ABD/İsrail-İran Savaşı, Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki ekonomik modeli yeniden şekillendiriyor

Hürmüz Boğazı şoku, 20 yıldır askıda olan serbest ticaret anlaşmasını hızlandırabilir

Görsel: Jason Lyon
Görsel: Jason Lyon
TT

ABD/İsrail-İran Savaşı, Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki ekonomik modeli yeniden şekillendiriyor

Görsel: Jason Lyon
Görsel: Jason Lyon

Şerbil Berakat

ABD/İsrail ve İran Savaşı, jeopolitik hesapları ekonomik rakamlarla daha önce görülmemiş bir biçimde iç içe geçirdi. Hürmüz Boğazı'nın Körfez'in petrol ihracatı önünde kapalı bir darboğaza dönüşmesi ve Rus petrolünün savaş ile yaptırım güçlükleriyle boğuşmasıyla birlikte, boğaz kısıtlamalarından azade İran petrolü ile üretim bolluğunun desteğiyle Amerikan petrolü teorik olarak piyasada daha belirgin konuma geldi.

ABD Başkanı Donald Trump, savaş sebebiyle zarar gören ülkeleri Amerikan ham petrolü alımlarını artırmaya davet etti. Öte yandan yükselen enerji maliyetleri; ideolojik olarak Tahran'a daha yakın olan Çin ile ABD’nin tarihi ortağı Körfez ülkelerini aynı cephede buluşturarak İran ile ABD arasında alışılmadık bir çıkar kesişmesiyle karşı karşıya bıraktı.

Çin, savaş boyunca tarafsız bir konumda kalmaya ve bunu korumaya çalıştı. Bununla birlikte birçok stratejik analist bu savaşı, daha geniş çerçevede, Pekin'in nüfuzunu kısıtlamaya ve ABD’nin Çin ile olan stratejik rekabetindeki koşullarını iyileştirmeye yönelik bir bağlamın parçası olarak değerlendirdi. Ancak Trump yönetiminin hedeflerindeki belirsizlik, özellikle 'Önce Amerika' yaklaşımı göz önünde bulundurulduğunda, başka olasılıkların önünü açıyor.

Çin, savaş boyunca tarafsız bir konumda kalmaya çalışırken birçok stratejik analist bu savaşı, daha geniş bir çerçevede, Pekin'in nüfuzunu kısıtlamayı amaçlayan bir sürecin parçası olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Washington'ın bazı kırmızı çizgilerinden geri adım attığına dair açık sinyallerin yanı sıra, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin korunması da dahil olmak üzere enerji haritasını Körfez ülkelerinin bu haritadaki merkezi konumunu zedeleyebilecek biçimde yeniden çizme çabası, daha kapsamlı sorgulamalara kapı araladı.

Bu sorular özellikle Körfez ülkelerinde belirginleşti. Söz konusu ülkeler, daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya kaldılar. Bu durum onları ekonomik rollerini yeniden tanımlamaya zorlarken ya geleneksel ortaklık çerçevesinde daha seçici koşullar dahilinde ABD’nin liderlik rolünün yeniden şekillendirilmesine dahil olmak ya da yalnızca enerji ihracatına değil, sanayi, altyapı ve lojistik alanlarındaki entegrasyona dayanan, daha az koşullu ve daha çok çıkara dayalı bir ilişki kurarak Çin ile ortaklıklarını çeşitlendirme yoluna gitmek arasında sıkıştırdı.

sd
Riyad'da düzenlenen Körfez-Çin Zirvesi kapanışında devlet başkanları ve liderleri toplu fotoğraf çektirdi, 9 Aralık 2022 (AFP)

Öte yandan tüm bu gelişmeler, Pekin'in bu tür senaryolarla başa çıkmaya en hazır taraf olduğunu ortaya koydu. Bu durum Çin'i, savaşın yansımalarının Körfez ülkeleri ile Çin arasındaki ilişkileri daha fazla düzenleme, sağlamlaştırma ve kurumsallaşmaya doğru itecek siyasi ve ekonomik bir kaldıraca dönüşüp dönüşemeyeceğine ilişkin paralel sorular sormaya itti. Bu süreç; uzun vadeli sözleşmelerin genişletilmesi, değer zincirlerindeki entegrasyonun güçlendirilmesi ya da yaklaşık yirmi yıldır askıda kalan serbest ticaret anlaşması müzakerelerini çevreleyen çıkmazın kırılması yoluyla gerçekleşebilir.

Çin'in tam da bu bağlamdaki yaklaşımı, krizin dayattığı çıkar yakınlaşmasının geçici değil, aksine daha sürdürülebilir bir seyrin habercisi olabileceği yönünde. Bu durum, Körfez ile ilişkinin daha sağlam temeller üzerinde yeniden inşa edilebilir bir ortaklık olarak ele alınması eğilimini açıklıyor.

Sınanan ama kopmayan bir ilişki

Pekin Üniversitesi'nden ekonomi profesörü Dr. Mingzhi Xu, yaptığı değerlendirmede, “Jeopolitik krizler büyük ekonomik ilişkileri yıkmaz, aksine onların gerçek yapısını gün yüzüne çıkarır” ifadelerini kullandı. Dr. Xu’ya göre Körfez-Çin ilişkisi söz konusu olduğunda bu ilişki, konjonktürel değil 'yapısal' bir nitelik taşıyor. Çünkü Körfez, Çin'in enerji güvenliğinin temel direğini oluşturmaktadır. Çin ise Körfez ülkeleri için yalnızca bir enerji ithalatçısı olarak değil, pazar, yatırım ve sanayi ortağı olarak uzun vadeli bir ekonomik ortak bir konumunda yer alıyor.

Dr. Mingzhi Xu: Çin, kaynaklarını çeşitlendirme politikasını sürdürecek, ancak bunu Körfez'in aleyhine yapmayacak. Ona göre mesele 'bir tedarikçinin yerine başkasını koymak' değil, son derece hassas tek bir güzergaha olan bağımlılığı azaltmak.

