Sudan’daki savaş dördüncü yılına giriyor... Çatışmaların sona ermesi için umut görünmüyor

Ordu ile HDK arasında gerginlik artmaya devam ediyor ve insani durum korkunç şekilde kötüleşiyor

Sudan’daki savaşın dördüncü yıl dönümü münasebetiyle Kenya’nın Nairobi kentinde düzenlenen etkinlikte pankart tutan bir kadın (AP)
Sudan’daki savaşın dördüncü yıl dönümü münasebetiyle Kenya’nın Nairobi kentinde düzenlenen etkinlikte pankart tutan bir kadın (AP)
TT

Sudan’daki savaş dördüncü yılına giriyor... Çatışmaların sona ermesi için umut görünmüyor

Sudan’daki savaşın dördüncü yıl dönümü münasebetiyle Kenya’nın Nairobi kentinde düzenlenen etkinlikte pankart tutan bir kadın (AP)
Sudan’daki savaşın dördüncü yıl dönümü münasebetiyle Kenya’nın Nairobi kentinde düzenlenen etkinlikte pankart tutan bir kadın (AP)

Sudan’da savaşı sona erdirmeye yönelik bölgesel ve uluslararası çabalar sürerken, çatışmanın dün (çarşamba) dördüncü yılına girmesine rağmen tarafların müzakere yoluyla barışçıl bir çözüm arayışına girdiğine dair herhangi bir işaret bulunmuyor. Ülkedeki insani kriz ise her geçen gün daha da ağırlaşıyor.

15 Nisan 2023 sabahı Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında patlak veren savaşın başında taraflar, birkaç gün ya da en fazla birkaç hafta içinde düşmana hızlı ve belirleyici darbeler indirerek çatışmayı sonuçlandırmayı hedefledi. Ancak gelinen noktada, Batı Sudan’da HDK’nin kontrolündeki bölgelerde paralel bir hükümet ilan edilmesinin üzerinden bir yıl geçerken, ülke giderek ikiye bölünme senaryosuna daha fazla yaklaşıyor.

Üç yıldır kesintisiz şekilde devam eden çatışmalar, kent savaşları tarihinde ‘en şiddetli ve en kanlı’ örneklerden biri olarak nitelendiriliyor. Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına göre, bu süreçte en büyük bedeli siviller ödedi ve ödemeye devam ediyor.

Arabuluculuk çabaları

Savaşın başlamasından haftalar sonra, Suudi Arabistan ile ABD’nin girişimiyle Cidde’de Sudan ordusu ile HDK arasında mayıs ayında görüşmeler gerçekleştirildi. Bu görüşmeler, sivillerin yanı sıra kamu tesislerinin korunmasını ve bu alanların askeri amaçlarla kullanılmamasını öngören Cidde Bildirgesi’nin imzalanmasıyla sonuçlandı. Ancak taraflar, varılan mutabakata uymadı.

rgrb
Çad’daki Sudanlı mülteciler, Dünya Gıda Programı’ndan (WFP) gıda yardımı alıyor. (Arşiv – Reuters)

Aynı yılın ekim ayında Cidde’de düzenlenen ikinci tur görüşmeler de başarısızlıkla sonuçlandı. Tarafların uzlaşmaz tutumu nedeniyle Sudan ordusu müzakerelerden çekilirken, Suudi Arabistan ve ABD arabuluculuğu süreci askıya aldı. Bu gelişmelerin ardından taraflara, savaşı sona erdirme konusunda ciddi olmadıkları yönünde eleştiriler yöneltildi.

Çatışmalar yalnızca başkent Hartum’la sınırlı kalmayarak daha önce savaşın parçası olmayan eyaletlere de yayıldı. İlk altı ay içinde HDK, ülkenin orta kesiminde yer alan el-Cezire ve Beyaz Nil eyaletlerinde kontrol sağlarken, Sudan ordusu askerî açıdan geri çekildi. Ancak ordu, bir yılı aşkın sürenin ardından sahada yeniden inisiyatifi ele geçirerek Ocak 2024’te söz konusu eyaletleri geri aldı.

