İsrail'de “uluslararası tecrit” endişesi artıyor

Güney Kore Cumhurbaşkanı’nın Filistinlilere karşı yürütülen savaşı ‘Holokost’a benzetmesi, Tel Aviv'i şaşkına çevirdi

Geçtiğimiz eylül ayında New York'ta İsrail Başbakanı Netanyahu, Birleşmiş Milletler'de (BM) konuşma yaparken dışarıda Netanyahu karşıtı protesto gösterisi düzenleyen göstericiler (Reuters)
Geçtiğimiz eylül ayında New York'ta İsrail Başbakanı Netanyahu, Birleşmiş Milletler'de (BM) konuşma yaparken dışarıda Netanyahu karşıtı protesto gösterisi düzenleyen göstericiler (Reuters)
TT

İsrail'de “uluslararası tecrit” endişesi artıyor

Geçtiğimiz eylül ayında New York'ta İsrail Başbakanı Netanyahu, Birleşmiş Milletler'de (BM) konuşma yaparken dışarıda Netanyahu karşıtı protesto gösterisi düzenleyen göstericiler (Reuters)
Geçtiğimiz eylül ayında New York'ta İsrail Başbakanı Netanyahu, Birleşmiş Milletler'de (BM) konuşma yaparken dışarıda Netanyahu karşıtı protesto gösterisi düzenleyen göstericiler (Reuters)

İsrail’in çeşitli kesimlerinde, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun birçok cephede yürüttüğü şiddetli savaşlar ve bu savaşların beraberinde getirdiği ihlaller nedeniyle, İsrail basınının ‘uluslararası tecrit’ olarak nitelendirdiği durumdan duyulan endişe her geçen gün artıyor. Uluslararası yetkililer ve Tel Aviv’e dost hükümetler bu ihlallerden duydukları hoşnutsuzluğu dile getiriyorlar.

İsrail'in tutumlarını reddedenler listesine katılan en son iki isimden biri, geçtiğimiz cuma günü Filistinlilere karşı yürütülen savaşı, İkinci Dünya Savaşı'nda Naziler tarafından Yahudilere uygulanan ve İsrail'in bu hafta anma törenleri düzenlediği ‘Holokost’a benzeten Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung, diğer ise salı günü İsrail ile savunma iş birliği anlaşmasının otomatik yenilenmesini askıya aldığını açıklayan İtalya Başbakanı Giorgia Meloni oldu.

İsrail'in ‘dostu ve müttefiki’ olan Güney Kore’nin cumhurbaşkanı tarafından yapılan bu benzetme İsrail hükümetini şaşkına çevirdi. İsrailli askerlerin bir Filistinliye işkence ettiklerinin ve ardından bir binanın çatısından attıklarının görüldüğü bir video kaydı, bu yorumla birlikte yeniden paylaşıldı.

Güney Kore Dışişleri Bakanı Cho Hyun, çarşamba günü, üst düzey bir İsrailli yetkilinin, Cumhurbaşkanı Lee’nin sosyal medyada Holokost ile ilgili yaptığı açıklamalara ilişkin Seul’un yorumunu kabul ettiğini ve durumun çözüme kavuşturulduğunu belirtti.

Bu gelişme, İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın geçtiğimiz cumartesi günü sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı bir paylaşımda Lee'yi eleştirmesi ve hesabından “Garip bir nedenden ötürü, 2024 yılına ait bir olayı yeniden gündeme getirmeyi tercih etti” ifadelerini kullanmasından sonra yaşandı.

Olay, İsrail ordusunun ‘terörist’ olarak tanımladığı kişilere karşı düzenlediği bir operasyon sırasında meydana gelmiş ve kapsamlı bir soruşturma başlatılmıştı.

“Uzun bir liste ve tam bir izolasyon”

İsrail ile çeşitli düzeylerde açık bir çatışmaya giren ülkelerin listesi giderek uzuyor. Yetkililer, Lübnan’daki savaşta ve ayrıca Batı Şeria ile Gazze’deki İsrail uygulamalarına karşı ülkelerinin tutumları nedeniyle Tel Aviv’teki Fransa, İspanya ve İtalya büyükelçileriyle sert tartışmalara girdi. Güney Kore ise bu listeye en son katılan ülke oldu.