Ancak ekonomi profesörüne göre savaş, ilişkinin özünü değiştirmekten çok 'yönetilme biçimini' dönüştürdü. Petrolün görece istikrarlı güzergahlardan geçtiği varsayılan dünya, bugün deniz trafiği riskleri, yükselen sigorta maliyetleri, tedarik zincirlerindeki dalgalanmalar ve giderek artan jeopolitik gerilimlerle şekillenen bir yapıya büründü.

Bu noktada Pekin, maruziyeti azaltma yoluna gitmek yerine onu yeniden yapılandırmayı hedefliyor. Doğrudan ham petrol ticaretinden, uzun vadeli sözleşmelere, depolama ve lojistik alanlarındaki entegrasyona, imalat sanayilerinin genişlemesine ve risk paylaşımına yönelik kurumsal mekanizmalara dayanan daha bütünleşik bir sisteme geçişi amaçlıyor. Bu anlamda Çin, krizi Körfez'den uzaklaşmak için bir neden olarak değil, ilişkiyi daha sağlam temeller üzerinde derinleştirmek için fırsat olarak değerlendiriyor.

Enerji: İkame değil, çeşitlendirme

Enerji dosyasına değinen Dr. Xu, Çin'in kaynaklarını çeşitlendirme politikasını sürdüreceğini, ancak bunun Körfez'in aleyhine olmayacağını değerlendirdi. Ona göre mesele 'bir tedarikçinin yerine başkasını koymak' değil, son derece hassas tek bir güzergaha olan bağımlılığı azaltmak.

Çin'in Hong Kong Limanı'nda demirleyen petrol tankerleri, 19 Mart 2026 (Reuters)Çin'in Hong Kong Limanı'nda demirleyen petrol tankerleri, 19 Mart 2026 (Reuters)

Savaşa rağmen Körfez'in öneminin azalmadığını, hatta belki daha da belirginleştiğini ifade eden Dr. Xu, bunun sebebini istikrarsızlık dönemlerinde bir tedarikçi yalnızca maliyetiyle değil, büyük miktarları sürekli karşılayabilme kapasitesiyle de ölçülmesi olarak açıkladı. Bunun da Körfez'in diğerlerine kıyasla hâlâ elinde bulundurduğu bir avantaj olduğunu vurguladı.

Ancak Dr. Xu’ya göre en önemli dönüşüm, ortaklığın niteliğinde yaşanıyor. Geleneksel ticari alışverişten, rafineri ve petrokimya, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG), nakliye altyapısı, depolama ve lojistik koordinasyonunu kapsayan daha derin çıkarlar ağına doğru bir geçiş söz konusu.

Fudan Üniversitesi'nden araştırmacı Xiaoyu Wang: Bu yıl Çin'de düzenlenecek olan İkinci Körfez-Çin Zirvesi, bu değişiklikleri desteklemek için yeni bir siyasi fırsat sunacak.

Bu 'petrol dışı dokunun' genişlemesiyle birlikte enerji ortaklığı daha istikrarlı bir hal aldı, çünkü artık tek başına var olan unsur olmaktan çıkıp daha geniş bir ekonomik sistemin parçasına dönüştü.

Çok Boyutlu Ortak

Bu bağlamda Pekin, Körfez’in artık sadece bir enerji bölgesi olmadığını, aksine egemen sermaye, ticaret koridorları, altyapı ve hızla ilerleyen endüstriyel dönüşüm gibi stratejik çıkarların kesişme noktası olduğunu düşünüyor.

Dr. Xu'ya göre bu durum, Çin'in Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerini neden ‘uzun vadeli ve çok boyutlu, stratejik planlama yapabilen, devasa projeler hayata geçirebilen, ekonomilerini petrolden uzaklaştırarak yeniden yapılandırabilen ve küresel ticaret ve yatırım ağları içinde yeniden konumlandırabilen’ ortaklar olarak gördüğünü açıklıyor. Dolayısıyla, Pekin'deki ‘strateji’ kavramı artık sadece enerjiyle eşanlamlı değil, tüm kalkınma sistemiyle eşanlamlı hale geldi.

Yapının iyileştirilmesi

Bu eğilim, Fudan Üniversitesi’nden araştırmacı Xiaoyu Wang’ın yaklaşımıyla da örtüşüyor. Wang, savaşın iş birliğini kısıtlamak yerine önceliklerini yeniden düzenlemeye zorladığını düşünüyor. Wang’a göre kısa vadede nakliye, sigorta maliyetleri ve güvenlik baskıları daha fazla ihtiyat gerektirirken, orta vadede iş birliği sürmekle birlikte yalnızca yeni projeler başlatmak yerine arz güvenliğine, taşımacılık güzergahlarının güncellenmesine, yenilenebilir enerjinin genişletilmesine ve mevcut iş birliği mekanizmalarının güçlendirilmesine daha fazla odaklanılacak.

vtr
Hürmüz Boğazı'nda, Umman’ın başkenti Maskat açıklarında bulunan tekneler ve yük gemileri, 18 Nisan 2026 (Reuters)

Wang’a göre iş birliğini 'niceliksel genişleme' mantığından 'yapıyı iyileştirme' mantığına taşımak, yani ilişkiyi sarsıntılar karşısında daha az kırılgan ve daha verimli hale getirmek en önemli dönüşüm. Wang, bu yıl Çin'de düzenlenmesi planlanan İkinci Körfez-Çin Zirvesi'nin ise bu düzenlemeleri desteklemek için yeni bir siyasi fırsat oluşturacağını düşünüyor.

Doğuya doğru

Öte yandan Çinli siyasi yazar ve araştırmacı Zhijun Zhao, savaşın Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki enerji ilişkilerini zayıflatmadığını, aksine bu ilişkileri 'alım satım' ilişkisinden 'enerji güvenlik topluluğuna’ benzer bir yapıya doğru köklü dönüşüme ittiğini düşünüyor.

Zhao'ya göre Çin'in yaklaşık dörtte biri Körfez'den sağlanan ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 72'sine olan bağımlı olması, bu bölgeyle istikrarı ticari değil stratejik bir mesele haline getiriyor.

