Uluslararası hukuk ile güç mantığı arasında: Nasıl bir dünya şekilleniyor?

İdeal olan sadece çok kutuplu değil, aynı zamanda çok taraflı bir dünya

New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Merkezi... Bayraklar, ülkeler ve bitmek bilmeyen anlaşmazlıklar (Reuters)
New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Merkezi... Bayraklar, ülkeler ve bitmek bilmeyen anlaşmazlıklar (Reuters)
TT

Uluslararası hukuk ile güç mantığı arasında: Nasıl bir dünya şekilleniyor?

New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Merkezi... Bayraklar, ülkeler ve bitmek bilmeyen anlaşmazlıklar (Reuters)
New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Merkezi... Bayraklar, ülkeler ve bitmek bilmeyen anlaşmazlıklar (Reuters)

Antoine el-Hac

Ortadoğu’da son dönemde yaşanan gelişmeler ve bunlara eşlik eden jeopolitik şoklar ile ekonomik sıkıntılar, on yıllardır uluslararası ilişkileri şekillendiren yapının kırılganlığını gözler önüne serdi. Krizler artık birbirinden ayrı ya da geleneksel yöntemlerle sınırlandırılabilir olmaktan çıkmış durumda; aksine, coğrafi sınırları aşan ve küresel sistemi bütünüyle etkileyen, birbirine bağlı ve zincirleme sonuçlar üreten bir nitelik kazanmış bulunuyor. Bu bağlamda, çok kutuplu olduğu varsayılan ve çok taraflı olmasını arzu ettiğimiz uluslararası düzenin çözülme sürecine girdiğine, daha yüksek düzeyde bir istikrarsızlık, düzensizlik ve muhtemelen yakın gelecekte kapsamlı bir kaos döneminin başladığına yönelik kanaat giderek güçleniyor.

Bu dönüşüm sürecinde, ‘çok kutupluluk’ kavramı ve bunun ne anlama geldiği meselesi de kaçınılmaz olarak gündeme geliyor. Bu kavram, uluslararası ilişkilerin dinamiklerini açıklayan teorik bir çerçeve mi, yoksa daha adil bir küresel düzenin inşası için işlevsel bir araç mı? Gerçekte, bu kavrama dair tek ve ortak bir tanımın bulunmaması -onu savunan ülkeler arasında bile- derin görüş ve çıkar farklılıklarının varlığına işaret ediyor.

Hürmüz Boğazı’ndaki bir yük gemisi... Yeni bir çatışmanın sahnesi haline gelen su yolu (Reuters)Hürmüz Boğazı’ndaki bir yük gemisi... Yeni bir çatışmanın sahnesi haline gelen su yolu (Reuters)

Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasından bu yana uzun süre ‘tek kutuplu güç’ konumunu elinde bulunduran ABD, geleneksel olarak çok kutupluluğu stratejik konumuna yönelik bir tehdit olarak görmekte. Buna karşılık Rusya ve Çin, bu kavramı ABD etkisini dengelemeye yönelik bir araç olarak değerlendirmekte; ancak Moskova hızlı bir dönüşümü savunurken, Pekin daha kademeli bir geçişi tercih eden farklı yaklaşımlar benimsemekte. Öte yandan Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika gibi diğer yükselen güçler ise çok kutupluluğu, dış politika alanındaki hareket serbestilerini genişletme ve uluslararası sistemi içeriden reforme etme imkânı olarak görmekte.

Buna karşılık Avrupa, bu kavramı tamamen reddetmek ya da yalnızca Amerikan etkisini zayıflatmaya yönelik bir araç olarak görmek yerine yeniden değerlendirme zorunluluğuyla karşı karşıya kalmakta. Özellikle son yıllarda Atlantik’in iki yakası arasında ticari ilişkiler konusunda ortaya çıkan görüş ayrılıkları ve hatta çatışmalar ile dört yılı aşan Ukrayna savaşı, bu ihtiyacı daha da belirgin hale getirdi.

