İran hegemonyasının pençesinde Irak: Savaş neleri ortaya çıkardı?

Ülkeyi ABD ordusuyla açık bir çatışmaya sürüklemek

Fotoğraf: Musul'un güneybatısındaki bir çöl bölgesinde Haşdi Şabi Güçleri'nden bir savaşçı (AFP)
Fotoğraf: Musul'un güneybatısındaki bir çöl bölgesinde Haşdi Şabi Güçleri'nden bir savaşçı (AFP)
TT

İran hegemonyasının pençesinde Irak: Savaş neleri ortaya çıkardı?

Fotoğraf: Musul'un güneybatısındaki bir çöl bölgesinde Haşdi Şabi Güçleri'nden bir savaşçı (AFP)
Fotoğraf: Musul'un güneybatısındaki bir çöl bölgesinde Haşdi Şabi Güçleri'nden bir savaşçı (AFP)

Rüstem Mahmud

Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında geçici bir ateşkesin ilan edilmesinden kısa süre sonra, Irak parlamentosu Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Nizar Amedi'yi cumhurbaşkanı seçti. Birçok gözlemci bunu, Amerikan baskısının dayattığı yıllarca süren zorunlu durgunluğun ardından İran etkisinin vitrine dönüşünün açık bir göstergesi olarak gördü. Bu Amerikan etkisi, bir yorumcunun tanımıyla tek bir tweet ile başbakan seçimini engelleyebilecek noktaya ulaşmıştı. Burada, Başkan Trump'ın Nuri el-Maliki'nin başbakan adaylığı hakkındaki yorumunun ardından Koordinasyon Çerçevesi'nin Nuri el-Maliki'yi aday göstermekten geri adım atmasına atıfta bulunuyordu.

Irak meselelerine aşina olanlar, İran rejiminin kanıtladığı direniş gücü ve çökmeye direnmesinin yanı sıra, müttefik Iraklı milis grupların sahadaki etkin varlığı nedeniyle, İran nüfuzunun, göreceli ve durumsal olarak da olsa, artmasının muhtemel olduğuna inanıyorlar. İran yanlısı milislerin bu etkin varlığı, Irak'taki İran karşıtlarına ciddi zararlar verdi. Hiçbir devlet kurumu -hükümet veya parlamento- bu grupları kontrol altına almayı veya eylemleri için kullandıkları sahte meşruiyet kılıfını ortadan kaldırmayı başaramadı.

Savaş sırasında, Iraklı silahlı fraksiyonlar Irak içinde füze ve insansız hava araçları (İHA) kullanarak 700'den fazla saldırı gerçekleştirdi; bunların yaklaşık 500'ü Kürdistan Bölgesi'ni hedef alarak diplomatik misyonlara, sivil kurumlara, Peşmerge mevzilerine, petrol şirketlerine ve İranlı Kürt partilere ait kamplara zarar verdi. Bu saldırılarda Irak genelindeki diplomatik ve güvenlik çıkarları da hedef aldı. 16 Mart'ta, altı yabancı diplomatik misyona ev sahipliği yapan Bağdat'taki el-Reşid Oteli'ne şiddetli bir saldırı düzenlendi. Birkaç gün sonra da Irak Ulusal İstihbarat Servisi'nin genel merkezi bombalandı.

Haşdi Şabi Güçleri ve ona bağlı silahlı fraksiyonlar bu saldırılardaki rollerini inkar etmediler. Hatta Haşdi Şabi’nin en büyük bileşenlerinden biri olan Ketaib Hizbullah, Ulusal İstihbarat Servisi'ni, Kürt unsurları aracılığıyla İsrail Mossad'ı ile bağlantılı olmakla suçladı. Buna karşılık, Irak hükümeti ve ordusu caydırıcı önlemler almadan, yalnızca Irak'ın “tarafsızlığını” teyit eden ve ihlalleri kınayan göstermelik açıklamalar yaparak, sahada sessizlik politikası izledi. Amerika Birleşik Devletleri ise daha da ileri giderek, hükümeti bu fraksiyonlara siyasi ve güvenlik desteği sağlamakla suçladı.