Dün Tel Aviv'de, “İsrail'in son iki yıldır Batı ülkelerinde, tarihinde hiç görmediği ölçüde tam bir izolasyon yaşadığı” yönünde birçok haber yayınlandı. Bazı analistler, Macaristan Başbakanı ​Viktor Mihály Orban’ın seçimleri kaybetmesinin ardından Avrupa Birliği'nde (AB) İsrail'e karşı mücadelenin şiddetleneceğini öngördü. İsrail’in ‘büyük dost ve müttefik’ olarak gördüğü Viktor Orban, (en veto hakkını kullanarak, İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaş sırasında AB’nin İsrail'e karşı cezai kararlar ve önlemler almasını engellemişti.

Bu izolasyonun nedeni, İsrail’in eşi benzeri görülmemiş şiddet içeren uygulamaları ve Netanyahu ile diğer yetkililerin bu uygulamalara eşlik eden kibirli açıklamaları olsa da İsrail basını eleştirilerini hükümetin yetersizliğine ve uygun bir medya politikasının yokluğuna yöneltiyor.

İsrail gazetesi Yediot Aharonot çarşamba günü, İsrail’in siyasi bir çöküşün eşiğinde olduğunu yazdı. İki sayfa uzunluğundaki bir haberde, hükümetin çaresiz göründüğünü ve her geçen gün daha fazla bulaştığını belirtti. Haberde Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in yeni yerleşim planını kınama kararı nedeniyle Alman hükümetini eleştirmesi ve Netanyahu'nun da bu sözleri desteklemesi örnek gösterildi.

Haberde "Fransa, Belçika, Hollanda, Slovenya ve diğerlerini kaybettikten sonra, Macaristan ve İtalya gibi İsrail'e güçlü desteğiyle tanınan ülkeleri ve şimdi de Almanya'yı kaybetmemizi istiyorlar“ denilerek hükümete ‘çok geç olmadan uyanması’ çağrısı yapıldı. Çünkü Batı medyası, İsraillileri dünyanın en çirkin halkı olarak gösteren ve onları Nazilere benzeten makaleler ve haberlerle dolup taşıyor.

Başarısızlığı başkalarına yüklemek

İsrail merkezli bir başka gazete Ma'ariv ise çarşamba günkü bir makalede konuyu ele alırken alaycı ve iğneleyici bir üslup benimsedi.

İsrail hükümetinin artık İran hükümeti gibi, başarısız politikalarının sonuçlarına bakarken, bu başarısızlığı başkalarına yüklediğini belirtiyor.

Gazete buna geçtiğimiz haftaki kabine toplantısını örnek olarak gösterdi. Toplantı sırasında, savaşta İsrail'in zaferlerini övmeyen medyaya yöneltilen eleştiriler vardı.

Gazete bu eleştirilere şöyle yanıt verdi:

“Medya, işte bizim sorunumuz bu. Her şeyi en iyi şekilde yapıyoruz, medya hariç. Çünkü kamuoyunda bir farkındalık olsaydı, her şey çok daha iyi görünürdü ve halk Netanyahu'nun büyüklüğünü, hükümetin muhteşem başarılarını, anın önemini ve mucizeyi fark ederdi.”

Ma'ariv alaycı söylemini biraz daha ileriye taşıyarak şöyle devam etti:

“Medya sadece ülke içiyle sınırlı kalmayacak, yurt dışına da uzanacak ve tüm dünya tutumumuzun haklılığını ve büyüklüğümüzü anlayacak. Yabancı liderler her şeyi bırakıp Likud Partisi’ne (Netanyahu'nun partisi) katılacaklar... (Fransa Cumhurbaşkanı) Emmanuel Macron ön seçimlerde (İsrail'deki) kuzey bölgesi adına aday olacaktı ve (Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan da Dan bölgesinden aday olacaktı. Keşke kendimizi yeterince açıklayabilseydik, herkese İran, Lübnan ve diğer yerlerde gerçekleştirdiğimiz tüm mucizeleri ve harikaları görme fırsatı verebilseydik ve doğru yolu yaratıcı ve etkili bir şekilde yayabilseydik, o zaman hırsımızın sınırı olmazdı. İşte sorunumuz bu, biz basitçe anlaşılmıyoruz. Bu bir yanlış anlaşılma!”

Gazete son olarak şunları ekledi:

“Öyleyse, bu yıkım karşısında, bu hiçlik, boşluk, ihmal ve ihmalkârlık karşısında ne yapacağız? Bir günah keçisi arayacağız. Onu bulmak için odanın her köşesine bakacağız.”