Trajediler ve zorlu insani koşullar

Savaş, on binlerce kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı. Çatışmaların gerçek bilançosu henüz netlik kazanmazken, bazı tahminler vefat sayısının 150 bine kadar ulaşabileceğine işaret ediyor. BM verilerine göre ise savaş nedeniyle 10 milyondan fazla kişi ülke içinde yerinden edildi ya da komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı.

Son üç yılda Sudanlılar, çatışmaların ülkenin geniş kesimlerine yayılmasıyla birlikte ağır insani koşullar altında yaşam mücadelesi verdi. Savaşın Batı’daki Darfur ve Kordofan bölgelerine ulaşmasıyla birlikte zorunlu göç kesintisiz devam etti. BM raporları, yaklaşık 33 milyon Sudanlının ciddi seviyelerde gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

Geçen yıl HDK, Kuzey Darfur’un başkenti el-Faşir kentinin düşmesinin ardından Darfur bölgesinde tam kontrol sağladı. Aynı güçler, Batı ve Güney Kordofan eyaletlerinin geniş kesimlerine yayılırken, ülkenin güneydoğusundaki Mavi Nil eyaletinde de ilerleyişini sürdürüyor.

BM, Sudan’daki durumu ‘dünyanın en kötü yerinden edilme krizi’ olarak nitelendirirken, savaşın aynı zamanda keskin kabilevi ve etnik kutuplaşmayı derinleştirdiği, bunun da ülkenin bir iç savaşa sürüklenebileceği yönündeki endişeleri artırdığı belirtiliyor.

dsvdf
8 Nisan 2026’da Çad’ın doğusundaki bir mülteci kampında Sudanlı bir kadın ve çocukları su almak için bekliyor. (DPA)

Bölgesel ve uluslararası tüm girişimler, son olarak ABD, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır’dan oluşan dörtlü mekanizmanın ortaya koyduğu yol haritası da dahil olmak üzere, Sudan’daki çatışmanın askeri bir çözümü olmadığını vurguluyor. Bu çerçevede taraflara, üç ay süreli bir insani ateşkes ilan edilmesi, bunun kalıcı ateşkese dönüştürülmesi ve dokuz ay sürecek kapsamlı ve şeffaf bir geçiş sürecinin başlatılması çağrısı yapılıyor. Sürecin sonunda ise hiçbir silahlı grubun kontrolünde olmayan sivil bir hükümetin kurulması öngörülüyor.

ABD yönetiminin, Sudan ordusu ve HDK’ye bağlı askeri liderler ile kurumlara yönelik ağır yaptırımlar uygulamasına rağmen, tarafların müzakere masasına oturma konusunda herhangi bir yanıt vermediği belirtiliyor.

Acımasız bir savaş

Savaşın erken dönemlerinden itibaren, daha önce Özgürlük ve Değişim Güçleri adıyla bilinen ve şu anda Sivil Demokratik Devrimci Güçler İttifakı (Sumud) olarak faaliyet gösteren sivil ve siyasi güçler, çatışmaları durdurmak ve ülke geneline yayılmasını önlemek amacıyla Sudan ordusu ile HDK liderleriyle temas kurmaya çalıştı.

Savaşın yıl dönümünde, eski başbakan Abdullah Hamduk liderliğindeki Sumud İttifakı tarafından yapılan açıklamada, Sudan ordusu ve HDK komutanlarının savaşı sürdürme ısrarının, Sudanlıların can ve mal güvenliğini hiçe sayarak dünyanın en büyük ve en ağır insani felaketlerinden birine yol açtığı ifade edildi.

İttifak, Facebook üzerinden yayımladığı açıklamada, yaklaşık 33 milyon kişinin ciddi gıda sıkıntısı çektiğine dikkat çekerek, insani yardımların ulaştırılabilmesi için koşulsuz ve derhal ateşkes ilan edilmesi gerektiğini vurguladı.

Açıklamada ayrıca, sivil alanın giderek daha fazla askerileştirilmesinin ülke genelinde derin toplumsal bölünmelere yol açtığı uyarısında bulunulurken, uzun süredir devam eden bu çatışmaya askeri bir çözüm bulunmadığı bir kez daha dile getirildi.



Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.


Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
TT

Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)

Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) arasındaki “Kardeşler Savaşı” sırasında bölünmelerinin üzerinden 30 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra, Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesi yönetimi dün, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı. Bu adımın, güvenlik ve siyasi açıdan bölünmüş Kürt cephesinin birliğine katkı sağlaması bekleniyor.

Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreni, bölge başkanı ve aynı zamanda Peşmerge güçlerinin başkomutanı olan Neçirvan Barzani’nin gözetiminde Erbil’de düzenlendi. Törene Başbakan Mesrur Barzani de katıldı. Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ofisi Direktörü Abdülemir eş-Şemri de törende hazır bulundu.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, güçlerin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında birleştirilmesinin tamamlanmasını memnuniyetle karşıladığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Peşmerge saflarındaki bölünmenin kökeni, güçlerin iki ayrı yapıya ayrıldığı 1990’ların ortalarına dayanıyor. Bu yapılardan biri Kürdistan Demokratik Partisi’ne, diğeri ise Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne bağlıydı.


Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
TT

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)

Libya'nın başkenti Trablus’taki cezaevlerinden birinin eski müdürü olan ve halen Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) yargılanan Halid el-Hişri’nin destekçileri, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’ye yönelik protestolarını artırdı. Destekçiler, başsavcıdan derhal harekete geçerek Hişri’nin Libya’ya geri getirilmesini ve ülkede yargılanmasını talep etti.

‘Ölüm meleği’ lakabıyla anılan 48 yaşındaki Hişri, 2015 yılının Şubat ayı ile 2020’nin başları arasında Trablus’ta yönettiği Mitiga Cezaevi’nde işlendiği öne sürülen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla ilgili 17 suçlamayla karşı karşıya bulunuyor.

fgthy
Savaş suçları işlemekle suçlanan Libyalı Halid el-Hişri (Uluslararası Ceza Mahkemesi)

Hişri’nin yakalanmasından bu yana açılan dava, Dibeybe’yi ‘sanık sandalyesine’ oturttu. Siyasi çekişmelerin yaşandığı süreçte muhalifleri öfkelerini Dibeybe’ye yöneltirken, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu, Hişri’nin Temmuz 2025’te Almanya’da yakalanmasını ve Lahey’deki UCM’nin gözaltı merkezine nakledilmesini memnuniyetle karşılamıştı.

UCM, 14 Eylül’de aldığı kararla Hişri’nin yargılanmasına gelecek yıl 4 Mayıs’ta başlanmasını kararlaştırdı. Böylece Hişri, Birleşmiş Milletler’in (BM) 2011’de verdiği yetki doğrultusunda Libya’da başlatılan soruşturma kapsamında UCM’de yargılanan ilk Libyalı şüpheli olacak.

Hişri’nin destekçileri pazar akşamı Trablus’un Cuma Pazarı bölgesi ile başkentin çevresindeki bölgelerin sosyal konseyi önünde toplandı. Hişri’nin yargılanmasını protesto eden göstericiler, “Sessiz kalmayacak ve geri adım atmayacağız. Onu Libya’ya geri getirmek ve ülkenin yargısı önünde yargılanmasını sağlamak için tüm hukuki yollara başvuracak ve barışçıl yöntemleri kullanacağız. Ardından onun tutuklanmasına neden olan herkesin hesap vermesini sağlamak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Gösteriye Cuma Pazarı ve çevre bölgeler ile Büyük Trablus bölgesindeki çeşitli kesimlerden şeyhler ve gençler katıldı. Göstericilerden biri tarafından okunan bildiride, Hişri’nin UCM’de yargılanmasına tepki gösterilerek, “O bir suçlu değil. Devletin ortadan kaybolduğu ve düzensizliğin yayıldığı dönemde öne çıkan, onurlu insanların çağrısına kulak veren adamlardan biriydi” denildi.

UCM savcıları daha önce mahkeme hakimlerine Hişri’nin ‘merhamet göstermeden işkence yapmasıyla’ tanındığını söylemiş, bu nedenle tutukluların kendisine ‘Azrail’ lakabını taktığını belirtmişti.