Çinli siyasi yazar ve araştırmacı Zhijun Zhao’ya göre savaş Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki enerji ilişkilerini zayıflatmadı, aksine bu ilişkileri 'alım satım' ilişkisinden 'enerji güvenlik topluluğuna’ benzer bir yapıya doğru köklü dönüşüme itti.

Hürmüz Boğazı'ndaki karışıklıklar ve sigorta maliyetlerindeki artışın, bağların kopmasına değil, aksine doğuya yönelmeyi güçlendirmesine işaret ediyor. Dünyanın en büyük ve istikrarlı sanayi pazarı olan Çin, ani siyasi dalgalanmalara maruz kalmayan uzun vadeli bir talep sunarken, devasa stratejik rezervleri sayesinde şokları absorbe etme kapasitesine de sahip.

frt
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Körfez-Çin İşbirliği Forumu'nun 10. Bakanlar Toplantısı'nın açılış töreninde, Çin'in Pekin kentindeki Diaoyutai Devlet Konukevi'nde bir konuşma sırasında, 30 Mayıs 2024 (Reuters)

Ancak Zhao'nun tezinin en önemli boyutu para. Ona göre savaş, özellikle Suudi Arabistan ile Çin arasında yerel para birimiyle ödeme ve döviz takası gibi araçların kullanımını hızlandırdı. Bu araçlar, Batı finans sistemine maruziyeti azaltmanın bir yolu olarak öne çıkarken kademeli biçimde yaygınlaşması beklenen bir eğilimi temsil ediyor.

Norveç merkezli bağımsız enerji araştırma kuruluşu Rystad Energy, İran'ın saldırılarına maruz kalan Körfez enerji santrallerindeki hasarların onarımı konusundaki değerlendirmesinde bu hasarın tutarını en az 25 milyar dolar olarak tahmin ediyor. Zhao, Çinli şirketlerin daha büyük bir rol oynamaya aday olduğunu düşünüyor. Çünkü bunun nedeni sadece maliyet değil, aynı zamanda finansman, mühendislik ve tedarik zincirlerini içeren entegre paketler sunma kabiliyetleriyken uluslararası şirketler, üretim ve tedarikte uzun gecikmelerle karşı karşıya.

Zhao, Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki serbest ticaret anlaşmasının hızlandırılmasının stratejik bir zorunluluk haline geldiği sonucuna varıyor. Onun yorumuna göre savaş, tedarik zincirlerinin kırılganlığını ortaya çıkardı, enflasyonu artırdı ve Körfez'in petrol ihracat modelinden, dünyanın en büyük sanayi ekonomisiyle bağlantılı ‘lojistik ve dijital merkez’ modeline geçmesi gerektiğini gösterdi.

Çin kaynaklı verilere dayanarak, bir serbest ticaret anlaşmasının imzalanmasının Körfez ülkelerinde petrol dışı gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) büyümesini yaklaşık 2,1 puan artıracağını öngören Zhao, dünyanın en büyük ikinci ekonomisiyle neredeyse sıfır gümrük vergisine sahip bir serbest ticaret bölgesinin kurulmasının etkisinin, enerji altyapısı iyileştirme projeleriyle ilgili malzeme maliyetlerini düşürmekle sınırlı kalmayacağını, aynı zamanda artan dalgalanmalar ve belirsizliklerin hakim olduğu küresel ekonomik ortamda Körfez ülkeleri için daha istikrarlı bir büyüme temeli sağlayacağını düşünüyor.

Yeniden yapılandırılan bir ilişkiye doğru

Bu üç yorum bir araya geldiğinde, savaş Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki ilişkiyi zayıflatan bir faktör olarak görünmekten ziyade, bu ilişkinin yönetildiği ortamda daha derin bir dönüşümü ortaya koyuyor. Uzun süredir enerji boyutuyla sınırlandırılan bu ilişki, bugün daha geniş bir çıkar ağı olarak ortaya çıkıyor; ancak krizlerin baskısı altında, eskisi gibi istikrarlı bir koruma sağlamayan bir dünyada, daha istikrarlı ve düzenli kurallar arayışına itiliyor.

Çin'in yaklaşımı, ABD'nin rolüne ilişkin belirsizliğin arttığı bir dönemde, mutlak ikameden ziyade, uzun vadeli ortak olarak konumunu sağlamlaştırmaya yönelik sakin bir yatırım gibi görünüyor.

Ancak bu dönüşümlere gerçek anlamını kazandıran, yalnızca Çin ile ilişkinin evrimi değil, İran savaşının ışık tuttuğu karşıt bağlamdır. ‘Önce Amerika’ yaklaşımı, müttefikler üzerindeki artan baskıyı ve taahhüt önceliklerinin yeniden düzenlenmesini yansıtırken, geleneksel ilişkinin özelliklerini sürdürmenin maliyetinin kademeli olarak kalıcı yüke dönüşebileceğine dair açık bir sinyal veriyor. Bu durum, yeniden denge arayışı ya da köklü dönüşüm sürecini daha belirgin ve gerçekçi bir seçenek haline getiriyor.

dfvfd
Katar’ın başkenti Doha'daki sanayi bölgesinde İran'ın düzenlediği iddia edilen bir hava saldırısı sonucu yükselen dumanların önünden geçen araçlar, 1 Mart 2026 (AFP)

Bu bağlamda Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki yakınlaşma farklı bir boyut kazanıyor. Bu da Körfez ülkelerinin ilişkilerini dengelemeye ve doğrudan çıkarlara daha sıkı bağlı, siyasi dalgalanmalara karşı daha az kırılgan ortaklıklar kurmaya çalıştığı daha kapsamlı bir yeniden konumlanmanın parçası olarak değerlendiriliyor.

Öte yandan Çin’in yaklaşımı, ABD'nin rolüne ilişkin belirsizliğin arttığı bir dönemde, mutlak ikameden ziyade, uzun vadeli ortak olarak konumunu sağlamlaştırmaya yönelik sakin bir yatırım gibi görünüyor. Bu da uzun vadede güvenilir bir ortak olarak konumunu pekiştirme çabası şeklinde değerlendirilebilir.