Teoriler ve pratik adımlar arasında

Çok kutupluluk, yaşanan dönüşümleri anlamak ve bunlarla başa çıkma yolları geliştirmek için ortak bir çerçeve sunabilir. Ancak aynı zamanda farklı siyasi yükler ve değişken ekonomik hedefler taşıdığı için bu sürecin yönü ve sonuçları ciddi riskler de barındırmakta.

Bu nedenle yalnızca teorik tartışmalara dahil olmak yeterli değil; uluslararası sistemin ticaret, sağlık, enerji ve iklim gibi hayati alanlarda reforme edilmesine yönelik somut adımların atılması gerekiyor. Ayrıca tek kutupluluğa yönelik yaygın itirazlar ve çok taraflı bir dünya düzeni çağrılarının artması, derin yapısal reform ihtiyacına işaret ediyor. Bu da devletler arasında yeni müzakere mekanizmalarının devreye sokulmasını zorunlu kılıyor. Bununla birlikte, böyle bir dönüşümün gerçekleşebilmesi için öncelikle dünyanın geleceğine dair net bir vizyonun ortaya konması gerekiyor. Bu vizyon, iş birliğine hazır aktörlerin belirlenmesini ve son derece karmaşık bir dünyaya uyum sağlayabilecek kurumların inşasını mümkün kılacaktır. Bu karmaşıklığın temelinde ise zengin toplumların servet biriktirme eğilimi ile yoksul toplumların hayatta kalmayı sağlayacak imkânlara erişme mücadelesi arasındaki derin uçurum yer alıyor. Bu iki uç arasında ise bir yandan yükselme umudunu taşıyan, diğer yandan aşağı doğru kayma ve daha alt bir sınıfa düşme korkusu yaşayan orta gelirli toplumlar bulunuyor.

Ukrayna’nın Dnipro kentinde Rus saldırısının ardından meydana gelen yıkım... Dört yıldır süren savaş (Reuters)Ukrayna’nın Dnipro kentinde Rus saldırısının ardından meydana gelen yıkım... Dört yıldır süren savaş (Reuters)

Karar vericiler arasında genel bir uzlaşı bulunduğu görülüyor: Dünya, başta teknolojik gelişmelerin etkisiyle hızlanan ve derinleşen kapsamlı dönüşümlerden geçiyor. Ancak mevcut dönemin niteliğine ilişkin yaklaşımlar farklılık gösteriyor. Bazı ülkeler dünyanın halihazırda çok kutuplu bir yapıya geçtiğini savunurken, bazıları bu sürecin kademeli olarak bu yöne evrildiğini öne sürüyor. Bir diğer kesim ise mevcut durumu, belirsizlik ve istikrarsızlıkla karakterize edilen açık uçlu bir geçiş aşaması olarak değerlendirmekte. Dolayısıyla bir diğer temel tartışma, bu dönüşümlerin beraberinde olumlu fırsatlar mı sunduğu, yoksa giderek artan ve derinleşen riskler mi barındırdığı sorusu etrafında şekilleniyor.

Yaklaşımlar ve bakış açıları

Bu bağlamda Rusya ve Çin, çok kutupluluk kavramını uluslararası dengeleri değiştirmek, küresel güç dağılımını yeniden şekillendirmek ve ABD’nin küresel hâkimiyetine meydan okumak için bir araç olarak kullanıyor. Pekin’deki siyasi elitler, uluslararası sistemin ABD merkezli tek kutupluluktan daha çoğulcu bir düzene doğru kademeli olarak geçiş yaptığını düşünüyor. Bu yaklaşım, Çin resmî söyleminde sıkça yer alan “Dünya, son yüzyılda görülmemiş derin değişimler yaşıyor” ifadesinde özetleniyor. Antoine el-Hac'ın Şarku'l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu söylem, Çin’in küresel bir güç olarak yükselişine yön veren düşünsel çerçevenin de bir parçası haline gelmiştir. Çin perspektifine göre bu süreç, ABD’nin etkisinin görece zayıflamasıyla bağlantılı olup, daha dengeli bir uluslararası sisteme geçişin hem fırsatlarını hem de zorluklarını beraberinde getirmektedir.