Tennessee'de haziran tartışması: LGBTQ Onur Ayı mı? Çekirdek aile ayı mı?

Tennessee Valisi Bill Lee, haziranı "Çekirdek Aile Ayı" ilan eden kararı imzalarken metinde "çekirdek aile", bir karı-koca ve biyolojik, evlatlık veya himayeye alınan çocuklar olarak tanımlanıyor. Hamleyi eleştirenler bunun, Cumhuriyetçilerin LGBTQ bireylerin Onur Ayı'nı göz ardı etme girişimi olduğunu savunuyor (Rick Bowmer/AP)
Tennessee Valisi Bill Lee, haziranı "Çekirdek Aile Ayı" ilan eden kararı imzalarken metinde "çekirdek aile", bir karı-koca ve biyolojik, evlatlık veya himayeye alınan çocuklar olarak tanımlanıyor. Hamleyi eleştirenler bunun, Cumhuriyetçilerin LGBTQ bireylerin Onur Ayı'nı göz ardı etme girişimi olduğunu savunuyor (Rick Bowmer/AP)
TT

Tennessee'de haziran tartışması: LGBTQ Onur Ayı mı? Çekirdek aile ayı mı?

Tennessee Valisi Bill Lee, haziranı "Çekirdek Aile Ayı" ilan eden kararı imzalarken metinde "çekirdek aile", bir karı-koca ve biyolojik, evlatlık veya himayeye alınan çocuklar olarak tanımlanıyor. Hamleyi eleştirenler bunun, Cumhuriyetçilerin LGBTQ bireylerin Onur Ayı'nı göz ardı etme girişimi olduğunu savunuyor (Rick Bowmer/AP)
Tennessee Valisi Bill Lee, haziranı "Çekirdek Aile Ayı" ilan eden kararı imzalarken metinde "çekirdek aile", bir karı-koca ve biyolojik, evlatlık veya himayeye alınan çocuklar olarak tanımlanıyor. Hamleyi eleştirenler bunun, Cumhuriyetçilerin LGBTQ bireylerin Onur Ayı'nı göz ardı etme girişimi olduğunu savunuyor (Rick Bowmer/AP)

ABD'nin Tennessee eyaleti haziranı artık "Çekirdek Aile Ayı" olarak kabul ederken durumu eleştiren bazı kişiler, bu adımın aileden ziyade Onur Ayı'nda LGBTQ topluluğunun etkisini azaltmaya yönelik olduğunu öne sürüyor.

Eyaletin Cumhuriyetçilerin kontrolündeki yasama organının düzenlemeyi eyalet meclisinden geçirmesinden sadece iki gün sonra Vali Bill Lee, 9 Nisan'da yeni bayramı ilan eden kararı imzaladı. Haziranda aynı zamanda LGBTQ kimliğini benimseyen bireylerin Onur Ayı da kutlanıyor.

The Advocate'a göre karar metninde çekirdek aile, "bir karı-koca ve biyolojik, evlatlık veya himayeye alınan çocuklar" diye tanımlanıyor ve bunun "Tanrı'nın aile yapısı tasarımı" ve "Tanrı'nın insanlık için mükemmel tasarımı" olduğu iddia ediliyor.

Metin, "babasız evler"le ilgili sorunlara dikkat çeken çeşitli istatistikler de içeriyor. Ayrıca "Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler ve nüfus kontrolü için mücadele eden benzer görüşteki kuruluşların hümanist, küreselci ideolojileri" kınanıyor.

Vali, kararı imzalarken herhangi bir açıklama yapmadı.

The Independent cevap hakkı için valiyle temasa geçti.

Lee ve eyaletin Cumhuriyetçileri geçen yıl da Onur Ayı'nı kaldırmak istemişti ancak tasarının eyalet meclisinden geçmesi bir yıl sürdü.

GLAAD, eyaletin Onur Ayı'nı tanımama kararını eleştiriyor.

GLAAD, The Advocate'a yaptığı açıklamada, "Bu tür kararlar, kendilerinin ve seçmenlerinin ailelerinde çeşitli dinamikler ve yapılar bulunan seçilmiş yetkililerin bilgisizliğini daha çok ortaya koyuyor" diye yazdı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi: 

En güçlü aileler sevgiyle kurulur. Bazı aileleri dışlamaya ve onlara kasten zarar vermeye çalışan parlamenterlerin, herkesin hoş karşılandığı ve başarılı olabileceği kapsayıcı bir Tennessee için çalışmaya zaman ayırmayarak herkese aktif zarar verdiği görülmeli.