Bu fraksiyonlara karşı olan siyasi güçlere gelince, tepkileri sözlü protestolarla sınırlı kaldı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve diğer Iraklı taraflar sadece saldırıları kınadı ve federal hükümeti harekete geçmeye çağırdı, ancak parlamentodan veya diğer etkili siyasi güçlerden net bir pozisyon çıkmadı.

Böylece Irak'taki iç denklem, “açıklanmamış çatışma” aşamasından açık çatışma aşamasına geçti. İran ile müttefik siyasi güçler, şüpheli bir meşru örtü altında faaliyet gösteren silahlı fraksiyonları ile birlikte, onları caydırabilecek herhangi bir kurumsal iradenin tamamen yokluğunda, siyasi ve güvenlik ortamının kontrolünü fiilen ele geçirdiler. Bu denklem, en az 2010'dan beri perde arkasında işliyordu; o zaman İran yanlısı blok, parlamento seçim sonuçlarını Nuri el-Maliki lehine manipüle etmeyi başarmış ve bloğu, İran baskısı altında saf dışı bırakılmadan önce İyad Allavi liderliğindeki "Irak Listesi"nin ardından ikinci sırada yer almıştır.

Savaşın gidişatı, İran yanlısı bloğun, Irak devletinin deklare ettiği stratejik ilkeleri, özellikle de bölgesel çatışmalarda tarafsızlık ilkesini hiçe sayarak, Irak'ı ABD ile açık bir çatışmaya sürükleyebileceğini ortaya koydu. Bu durum, 2022 yılında parlamento tarafından onaylanan hükümet programıyla doğrudan çelişmektedir. Nitekim programın 21. maddesinin ilk paragrafında “uluslararası koalisyon ülkeleriyle güvenlik ve egemenlik gerekliliklerine uygun olarak güçlerinin varlığı konusunda diyaloğun devam ettirilmesi”, dokuzuncu paragrafında ise “resmi ve meşru kurumlar çerçevesi dışında kontrolsüz silahlanma olgusunun sona erdirilmesi” teyit edilmiştir.

Devlet kurumlarının aşınması

Güvenlik meseleleri araştırmacısı Naif Hüseyin yaptığı açıklamada, savaşın ortaya çıkardığı kurumsal kırılganlık göstergelerini belirleyerek, bunun üç temel üzerine yansımalarını özetledi; ordu, hükümet ve siyasi güçler. Yusuf bu olayları daha geniş bir bağlamda, Irak devletinin kimliğini ve davranışını yeniden şekillendirme aşaması olarak değerlendirdi ve mevcut sonuçların bu gelecekteki biçimin hatlarını belirleyeceğini ifade etti.

fvfbf
Fotoğraf: Bağdat'ta, 21 Haziran'da İran'da İsrail hava saldırısında öldürülen Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın eski yardımcısı Hüseyin Halil'in (Ebu Ali olarak da biliniyor) cenaze töreninde Irak Haşdi Şabi Güçleri (AFP)

Yusuf şöyle diyor: “Irak içinde yaşananlar, ordunun teknik altyapısının etkisiz hale geldiğini kanıtlıyor. Ne eğitim, ne silahlandırma, ne de yüz binlerce savaşçıyı bünyesine katmak ve onlarca askeri tümen oluşturmak, net bir doktrin ve gerçek bir siyasi irade yokluğunda hiçbir işe yaramaz. Irak ordusu savaş boyunca tamamen tarafsız kaldı; silahlı grupların kendi sınırları içindeki ulusal ve diplomatik çıkarlara saldırmasını engelleyemedi ve aynı şekilde İran'ın Irak topraklarını bombalamasına da karşılık veremedi. Sorun, hava savunması ve istihbarat da dahil olmak üzere askeri yetkinlik eksikliği değil, anayasal görevleri yerine getirme konusunda siyasi irade ve hazırlık eksikliğiydi. Bu gerçek, gelecekte birden fazla tepkiye yol açacaktır: Kürdistan Bölgesi, öz savunma kabiliyetinin güçlendirilmesini talep etmek zorunda kalabilir. ABD ana himayedar olarak, kendisini ordunun öz savunma kabiliyetine yönelik desteğinin niteliğini temelden gözden geçirme durumunda bulabilir.”