Rusya ise yaşanan dönüşümü daha radikal bir şekilde yorumluyor. Moskova’ya göre mesele yalnızca Amerikan ‘tekeline’ son verilmesi değil, aynı zamanda Batı’nın kurumsal ve yapısal bütünlüğünün de aşınmasıdır. Rusya, bu sürecin Soğuk Savaş’ın 1990’ların başında sona ermesiyle başladığını ve Çin ile Hindistan gibi güçlerin yükselişiyle hızlandığını, bunun da ABD hegemonyasını zayıflatarak çok kutuplu bir dünya düzeninin önünü açtığını savunuyor. Moskova ayrıca Batı’nın bu değişime gerçekçi yaklaşmamasını ve hâkim konumundan vazgeçmemesini, uluslararası çatışmaların ve gerilimlerin başlıca nedenlerinden biri olarak görüyor.

Buna karşılık, ‘çok kutupluluk’ kavramı ABD resmî söyleminde nadiren açık biçimde kullanılıyor. Washington’da genellikle ‘liderlik’ ya da ‘üstün konum’ gibi ifadeler tercih edilmekte, küresel sistemin tanımı tek kutupluluk üzerinden yapılmamaktadır. Bazı Amerikalı yetkililer dünyanın giderek daha çoğulcu bir yapıya evrildiğini kabul etse de bu dönüşüm resmî politika çerçevelerine sistematik biçimde yansımamış, daha çok akademik ve düşünce kuruluşu tartışmalarında gündeme gelmiştir.

Somali’de yerinden edilme ve açlık (AFP)Somali’de yerinden edilme ve açlık (AFP)

Bu farklı bakış açıları ışığında, dünyanın yalnızca güç dengelerinde bir dönüşüm yaşamadığı, aynı zamanda bu dönüşümün nasıl yorumlanacağı ve ne anlama geldiğinin de bir mücadele konusu haline geldiği açıkça görülmektedir. Bu nedenle uluslararası sistemin geleceği, yalnızca bu değişimlerin doğasına değil, aynı zamanda devletlerin bu süreci nasıl anladığına ve nasıl tepki verdiğine de bağlı olacaktır. Ortak bir anlatının ve tek bir referans çerçevesinin yokluğunda, bu yorum farklılıkları belirleyici bir rol oynamaktadır.

Karar anı

İnsanlık, sekiz milyarı aşkın nüfusuyla kritik bir dönüm noktasından geçiyor. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından şekillenen ve kalıcı barışı tesis etme fikrine dayanan uluslararası düzen, giderek artan bir şekilde bütünlüğünü kaybediyor.

1945’ten itibaren bazı devletlerin, savaşları önlemek ve güç ile servetin az sayıda elde toplanmasını sınırlamak amacıyla uluslararası hukuka (antlaşmalar, sözleşmeler, teamüller ve genel ilkeler bütünü) dayalı bir sistem kurmaya çalıştığı inkâr edilemez. Bu sistem, eğer tam anlamıyla uygulanmış olsaydı, adaletin ve eşitliğin hâkim olduğu, hakların ihlal edilmek yerine korunduğu bir dünya düzenini güvence altına alabilirdi.

Ancak son yıllar, özellikle de mevcut dönem, bu yapının hızla aşındığını gösteriyor. Uluslararası hukuk yalnızca ihlal edilmekle kalmamakta, aynı zamanda mutlak hâkimiyet ve sınırsız genişleme mantığıyla hareket eden bazı güçler tarafından açıkça meydan okunmaktadır. Ukrayna’dan Ortadoğu’ya uzanan çatışmalar, bu hukuki çerçevenin maruz kaldığı baskının boyutunu ortaya koymakta; onu temsil eden kurumlar ise etkinliklerini, hatta varlık gerekçelerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.

Bu tablo, temel soruları da beraberinde getirmekte: Uluslararası hukuk neden doğrudan hedef haline gelmiştir? Büyük güçler bundan neyi tehdit olarak görmektedir? Ve tam da bu dönemde, onu savunma ihtiyacı neden daha da artmaktadır?