Kararın herhangi bir yaptırım gücü yok, yani Tennessee sakinleri isterlerse Onur Ayı'nı kutlama veya "Çekirdek Aile Ayı"nı kutlamama seçeneğine sahip.

Nashville Scene'in haberine göre daha önce Cumhuriyetçi Parti'nin öncülüğünde hazırlanan "Onur Bayrağı'na ve Ayı'na Hayır Yasası" adlı tasarı, eyalet senatosunun komite toplantısında martta reddedilmişti.

Bu tasarı kabul edilseydi, devlet binalarında gökkuşağı bayraklarının veya diğer LGBT sembollerinin sergilenmesi yasaklanacaktı.

Görüşmeler sırasında Demokrat Partili Eyalet Senatörü Jeff Yarbro, yasa tasarısının tüm Amerikalılara tanınan ifade özgürlüğünü ihlal etmeye yönelik bariz bir girişim olduğunu söylemişti.

Yarbro geçen ay "İfade özgürlüğünü çiğneyip geçmeden bunu yapmanın bir yolu yok" demişti. 

Bu grubu hedef almanın yanlış ve uygunsuz olduğunu düşünüyorum ancak herhangi bir grubu bu şekilde hedef almak da yanlış ve uygunsuz.

Komite yasa tasarısına 3-3 oy verdi, ki bu da tasarının bir sonraki aşamaya geçmesine yetmedi.

Eyaletin Temsilciler Meclisi'nden Cumhuriyetçi Gino Bulso, kendisiyle konuşan ebeveynlerin, çocuklarının öğretmenlerinin sınıflarda gökkuşağı bayrakları ve diğer LGBTQ sembollerini sergilemesinden şikayet etmesinin ardından Onur Bayrağı'na ve Ayı'na Hayır Yasası'nı sunduğunu iddia ediyor.

Bulso, 2024'te de benzer bir tasarıyı geçirmeyi denemiş ancak bu da eyalet senatosunda reddedilmişti.

Independent Türkçe


Dünyanın tamamen bataryayla çalışan ilk kruvaziyeri tanıtıldı

Meyer Werft'in bataryayla çalışan kruvaziyer konsepti (Meyer Werft)
Meyer Werft'in bataryayla çalışan kruvaziyer konsepti (Meyer Werft)
TT

Dünyanın tamamen bataryayla çalışan ilk kruvaziyeri tanıtıldı

Meyer Werft'in bataryayla çalışan kruvaziyer konsepti (Meyer Werft)
Meyer Werft'in bataryayla çalışan kruvaziyer konsepti (Meyer Werft)

Dünyanın yüzde 100 bataryayla çalışan ilk kruvaziyerini 2031'de inşa etmek için gereken teknoloji ve tasarımlar mevcut ve bu da yolculara güneşlenme güvertesinde daha fazla alan açılması anlamına gelebilir.

Anthem of the Seas ve Disney Destiny gibi gemilerin arkasındaki Alman tersanesi Meyer Werft, sektörün Seatrade Cruise Global fuarında "Project Vision" diye bilinen ve tamamen bataryayla çalışan kruvaziyerin konsept tasarımlarını sundu.

Planlanan gemi 275 metre uzunluğa, 1856 yolcu kapasitesine ve yaklaşık 82 bin brüt tonaj kapasitesine sahip.

Norveç'teki Corvus Energy'nin tedarik ettiği batarya sistemi, gemiden kaynaklanan sera gazı salımlarını yüzde 95'e kadar azaltabiliyor.

Project Vision, egzoz arıtımı için geminin içinden geçen geleneksel dikey şaftın veya bacanın bulunmadığı yeni tasarımlar içeriyor.

Bu, yolcuların manzarasını engellemeyen yepyeni bir güneşlenme güvertesi tasarımı yaratabilir.

Meyer Werft'in satış müdürü Thomas Weigend, "Bu yıl sipariş verilirse, tersane tamamen bataryayla çalışan ilk gemiyi 2031'de teslim edebilir" diyor.

dfvfd
Bataryayla çalışan kruvaziyerin üst güvertesinde daha fazla alan olabilir (Meyer Werft)

Yeni kruvaziyer gemileri daha sürdürülebilir olma yolunda adımlar atıyor. P&O Cruises Arvia, MSC World Europa ve Star Princess gibi gemiler sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) kullanıyor.

Kasım 2026'da hizmete girecek Viking Libra, yolculuğun bir kısmında hidrojen enerjisiyle çalışabilecek.

Hurtigruten ve Havila Voyages gibi Norveç kıyılarına odaklanan kruvaziyer şirketleri, hidrojen enerjisine geçme yolunda ilerlerken biyoyakıtlarla da yolculuklar gerçekleştirdi.

Havila Voyages gemileri, batarya enerjisiyle 4 saate kadar çalışabiliyor.

Bazı kruvaziyer limanları, yanaşan gemiler dizel motorlarını kapatabilsin diye karadan elektrik sağlıyor.

Dover, bu hafta Birleşik Krallık'ın ilk net sıfır limanı seçildi. Bu başarıyı, tesiste güneş enerjisi kullanımı ve makineleri çalıştırmak için sürdürülebilir kaynaklardan elde edilen, hidrojenle işlenmiş bitkisel yağ satın alınması gibi girişimlerle kazandılar.

Independent Türkçe


İran’ın Hürmüz önerisi küresel enerji piyasasına umut verdi

Hürmüz Boğazı'yla ilgili anlaşmazlığın çözülememesi, küresel piyasaları belirsizliğe sürüklüyor (Reuters)
Hürmüz Boğazı'yla ilgili anlaşmazlığın çözülememesi, küresel piyasaları belirsizliğe sürüklüyor (Reuters)
TT

İran’ın Hürmüz önerisi küresel enerji piyasasına umut verdi

Hürmüz Boğazı'yla ilgili anlaşmazlığın çözülememesi, küresel piyasaları belirsizliğe sürüklüyor (Reuters)
Hürmüz Boğazı'yla ilgili anlaşmazlığın çözülememesi, küresel piyasaları belirsizliğe sürüklüyor (Reuters)

ABD ve İran, 22 Nisan'da sona ermesi öngörülen ateşkesi uzatmak için dolaylı görüşmeler yapıyor.

Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir, çarşamba müzakerelerin bir sonraki turuna yönelik temaslar için İran'ın başkenti Tahran'a dün gitti.

Guardian'ın aktardığına göre Munir, bir sonraki görüşmelerin yeniden İslamabad'da yapılması için çabalıyor.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt de ikinci tur müzakerelerin "büyük olasılıkla" İslamabad'da yapılacağını belirterek, "anlaşma ihtimalinden umutlu olduklarını" ekledi.

Gazeteye konuşan İranlı yetkililer, ikinci tur müzakerelerin ön şartı olarak İsrail'in Lübnan'a saldırıları durdurmasını istediğini söylüyor.

Lübnanlı yetkililer, İsrail'le "yakında ateşkes anlaması yapılabileceğini" savunuyor. Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dünkü açıklamasında ateşkes yapmayı düşünmediklerini ve Lübnan'daki Tahran destekli Hizbullah'a yönelik saldırıları sürdüreceklerini bildirdi.

Tel Aviv ve Beyrut heyetleri, pazartesi günü Washington'da bir araya gelerek 30 yıl sonra ilk kez doğrudan temas kurdu.

Analize göre İsrail, Lübnan hükümetiyle görüşmeleri Washington'da "İran'ın müttefiki Hizbullah'ın Lübnan üzerindeki hakimiyetine son vermek için tarihi bir fırsat" diye niteliyor.  

ABD Başkanı Donald Trump da dün Fox'a verdiği röportajda, İran'la savaşın "çok kısa süre içinde" biteceğini ve petrol fiyatlarının düşeceğini öne sürdü.

Trump, Lübnan'a saldırıları "azaltması" için Netanyahu'yla konuştuğunu da söylemişti.

Diğer yandan İran, şartlarının Washington tarafından kabul edilmesi halinde Hürmüz Boğazı'nın Umman tarafından gemi geçişlerine izin verebilir.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan yetkililer, İran'ın bölgeye döşediği mayınları temizleyip temizlemeyeceğinin henüz netlik kazanmadığını söylüyor.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan savaşta İran Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini durma noktasına getirmişti.

Washington ve Tahran arasında 11-12 Nisan'da İslamabad'da yapılan görüşmelerde, yüzlerce tanker ve geminin mahsur kaldığı Hürmüz'ün durumuyla ilgili anlaşma sağlanamamıştı.

Trump bunun üzerine boğazın abluka altına alınması talimatı vermişti.

Independent Türkçe, Guardian, Times of Israel, Reuters