Yusuf, bir başka dönüşümü şöyle detaylandırıyor: “Ordunun yanı sıra, Irak'ın iyi komşuluk ilişkilerine ve uluslararası normlara saygıya bağlı bölgesel bir güç olarak imajı da çöktü. Bölgedeki birçok ülke, Irak topraklarından düzenlenen saldırılara maruz kaldı. Fraksiyonlar ve onlara bağlı medya kuruluşları ise komşu devletlere karşı kışkırtma kampanyaları yürüterek, Kuveyt ve Suriye'ye karşı doğrudan askeri müdahale tehditleri savurma kertesine vardılar. Bu, önceki rejimin yönetimi altında Irak’ın sahip olduğu ve birbirini takip eden Iraklı hükümetlerin temelden aştıklarını göstermeye gayret ettikleri imajı akla getiriyor. Ne var ki, olaylar, Iraklı hükümetlerin bu iddiasının kırılganlığını ortaya koydu.”

Irak'ın iyi komşuluk ilişkilerine ve uluslararası normlara saygıya bağlı bölgesel bir güç olarak imajı çöktü. Bölgedeki birçok ülke, Irak topraklarından düzenlenen saldırılara maruz kaldı

Üç beklenen dönüşüm

Yukarıdakiler ışığında, ABD-İran çatışmasındaki güç dengesinin değişmeden kalması koşuluyla, Irak'ta yakın gelecekte üç önemli dönüşüme dair olası bir gidişat şekillenmektedir.

Birincisi, Irak, İran yanlısı blok tarafından dayatılan ve devlet kurumları ile seçim sürecinin bu sistemi meşrulaştırmaktan başka bir amaca hizmet etmeyen formalitelere indirgendiği “baskın” yönetim tarzına geri dönebilir. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu, Kürt ve Sünni blokların yanı sıra İran ile ittifak halinde olmayan Şii blokları da fiilen marjinalleştirecek ve artan baskı ve sistematik şantajla karşı karşıya kalmalarına, statükoyu kabul etmeye zorlanmalarına neden olacaktır.

wecd
 Haşdi Şabi Güçleri üyeleri, Bağdat'ta düzenlenen cenaze töreninde ABD hava saldırılarında öldürülenlerin fotoğraflarını taşıyor, 4 Şubat (AFP)

İkincisi, Irak’ın ABD hesaplarında “haydut devlet” statüsüne geri dönmeye aday olmasıdır. Zira Irak hükümeti, gerek Haşdi Şabi Güçleri ve fraksiyonlarının dağıtılması gerekse onlara yönelik kurumsal desteğin kesilmesi konusunda ABD'nin taleplerine uyamayacaktır. Bu durum, Irak'ı iki tür ABD baskısına maruz bırakacaktır; ekonomik veya askeri. Her iki durumda da Bağdat, Washington'un himayesi altındaki ve ABD ile dengeli ilişkilere sahip bir devlet olarak geleneksel konumunu kaybedecektir.

Üçüncüsü, yukarıdakilerin tümü Irak'ın ciddi bir mali ve ekonomik krize sürüklenmesine yol açacaktır. Zira ekonomisi büyük ölçüde petrol gelirlerine dayanmaktadır ve bu sektör, Irak'ın Washington ile siyasi ittifakı nedeniyle Amerikan baskısından muaf olmayacaktır. Güvenlik sektöründe de durum farklı olmayacaktır. Eğer bozulma belirli bir noktaya ulaşırsa, geniş çaplı bir halk protestosu hareketi olası senaryo haline gelir ve bu hareket, Ekim 2019 ayaklanmasından bile daha yoğun ve köklü olabilir.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafındanLondra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran: “Mossad adına cami yakan” bir din adamı idam edildi