ABD’nin Colorado eyaletinde kuraklık (AP)ABD’nin Colorado eyaletinde kuraklık (AP)

Cevap aslında açık: Uluslararası hukuk, salt güç mantığına bir sınırlama getirir. Genişlemeye sınırlar çizer, kaynakların hukuksuz biçimde ele geçirilmesini engeller ve eksik ya da eşitsiz biçimde uygulansa bile hesap verebilirlik mekanizmaları sunar.

Buna rağmen uluslararası hukukun hâlâ canlı olduğu, hatta bugün küresel tartışmalarda hiç olmadığı kadar merkezî bir konuma sahip bulunduğu söylenebilir. Tüm trajedilere ve ihlallere rağmen, özellikle 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi başta olmak üzere uluslararası hukuka saygı çağrıları yükselmeye devam etmektedir. Acil ihtiyaç, bu metinlere yeniden hayat verilmesi ve bunların, dünyayı mutlak kaosa ya da ‘güçlünün hukukuna’ sürüklenmekten alıkoyacak temel engeller haline getirilmesidir.

Bununla birlikte, uluslararası hukuka bağlılık tek başına yeterli değildir; bunun ardından daha düzenli ve hatta yeni bir dünya sistemi inşa etmeye yönelik sürekli ve kararlı bir çaba gelmelidir. Aksi halde, kuralların giderek aşındığı ve siyasetin kontrolsüz güç mücadelesine indirgendiği bir dünyada sıkışıp kalınacaktır. Üstelik bu durum, nükleer silaha sahip dokuz devletin varlığı gerçeğiyle birlikte düşünüldüğünde daha da kritik hale gelmektedir.

Fransız hukukçu ve insan hakları savunucusu olarak uzun yıllar farklı görevlerde bulunmuş ve şu anda Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreterliği görevini yürüten Agnes Callamard şu sözleriyle bu tabloyu özetlemektedir: “Bu sistem (uluslararası sistem) şimdiye kadar vaatlerini yerine getirmemiş olsa da o vaatleri bozanların onun hayal ürünü olduğunu iddia etme hakkı yoktur.”

İdeal olan ise yalnızca çok kutuplu bir dünya değil, aynı zamanda çok taraflı bir düzendir; her devletin, büyüklüğü ne olursa olsun, güvenli bir şekilde var olma ve kendi kaynaklarından adil biçimde yararlanma hakkına sahip olduğu bir sistemdir.

Thomas More’un Ütopya’sından biraz esinlenmek fena olmaz...



Trump'ın katıldığı yemekte silahlı saldırı

Silahlı saldırının ardından FBI ajanları, Donald Trump’ın etrafını sararak alandan çıkardı (AP)
Silahlı saldırının ardından FBI ajanları, Donald Trump’ın etrafını sararak alandan çıkardı (AP)
TT

Trump'ın katıldığı yemekte silahlı saldırı

Silahlı saldırının ardından FBI ajanları, Donald Trump’ın etrafını sararak alandan çıkardı (AP)
Silahlı saldırının ardından FBI ajanları, Donald Trump’ın etrafını sararak alandan çıkardı (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeğinde yaşanan silahlı saldırının ardından eşi Melania Trump ile birlikte gizli servis tarafından hızla salondan çıkarıldı. Olayda bir şüpheli gözaltına alındı.

Yetkililer, Cumartesi gecesi düzenlenen yemekte bir kişinin güvenlik güçlerine ateş açtığını bildirdi. Federal Bureau of Investigation (FBI) yetkilisi, saldırganın bir gizli servis görevlisini vurduğunu, ancak görevlinin kurşun geçirmez yeleği sayesinde hayatta kaldığını açıkladı. Trump da daha sonra yaptığı açıklamada yaralı görevlinin durumunun iyi olduğunu söyledi.

vrbgrtb
Silahlı saldırı şüphelisi Cole Thomas Allen, gözaltına alındı (Reuters)

Saldırganın, Kaliforniya’nın Torrance kentinden 31 yaşındaki Cole Thomas Allen olduğu belirtildi. Trump, şüpheliyi “hasta bir kişi” olarak nitelendirirken, olayın tek başına gerçekleştirilmiş göründüğünü ifade etti.