Ancak bu dönüşümün yalnızca Çin’in rolünün yükselişiyle değil, aynı zamanda eski düzenin önceden olduğu gibi güvenilir olmaktan uzaklaşmasıyla da ölçülmesi, en önemli çelişki haline geldi. Büyük güçler önceliklerini yeniden düzenlerken, Körfez ülkeleri bugün, dış dengelerini yönetmekle sınırlı olmayan, çıkarların değil taahhütlerin mantığına göre şemsiyelerin kurulduğu bir dünyada ekonomik güvenlik kavramını yeniden şekillendirme yeteneklerine uzanan farklı bir sınavla karşı karşıya.



Prens Harry’den Ukrayna’ya sürpriz ziyaret

Prens Harry Kiev tren istasyonundan bulunduğu ana ait bir kare (Reuters)
Prens Harry Kiev tren istasyonundan bulunduğu ana ait bir kare (Reuters)
TT

Prens Harry’den Ukrayna’ya sürpriz ziyaret

Prens Harry Kiev tren istasyonundan bulunduğu ana ait bir kare (Reuters)
Prens Harry Kiev tren istasyonundan bulunduğu ana ait bir kare (Reuters)

İngiliz Prens Harry, Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşa dikkat çekmek amacıyla Kiev’i ziyaret etti. Alman Haber Ajansı’nın aktardığına göre Harry, “kendi ülkesindeki ve dünyanın dört bir yanındaki insanlara” savaşı hatırlatmak istediğini belirtti.

İngiliz Haber Ajansı ise ITV News’ün, Harry’nin Perşembe sabahı Polonya’dan trenle Kiev’e varışını görüntülediğini bildirdi. Görüntülerde Harry’nin tren istasyonunda perondaki insanları selamladığı görüldü.

drgrftbgr
Prens Harry, Kiev tren istasyonuna varışında bir kadına sarılıyor (Reuters)

Prens Harry, ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, “Ukrayna’ya geri dönmek güzel” dedi.

Harry ayrıca, “kendi ülkesindeki ve dünya genelindeki insanlara Ukrayna’nın karşı karşıya olduğu durumu hatırlatmak” istediğini vurgulayarak, son derece zor koşullar altında her gün ve her saat olağanüstü çaba gösteren siviller ve ortaklara destek vermek istediğini ifade etti.

Ukrayna’yı “Avrupa’nın doğu kanadını cesaretle ve başarıyla savunan bir ülke” olarak nitelendiren Harry, “Bunun önemini göz ardı etmemek gerekiyor” dedi.


İran Armadası: Tahran donanmasını yitirse de hala boğazları kapatma gücüne sahip

ABD Savunma Bakanlığı'nın 4 Mart 2026'da yayımladığı videodan bir kare. Görüntüde ABD Donanması’na ait bir denizaltıya ait periskop dürbününden, Hint Okyanusu'nda bir İran savaş gemisinin ateş edilerek batırıldığı an görülüyor (AFP)
ABD Savunma Bakanlığı'nın 4 Mart 2026'da yayımladığı videodan bir kare. Görüntüde ABD Donanması’na ait bir denizaltıya ait periskop dürbününden, Hint Okyanusu'nda bir İran savaş gemisinin ateş edilerek batırıldığı an görülüyor (AFP)
TT

İran Armadası: Tahran donanmasını yitirse de hala boğazları kapatma gücüne sahip

ABD Savunma Bakanlığı'nın 4 Mart 2026'da yayımladığı videodan bir kare. Görüntüde ABD Donanması’na ait bir denizaltıya ait periskop dürbününden, Hint Okyanusu'nda bir İran savaş gemisinin ateş edilerek batırıldığı an görülüyor (AFP)
ABD Savunma Bakanlığı'nın 4 Mart 2026'da yayımladığı videodan bir kare. Görüntüde ABD Donanması’na ait bir denizaltıya ait periskop dürbününden, Hint Okyanusu'nda bir İran savaş gemisinin ateş edilerek batırıldığı an görülüyor (AFP)

Ömer Harkus

İran Donanması, ABD/İsrail ve İran arasındaki savaşta onlarca yıl sonra en ağır darbelerini aldı. Donanmaya ait yaklaşık 150 unsur hizmet dışı kalırken aralarında İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri ile DMO Deniz Kuvvetleri İstihbarat Şefi Behnam Rızai’nin de bulunduğu yüzlerce denizci hayatını kaybetti. Tengsiri, Hürmüz Boğazı'nı kapatma doktrininin mimarı olarak kabul ediliyordu.

Öte yandan İran donanmasının büyük bölümünü kaybetmek İran'ın denizdeki kapasitesinin sona erdiği anlamına gelmiyor. Tahran'ın 1980'lerdeki Tanker Savaşı'ndan bu yana inşa ettiği doktrin, büyük gemilerden ziyade hızlı botlar, deniz mayınları ve hayati geçitleri sekteye uğratma kapasitesi gibi erişilebilir engelleme araçlarına dayanıyordu.

İran'ın geleneksel deniz gücü açısından yaşadığı kayıplar, boğazı kapatma ya da düşük maliyetle deniz trafiğini aksatma kapasitesini ortadan kaldırmıyor.

Mart ayındaki saldırıların ardından DMO, ‘sivrisinek filosu’ olarak adlandırılan taktiğe başvurdu. Bu taktik; ağır ateş gücü yerine sayıya, hıza ve dağılmaya dayanan onlarca küçük ve hızlı hafif füze ya da makineli tüfekle donanmış botun eş zamanlı olarak gemilere ve tankerlere saldırması temeline dayanıyor.

Bu taktiğin etkinliği, dar geçitlerde baskı aracı olarak işe yarasa da ABD’nin teknolojik ve hava üstünlüğü karşısında sınırlı kalıyor.