İki İranlı din adamı Tahran'daki çarşıda konuşuyor (Reuters)
İki İranlı din adamı Tahran'daki çarşıda konuşuyor (Reuters)
TT

İran: “Mossad adına cami yakan” bir din adamı idam edildi

İki İranlı din adamı Tahran'daki çarşıda konuşuyor (Reuters)
İki İranlı din adamı Tahran'daki çarşıda konuşuyor (Reuters)

İran yargısı, İsrail istihbarat servisi Mossad ile iş birliği yapmak ve ocak ayında ülkede yaşanan protestolar sırasında Tahran’daki büyük bir camiyi ateşe vermek suçlamasıyla bir din adamının idam edildiğini açıkladı.

Yargıya bağlı Mizan Haber Ajansı’nda dün yer alan açıklamaya göre, Emir Ali Mircaferi “Kolehak Büyük Camii”ni kundaklamak ve Mossad adına faaliyet yürütmekten suçlu bulundu.

Böylece Mircaferi, ocak ayındaki protestolarla bağlantılı olarak bir aydan fazla sürede idam edilen sekizinci kişi oldu. İnsan hakları örgütleri, Tahran yönetimini toplumda korku yaymak amacıyla idam cezalarını artırmak ve siyasi tutukluların infazını hızlandırmakla suçluyor.

Merkezi Norveç’te bulunan İran İnsan Hakları Örgütü, yetkililerin “iç protestoları yabancı güçler adına casuslukla ilişkilendirme stratejisini sürdürdüğünü” belirterek, Mircaferi’nin gözaltı koşulları ve yargılama sürecine ilişkin bağımsız bilgi bulunmadığını belirtti.

Aynı örgüt, Mircaferi’nin, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei’nin talimatları doğrultusunda gerçekleştirildiği öne sürülen hızlı yargılamalar sonucunda idam edilen sekizinci kişi olduğunu bildirdi.

19 Mart’tan bu yana yeniden hız kazanan infazlar kapsamında, İran ayrıca yasaklı muhalif Halkın Mücahitleri Örgütü’ne mensup 8 kişiyi daha idam etti.

Örgüt, yüzlerce protestocunun idam cezasıyla karşı karşıya olduğunu, bunlardan en az 30’u hakkında kesinleşmiş idam kararı bulunduğunu belirterek, yeni infazlar konusunda uyarıda bulundu.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, dün yaptığı açıklamada İran’ın Washington ile yürütülen barış görüşmelerinde ilerleme sağlamak için idam riskiyle karşı karşıya olduğunu söylediği 8 kadını serbest bırakabileceğini ifade etti.

Trump’ın açıklaması, sosyal medya platformu X’te 8 kadının idam edilme riski altında olduğunu iddia eden bir paylaşımı yeniden yayımlamasıyla geldi; ancak bu bilgi bağımsız kaynaklarca doğrulanmadı.

İran yargısı ise 8 kadının idam riski altında olduğu iddiasını yalanladı. Şarku’l Avsat’ın Mizan Haber Ajansından aktardığına göre ajans haberinde, “Trump bir kez daha yanlış haberlerle yanıltıldı” ifadesini kullanarak, söz konusu kadınlardan bazılarının serbest bırakıldığını, diğerlerinin ise suçlanmakla birlikte mahkûm edilmeleri halinde en fazla hapis cezası alacaklarını bildirdi.

İnsan hakları kuruluşlarına göre, ABD merkezli Abdurahman Burumend Merkezi de dahil olmak üzere bazı kuruluşlar, Beta Hemmeti adlı bir kadının protestolar sırasında bir binadan güvenlik güçlerine beton bloklar attığı gerekçesiyle idama mahkûm edildiğini bildirdi.

İran İnsan Hakları Örgütü ve İdam Cezasına Karşı Birlikte adlı kuruluşlara göre İran 2025 yılında en az 48 kadını idam etti; bu sayı son 20 yılın en yüksek seviyesi olarak kayda geçti.