Washington Belediye Başkanı Muriel Bowser, saldırıya başka kişilerin karıştığına dair bir bulgu olmadığını söyledi. Geçici Başsavcı Todd Blanche ise saldırıyla ilgili suçlamaların yakında netleşeceğini ve soruşturmanın yeni başladığını belirtti.

dgthy
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeğinde (AP)

FBI Direktörü Kash Patel, olay yerinden uzun namlulu bir silah ve boş kovanların ele geçirildiğini, ayrıca görgü tanıklarıyla görüşmelerin sürdüğünü açıkladı.

Trump, Beyaz Saray’daki basın toplantısında, silahlı kişinin güvenlik noktasını aşarak içeri girdiğini ve gizli servis ajanları tarafından etkisiz hale getirildiğini söyledi. Paylaşılan güvenlik kamerası görüntülerinde, şüphelinin kontrol noktasını hızla geçtiği ve kısa süreli bir şaşkınlığın ardından güvenlik güçlerinin silahlarını çektiği görüldü.

Silah seslerinin duyulmasıyla birlikte yaklaşık 2600 kişinin katıldığı salonda panik yaşandı. Katılımcılar yere yatarken, güvenlik ekipleri aralarında Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. ve İçişleri Bakanı Doug Burgum gibi üst düzey isimleri koruma altına aldı.

Etkinlik, White House Correspondents' Association (Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeği) tarafından her yıl düzenlenen ve Washington’un önemli sosyal etkinliklerinden biri olan geleneksel yemekte gerçekleşti. Program, Washington Hilton’un balo salonunda yapılıyordu.

sdvfth
Silah seslerinin duyulmasının ardından müdahale eden FBI ajanları (AP)

Trump, olay sonrası yaptığı açıklamada yemeğin iptal edildiğini, ancak 30 gün içinde yeniden planlanmasını umduğunu belirtti.

Öte yandan bu olay, Trump’ın 2024 seçim kampanyası sırasında maruz kaldığı iki ayrı suikast girişiminin ardından geldi. En ciddi saldırı, Temmuz 2024’te Pensilvanya’daki bir mitingde gerçekleşmiş, Trump kulağından yaralanmıştı. Bir diğer olayda ise Florida’daki golf kulübünde silahlı bir kişi gizli servis tarafından etkisiz hale getirilmişti.

Ayrıca söz konusu otel, 1981 yılında eski ABD Başkanı Ronald Reagan’a yönelik suikast girişiminin de yaşandığı yer olarak biliniyor.


İran savaşı, Trump’ın ziyaretinden günler önce Washington ile Pekin arasındaki gerilimi artırıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 30 Ekim 2025 tarihinde Güney Kore’nin Busan kentinde düzenlenen ABD-Çin zirvesi görüşmelerinin ardından el sıkışırken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 30 Ekim 2025 tarihinde Güney Kore’nin Busan kentinde düzenlenen ABD-Çin zirvesi görüşmelerinin ardından el sıkışırken (AP)
TT

İran savaşı, Trump’ın ziyaretinden günler önce Washington ile Pekin arasındaki gerilimi artırıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 30 Ekim 2025 tarihinde Güney Kore’nin Busan kentinde düzenlenen ABD-Çin zirvesi görüşmelerinin ardından el sıkışırken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 30 Ekim 2025 tarihinde Güney Kore’nin Busan kentinde düzenlenen ABD-Çin zirvesi görüşmelerinin ardından el sıkışırken (AP)

ABD yönetimi, cuma günü Çin’deki bağımsız bir petrol rafinerisine, milyarlarca dolarlık İran petrolü satın aldığı gerekçesiyle yaptırım uyguladı. Söz konusu adım, hafta sonu İslamabad’da Washington ile Tahran arasında yeni bir müzakere turu başlatma çabalarının aksamasıyla aynı döneme denk gelirken, aynı zamanda Pekin ile gerilimi artırıyor.

