yıl haziranda çeşitli göç anlaşmaları için Fildişi Sahili, Gambiya, Gine-Bissau, Togo ve Gabon'u ziyaret etmiş.

Araştırmaya göre 54 Afrika ülkesinin 49'uyla üçüncü ülke vatandaşlarının kabulü hakkında görüşüldü. Avukatlar ise göçmenlerin kendileriyle hiçbir bağı olmayan ülkelerde "hukuki bir kara deliğe" atıldığını ve haklarının son derece sınırlı olduğunu söylüyor.

Guardian'ın haberinde adı "Nika" olarak değiştirilen 32 yaşındaki İranlı kadının yaşadıklarına da dikkat çekiliyor. Ülkesindeki rejim karşıtı protestoların ardından ABD'ye kaçan kadın, 18 aydan fazla süre göçmenlik gözetim merkezinde tutulmuş. İran'a gönderilmesi halinde hayatının tehlikeye gireceği gerekçesiyle ABD'de kendisine hukuki koruma sağlanan Nika, 28 Mayıs'ta serbest bırakılmasına rağmen 8 Haziran'da rutin kontroller sırasında tekrar gözaltına alınmış.

Bunun ardından ABD'nin, Nika'nın pasaportuna el koyup kadını 18 kişinin yer aldığı bir uçakla Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Bangui'ye sınır dışı ettiği aktarılıyor. İran vatandaşının avukatıysa Nika'nın tekrar ABD'ye getirilmesi için dava açtıklarını ve hukuki sürecin devam ettiğini söylüyor.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
TT

Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)

Suudi Arabistan, İran destekli Husilerin son dönemde Kızıldeniz'deki saldırılarının ardından, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkıyatını yeniden artırıyor.

Reuters'ın gemi verilerini takip eden TankerTrackers.com platformuna dayandırdığı habere göre Saudi Aramco, pazar günü 7 adet Çok Büyük Ham Petrol Tankeri'ne (VLCC) yaklaşık 14 milyon varil ham petrol yükledi.

Suudi Arabistan'ın Ras Tanura Limanı'ndan gerçekleştirilen yükleme, Riyad'ın ham petrol arzında bir artışa işaret ediyor olabilir.  

JP Morgan analistleri, 18 Eylül tarihli bilgilendirme notunda, Hürmüz Boğazı'ndan son 6 günde günlük ortalama 2,9 milyon varil Suudi petrolü geçtiğini, bu rakamın ağustosta 700 bin varil olduğunu aktarmıştı.

Pazartesi günü de Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık yüzde 4 düşüşle 9 Eylül'den beri ilk kez 100 doların altına inmişti.

Riyad yönetimi, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nın drone'larla hedef alındığını 13 Eylül'de açıklamıştı. Saldırının Irak'taki İran destekli milisler tarafından düzenlendiği öne sürülmüştü. Ancak Şii milis güçlerden oluşan "Irak'taki İslami Direniş" örgütü iddiaları yalanlamıştı.

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi nedeniyle bu 1200 kilometrelik boru hattı üzerinden sevkıyatı artırmıştı.

Reuters, saldırının ardından boru hattının faaliyetlerinin askıya alınması yüzünden Riyad'ın sevkıyatı yeniden Hürmüz'e kaydırmaya başladığına dikkat çekiyor.

Wall Street Journal da "Dünyanın petrol devi, başlangıçta kaçınmaya çalıştığı boğaza geri dönmek zorunda kalıyor" diye yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Suudi Arabistan, Çin, Güney Kore ve Japonya gibi Asya'daki müşterilerine sevkıyatları Umman açıklarından teslim almalarını söylemiş.

Diğer yandan Suudi Arabistan'ın bu hamleyle "İran'la karşı karşıya gelme riskine girdiği" de vurgulanıyor. ABD ve Körfez'deki müttefiklerinin, kritik petrol sevkıyatı rotalarını açık tutmak için büyük çaba sarf ettiği yazılıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu ay yaptığı açıklamada, petrolün karadan taşınmaya başlamasıyla yeni boru hatlarının iki yıl içinde Hürmüz Boğazı'nı "değersiz bir su parçası" haline getireceğini öne sürmüştü.

Ancak Körfez ülkelerinin enerji sevkıyatı için Hürmüz'e olan bağımlılıklarını sadece yeni altyapı inşa ederek sonlandırmaları zor görünüyor.

Katar Enerji Bakanı Saad bin Şeride el-Kaabi de pazar günkü açıklamasında Hürmüz'ün sadece petrol ve doğalgaz değil, tüm ürünlerin ticareti için kritik olduğunu vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal