İran’ın uranyum stokları üçüncü bir ülkeye nakledilebilir mi?

17 Haziran 2025’te çekilen uydu görüntüsü, İran’ın Natanz Nükleer Tesisi’ndeki yıkılmış bir binayı gösteriyor. (Planet Labs – Reuters)
17 Haziran 2025’te çekilen uydu görüntüsü, İran’ın Natanz Nükleer Tesisi’ndeki yıkılmış bir binayı gösteriyor. (Planet Labs – Reuters)
TT

İran’ın uranyum stokları üçüncü bir ülkeye nakledilebilir mi?

17 Haziran 2025’te çekilen uydu görüntüsü, İran’ın Natanz Nükleer Tesisi’ndeki yıkılmış bir binayı gösteriyor. (Planet Labs – Reuters)
17 Haziran 2025’te çekilen uydu görüntüsü, İran’ın Natanz Nükleer Tesisi’ndeki yıkılmış bir binayı gösteriyor. (Planet Labs – Reuters)

İran’a yönelik savaşın kalıcı biçimde sona erdirilmesi, yalnızca ülkenin nükleer programı ve özellikle uranyum stokunun akıbetine ilişkin bir anlaşmayla mümkün görünüyor. Söz konusu stokun nerede bulunduğu ve zenginleştirme seviyesinin tam olarak ne olduğu ise belirsizliğini koruyor.

Bu çerçevede şu soru öne çıkıyor: Uranyum stokunun üçüncü bir ülkeye taşınması ve zararsız seviyelere düşürülecek şekilde zenginleştirilmesinin azaltılması mümkün mü?

İşte öne çıkan bazı temel noktalar:

Peki ya İran’ın uranyum stokları?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) son verileri, Haziran 2025’te başlayan ve 12 gün süren savaşın hemen öncesinde yayımlandı.

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı ajansın müfettişlerine göre İran, o tarihte yüzde 60 saflıkta zenginleştirilmiş 441 kilogram uranyuma sahipti. Bu seviye, nükleer silah üretimine imkân tanıyan yaklaşık yüzde 90’lık düzeye oldukça yakın kabul ediliyor. Raporda ayrıca, İran’ın yüzde 20 saflıkta zenginleştirilmiş 180 kilogram uranyum ve yüzde 5 seviyesinde zenginleştirilmiş 6 bin kilogramdan fazla uranyum stokladığı belirtildi. Yüzde 60 seviyesindeki stokun ise Fordo, Natanz ve İsfahan nükleer tesisleri arasında dağıtıldığı ifade edildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)

2025 Haziran’ında İsrail-ABD saldırılarının ardından ve bu yıl boyunca, UAEA’nın denetim faaliyetlerinin durması nedeniyle İran’ın uranyum stoklarının akıbeti belirsizliğini koruyor. Bu stokun hâlâ yeraltında mı saklandığı, Tahran’ın iddia ettiği gibi yerinde mi olduğu, yoksa bir kısmının taşınıp yok mu edildiği soruları gündemde.

Batılı bazı kaynaklar ise daha farklı bir soruya dikkat çekiyor: İran, 2025 savaşından önce gizli nükleer tesisler kurmayı başardı mı? Özellikle bazı denetçilerin savaş öncesinde belirli tesislere erişiminin engellendiği iddiaları bu şüpheleri güçlendiriyor.

Avrupalı diplomatik kaynaklar, bu belirsizliğin giderilmesi için UAEA’nın yeniden tam denetim faaliyetlerine başlaması gerektiğini savunuyor. Bu adımın, olası herhangi bir müzakere süreci için ‘ön koşul’ niteliği taşıdığı belirtiliyor. Aynı kaynaklara göre ABD ve İsrail istihbarat verileri, İran’ın elinde yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş yaklaşık bin 200 kilogram uranyum bulunduğuna işaret ediyor; bu rakam, savaş öncesi UAEA’nın bildirdiği 180 kilogram seviyesinden oldukça yüksek.

Fransa’daki IRSEM araştırmacılarından Eloise Faye AFP’ye yaptığı değerlendirmede, yüzde 20’nin üzerindeki zenginleştirilmiş uranyumun sivil kullanımının olmadığını hatırlattı. Faye, elektrik üretimi gibi sivil nükleer kullanımın yalnızca yüzde 4 ila 5 aralığındaki zenginleştirmeyle mümkün olduğunu belirtti.

Bu nedenle Avrupa, ABD ve İsrail uzun süredir İran’ın nükleer silah geliştirmeye çalıştığından şüpheleniyor. Tahran ise bu iddiaları reddederek, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin tamamen sivil amaçlı olduğunu savunmayı sürdürüyor.

Uranyum nakli seçeneği

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada İranlıların, ‘nükleer toz’ olarak nitelendirdiği uranyum stokunu Washington’a teslim etmeyi kabul ettiğini söyledi. Trump, bu kapsamda ABD ile İran arasında ‘çok iyi bir anlaşma ihtimali’ bulunduğunu ifade etti. Olası bir anlaşma gerçekleşirse, İran’daki yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumun tamamının ya da bir kısmının ülke dışına çıkarılması seçenekler arasında yer alıyor.

ABD Başkanı Donald Trump  (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump  (Reuters)

Bu ihtimale ilişkin değerlendirmede bulunan Faye, 2015 yılında yüksek zenginleştirilmiş uranyumun bir kısmının Rusya’ya taşındığını hatırlattı. Bu uygulama, İran’ın nükleer programına çerçeve oluşturan ve daha sonra Trump tarafından 2018’de sert biçimde eleştirilerek terk edilen Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) kapsamında gerçekleşmişti.

Faye, mevcut durumun çok daha karmaşık olduğunu vurgulayarak, ABD ile Rusya arasındaki ilişkilerin 2015’e kıyasla değiştiğini ve İran’ın mevcut uranyum stokunun çok daha büyük boyutlara ulaştığını belirtti.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov  (Reuters)Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov  (Reuters)

Öte yandan Rusya, sürece katkı sunmaya hazır olduğunu açıkladı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov geçen hafta yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’ın bu yönde bir öneri sunduğunu, söz konusu teklifin hâlâ geçerli olduğunu ancak henüz somut bir adım atılmadığını ifade etti.

Zenginleştirme oranını düşürme seçeneği

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre bir İranlı diplomatik kaynak yaptığı açıklamada, “Ülke içinde zenginleştirme oranını düşürmeyi önerdik” ifadesini kullandı, ancak bunun nasıl uygulanacağına dair ayrıntı vermedi.

Sürecin UAEA’nın denetimi altında mı, yoksa ABD’li uzmanların gözetiminde mi yürütüleceği ise belirsizliğini koruyor. Paris yönetimi, bu sürecin UAEA gözetiminde yapılmasının ajansın denetim faaliyetlerini yeniden canlandıracağı ve tüm sürece şeffaflık kazandıracağı görüşünde.

Uzmanlara göre, uranyum zenginleştirme oranının yüzde 5’in altına indirilmesi, askeri amaçlarla kullanılma riskini büyük ölçüde ortadan kaldırabilir.

Ancak Faye, bu konuda taraflar arasında yöntem ve hedeflenen düşüş oranına ilişkin bir uzlaşma bulunmadığını belirterek, “Her şey, ABD’nin İran’ın kendi topraklarında zenginleştirme yapmasına izin verip vermeyeceğine bağlı” değerlendirmesinde bulundu.

‘Kırmızı çizgileri’ aşmak

Ayrıca Washington ile Tahran’ın çizdiği ‘kırmızı çizgilerin’ aşılması gerektiği belirtiliyor. ABD, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden tamamen vazgeçmesini talep ederken, İran bu talebi kesin bir şekilde reddediyor.

Avrupalıların görüşüne göre ABD ve İran arasında hangi seçenek üzerinde uzlaşma sağlanırsa sağlansın, bu yalnızca uzun ve zorlu müzakereler için bir başlangıç noktası olabilir. Amaç, İran’ın nükleer programına sıkı ve uzun vadeli sınırlamalar getirecek bir mekanizma oluşturmak olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, İran programı ciddi darbeler almış olsa da, ülkedeki nükleer bilgi birikiminin tamamen ortadan kalkmadığı görüşünde birleşiyor.

Bu çerçevede Faye, İran’ın nükleer programdan tamamen vazgeçmeye zorlanmasının, sahip olduğu bilgi birikimi ve altyapı nedeniyle ‘imkânsız’ olduğunu belirtti. Ancak programın izlenebileceğini ve belirli bir sınır çerçevesine alınabileceğini ifade etti. Faye, bunun 2015 yılında imzalanan ve yaklaşık iki yıl süren yoğun müzakereler sonucunda ortaya çıkan nükleer anlaşmanın da temel hedefi olduğunu hatırlattı.



Kudüs Gücü Komutanı, savaşın etkilerini görüşmek üzere Bağdat’ta

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)
TT

Kudüs Gücü Komutanı, savaşın etkilerini görüşmek üzere Bağdat’ta

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, Ortadoğu’daki savaşın yansımalarını görüşmek ve Tahran’a bağlı silahlı grupların liderleri ile temaslarda bulunmak üzere Bağdat’ı ziyaret etti. Iraklı bir yetkili dün AFP’ye yaptığı açıklamada ziyareti doğruladı.

Kaani’nin ayrıca, Nuri el-Maliki’nin yeniden göreve gelme ihtimalinin zayıflamasının ardından, Irak’ta başbakan adayının belirlenmesi sürecinde yaşanan ‘siyasi tıkanıklık krizini’ de ele alacağı belirtildi.

Söz konusu ziyaret, İran ile ABD-İsrail arasında 8 Nisan’da yürürlüğe giren ve iki hafta sürmesi öngörülen ateşkesin ardından Kaani’nin kamuoyuna yansıyan ilk yurt dışı ziyareti oldu.

Bağdat yönetimi, uzun süredir dış politikasında etkili olan iki rakip güç (İran ile ABD) arasında denge kurmaya çalışıyor.

40 günden uzun süren savaşın etkilerinden Irak da kaçınamadı. Bu süreçte, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) ve İran’a yakın silahlı gruplara ait noktalar, ABD ve İsrail’e atfedilen saldırıların hedefi oldu. Buna karşılık, ABD çıkarları Iraklı grupların üstlendiği saldırılarla hedef alınırken, Tahran da ülkenin kuzeyinde İranlı Kürt muhalif gruplara yönelik operasyonlar düzenledi.

Kaani’nin, Bağdat’ta ‘siyasi güçlerin liderleri ve bazı silahlı grup komutanlarıyla bir dizi görüşme gerçekleştirmeye başladığı’ bildirildi. Üst düzey bir Iraklı yetkili, temaslarda ‘bölgesel gerilimin düşürülmesi ve bunun Irak’a yansımalarının’ ele alındığını aktardı.

Yetkili, İran heyetinin ayrıca ‘Irak içinde Tahran’a yakın gruplar arasında tutum birliği sağlanması ve durumun Irak ile bölgede güvenlik açısından tırmanmaya sürüklenmemesini garanti altına alma’ hedefi taşıdığını ifade etti.

Ziyaret, İran’a yakın etkili bir silahlı gruptan bir kaynak ile Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın iki kaynak tarafından da doğrulandı. Söz konusu ittifak, parlamentodaki en büyük blok konumunda bulunuyor ve Tahran’a yakın Şii partilerden oluşuyor.

Kaani, DMO bünyesinde dış operasyonlardan sorumlu Kudüs Gücü’nün başında bulunuyor. Kaani, görevi devraldığı Kasım Süleymani’nin Ocak 2020’de Bağdat Havalimanı yakınlarında ABD saldırısında öldürülmesinin ardından Irak’a birçok kez ziyaret gerçekleştirdi. Ancak bu tür ziyaretler nadiren kamuoyuna açıklanıyor.

Iraklı yetkili, mevcut ziyaretin aynı zamanda ‘Iraklı taraflar arasında uzlaşı sürecini desteklemeye ve görüş ayrılıklarını gidermeye yönelik yoğun İran diplomatik trafiğinin bir parçası’ olduğunu, özellikle hükümetin kurulması ve güç dengeleri konusundaki anlaşmazlıkların sürdüğünü belirtti.

Koordinasyon Çerçevesi, ocak ayında Nuri el-Maliki’yi, seçimlerin ardından başbakanlık için Muhammed Şiya es-Sudani’nin yerine aday göstermişti. Ancak ABD’nin Maliki’nin yeniden göreve gelmesi halinde Bağdat yönetimine desteği kesme tehdidinde bulunması, Irak siyasetinde belirsizliğe yol açtı.

Iraklı siyasi kaynaklar, pazartesi günü AFP’ye yaptıkları açıklamada, Maliki’nin 2006-2014 yılları arasında iki dönem yürüttüğü başbakanlık görevine geri dönme ihtimalinin zayıfladığını belirtti.

Irak parlamentosu, 11 Nisan’da Nizar Amidi’yi cumhurbaşkanı olarak seçti. Anayasaya göre Amidi’nin, seçilmesinden itibaren 15 gün içinde parlamentodaki en büyük blok tarafından gösterilen adayı hükümeti kurmakla görevlendirmesi gerekiyor.


Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak'ta "fraksiyonel bir hükümete" karşı çıkıyor

Irak Başbakanı Muhammed Şiya el-Sudani, Bağdat'ta Nuri el-Maliki ve Kays el-Hazeli ile (Arşiv- AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya el-Sudani, Bağdat'ta Nuri el-Maliki ve Kays el-Hazeli ile (Arşiv- AFP)
TT

Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak'ta "fraksiyonel bir hükümete" karşı çıkıyor

Irak Başbakanı Muhammed Şiya el-Sudani, Bağdat'ta Nuri el-Maliki ve Kays el-Hazeli ile (Arşiv- AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya el-Sudani, Bağdat'ta Nuri el-Maliki ve Kays el-Hazeli ile (Arşiv- AFP)

ABD’nin, Irak’ta “fraksiyon hükümeti” kurulmasına karşı çıktığı yönündeki bilgiler, ABD Hazine Bakanlığı’nın 7 milis liderine yaptırım uygulamasıyla eş zamanlı olarak geldi. Bu gelişme, “Koordinasyon Çerçevesi” içindeki siyasi güçlerin yeni başbakanı belirleme müzakerelerini daha da karmaşık hale getirdi.

Yaptırımlara hedef olan kişilerin, Irak’ta İran’a bağlı en sert silahlı gruplardan bazılarına liderlik ettiği belirtiliyor. Bu gruplar arasında Ketaib Hizbullah, Ketaib Seyyid'ül Şuheda,Nuceba Hareketi ve Asaib Ehlil-Hak da yer alıyor.

Şarku’l Avsat’ın kaynaklardan aldığı bilgiye göre Washington, fraksiyonların etkisi altındaki bir hükümetin kurulmasını engellemek için daha sert önlemler alabileceği uyarısında bulundu. Bu kapsamda, doların İran’a ulaşmasını kolaylaştıran taraflara yaptırım uygulanması ve nakit akışına yönelik kısıtlamaların sıkılaştırılması da gündemde.

Öte yandan, İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Bağdat’a giderek Şii liderlerle hükümet kurulması sürecini görüştüğü bildirildi.


Hürmüz Boğazı'nın yeniden kapatılması müzakereleri zorlaştırıyor

ABD'ye ait iki AH-64 Apache saldırı helikopteri Hürmüz Boğazı üzerinde (CENTCOM)
ABD'ye ait iki AH-64 Apache saldırı helikopteri Hürmüz Boğazı üzerinde (CENTCOM)
TT

Hürmüz Boğazı'nın yeniden kapatılması müzakereleri zorlaştırıyor

ABD'ye ait iki AH-64 Apache saldırı helikopteri Hürmüz Boğazı üzerinde (CENTCOM)
ABD'ye ait iki AH-64 Apache saldırı helikopteri Hürmüz Boğazı üzerinde (CENTCOM)

İran, dün, sınırlı olarak açılmasından saatler sonra Hürmüz Boğazı'nı yeniden kapatarak, ABD'nin limanlarına uyguladığı ablukanın kaldırılmasını talep etti. Bu hamle, devam eden müzakereleri daha da karmaşık hale getirerek hayati önem taşıyan su yolunda gerilimi yeniden artırdı.

Karar, Washington'ın boğazın yeniden açılmasının deniz ablukasının kaldırılması anlamına gelmediğini teyit etmesinin ardından geldi. ABD ordusu, deniz ablukasının başlamasından bu yana 23 geminin İran'a geri dönme emrine uyduğunu belirtti. Bu gelişmeler, İslamabad'ın arabuluculuğuyla yapılacak üçüncü tur görüşmeleri beklenirken yaşandı.

Boğazın kapalı olması nedeniyle, İran Devrim Muhafızları^na ait iki deniz aracı, Umman'ın kuzeydoğusunda bir tankere önceden telsiz uyarısı yapmadan ateş açtı. Reuters, üç deniz güvenliği ve nakliye kaynağına atıfta bulunarak, boğazdan geçmeye çalışan en az iki ticari gemiye ateş açıldığını bildirdi. Devrim Muhafızları, tankerin ve mürettebatının güvende olduğunu açıkladı. Bu arada, Hindistan, ham petrol yüklü bir gemiye yapılan saldırının ardından Tahran büyükelçisini çağırdı.

Washington'da ABD Başkanı Donald Trump, İran ile görüşmelerin "çok iyi gittiğini" söyledi ancak Tahran'ı Hürmüz Boğazı'nı yeniden kapatmaya çalışmakla suçlayarak, "Bize şantaj yapamazlar" ifadesini kullandı. Çarşamba günü sona erecek olan ateşkesi, uzun vadeli bir anlaşmaya varılmaması halinde uzatmayacağı tehdidinde bulunan Trump, ablukanın devam edeceğini teyit etti. Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığına göre, her iki taraf da yeniden çatışma olasılığına hazırlanırken, ABD ordusu İran bağlantılı tankerlere ve uluslararası sulardaki ticari gemilere el koymaya hazırlanıyor.

Tahran'da, İran'ın birinci başkan yardımcısı Muhammed Rıza Arif, ateşkesin uzatılmasını reddedeceğini belirterek, "Ya müzakere masasında haklarımızı bize verecekler ya da savaş alanına döneceğiz" dedi.

Genelkurmay Operasyonlar Komutanı Ali Abdullahi, Hürmüz Boğazı'nın sıkı gözetim altında "eski haline" döndüğünü söylerken, Parlamento Başkanı Mohammad Bakır Kalibaf, Trump'ı "yanlış iddialarda bulunmakla" suçladı.

Ulusal Güvenlik Konseyi, Tahran'ın, cuma akşamı Tahran'a yaptığı üç günlük ziyaretini tamamlayan Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'in ilettiği önerileri incelediğini bildirdi.