Bu savaşın en çarpıcı saldırıları arasında İran Donanması'nın 4 Mart'ta maruz kaldığı darbe öne çıkıyor. O gün Hint Okyanusu'nda su altında meydana gelen bir patlama, Tahran'ın en büyük deniz yayılma hırslarından biri olan ve İran askeri sanayisinin gururu ile ülkenin uzak denizlere ulaşma kapasitesinin simgesi sayılan IRIS Dena fırkateyninin sonunu getirdi. Bir Amerikan saldırı denizaltısından fırlatılan torpido darbesiyle vurulan fırkateyn, Sri Lanka açıklarında okyanus dibine battı.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth bu operasyonu ‘sessiz ölüm’ olarak nitelendirdi. ABD, bu operasyonla İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ilk kez bir savaş gemisini torpidoyla batırdı. IRIS Dena'nın ve ardından gelen diğer İran fırkateynlerinin imha edilmesi, İspanyol Armadası’nın 1588 yılındaki çöküşü ve 1805'teki Trafalgar Muharebesi gibi tarihteki büyük donanmaların sonunu akla getirdi. Modern teknoloji bu kez de sayısal üstünlüğü geride bıraktı.

ABD Donanması, operasyonun ilk günlerinden itibaren bir denizaltı dahil İran'a ait tüm büyük deniz araçlarını imha etti. İran Donanması'nın komuta merkezi de hava ve füze saldırılarında yerle bir edildi.

IRIS Dena fırkateyni, o gün sabaha karşı, Sri Lanka'nın Galle kentinin yaklaşık 40 deniz mili güneyindeki bir konumdan acil yardım çağrısı gönderdi. Hindistan'daki çok uluslu deniz tatbikatı MILAN 2026’ya katıldıktan sonra İran'a dönüş yolunda olan gemi, uluslararası sularda seyrediyordu ve Körfez ile Umman (Arap) Denizi'ndeki çatışma ortamından uzakta güvende olduğunu sanıyordu.

Sri Lanka Donanması'nın görüntüleri ve raporları, geminin doğrudan isabet aldığını ve hızla battığını ortaya koydu. Bu durum mürettebatın büyük çoğunluğunun can sallarına ulaşmasını engelledi ve pek çoğu hayatını kaybetti. Sri Lanka, yardım sinyalini alır almaz bölgeye hava ve deniz kuvvetleri gönderdi; ancak gemi, ekipler ulaşmadan tamamen dalgaların altında kaybolmuştu.

Ancak IRIS Dena'nın batırılması tek başına bir olay değildi. Bu hamle, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) İran'ın askeri kapasitesini tamamen etkisiz hale getirmeye yönelik başlattığı stratejinin bir parçasıydı. Söz konusu strateji, Tahran'ın yirmi yıl boyunca geliştirdiği savaş gemilerini ya da ‘İran Armadasını’ imha etmeye yoğun biçimde odaklanıyordu.

Deniz varlıklarının imhası

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD Donanması, operasyonun ilk günlerinden itibaren bir denizaltı dahil İran'a ait tüm büyük deniz araçlarını imha etti. İran Donanması komuta merkezi hava ve füze saldırılarında yerle bir edilirken ikinci bir denizaltı etkisiz hale getirildi ve ardından Devrim Muhafızları'nın gizli deniz üssü imha edilerek komutanları hayatını kaybetti.

CENTCOM, modern insansız hava aracı taşıyıcısı Şehid Bakıri gemisi, Cemaran fırkateyni ve gelişmiş muharebe gemisi Kasım Süleymani dahil olmak üzere çok sayıda savaş gemisinin ya batırıldığını ya da etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

Genelkurmay Başkanı General Dan Caine'in açıklamalarına göre operasyon, bölgedeki İran'ın ana deniz varlığını etkisiz kılmayı başardı; İran gemileri Hürmüz Boğazı, Umman Körfezi ve Arap Denizi'nden çekildi.

İran’ın denizdeki tacının incisi olan IRIS Dena fırkateyni

IRIS Dena, İran’ın Bender Abbas tersanelerinde yerli olarak inşa edilen füze fırkateynlerinin Mevç sınıfının zirvesini temsil ediyordu. 2015 yılında denize indirilen ve 2021 yılında fiilen hizmete giren gemi, İran askeri sanayisi açısından devrim niteliğinde kabul edilen teknolojilerle donatılmıştı. Toplamda bir buçuk ton deplasmanıyla öne çıkan gemi, maksimum 30 knot hız sağlayan dört motora, 300 kilometre menzilli 360 derece kapsama alanına sahip üç boyutlu radar sistemlerine, gemisavar ve hava savunma füzelerine, dikey fırlatma sistemine ve Amerikan silah sistemlerine benzer ana toplara sahipti.

Bu donanım, geminin 2023'te tarihi bir dünya turu gerçekleştirmesine imkân tanımıştı. Ne var ki savunma sistemleri ve sonarı, onu okyanus derinliklerinden vuran Amerikan torpidosunu tespit edip etkisiz hale getirmeye yetmedi.

“Sessiz ölüm”

ABD Savaş Bakanı Hegseth’nin Irıs Dena'ya yönelik saldırıyı ‘sessiz ölüm’ olarak nitelendirmesi, Mark 48 torpidosunun gemileri imha etme biçimine atıftı. Bu silah yalnızca patlayıcı bir mermi değil; su altında taktik kararlar alabilen özerk bir sistem. Torpido, geminin gövdesine doğrudan çarpmak yerine "omurga altı patlaması" olarak bilinen yıkıcı bir fizik ilkesine dayanıyor. Bu doğrultuda geminin ortasının hesaplanmış bir derinliğinde patlayacak şekilde programlanıyor.

“ABD, İran'ın karşılık veremeyeceği mesafelerden İran filosunu parçalamak için hassas güdümlü füzeler, B-2 bombardıman uçakları ve uzun menzilli torpidolar kullandı.

Patlama önce devasa bir gaz balonu oluşturuyor, ardından gemi, balonun basıncıyla yukarı kalkarak aşırı yapısal zorlanmaya maruz kalıyor. Üçüncü aşamada ise balon hızla çöküyor; bu esnada geminin ortası su desteğinden yoksun kalırken baş ve kıç taraflar su tarafından desteklenmeye devam ediyor. Bu durum yerçekiminin etkisiyle geminin ‘omurgasının’ kırılmasına yol açıyor. İşte bu yüzden gemi ikiye bölünüp saniyeler içinde battı.