Yaptırımlar, ABD Başkanı Donald Trump’ın 14-15 Mayıs tarihlerinde Çin’in başkenti Pekin’e gerçekleştirmesi planlanan ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesini içeren ziyaret öncesinde geldi. İran’la yaşanan gerilim nedeniyle daha önce ertelenen bu ziyaret, Trump’ın sekiz yıl aradan sonra Çin’e yapacağı ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor. Öte yandan South China Morning Post gazetesinin haberine göre, Cumhuriyetçi Senatör Steve Daines, 1 Mayıs’ta Şanghay ve Pekin’i kapsayacak şekilde iki partiden beş üyeli bir ABD heyetine liderlik edecek. Söz konusu ziyaretin, planlanan başkanlık ziyareti öncesinde hazırlık niteliği taşıdığı belirtiliyor.

‘Yasadışı’ yaptırımlar

ABD Hazine Bakanlığı, Hengli Petrochemical (Dalian) rafinerisini yaptırım listesine aldı. Bakanlık, tesisi İran’dan ham petrol ve petrol ürünleri satın alan en büyük müşterilerden biri olarak tanımladı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi ayrıca İran’ın ‘gölge filosu’ kapsamında faaliyet gösteren yaklaşık 40 nakliye şirketi ve gemiye de yaptırım uygulandığını duyurdu.

Çin ise söz konusu yaptırımlara tepki göstererek tek taraflı ‘yasadışı’ önlemlere karşı olduğunu açıkladı. Washington’daki Çin Büyükelçiliği, normal ticaret faaliyetlerinin zarar görmemesi gerektiğini belirterek ABD’yi Çinli şirketleri hedef almak için yaptırımları ‘kötüye kullanmayı’ bırakmaya çağırdı. Büyükelçilik Sözcüsü yaptığı açıklamada, ABD’ye ticaret, bilim ve teknoloji konularını siyasallaştırmama ve bunları bir araç olarak kullanmama çağrısında bulundu.

Trump yönetimi geçen yıl da Hebei Xinhai Chemical Group, Shandong Shouguang Luqing Petrochemical ve Shandong Shengxing Chemical gibi diğer küçük bağımsız Çin rafinerilerine yaptırım uygulamıştı. Bu yaptırımlar, söz konusu tesislerin ham petrol temininde zorluk yaşamasına ve rafine ürünlerini farklı isimler altında satmak zorunda kalmasına yol açtı. Çin’in toplam rafineri kapasitesinin yaklaşık dörtte birini oluşturan bu tesisler, dar ve zaman zaman negatif kâr marjlarıyla faaliyet gösterirken, son dönemde zayıf iç talep nedeniyle de baskı altında bulunuyor.

ABD yaptırımları, ABD yargı yetkisi kapsamındaki varlıkların dondurulmasını ve Amerikan kişi ve kurumlarının listelenen kuruluşlarla iş yapmasının yasaklanmasını içeriyor. Bu durum, bazı büyük bağımsız rafineri şirketlerinin İran petrolü alımından kaçınmasına neden oldu. Kpler verilerine göre, 2025 yılı itibarıyla Çin, İran petrol sevkiyatlarının yüzde 80’inden fazlasını satın alıyor.

Nispi dokunulmazlık

Uzmanlar, yaptırımlar dosyası kapsamında uzun süredir bağımsız rafinerilerin ABD yaptırımlarının tam etkisinden görece daha az etkilendiğini belirtiyor. Bunun başlıca nedeni olarak, bu şirketlerin ABD finans sistemiyle sınırlı bağlantılara sahip olması gösteriliyor. Uzmanlara göre, İran petrolü alımlarını kolaylaştıran Çin bankalarına yönelik yaptırımların devreye sokulması, çok daha güçlü bir etki yaratabilir.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington’un İran yönetimine karşı ‘boğucu bir mali baskı’ uyguladığını belirterek, “Hazine Bakanlığı, İran’ın petrolünü küresel pazarlara taşımak için kullandığı gemi ağı, aracılar ve alıcılar üzerindeki baskıyı artırmaya devam edecek” dedi.