UCM’nin 4 Mayıs’ta düzenlediği önceki duruşmada savcılar, Hişri’nin Libya’da Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi tarafından yönetilen Mitiga Cezaevi’nin kadınlar bölümünden sorumlu olduğunu belirtmişti. Savcılar, “Binlerce mağdur yasal dayanak olmaksızın, insanlık dışı koşullarda gözaltına alındı ve tutuldu; sistematik biçimde kötü muamele ve işkenceye maruz bırakıldı” ifadelerini kullanmıştı.

u
Uluslararası Ceza Mahkemesi (AP)

Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi’nin kalesi olarak görülen Cuma Pazarı sakinleri, mesajlarını ‘Libya ve dünya kamuoyuna; tüm özgür ve onurlu insanlara’ ileterek, “Uzun süren sessizliğin ve sabrın taşmasının ardından sesimizi yükseltiyor, Trabluslu Halid el-Hişri’nin maruz kaldığı haksız tutuklamayı en güçlü şekilde kınıyor ve reddediyoruz” ifadelerini kullandı.

Toplanan kalabalık, Dibeybe hükümetini, “Bu utanç verici eylemde suç ortaklığı yapmak ve Libya’nın Roma Statüsü’nü imzalamamış veya onaylamamış olmasına rağmen UCM’ye Hişri’yi yakalaması için yeşil ışık yakmakla” suçlayarak ‘tam sorumluluk’ taşıdığını savundu. Göstericiler ayrıca Alman hükümetini, ‘dosyanın tamamen siyasi nitelikte olduğunu bildiği halde’ Hişri’nin teslim edilmesini kolaylaştırmakla suçladı.

Yargıç Althea Windsor 14 Eylül’de yaptığı açıklamada, davanın ‘adil ve hızlı, herhangi bir gerekçesiz gecikme olmaksızın’ yürütülmesini istediğini belirtmişti. Windsor, iddia edilen suçların işlenmesinin üzerinden en az altı yıl geçtiğine dikkat çekmişti. Hişri’nin mağdurları ise yargılamanın mümkün olan en kısa sürede başlamasını talep ediyor.

Bununla birlikte Hişri’nin destekçileri, onun ‘organize suç, DEAŞ ve adam kaçırma ile silahlı soygunlarla mücadelede ön saflarda yer aldığını’ savunuyor. Destekçileri açıklamalarında, “Hişri'nin yaptığı ve gurur duyduğumuz, geri adım atmayacağımız şey bir suç değil, şereftir; suçlama değil, bir onurlandırmadır. Ayrıca tutuklanmasının, Mayıs 2025’te Trablus’ta yaşanan olaylar ve gösterilerin ardından gerçekleşmesi, dosyanın siyasi olduğuna dair hiçbir şüpheye yer bırakmıyor” ifadelerini kullandı.

yujmk
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Kasım 2024’te Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han’ı kabul ederken (Dibeybe’nin ofisi)

Hişri’ye yöneltilen suçlamalar arasında işkence ve öldürme, öldürmeye teşebbüs, kişisel onur ve haysiyete yönelik ağır saldırı, zalimane ve insanlık dışı muamele ile tutuklulara yönelik tecavüz ve diğer cinsel şiddet türleri yer alıyor.

4 Mayıs’ta düzenlenen duruşmada Hişri’nin avukatı, müvekkilinin kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddettiğini belirtti. Avukat ayrıca Hişri’nin, davasının mahkemenin yargı yetkisi kapsamında olmadığı gerekçesiyle yargılanmasına itiraz ettiğini ancak mahkemenin bu itirazı reddettiğini aktardı.

vrgthyju
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Adalet Bakanı Halime İbrahim (Bakanlık Medya Ofisi)

UBH’nin 20 Haziran 2024’te, Adalet Bakanlığı aracılığıyla UCM Savcılığı’na gönderdiği resmi yazıyla, Roma Statüsü’nün 12. maddesinin 3. fıkrası kapsamında mahkemenin yargı yetkisini kabul ettiği belirtiliyor. Söz konusu fıkra, üye olmayan devletlerin kendi topraklarında işlenen suçlarla ilgili olarak mahkemenin yargı yetkisini kabul etmesine veya bu suçları mahkemeye sevk etmesine olanak tanıyor.