İspanya Donanması

‘Armada’ kavramı genellikle güç gösterisi ve hakimiyet kurmak amacıyla inşa edilen ancak çoğunlukla beklenmedik gelişmeler karşısında çöküşe geçen büyük filolar için kullanılıyor. İspanya Kralı 2. Felipe, 1588 yılında İngiltere'yi fethetmek için 130 gemiden oluşan ‘Büyük Armada’yı harekete geçirdi. Çünkü gemilerin büyüklüğünün ve sayısal üstünlüğün zaferi garantileyeceğine inanıyordu.

İspanya'nın yenilgisi, İran Donanması'nın maruz kaldığına benzer bir teknolojik uçurumun sonucuydu. İngiliz gemileri, ağır İspanyol kalyonlarına kıyasla çok daha hızlı ve manevra kabiliyeti yüksekti. Benzer biçimde IRIS Dena ve Cemaran gibi İran fırkateynleri, yeni olmalarına karşın yüzey radarlarınca görülemez kılan teknolojik gizlilik kapasitesine sahip Amerikan denizaltıları için kolay hedefler oldu.

vfdf
ABD'nin Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln, Arap Denizi'nden geçerken, 31 Ocak 2026 (AFP)

İngilizlerin Kale açıklarında İspanyol filosunu dağıtmak için ‘ateş gemileri’ (donanmaları yakmak için kullanılan yangın gemileri) kullanması gibi, güdümlü torpidolar da İran mürettebatını uluslararası sularda bile güvensiz hissettiren bir ‘korku silahı’ işlevi gördü.

İngilizler, 1588 yılında daha uzun menzilli toplar sayesinde İspanyolların ateş menzili dışından onları bombalayarak üstünlük sağladı. Günümüzdeki operasyonda ise ABD, İran'ın karşılık veremeyeceği mesafelerden İran filosunu parçalamak için hassas güdümlü füzeler, B-2 bombardıman uçakları ve uzun menzilli torpidolar kullandı.

Trafalgar Muharebesi

İspanya'daki Cap Trafalgar açıklarında gerçekleşen Trafalgar Muharebesi anılmadan bu karşılaştırma tamamlanamaz. İsim Arapça ‘Taraf el-Gar’ ya da ‘Taraf el-Garb’ ifadesinden geliyor. Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart'ın İngiliz Amiral Horatio Nelson karşısında denizde yenilgiye uğradığı noktayı coğrafi olarak simgeliyor. İngiliz Amiral, ‘Nelson'ın dokunuşu’ adıyla ün salan alışılmışın dışında bir taktik benimsedi. Geleneksel paralel saldırı düzeni yerine düşman gemi hattına dik açıyla saldırarak dönemin hakim askeri kurallarını alt üst etti. Bu taktik, İngiliz mürettebatın beceri üstünlüğünün ortaya çıkmasına zemin hazırlayacak ‘kaotik bir çatışma’ ortamı yaratmayı hedefliyordu.

İran Armandası’nın bir aydan kısa bir sürede çöküşü olarak nitelendirilen bu gelişme, Tahran'ın rekabetçi bir küresel deniz gücü olma hedefine ağır bir darbe indirdi.

CENTCOM da bu saldırıda, Nelson'ın dokunuşu taktiğini modern bir versiyonuyla uyguladı. İlk 24 saat içinde binden fazla hedefi vuran koordineli ve kapsamlı bir saldırı başlatan CENTCON, bu hamleyle İran komuta yapısını felç etti. Ancak İran, hayatını kaybeden komutanların yerini hızla doldurarak savaşı yönetme yeteneğini yeniden kazandı.

Nelson'ın Fransız komuta gemisi Bucentaure’u hedef alması gibi, ABD de muharebenin ilk anlarında İran’ın Dini Lider, Ali Hamaney'in külliyesini ve DMO komuta merkezini hedef aldı. Nelson, komutanlarına ‘bir komutan gemisini düşman gemisinin yanına koyarsa hata yapamaz’ düsturuyla serbest hareket yetkisi tanımıştı.

2026 yılında ise Amerikan denizaltılarına ve hava birliklerine, tespit edilen her İran hedefini vurmalarına olanak sağlayan cesur kurallar tanındı. Bu durum büyük İran deniz unsurlarının etkisiz hale getirilmesiyle sonuçlandı.

Bir dönemin sonu ve başka bir dönemin başlangıcı

İran Armandası’nın bir aydan kısa bir sürede çöküşü olarak nitelendirilen bu gelişme, Tahran'ın rekabetçi bir küresel deniz gücü olma hedefine ağır bir darbe indirdi. 1588 ve 1805 yıllarındaki deniz muharebeleri de niteliksel teknolojik üstünlük ve ‘derinlikleri’ kontrol etme kapasitesi olmaksızın yalnızca büyüklük ve sayıya dayanan filolar, büyük çatışmalarda başarısızlığa mahkum olduğunu kanıtlıyor.

fdfdvfd
DMO Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri, İran'ın Arap Körfezi'ndeki bir Devrim Muhafızları üssünde birlikleri teftiş ederken, 2 Kasım 2025 (AP)

Görünen o ki denizlere hakim olmanın yolu İHA’lardan değil, halen su altından geçiyor. ‘Sessiz ölüm’ ise deniz savaşlarının en ölümcül silahı olmayı sürdürüyor. Körfez'de çöken İran'ın deniz varlığı değil, onun geleneksel biçimiydi.

İran'ın gerçek tehdidi ise gölgeye çekildi. Burada güç artık gemi sayısıyla değil, savaşın maliyetini yükseltmek için geçiş yollarını kesme ve sekteye uğratma kapasitesiyle ölçülüyor. Bu durum ABD Başkanı Donald Trump'ı İran'ı daha kapsamlı bir abluka ile kuşatmaya itti.