Trump ateşkesi uzattı, Tahran "liman ablukası" altında müzakereyi reddetti

ABD Başkanı Donald Trump (AFP) ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP) ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump ateşkesi uzattı, Tahran "liman ablukası" altında müzakereyi reddetti

ABD Başkanı Donald Trump (AFP) ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP) ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

Pakistan’ın arabuluculuk girişimlerine dikkat çekici bir diplomatik yanıt olarak ABD Başkanı Donald Trump, İran ile ateşkesi uzattığını açıkladı. Bu adım, Tahran’ın siyasi tıkanıklığı aşacak “birleşik bir teklif” sunması için ilave süre tanınması anlamına geliyor.

Karar, İslamabad’ın gerilimi düşürme çabalarına yönelik taktiksel bir esneklik olarak değerlendirilirken, Trump aynı zamanda stratejik sertlik mesajı verdi. ABD’nin İran limanlarına yönelik “kuşatmayı” sürdüreceğini vurgulayan Trump, olası müzakere süreci öncesinde ekonomik baskının devam edeceğini belirtti.

Bu yaklaşım, Tahran’ın net tutumuyla karşılaştı. İran, Pakistan aracılığıyla ilettiği mesajda “baskı altında” ya da deniz ablukası sürerken müzakereyi kesin olarak reddettiğini bildirdi. Tahran, herhangi bir diyalog için ABD’nin tutumunu değiştirmesinin ön koşul olduğunu ifade etti.

Yaşanan gerilim, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in Pakistan ziyaretinin ertelenmesine yol açtı. Öte yandan sahadaki gelişmeler de karmaşıklığını koruyor. İsrail’in Güney Lübnan’daki “sarı hat” köylerinde altyapıya yönelik “sistematik yıkım” politikası sürerken, ateşkesin uzatılması “temkinli bir sükûnet” olarak değerlendiriliyor. Bu durumun, önümüzdeki dönemde hem siyasi hem de sahada yeni gerilimlerin habercisi olabileceği ifade ediliyor.


ABD Hazine Bakanlığı'ndan İran'la ilgili yeni yaptırımlar

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
TT

ABD Hazine Bakanlığı'ndan İran'la ilgili yeni yaptırımlar

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)

ABD Hazine Bakanlığı internet sitesinde yaptığı açıklamada, ABD'nin İran'la ilgili olarak ticaret ve hava taşımacılığında yer alan kişi ve şirketleri kapsayan yeni yaptırımlar uyguladığını belirtti.

Bakanlık tarafından dün yapılan açıklamada, bu kuruluşların "İran rejimi adına silah veya silah bileşenleri satın alma veya transfer etme faaliyetlerinde bulundukları" belirtildi.

Açıklamada, “Amerika Birleşik Devletleri İran'ın balistik füze cephaneliğini tüketirken, İran rejimi üretim kapasitesini yeniden inşa etmeye çalışıyor… İran, ABD ve müttefiklerini, bölgedeki enerji altyapısı da dahil olmak üzere hedef almak için giderek daha fazla Şahed insansız hava araçlarına (İHA) bağımlı hale geliyor” denildi.

Hazine Bakanı Scott Bessent yaptığı açıklamada, “İran rejimi, küresel enerji piyasalarına şantaj yapması ve füzeler ve İHA’larla sivilleri ayrım gözetmeksizin hedef alması nedeniyle hesap vermeli (...). Hazine Bakanlığı, fonları takip etmeye ve İran rejiminin pervasızlığını ve onu destekleyenleri hedef almaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.

Bu yeni yaptırımlar, Hürmüz Boğazı'nın açık kalmasını ve ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşını sona erdirmeyi amaçlayan ikinci tur görüşmelerin başlatılması konusunda Washington ve Tahran arasında yaşanan çıkmazın ortasında geldi. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre ABD Başkanı Donald Trump tarafından ilan edilen iki haftalık ateşkesin sona ermesi beklenirken, dün arabulucuların devreye girmesi ile Trump ateşkesi uzattı.