Bessent ayrıca, iki Çin bankasına İran kaynaklı fonların hesaplarından geçtiğinin tespit edilmesi halinde ikincil yaptırımlarla karşı karşıya kalabilecekleri yönünde uyarı mesajı gönderildiğini açıkladı.

Son dönemde bağımsız rafinerilerin, küresel Brent ham petrol fiyatlarının üzerinde prim ödeyerek İran petrolü satın almak zorunda kaldığı belirtiliyor. Bu durum, ABD’nin deniz yoluyla taşınan İran petrolüne yönelik yaptırımlara geçici muafiyet tanımasının ardından Hindistan’ın alımlarını artırabileceği beklentisiyle fiyatların yükselmesine bağlandı. Ancak söz konusu muafiyetin geçen hafta sona erdiği ifade edildi.


Trump: Muhabirler Yemeği'ndeki olay, İran'la savaş kazanma hedefimden beni caydırmayacak

ABD Başkanı Donald Trump, silahlı saldırı olayının ardından düzenlenen basın toplantısında (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, silahlı saldırı olayının ardından düzenlenen basın toplantısında (AFP)
TT

Trump: Muhabirler Yemeği'ndeki olay, İran'la savaş kazanma hedefimden beni caydırmayacak

ABD Başkanı Donald Trump, silahlı saldırı olayının ardından düzenlenen basın toplantısında (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, silahlı saldırı olayının ardından düzenlenen basın toplantısında (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Washington’da katıldığı Beyaz Saray Muhabirleri Yemeği sırasında yaşanan silahlı saldırının, İran’la yürütülen savaştan kendisini caydırmayacağını, olayın büyük olasılıkla bu çatışmayla bağlantılı olmadığını söyledi.

Trump, olayın ardından Beyaz Saray’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “İran savaşında zafer kazanmaktan beni hiçbir şey alıkoyamaz. Bildiklerimize dayanarak bununla bir bağlantısı olduğunu düşünmüyorum” dedi.

Ancak Trump daha önce yaptığı değerlendirmede, olayın İran savaşıyla bağlantılı olup olmadığının “asla kesin olarak bilinemeyeceğini” ifade ederek, saldırganın motivasyonunun araştırıldığını ve şüpheliyi “yalnız kurt” olarak nitelendirdi.

Trump, Washington’daki medya etkinliği sırasında ateş açtığı iddia edilen şüpheliyi “potansiyel bir katil” olarak tanımlarken, üzerinde “çok sayıda silah” bulunduğunu belirtti.

 Trump’ın Washington’da katıldığı medya etkinliği sırasında silahlı saldırı şüphelisine ait paylaştığı fotoğraf (“Truth Social”)Trump’ın Washington’da katıldığı medya etkinliği sırasında silahlı saldırı şüphelisine ait paylaştığı fotoğraf (“Truth Social”)

Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında Trump, saldırganın bir güvenlik kontrol noktasını aştığını, “Bir polis memuru vuruldu ancak çok iyi bir kurşun geçirmez yelek giydiği için hayatta kaldı” ifadeleriyle belirtti.

ABD Başkanı’nın paylaştığı video görüntülerinde, şüphelinin bir güvenlik bariyerini aşarak koştuğu ve Gizli Servis ajanlarının hızla müdahale ettiği görülüyor.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ajansa konuşan kaynaklar, şüphelinin Kaliforniya eyaletinden 31 yaşında bir erkek olduğunu bildirdi.

Trump, 1965 yılında açılışından bu yana önemli siyasi etkinliklere ev sahipliği yapan ve Beyaz Saray Muhabirleri Yemeği'nin de düzenlendiği Washington Hilton Hotel’in “özellikle güvenli bir tesis olmadığını” savundu. “Bu gece yaşanan tüm koşullara baktığımızda, açıkçası buranın çok güvenli bir bina olmadığını söyleyebilirim” dedi.