ABD hangi İran ile görüşüyor?

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve müzakerelerin tıkanmasıyla aynı zamanda, Ruhullah Humeyni, Ali Hamaney ve Mücteba Hamaney'in posterlerinin görülmesiyle birlikte Tahran'daki kriz tırmanıyor, 19 Nisan 2026 (AFP)
Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve müzakerelerin tıkanmasıyla aynı zamanda, Ruhullah Humeyni, Ali Hamaney ve Mücteba Hamaney'in posterlerinin görülmesiyle birlikte Tahran'daki kriz tırmanıyor, 19 Nisan 2026 (AFP)
TT

ABD hangi İran ile görüşüyor?

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve müzakerelerin tıkanmasıyla aynı zamanda, Ruhullah Humeyni, Ali Hamaney ve Mücteba Hamaney'in posterlerinin görülmesiyle birlikte Tahran'daki kriz tırmanıyor, 19 Nisan 2026 (AFP)
Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve müzakerelerin tıkanmasıyla aynı zamanda, Ruhullah Humeyni, Ali Hamaney ve Mücteba Hamaney'in posterlerinin görülmesiyle birlikte Tahran'daki kriz tırmanıyor, 19 Nisan 2026 (AFP)

Ortadoğu, son günlerde birbirini takip eden keskin değişim dalgalarına sahne oldu ve bu sahne artık çok tanıdık hale geldi. 17 Nisan'da Donald Trump, Hürmüz Boğazı'nın seyrüsefere açık olduğunu duyurdu ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de bu duyuruyu teyit etti. Ne var ki İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı medya kuruluşları, aynı gün Arakçi'yi boğazın açılması konusunda gereken şartları göz ardı ettiği için eleştirdi. Ertesi gün, bir askeri sözcü boğazın tekrar kapatıldığını ve geçmeye çalışan birkaç gemiye ateş açıldığını söyledi. Trump, boğazı tekrar kapatma hamlesini alaya alarak, bizzat ABD ambargosunun boğazın İran gemilerine kapalı kalması için yeterli olduğunu dünyaya hatırlattı. 20 Nisan'da ise Trump, ABD Donanmasının bir İran kargo gemisine ateş açtığını ve gemiyi ele geçirdiğini söyledi.

Sadece bir gün önce, ABD heyetinin İranlılarla daha fazla görüşme yapmak üzere Pakistan'ın başkenti İslamabad'a döneceğini duyurmuş ve müzakerelerin başarısız olması durumunda İran'daki sivil altyapıyı bombalama tehdidini yinelemişti.

Trump açısından, tutarsız davranışları artık şaşırtıcı değil. Ancak en dikkat çekici olan, İslam Cumhuriyeti içindeki şiddetli güç mücadelesini ortaya koyan İran'dan gelen çelişkili mesajlar. Ülke, 47 yıllık tarihinde ikinci kez, mevcut ve mutlak yetkiye sahip bir Dini Liderden yoksun durumda. Bir gözlemci bu sahneyi, 1979 İran Devrimi'nin çalkantılı ilk aylarını anımsatan karmaşık güç mücadelesine benzetiyor.

fvr
USS Gerald R. Ford uçak gemisi, İran'a karşı gerilimin devamı olarak Doğu Akdeniz'deki askeri operasyonlara katılıyor, 2 Mart 2026 (Reuters)

Resmi medya kuruluşları, İranlı yetkililerin şu anda barış görüşmelerine yeniden başlamaya meyilli görünmediklerini bildiriyor. Ancak bu ruh hali değişirse, İslamabad'a giden Amerikan heyeti çok önemli bir soruyla karşı karşıya kalacak: Tam olarak kiminle görüşecekler?

İran'dan gelen çelişkili mesajlar, İslam Cumhuriyeti içindeki şiddetli bir güç mücadelesini ortaya koyuyor

11-12 Nisan'da İslamabad'da yapılan ilk görüşme turu, İran'ın iç gerilimlerine dair aydınlatıcı bir bakış sundu. Amerika Birleşik Devletleri ile görüşmeye gönderilen İran heyetleri genellikle küçük, disiplinli ve titizlikle hazırlanmış olurdu. İslamabad'a giden heyet ise bunun tam tersiydi. Yaklaşık 80 İranlıdan oluşan heyetin yaklaşık 30'u karar verici olarak tanıtıldı. Bunlar arasında, Obama yönetimiyle imzalanan 2015 nükleer anlaşmasının detaylarını belirlemeye yardımcı olan deneyimli diplomat Mecid Taht Revançi ile ABD'yi “kuduz sarı köpek” olarak nitelendiren ve herhangi bir anlaşmayı teslimiyet olarak görüp alaya alan sertlik yanlısı Mahmud Nabavian da vardı.

Heyet üyeleri arasındaki tartışmalar o kadar kızıştı ki, Pakistanlı arabulucuların Amerikalılar ile olduğu kadar İranlılar arasında da arabuluculuğa zaman ayırdıkları bildirildi. Hatta gerilim yükselince, ev sahipleri ara verilmesini istedi.

Bu gerilimin bir nedeni de zirvede oluşan güç boşluğu. 37 yıldır Dini Lider olan Ali Hamaney'i öldüren ABD-İsrail hava saldırısından yedi hafta sonra, halefleri henüz cenaze töreni için bir tarih bile belirlemedi. Oğlu ve halefi olarak belirlenen Mücteba Hameney'in ya sağlığının görevini yerine getiremeyecek kadar kötü durumda olduğu ya da yetkisini kullanamayacak kadar zayıf olduğu düşünülüyor.

dsbgfrbg
İslamabad'da Şahbaz Şerif, Asım Münir ve İshak Dar, J.D. Vance liderliğindeki ABD heyetiyle savaşı sona erdirmek için yapılacak görüşmeler öncesinde Muhammed Bakır Kalibaf ve Abbas Arakçi ile bir araya geldi, 11 Nisan 2026 (AFP)

İsrail'in savaşları ve suikastları da ordunun üst düzey yetkililer arasındaki destek tabanının aşınmasına katkıda bulundu. Onların yerini alanlar, İran'ın ABD ve İsrail'in ortak saldırılarına karşı koymak için komuta ve kontrolü merkezsizleştirme yoluna başvurduğu savaş sırasında kazandıkları özerklik marjından vazgeçmeye daha az istekli görünüyorlar.

Merhum Dini Lider'in oğlu ve halefi olarak belirlenen Mücteba Hameney'in ya sağlığının görevini yerine getiremeyecek kadar kötü durumda olduğu ya da yetkisini kullanamayacak kadar zayıf olduğu düşünülüyor

8 Nisan'da ateşkes ilan edildiğinden beri, rejimin savaş zamanındaki birliği aşınmaya başladı. Resmi olarak güç cumhurbaşkanı, meclis başkanı ve güvenlik teşkilatlarının başkanlarını içeren Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'nin elinde. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf baş müzakereci olarak atandı ve Abbas Arakçi de yardımcısı oldu. Ancak, müzakere konusunda istekli olmaları, özellikle İslam Cumhuriyeti'ni korumakla görevli 190 bin kişilik güç olan Devrim Muhafızları Ordusu'nun tepkisini çekti. Şarku’l Avsat’ın The Economist’ten aktardığı analize göre dış gözlemciler için bu bölünme, Hürmüz Boğazı'ndaki durumla ilgili son iki günde yapılan çelişkili açıklamalarda açıkça görülüyordu.

İran içinde, militarizmin giderek arttığının bir işareti olarak, Devrim Muhafızları ile bağlantılı ağlar tarafından geceleyin mobilize edilen rejim yanlısı kalabalıklar, Arakçi ve Kalibaf'ı bizzat anarak kınamaya başladı. Görünüşe göre, askeri üniforma giymiş kişiler tarafından okunan askeri bildiriler, dini vaazların yerini alıyor.

Hatta katı tesettür kuralları bile gevşemeye başlıyor. Yakın zamanda düzenlenen bir mitingde, başörtüsü takmayan bir kadın sloganları belirleyerek, kadınların erkekleri yönlendirip tek başına slogan atmasına karşı 40 yıldır süregelen yasağı yıktı. Militarizmin giderek arttığının bir diğer işareti olarak Devrim Muhafızları'na bağlı medya kuruluşları, 1 Mayıs'ta yapılması planlanan belediye seçimlerinin ertelenmesi fikrini gündeme getirdi.

bf
İki haftalık ateşkesin ilan edilmesinin ardından, gerilimin akıbeti beklentisiyle Tahran'da düzenlenen bir halk toplantısı, 8 Nisan 2026 (Reuters)

Bazıları bu gürültüyü temelde taktiksel, sert bir muhalefet sergileyerek taviz koparma aracı olarak görüyor. Zira İran içindeki bölünmeler, devrimin kendisi kadar eski. Başından beri, liderleri ABD ile mücadelenin mi, yoksa onunla ateşkesin mi daha iyi olduğu konusunda bölünmüştü. Ancak bugün savaş, pragmatik siyasi ve ulusal çıkar düşünceleriyle hareket eden milliyetçiler ile devrim ideolojisine bağlı İslamcılar arasında yeni bir ayrılığı derinleştiriyor gibi görünüyor.

Militarizmin giderek arttığının bir diğer işareti olarak, Devrim Muhafızları'na bağlı medya kuruluşları, 1 Mayıs'ta yapılması planlanan belediye seçimlerinin ertelenmesi fikrini gündeme getirdi

Maddi çıkarlar durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Yıllar içinde, yaptırımları aşmak için aracı haline gelen bir general sınıfı ortaya çıktı. Bu generallerin, ekonomiye uygulanan ABD yaptırımlarını atlatmaktan önemli kârlar elde ettiklerine inanılıyor. Mücteba Hameney ve Kalibaf'a bağlı ağların dış gayrimenkul portföylerini kontrol ettiğine inanılıyor ki, bu durum medyanın da dikkatini çekti. Baba Hameney'in vefatıyla birlikte, daha önce marjinalleştirilmiş figürler, her biri farklı müttefiklerle, farklı ajandalarla ve talep edecekleri bir güç payıyla yeniden ön plana çıktılar.

Her grubun, müzakerelerin önündeki başlıca engeller konusunda kendi bakış açısı var; bunların başında da nükleer program, Basra Körfezi'nin kontrolü ve İran'ın bölgesel vekillerinin rolü geliyor. Milliyetçiler, yaptırımların hafifletilmesi karşılığında bu vekil ağlarından vazgeçmekte istekliyken, İslamcılar bunları “direnişin” omurgası olarak görüyor.

Milliyetçiler için nükleer eşiğe yaklaşmak saldırılara açık davetiye iken, Kuzey Kore modelinden ilham alan İslamcılar, caydırıcılık için nükleer silah elde etmeyi hedefliyor. Hürmüz Boğazı'nın kontrolüne gelince, pragmatistler tarafından Körfez Arap devletleriyle daha geniş bir güvenlik anlaşması için kaldıraç olarak görülürken, ideologlar bunu İran hegemonyası altında şantaj için kazançlı bir yol olarak görüyor.

ergrf
İran Devrim Muhafızları, Ermenistan ve Azerbaycan sınırlarına yakın olan kuzeybatı İran'ın Aras bölgesinde tatbikat yapıyor, 20 Ekim 2022 (AFP)

15 Nisan'da Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir, bu farklı taraflar arasında ortak bir zemin bulmak için Tahran'a geldi. Rejimin yaklaşık 270 milyar dolar olarak tahmin ettiği savaşın verdiği zararı onarma ihtiyacı, daha fazla odaklanma sağlayabilir. Ancak İran'ın müzakere masasına geri dönmesi, eğer gerçekleşirse, heyet içindeki derin bölünmelerin bir anlaşmaya varmayı son derece zorlaştırdığı ve Amerika Birleşik Devletleri ile herhangi bir uzlaşının hızla çökmesine yol açabileceği gerçeğini ortadan kaldırmayacaktır.